Ahlak Hakkında Anlaşmazlığa Düşüyorsak Onu Nasıl Öğretebiliriz? – Michael Hand

448 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

İnsanlar ahlak hakkında anlaşmazlığa düşer. Ahlakın neyi yasakladığı, neye izin verdiği ve neyi gerektirdiği hakkında anlaşamazlar. Ve ahlakın bu gibi şeyleri neden yasakladığına, izin verdiğine ve gerektirdiğine dair anlaşmazlığa düşerler. Diğer yandan, en azından bu konular hakkındaki anlaşmazlığın bir kısmı mantıklı. Karışık düşüncelere, cahilliğe ya da konu ile ilgili düşüncelere olan özensizliğe kolayca dayandırılamaz. Benzer hayat tecrübeleriyle donatılmış ve aşağı yukarı aynı gerçeklerle bilgilendirilmiş olan mantıklı ve samimi insanlar, ahlakın içeriği ve savunması hakkında çarpıcı derecede farklı sonuçlara ulaşır.

İçerik üzerine olan anlaşmazlığa örnek olarak ‘demokratik seçimlerde oy ver’, ‘çocuğuna vurma’ ve ‘et yeme’ gibi standartları düşünün. Bazı makul insanlar oy vermek için olan ahlaki görevi ya da vurmaya ya da et yemeye dair ahlaki yasaklamayı kabul ederken; diğerleri etmiyor. Anlaşmazlığın gerekçeleri hakkındaki derinliği görmek için yaygın olarak kabul edilmiş ahlaki standart olan ‘yalan söyleme’ için geliştirilmiş çeşitli nedenleri değerlendirin. Tanrı emrettiği için mi, olabilecek en büyük mutluluğu en üst dereceden desteklediği için mi, başkalarını aldatırken onları sadece sonuca yönelik birer araç olarak kullandığımız için mi, yoksa dürüstlük erdemi kendi gelişimimizde gerekli bir şart olduğu için mi yalan söylemekten kaçınmalıyız? Bu nedenlerin her biri bazıları için ikna edici ve diğerleri için oldukça anlamsız.

Ahlak üzerine olan akla yatkın anlaşmazlık eğitimcileri problemle karşı karşıya bırakıyor. Onlara bir çeşit ahlak eğitimi vermeden, nasıl ahlaki standartlara katılan ve haklı çıkarılması gerektiğine inanan çocuklar meydana getirebileceğimizi görmek zor. Ama aynı zamanda, ahlak eğiticilerinin meşru olarak bu yaklaşımları ahlakın içeriği ve savunması hakkındaki akılcı anlaşmazlıklar huzurunda nasıl yetiştireceğini görmesi zor. Çocukları belli bir ahlaki kuralın doğruluğuna ikna etmek için yapılan herhangi bir girişim beyin yıkamaya eş değer olacakmış gibi görünüyor.

Bu probleme verilen genel tepkiler, bilindik olduğu kadar yetersiz. Çocukların doğuştan iyi olduklarına ya da keşfederek ve kendi rızalarıyla ahlaki standartlar oluşturma eğilimlerine inanarak ahlakın öğretilmesi gerektiğini inkâr edebiliriz. Ya da belirli bir ahlaki kuralı ve bununla ilgili gerekçelendirmeyi öğretmek adına, alternatiflerinin ciddi anlamda düşünülmesinden kaçınmak için manipülasyona ve yanlış tanıtmaya dayalı olan zor bir aşılama kararı verebiliriz. Ya da basitçe ahlakla eğitimeyi bırakıp ahlak hakkında eğitim vererek çocukları bir dizi ahlaki kural üzerine derinlemesine eleştirel düşünmeye ve eğer mümkünse hangilerinin kendi erdemlerine uygun olduğuna karar vermeye davet edebiliriz. Ama bu cevaplara karşı itirazlar apaçık ve ciddi.

Bence standart cevaplardan daha iyisini yapabiliriz. Ahlaki etkinin akla yatkın bir anlaşmazlıkla sürdüğü doğru olsa da ahlak kurallarının sağlam bir şekilde haklı çıkarılamayacağı doğru değil. Ahlak hakkındaki makul anlaşmazlık sorunun dibine kadar inmiyor. Neredeyse herkesin şu anda kabul ettiği bazı temel ahlak kuralları, bunları kesin olarak haklı çıkaran argümanların desteğini alıyor. Ahlak eğitimcileri, düzgün bir şekilde, bu kurallara katılan ve onların savunulması gerektiğine inanan çocuklar meydana getirmeyi hedefleyebilir ve bu amacı beyin yıkamaya benzeyen herhangi bir şeye dönmeden gerçekleştirebilirler.

Haklı çıkarıcı argüman iki iddiaya dayanıyor. İlki; bütün insanlar ya da en azından diğerlerinin yanında sosyal gruplar halinde yaşayan herkes, David Copp’un 2009’da sosyallik problemi adını verdiği ciddi bir uygulama sorunuyla kaçınılmaz bir şekilde karşı karşıya bırakılıyor. İkincisi; insanlar, kendilerini ve birbirlerini belli bir davranış biçimine tabi tutarak bu sorunu etkili bir şekilde çözebilirler.

Sosyallik problemi, insan olmanın üç beklenmedik ama kalıcı özelliklerinden ortaya çıkar. Bu özellikler, bazen ‘adaletin koşulları’ olarak tanımlanır, (i) kabaca eşitlik, (ii) sınırlı empati ve (iii) orta derecede kaynakların azlığıdır. Bu özelliklerin ya da durumların tartışmaları, Thomas Hobbes’un Leviathan (1651), David Hume’un İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme (1739), H L A Hart’ın Hukuk Kavramı (1961), G J Warnock’un Ahlakın Nesnesi (1971),  John Rawls’ın Bir Adalet Teorisi (1971), J L Mackie’nin Ahlak (1977) eserinin de dâhil olduğu birçok filozofun yazılarında bulunabilir.

Bu özelliklerin birleşiminin neden belanın tarifi olduğunu görmek zor değil. Çünkü güç ve zekâ konusunda hemen hemen eşitiz, herhangi bir fiziksel ve stratejik anlaşmazlıkta başa geçme şansımız olduğunu her birimiz biliyoruz ve her birimiz etrafımızdakilerin kendi şansları hakkında aynı şeyi bildiğinin farkındayız. Çünkü yabancılara karşı olan empatimiz, öz sevgi ve aile sevgisinden açıkça az olması bakımından sınırlıdır; kendi güvenliğimiz ve tatminimizi ve sevdiklerimizinkini, diğerlerinin güvenliği ve tatmininin önüne koymaya eğilimliyiz. Ve kaynaklar, hepimizin ihtiyaçları ve isteklerini tatmin edecek kadar bol olmadığından kısa sürede ürünlere ulaşmak için birbirimizle yarış içerisinde olmaya mecbur bırakılıyoruz. Bu koşullar birlikte ele alındığında, insanların bulunduğu sosyal gruplarda anlaşmazlık ve arıza çıktığında beraber karşı koyma eğilimleri olduğunu ima etmektedir.

Bu yüzden, açık bir şekilde empati ve öz çıkarımız için diğerleriyle iş birliği içerisinde olmak ve birbirimize zarar vermekten kaçınmak için sıkça motive ediliyorsak da bu motivasyonlar dayanışmayı sağlama ve çatışmayı önleme görevinde yetersiz kalıyor. Güvenilir bir şekilde huzur ve verimlilik sağlamıyor. Bu problemi ele almak, anlaşma içinde olmak ve birbirimize zarar vermeyecek şekilde davranmayı sürdürmel için ek bir motivasyona ihtiyacımız var. Ahlaki kurallara bağlı kalmanın bize verebileceği tarzda bir motivasyona ihtiyacımız var. Bu argümanın desteklediği temel ahlak kuralları arasında öldürme ve zarar verme, çalma ve gasp etme, yalan söyleme ve aldatma yasakları ve diğerlerine adil davranma, verilen sözleri tutma ve ihtiyacı olanlara yardım etme gereksinimleri bulunuyor. Kaynaklar için olan yarıştan ve saldırıya karşı savunmasız olmaktan kaynaklanan tehlikenin üstesinden gelmek için insanların ve mülklerinin güvenliğini sağlamayı karşılayabilecek ölçütler olmalı ve ortak çabalarımıza engel olma tehdidi yaratan güvensizliğin üstesinden gelmek için birbirimizle olan anlaşmalarımızda adil, dürüst ve ihtiyaç anlarında birbirimizde yardım eli uzatmayı zorunlu kılan ölçütler olmalı.

Eğer ahlaki eğitim rasyonel olacaksa, çoğunluğu tartışmalı ahlak kurallarına ve haklı çıkarılan argümanlara yönlendirmeyen bir sorgulama biçiminde olmak zorunda. Ama en azından bir kısmı, çocukların ahlaki kurallara uymasına çabalama ve o kuralların neden savunulduğunu anlamalarına yardımcı olma biçiminde olabilir ve olmalıdır.

Kaynak: Michael Hand, “If we disagree about morality, how can we teach it?”, Aeon, 16 Mart 2018, Editör: Nigel Warburton, https://aeon.co/ideas/if-we-disagree-about-morality-how-can-we-teach-it (erişim: 11 Eylül 2019), Çeviren Elanur Çelebi

Hacettepe Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyor. En çok hoşlandığı şey farklı kültürler hakkında bilgi edinmektir. Tarih, Edebiyat ve Mitoloji ilgilendiği alanlar arasındadır. Her türlü yeni düşünceye açıktır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Rachels’ın Argümanı ve Etik Olarak Ötanazi – Taner Beyter

Sonraki Gönderi

John Rawls ve Adalet Teorisi'ne Kısa Bir Bakış - Taner Beyter

En Güncel Haberler Analitik Felsefe