‘Ehvenişere’ Oy Vermek Ne Zaman Etik Olur?- Robert Simpson

//
1657 Okunma
Okunma süresi: 7 Dakika

Sık sık kökleşmiş değer yargılarımıza ve ideallerimize uygun davranmak ile yaşanılan an içerisinde daha iyi sonuç verebilecek şekilde davranmak arasında bir seçimle karşı karşıya geliyoruz. Bir hayvan barınağında gönüllü çalışan bir veteriner olduğunuzu ve barınağın yeniden sahiplendirilemeyen evcil hayvanlara ötenazi yapmaya başlayacağı konusunda bilgilendirildiğinizi hayal edin. Patron, bu tatsız görevi yerine getirmenizi istiyor. Yapman gereken nedir? Patronun isteğini yerine getirirsen, seni ilk etapta gönüllü olmaya iten ideallerle çelişeceksin ama görevi yerine getirmezsen de büyük ihtimalle çok daha acımasız koşullar içerisinde bu ötenazinin gerçekleşeceğini biliyorsun.

Bu sorunun kendini ortaya çıkardığı çok daha tanıdık bir bağlam var, oy sandıkları. Devletin yoksulların refahını sağlaması gerektiğine ve zenginleri zenginleştiren yapısal güçlerle mücadele etmesi gerektiğine inandığınızı hayal edin. İki partili bir seçim sisteminde olduğunuzu ve ideallerinizle ‘’kavramsal’’ olarak uyumlu olan partinin, yoksulluğu devam ettiren politikaları sürdürecek şekilde iş dünyasının seçkinleriyle bir anlaşma yaptığını varsayalım. (düşük asgari ücretler, vergi teşvikleri, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi vb.) Ne tür bir oy vermelisiniz? İşleri siyasi spektrumda daha sağa iten partiye oy veremezsiniz. Boykot tercihinde bulunursanız veya kazanmayacağından neredeyse emin olduğunuz birine oy verirseniz, halihazırda iktidardaki partinin yeniden seçilmesine yardım etmiş olursunuz. Yine de, kampanyalarını gerçekten desteklemediğiniz “ehvenişer” adaya desteğinizi vermek, idealleriniz için kabul edilemez bir ödün verme gibi görünüyor.

Bu senaryoların arkasındaki ahlaki ikilem, ahlak felsefesinde iyi bilinen bir tartışmanın konusudur. Bernard Williams, kendi ahlaki ilkelerinize bağlılığı korumaya özen göstermeniz gerektiğini savunur. Bunun nedeni, gerçekleştirdiğiniz eylemler için özel bir şahsi sorumluluğa sahip olmanızdır. Bu seçimler ve eylemler, bir anlamda, sizindir/size aittir. Seçimlerinizi/eylemlerinizi başkalarınınkiyle birleştirmenizden kaynaklanan sonuçlardan farklıdır.

Williams, veteriner hekime ve seçmenlere şunu söylerdi: Ehvenişer olanı desteklemek için ideallerinize karşı olma baskısı hissetmemelisiniz. Hayvanlara ötanazi uygulamayın. Popüler adaya oy vermeyin. Siz yaptığınız eylemlerden sorumlusunuz, eylemlerinizin ve sizden başka kişilerin eylemlerinin sonucunda ortaya çıkan toplam sonuçtan, bunların yol açtığı her şeyden değil. Veterinerliği bırakırsan ve bu hayvanlar daha fazla acı çekerse, bundan sorumlu olmazsın; sorumlu patronundur. Halihazırda iktidardaki demagog bir başkan iktidarda kalırsa, bu da senin suçun değil.

Ama belki bu düşünme şeklini biraz amaçsız buluyor olabilirsiniz. “Sonuç temelde benim hatam değildi” yaklaşımı, vicdanınızı bir anlığına askıya almış olsaydınız, önlemeye yardımcı olabileceğiniz bir şey için zayıf bir mazeret gibi görünüyor. Hatta ahlaki açıdan bir narsistin ifadelerine benziyor. (Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmekten çok kusursuz bir ahlaki hattı korumayı önemseyen biri.)

Williams bu endişenin ve kusursuz bir iyilik yapmanın sıcak hissini sürdürmeye çalışırken güçlü ahlaki ilkelere sahip olmanın pek önemli görünmediğinin farkında. Ahlaki ilkelere sahip olmanın önemi bundan daha derindir. Barınak patronlarının, sizin ve başkalarının kararlarını vereceği seçim mimarisini dikte etmesine izin verirseniz onlara gündem belirleme ayrıcalığı vermiş olursunuz.

Seçim senaryosunda bu ikilem nasıl sahne alıyor? İnsanların Williams’ın ikilemine nasıl tepki vereceği, 2020 ABD seçimlerinde belirleyici bir faktör olabilir. Donald Trump’ın yeniden seçilmesi ABD ve dünya için bir felaket olsa da, bazı ilerici seçmenler geniş çaplı ajandasını reddettikleri, ve kendini öne çıkardığı nokta ‘’Trump olmamak’’ olan birine oy verme konusunda isteksiz durumdalar.

Williams’ın ahlaki ilkelere sahip olma hakkındaki fikirleri, ehvenişer adayı takip etme konusunda isteksiz birinin en azından bu isteksizliği sorgulaması gerektiğini öne sürüyor. Williams, dünyayı gerçekten daha iyi bir yer haline getirmeye çalışıyorsanız, size sunulan sınırlı seçenekler arasındaki iyiyi desteklemenin yeterli olmadığını söylüyor. Hangi sonuçların hangi eylemlerden kaynaklanacağını şekillendiren, ve seçenekleri aktif olarak inşa eden biri olmaya çalışmalısınız. Ve bu, kısa vadede istenmeyen sonuçlar doğursa bile, idealleri gerçekleştirmek için sorumluluk almak anlamına gelir.

Ekonomik koşulların iyileşmesi gerektiği yönünde düşünceleri olan ateşli bir sosyal medya kullanıcısını ve bu düşünceleri aktif bir motivasyon kaynağı olarak benimseyen, yoksullukla mücadele etmek için çalışan örgütlü mücadele içerisinden birini karşılaştırın. Ödün verme konusunda Twitter kullanıcısı için, ahlaki ilkelerin kendisinden ödün vermek dışında tehlikede olan hiçbir şey yok ve bu durumda kişinin ahlaki ilkelerine olan bağlılığını felaketi önlemekten daha yüksek bir öncelik olarak ele almak ciddi bir ahlaki narsisizm vakası gibi görünüyor. Bunun aksine, örgütlü mücadele içerisinden biri için, ehvenişere yönelik bir oylama, dünyayı şekillendirme çabalarına gerçek bir engel oluşturabilir.

Dolayısıyla, ideallerinizden ödün verip vermeyeceğinize veya bir tavır alıp almayacağınıza karar verirken kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: ‘Bu ödün verme, kararlı olduğum ve dünyayı aktif olarak daha iyi bir yer haline getirmeye çalıştığım projelerin altını oyacak mı? ‘(bu durumda: ilkelerinizin arkasında durun.)’ Ya da ideallerim ve ilkelerim bir amaca hizmet etmiyor, öyle ki ahlaki bir taviz verme, aktif olarak hiçbir projeyi etkilemeyecek mi? ‘(bu durumda: ehvenişeri destekleyecek şekilde hareket edin). Bu yaklaşımın ilk göze çarpan sonucu, idealleri kendilerini iki kötülükten daha azına oy vermeye gönülsüz kılan, ancak bu ideallerle beslenen gerçek taahhütleri veya projeleri olmayan insanlara bir çerçeve sunmasıdır.

Ama örgütlü mücadele içerisinden biri için işler gerçekten çok farklı mı? Temel prensiplerden herhangi biri konusunda tereddüt ederse çabalarının tehlikeye gireceğini düşünen birini sorguya çekmek de kolaydır. “Projeleriniz devam edecek!”, “Benzer fikirlere sahip insanlarla çalışmaya, eğitim vermeye, organize etmeye, protesto etmeye, dayanışma geliştirmeye devam edebilirsiniz, vesaire. Tek yapmanız gereken seçimde bu kutuyu işaretlemektir. (Ve belki birkaç haftalığına Joe Amca’yı eleştirme konusunda yumuşayabilirsiniz.) ‘’

Ya da bu kişi seçimleri, projeleri ve ilkeleri arasında bir uyum sağlamak konusunda çaresizse, projelerinde biraz değişiklik yapabilir. Yoksulluğa karşı en iyi stratejiyi hedefleyen bir aktivist olma ajandasını neden biraz farklı olan, yoksulluğu sınırlayan daha mütevazi bir yoksulluk karşıtı aktivist olma yolunda değiştirmesin? İlk ajandası o kadar özel ve kutsal mı ki bu değişim vicdansızca olacak?

Tabi ki değil. Ancak, bu ilkelerin mükemmel olduğunu düşünmeden de ilkelerinizde tereddütsüz davranmanız için nedenleriniz olabilir. Ilımlılar haline gelen Young Turks (ABD’de bir program), genellikle bir dizi artan tavizle bu noktaya evrildiler. Bu, kırılgan bağlılık psikolojisinin doğal bir sonucudur. Tıpkı birkaç sigara ya da çikolata aylarca süren öz disiplini parçalayabildiği gibi, ehvenişeri seçme pragmatizmine geri çekilmek, kişinin ilk etapta en iyiyi hedeflemesi gerektiği algısını zayıflatabilir. Ve tarih adaletsiz sistemlere karşı olan devrimci muhalefeti bastırmanın ve nihayetinde silahsızlandırmanın bir yolu olarak uzlaşma, ödün verme stratejilerini dayatan siyasi aktörlerle doludur.

Ehvenişeri oylama stratejisini defalarca uygularsak ne olacağını biliyoruz. Sahici olan yoksullukla mücadele politikalarının hepsini siyasi gündemden uzaklaştırır. İlerici partiler ekonomik adaleti önemseyen herkesi hafife alıp çantada keklik görürse, politikalarını değiştirmeye yönelik her türlü dürtüyü kaybederler. Bu koşullar altında en az kötü adaya oy vermek, sahte bir demokrasiye varan bir şeyi doğrulamaktır. (İki elit grup arasındaki güç mücadelesi.)

Williams’ın ayak izlerini takip ederek, ideolojik olarak taviz vermez kalmak için söylenecek bir şey var. Bazı durumlarda, ilkeli duruşunuzu ödüllendirmenin ve pragmatik bir oylama yapmayı reddetmenin inandırıcı bir mantığı vardır. İdealler ve ilkeler konusunda tavizsiz olmak, dünyanın size sunduğu yetersiz seçim mimarilerinin altını oymanın ve bunun yerine yapısal dönüşümü teşvik etmenin bir yoludur.

Aynı zamanda kendimizi bu gruba koymadan önce dikkatlice düşünmeliyiz. Malcolm X, tembel bir ödün verme politikasıyla ilgili sorunların farkındaydı. Yasalar ve reformlarla ırkçı adaletsizliği gidermede devam eden bir başarısızlığın, nihayetinde devrimci şiddeti gerektireceğini savundu. Ancak tavsiyesi oy kullanmaktan kaçınmak değildi. Tavsiyesi, gerektiğinde başka yollarla adaletsizlikle mücadele etmeye hazır olurken, oy pusulası ile elde edilebilecek her şeyi başarmaktı.


Robert Simpson- “When is it ethical to vote for ‘the lesser of two evils’?”, (Erişim Tarihi: 02.11.2020), Erişim Kaynağı: https://psyche.co/ideas/when-is-it-ethical-to-vote-for-the-lesser-of-two-evils

Çevirmen: Mehmet Kara

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Alışveriş Özgürlükse Yağma Direniştir – Enzo Rossi

Sonraki Gönderi

Para ve Ahlak – Alex Mayyasi

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü