Avusturya Faiz Teorisi’nin Reformülasyonu – Kaan Dişli

1 Okunma
Okunma süresi: 44 Dakika

Faiz fenomeni, iktisadi düşünce tarihindeki en tartışmalı konulardan biridir. Bu konu hakkında sadece farklı düşünce ekollerinin arasında değil, aynı düşünce ekolünün üyeleri arasında bile radikal fikir ayrılığı bulunmaktadır. Bu durum özellikle Avusturya iktisat ekolü için geçerlidir.

Bu yazıda, alternatif faiz teorilerinin çürütülüşlerinin üzerinden geçip, Avusturya teorisinin tarihsel evrimini inceleyip, çağdaş ekonomistlerin ışığında bütünleşmiş bir bakış açısı sağlamaya çalışacağım.

Problem nedir?

Yüzyıllar boyunca sayısız ekonomistin kendilerine sorduğu soru şudur: Bir kapitalistin, tüketim mallarının üretimi için gerekli girdileri (sermaye malları) ödemesi ve bu malların satışından sonra sürekli olarak net bir gelir elde etmesi nasıl mümkün olabilir? Başka bir deyişle, girdiler ve çıktılar arasındaki bu fiyat farkının kaynağı nedir? Bu fazlalığı ne yaratır?

  • François Quesnay, sadece tarımın bu fazlalığı yaratabileceğine inanıyordu.
  • Karl Marx, emek tüm değerlerin nihai kaynağı olduğu için, yalnızca emek sömürüsünün net bir geliri meydana getirebileceğini inanıyordu.
  • Frank Knight, sermayenin (toprağın, makinelerin, insan sermayesinin) üretkenliğinin bir sonucu olarak faizi temsil eden bir fazlalık verdiğine inanıyordu.
  • Joseph Schumpeter, uzun vadede genel dengede artı değerin olmayacağına ve kapitalistin gelirinin girdilerin toplam fiyatına tam olarak eşit olacağına inanıyordu.

Carl Menger

Carl Menger (1840-1921)

Carl Menger, ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz pür zaman tercihi teorisinin (PTPT) öncülerinden biri olarak görülebilir. Kısacası, faizin var olmasının nedeni , insanların malları değerlendirmesinin, bu malların tüketim için ne zaman mevcut olduğuna bağlı olmasıdır.

Menger, yüksek sıradaki mallar ile düşük sıradaki mallar arasında bir ayrım yapar. Daha yüksek sıradaki mallar, daha düşük sıradaki mallarının elde edilmesi için gerekli olan üretim araçlarıdır. Bir ürün ne kadar yüksek sıradaysa, tüketimden o kadar uzaktır. Bir mal ne kadar yüksek sıradaysa (aynı üretim sürecinde), nihai ürünü o maldan elde etmek için beklemek o kadar uzun sürer.

Menger, gelecekteki ve şimdiki memnuniyetlerin aralarındaki farkları ve birbirleriyle olan ilişkileri fark edebildi:

Mevcut veya yakın gelecekteki bir zevkin (eğlencenin), insanlar için gelecekte daha uzak bir zamandaki eşit yoğunluktaki zevkten daha önemli göründüğünü, bütün tecrübe öğretir.[1]

Mevcut zevk gelecekteki zevke tercih edildiğinden, farklı zamanlardaki tatminler arasında mutlaka bir değer farkı vardır. Menger, zamanın değerlendirilmesine bağlı olan iki alan: bir üretim sürecinin son ürününü bekleyen bir kapitalist ile kredi piyasası arasındaki benzerlikleri belirtir:

Daha düşük sıradaki malların üretimi için gerekli olan daha yüksek sıradaki mallara tasarrufu altında sahip olan bir kişi, bu gerçekten dolayı, daha düşük sıradaki malların kontrolüne hemen ve doğrudan sahip olmaz, fakat sadece, üretim sürecinin doğasına göre daha uzun veya daha kısa olan bir zaman dilimi geçtikten sonra sahip olur. Eğer o daha yüksek sıradaki mallarını daha düşük sıradaki uygun mallarla veya gelişmiş ticari ilişkiler altında aynı şey olan uygun bir para miktarıyla hemen mübadele etmek isterse, zaman içindeki gelecek bir noktada (örneğin, 6 ay sonra ) belli bir miktar para alacak olan fakat onun kontrolünü hemen elde etmek isteyen bir kişi ile açıkça benzer bir pozisyon içinde olur.[2]

Menger sadece aralarındaki benzerlikleri fark etmiyor, aynı zamanda, zaman ve yüksek sıradaki ürünlerin fiyat indirimi arasındaki doğru bağlantıları kuruyor:

Bundan dolayı, daha yüksek sıradaki malların tamamlayıcı miktarlarının bugünkü değerini belirlemek istediğimiz her durumda, sadece girişim faaliyetinin değeri toplama dahil edilirse, ürünün beklenen değeri onların hepsinin toplam değerini birlikte belirler.[3]

Menger’in “sermaye hizmetleri” ile neyi kast ettiği biraz muallaktır ve girişimcilik faaliyetini faizi belirleyen bir faktör olarak görmesi, sonraki ekonomistlerle çelişir. Menger’in analizi biraz ilkel olsa da, faizin ortaya çıkışında zamanın önemli  bir faktör olduğunu vurgulamakta ilktir.

Eugen von Böhm-Bawerk

Eugen von Böhm-Bawerk (1851-1914)

Menger’in öğrencisi Böhm-Bawerk, sermaye ve ondan elde edilen fazla geliri tümüyle inceleyen ilk kişidir. “Sermaye ve faiz” adlı devasa çalışmasında, bir sonraki kitabı “Sermayenin Pozitif Teorisi”nde kendi teorisini öne sürmeden önce o zamana kadar önerilen çokça faiz teorisi inceler. Zamanının ekonomistleri (ve çağdaş ekonomistler) tarafından faizi açıklamanın en popüler yollarından biri, elde edilen ekstra geliri sermaye mallarının üretici güçlerine atfetmekti. Sermaye ekipmanı kullanarak daha fazla mal üretebilmemiz, faizin ortaya çıkabilmesi için yeterli bir sebep olduğu düşünülmüştür. Böhm-Bawerk’e göre, sermayenin üretkenliği elde edilen fazlalığı etkileyen faktörlerden biri olsa da, sadece verimliliğin faizi açıklayan yeterli bir faktör olduğu söylenemez. Bu açıklamaları “naif üretkenlik teorileri” adı altında kategorize eder.

‘Açıklamak’ kelimesiyle kastettiğim şey, artı değerin ortaya çıkması için sermayenin üretken güçlerinin tamamıyla yeterli olduğunu göstermeleri, diğer açıklanmamış koşullardan yalnızca bir tanesi olduğunu söylememeleri gerekir.[4]

Sermaye mallarının yardımıyla aynı fiziksel girdiyi kullanarak daha fazla fiziksel çıktı elde etmenin mümkün olması anlamında daha üretken olduğu inkar edilemezdir. Ne yazık ki bu, üretilen malların değeri ile kullanılan sermayenin değeri arasında neden bir değer farkı olduğunu açıklamaz.

Derhal sermayenin kendisine atfedilen fiziksel üretkenliğe sahip olduğunu, yani yardımı ile aslında onsuz olduğundan daha fazla mal üretilebileceğini kabul ediyorum. Aynı zamanda aradaki ilişki o kadar bağlayıcı olmasa da, sermaye yardımı ile üretilen daha fazla mal miktarı, yardımı olmadan üretilen daha az mal miktarından daha fazla değere sahip olduğunu da kabul ediyorum. Ancak, hiçbir durumda bu daha büyük miktarda malın, üretiminde tüketilen sermayeden daha değerli olması gerektiğini gösteren tek bir özellik yoktur ve açıklamak zorunda olduğumuz artı değer olgusu budur.[5]

Sermaye verimliliği, faiz oluşumunun nedeni olarak yeterli bir faktör olamaz, çünkü bu, sermaye mallarının fiyatının neden tüketim ürünlerinin fiyatına eşit olduğu noktaya kadar yükselmediğini açıklamaz.

Faizin nedeninin doğru bir şekilde açıklanması için zamanı, üretimde önemli bir unsur olarak görmemiz gerekir. Her üretim süreci zaman alır, bazıları günler sürer, bazıları aylar, bazıları yıllar. 3 gün içinde mevcut olan bir ürün, 3 yıl içinde mevcut olanla aynı değere sahip değildir. Böhm-Bawerk’e göre, mevcut mallar gelecekteki mallardan daha değerlidir ve bu yüzden aralarında değer farkı vardır. Sermaye malı sahibi olmak, gelecek tüketim malları için bir hak sahibi olmaya benzer. Gelecekteki mallar mevcut mallardan daha az değerli olduğundan, sermayenin değeri buna göre indirime uğramalıdır. Böhm-Bawerk, mevcut malların neden daha değerli olduğunu araştırır. 3 farklı nedensel faktör ortaya koyuyor:

  • İlk nedensel faktör, arz ve talep ilişkileri değiştikçe gelecekteki malların marjinal faydasının azalmasıdır. Gelecekte tüketim için daha fazla malın bize sunulacağı umuluyorsa, gelecekte elde edeceğimiz malların marjinal faydasının, mevcut malların marjinal faydasından daha düşük olması gerekmektedir. Bugün 100 elmaya sahipsem ancak bir yıl içinde 1000 elmaya sahip olmayı bekliyorsam, 101.elma ,marjinal fayda teorisine göre, 1001. elmadan daha değerli olacaktır. Bu faktör, gelecekteki koşulların mevcut durumumuzdan daha az cömert olması beklendiğinde veya söz konusu malın buz veya meyve gibi dayanıklı olmadığı düşünüldüğünde geçerli olmayabilir.[6]
  • İkinci neden, geleceğin psikolojik olarak küçümsenmesidir. Bu özellikle çocuklar arasında gözlemlenebilir çünkü tatmini geciktirmekte zorlanırlar. 5 dakika içinde mevcut olan bir şeker, bir saat içinde mevcut olacak bir şekerden psikolojik olarak daha çok arzu edilir. Anlık iştahla mücadele etmek için gerekli irade gücünden yoksundurlar. Benzer zevkler ve acılar sistematik olarak indirgenir ve bu da gelecekteki malların değer düşüklüğüne katkıda bulunur.

Kim var ki, herhangi bir zahmetli ama kaçınılmaz çağrıyı, ya da belirli bir süre içinde yapılması gereken işi, küçük bir sorunla yapılabileceği gün geçene kadar ertelemedi…[7]

  • Üçüncü ve belki de en tartışmalı neden “mevcut malların teknik üstünlüğü ” dür. Genel bir ampirik kural olarak, fiziksel olarak daha üretken olarak kullanılabilecek daha dolambaçlı üretim yöntemleri vardır. Dolambaçlılık, tüketime ulaşmadan önce kaynakların ara hedeflere adanmasını ifade eder. Bu nedenle, şu anda mevcut olan ürünler, daha fiziksel olarak üretken üretim süreçlerini takip etmemize izin verir. Malların miktarındaki bir artış, değerde bir artışa neden olur.

Bir köylünün içme suyuna ihtiyacı vardır, su pınarı evinden uzaktadır. Günlük arzularını yerine getirmek için kullanabileceği çeşitli yollar vardır. İlk olarak, her susadığında pınara gidebilir ve içi boş avucundan içebilir. Bu en doğrudan yoldur, memnuniyet hemen eforu takip eder. Ama bu zahmetli bir yoldur, çünkü köylümüz susadığı kadar sık kuyuya gitmek zorundadır. Ve bu yetersiz bir yoldur, çünkü başka amaçlarını karşılamak için gerekli olan büyük miktarlarda asla toplayamaz ve saklayamaz. İkincisi, bir odun kütüğü alabilir, bir tür kova şeklinde oyabilir ve günlük ihtiyacını su pınarından kulübesine taşıyabilir. Avantajı açıktır, ancak önemli bir uzunlukta dolambaçlı bir yol gerektirir. Adam belki de kovayı oymak için bir gün harcamalıdır; bunu yapmadan önce ormanda bir ağaç kesmiş olmalı; bunu yapmak için, yine, bir balta yapmış olmalı, vb.[8]

Böhm-Bawerk’in verdiği örnekte gösterildiği gibi, mevcut mallar sayesinde daha dolambaçlı üretim süreçlerini kullanabiliyoruz. Bu örnekte, ahşap bir kap ile su taşımak, daha yüksek verim sağlayan daha dolambaçlı bir yöntemdir.

Irving Fisher’ın Üçüncü Nedene Cevabı

Irving Fisher (1867-1947)

Irving fisher, Böhm-Bawerk’in üçüncü nedeninin ,mevcut malların teknik üstünlüğünün, aslında ikinci nedenle aynı olduğunu iddia ediyor.

Gerçek şu ki, herhangi birinin  bugün yatırılan bir aylık emeğin ürününü gelecek yıl yatırılan bir aylık emeğin ürününe tercih etmesinin tek nedeni, bugünün yatırımının gelecek yılın yatırımından daha erken olgunlaşacağıdır. Bugün dört yıl içinde meyve verecek bir meyve ağacı dikilirse, bugün ekim için mevcut olan emek, gelecek yıl mevcut olan emek miktarına tercih edilir; çünkü ekim gelecek yıla kadar ertelenirse, meyve de bir yıl ertelenir…

…mevcut malların gelecekteki mallar üzerindeki teknik üstünlüğü herhangi bir üretken sürecin geç bitmesi yerine erken bitmesinin tercih edilmesinden kuvvetini alır. Mevcut malların üstünlüğünü gösteren hayali ‘üçüncü durum’ aslında ilk iki durumun kılık değiştirmiş halidir.”[9]

Bu eleştiriyi tam olarak anlamak için, içme suyuna ihtiyaç duyan bir köylü örneğine geri dönelim. Köylünün suyu toplayan ahşap bir kap yapmak için bir baltaya ihtiyacı vardır. Ahşap kapların üretimi için gerekli olan işçiliğin ve 10 litre su toplama işleminin 8 saat sürdüğünü varsayabiliriz. Balta saat 13:00’da mevcutsa, içme suyu saat 21:00’da mevcut olacaktır, ancak balta saat 14:00’da mevcutsa, içme suyu saat 22:00’da mevcut olacaktır. Fisher şunu savunur: saat 13:00’da mevcut olan bir baltanın saat 14:00’da mevcut olan bir baltadan daha değerli olmasının nedeni mevcut baltanın teknik olarak daha üstün olması değil, saat 21:00 de elde edebileceğimiz suyun saat 22:00 de elde edeceğimiz sudan daha değerli olmasıdır.

Böhm-Bawerk cevap verir:

Sadece şunu soruyorum: Fisher’ın örneğinde ve gerçek hayatta, daha erken sahip olunan bir aylık emek, daha erken sürede aynı verimi ya da aynı sürede daha yüksek verimi elde etme seçeneği sunduğu doğru mu değil mi? Eğer böyle bir seçeneğimiz varsa, o zaman hangi mantık Yasası adına, sadece ilk alternatife bakmalı ve sanki ikincisi yokmuş gibi gözlerimizi kapatmalıyız? Fisher, farklı yıllardaki kaynaklarımızı her zaman tam olarak aynı şekilde kullanmaya zorlayan bir yasa olsaydı haklı olurdu. [10]

Böhm-Bawerk, Fisher’ın statik görüşünü reddeder. Gerçek dünyada, her ne sebeple olursa olsun, saat 22:00 yerine saat 21:00’da acilen suya ihtiyacımız olabilir. Bu durumda, saat 13:00da mevcut olan ve 10 litre su sağlayacak olan bir baltanın, Saat 17:00’da mevcut olan ve daha düşük bir çıktı verecek olan bir baltadan teknik olarak daha üstün olduğu açıktır.

Frank Fetter ve PTPT’nin Doğuşu

Frank Fetter (1863-1949)

Rothbard’a göre Fetter, “ … faiz oranlarını yalnızca zaman tercihlerine göre açıklayan ilk ekonomistti.”[11]

Teori zaman içinde değişmiş olmasına rağmen, Avusturyalılar arasında en yaygın faiz teorisi olmaya devam etmektedir. Fetter, sermaye mallarının fiziksel üretkenliği ile ilgili herhangi bir açıklamayı reddetti ve zaman tercihinin, daha önce elde edilen bir memnuniyet ile daha sonra elde edilen bir memnuniyet arasındaki değer farkının faizin ortaya çıkmasının arkasındaki tek neden olduğunu savundu. Zaman tercihi ” … mevcut malların, gelecekteki malların üzerinde net bir prim elde etmesi için birbiriyle çekişen öznel ve nesnel değerlendirmelerin uzun bir listesinden değil, insan varlığının zamansal karakterinden kaynaklanır.”[12]

Fetter, değerdeki zamanlararası farklılıkların belirlenmesi için devreye giren farklı faktörlerin olduğunu fark etti. Şimdiki zamana yapılan “zaman indirimi”, para için zamanlararası piyasada geçerli olan faiz oranlarının tek belirleyici faktörüdür. Bu “mevcut birimi sadece mevcut olduğu için tercih etmek”tir.[13] Bu nedensel faktör tek başına çalışır, çünkü paranın sahip olunduğu zaman yararlılığını etkilemez.

Tüketicilerin talebi her zaman belirli bir zamanı referans alır ve iş adamı her zaman doğru zamanda, doğru malzeme ve formda ve doğru yerde mal tedarik etmeye çalışır. Palmiye yaprağından yelpazeler kış aylarında pazarlanmaz, palto ve kürkler de yazın pazarlanmaz.[14]

Fetter ayrıca şuna dikkat çeker:

Zaman değeri, farklı zamanlardaki şeylerin değerleri arasındaki farktır… Zaman değerinin en basit ve en açık örneği, aynı şeyde, ayrı anlarda fark edilen değişikliktir. Bu ürün şimdi mi yoksa gelecek hafta mı daha değerli? Bu elma şimdi mi yoksa gelecek kış mı yenmeli? Bu sorular sadece marjinal faydaları karşılaştırdıktan sonra cevaplanabilir.[15]

Mevcut mallar için genel tercih veya bu farklı faktörlerin kombinasyonu, Fetter’in ilk önce “zaman değeri” olarak adlandırdığı ve daha sonra “zaman tercihi”olarak adlandırdığı şeydir. Zaman tercihi hem pozitif (şimdiki zamanı tercih eden) hem de olumsuz (geleceği tercih eden) olabilir. Hem mal hem de para piyasasında faaliyet gösteren “zaman indirimi” faktörüne pür zaman tercihi denir. Pür zaman tercihi her zaman pozitiftir. Paranın ortaya çıkmasından önce bile ekonomide zaman tercihi vardı. Farklı zaman dilimlerinde malların kullanımı farklı şekilde değerlendirildiği sürece piyasada hakimdir. Fetter’e göre, zamanlamanın fiyatının eşitlenmesi eğilimi vardır. Bu süreç ticarette para kullanımı ile kolaylaştırılır. Her ne kadar farklı dayanıklı üretim mallarının fiyatları marjinal ürün gelirine bağlı olarak farklılık gösterse de, malın fiyatını düşüren faiz oranı piyasa genelinde tekdüze olacaktır.

Fetter ayrıca, bireylerin zaman tercihlerinin ne kadar tüketeceklerini ve ne kadar yatırım yapacaklarını belirlediğini fark etti. Nispeten daha düşük bir zaman tercihi, daha yüksek bir yatırım / tüketim oranı sağlayacaktır.

Ludwig von Mises

Ludwig von Mises (1881-1973)

Faiz teorisi için Misesyen çerçeve genellikle varsayılan Avusturya pozisyonu olarak kabul edilir, bu nedenle modern ayarlamaları gözden geçirmeden önce Mises’in neyi savunduğunu tam olarak anlamak önemlidir. Mises, Fetter’a katkılarından dolayı hak ettiği saygınlığı göstermese de, Misesyen faiz teorisi onunkine çok benzer.,

Mises’e göre, zaman tercihi insan eyleminin kategorik bir gereğidir.[16] Mevcut memnuniyetin, diğer her şey eşit tutulduğunda, gelecekteki memnuniyete tercih edilmediği bir senaryo düşünmek imkansızdır. Eğer durum böyle olmasaydı, eğer bir varlık gelecekteki bir memnuniyeti şimdiki bir memnuniyete tercih etseydi, bu varlık asla tüketemezdi. Tüketim eylemini her zaman daha uzak bir döneme ertelerdi. Bu sadece tüketim kavramıyla değil, aynı zamanda insan eyleminin kendisi kavramıyla da doğrudan çelişmektedir.

Doğal faiz, yakın gelecekteki istek tatminine verilen değer ile uzak gelecekteki istek tatminine verilen değerin oranıdır. Doğal faiz eylem ve kıtlık olduğu sürece var olmaya devam eder. Doğal faizin yüksekliği sermaye mallarına olan talebi ve onların arzını belirler. Mises, Böhm-Bawerk’in hatalı olduğunu ve daha dolambaçlı üretim araçlarının üstün verimliliğinin faizi etkileyen bir faktör olabileceğini iddia ettiğinde daha zor fark edilen bir naif verimlilik teorisi biçimine geri döndüğünü düşündü. Mises’e göre zaman tercihi, faizin tek belirleyicisidir “Dikkate alınacak ve faizi açıklayabilecek hiçbir bakiye kalmaz”[17]

Faiz teorisini açıklamaya devam etmeden önce, Dengeli dönüşüm ekonomisi kavramıyla, diğer adıyla, ERE ile tanışmalıyız. ERE, her seçimin bir önceki günle aynı olduğu,karşılıklı olarak yararlı takasların kalmadığı, bir ekonominin genel denge durumunun hayali bir yapısıdır. Her fiyat dengeye ulaşmıştır ve belirsizlik yoktur, piyasa verilerinde değişim olmaz. Bu durum, insan eylemi kavramıyla doğrudan çelişmektedir. Mises, ERE’nin hiç gerçekçi olmadığını fark eder, ancak ekonomik analiz ve denge sürecini anlamak için yararlı bir araç olduğunu düşünür Hem kredi piyasasındaki faiz oranı hem de sermaye getirisi oranı, doğal faiz ile belirlenir, çünkü bunlar sadece farklı zamanlararası takas türleridir.

Doğal faiz, belirsizlikle bir ilişkisi olmadığı için var olmaya devam eder. Üretim devam ettiğinden dolayı, mevcut memnuniyet gelecekteki memnuniyetten daha yüksek bir değere sahip olmalıdır. Eğer durum böyle olmasaydı “böyle düşünülemez tahayyül edilemez durum altında tüketim hiç olmazdı, sadece tasarruf, sermaye birikimi ve yatırım olurdu.”[18]

Değişimin sürekli olarak gerçekleştiği gerçek dünyada, saf bir doğal faizi gözlemlemek mümkün değildir. Gözlemlediğimiz şey, brüt piyasa faiz oranıdır. Zamansal takaslar her zaman risk ve belirsizlikten etkilenir, bu da kreditörü bir girişimci yapar. Her borcun geri ödenmeme olasılığı vardır. Tüm ekonomiye nüfuz etmiş girişimci bileşen, kredi piyasasında da mevcuttur. Girişimciler yeni keşfedilmemiş fırsatlardan yararlanabildikleri ve kâr elde edebildikleri için, tüm sektörlerde tekdüze bir faiz oranı oluşma eğilimi vardır.

Ayrıca enflasyon sorunu da var. Bununla mücadele etmek için girişimciler, gelecekteki fiyatları mükemmel bir şekilde tahmin edemeseler de, en azından kayıplarını azaltabilmek için, faiz oranı üzerine aradaki farkı kapatacak bir prim eklerler.

Az önce incelediğimiz teori, alışagelmiş Avusturya faiz teorisidir. O zamandan beri birçok Avusturyalı bu açıklamayı eleştirdi, bir kısmı bazı yanlış anlamaları gidermek için Mises’in yardımına koştu. Farklı ekonomistler tarafından gündeme getirilen bazı problemleri inceleyelim.

Farklı Zaman Tercihi Tanımları

Tüm Avusturyalı ekonomistler aynı zaman tercihinden bahsediyor gibi görünse de, ayrıntılara dikkat etmek önemlidir. Faiz, geleceğe kıyasla günümüzün daha yüksek değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Sormamız gereken soru, neyin daha yüksek değerlendirilmesi? Böhm-Bawerk, malların daha yüksek değerlendirilmesi bahsederken, Fetter paradan, Mises memnuniyetten bahseder. Şu an için uzlaştırılması gereken bu önemli ayrımları bir kenara bırakalım.

Mises’i takip eden pür zaman tercihi teorisyenleri arasında, “şimdiki zaman tercihi” nin hangi anlamda kullanıldığı bile net değildir. Bazen ,Fetter’in zaman değeri olarak adlandırdığı gibi, şimdiki zaman için genel tercih anlamına gelir; bu, gelecekteki zenginlik gibi koşullardan etkilenebilir.

Zaman tercihinin evrensel geçerliliğine karşı çıkanlar, herhangi bir adamın, bugün mevcut 100 doları, bir yıl sonra 104 dolar olsa bile, neden yatırmadığını açıklamakta başarısız kalırlar. Bu meblağı bugün tüketen insanın şu anki 100 dolan gelecek senenin 104 dolarından daha yüksek gören bir değer yargısıyla hareket ettiği aşikardır. (Mises, s. 483),

Zaman tercihinin bu yorumu, şimdiki zaman tercihini açıklayan farklı nedensel faktörler sunan Böhm-Bawerk’e daha yakın görünmektedir. Mises burada insanların şimdiki memnuniyeti gelecekteki memnuniyetle karşılaştırmadan sadece yaptıkları günlük bir seçimden bahsediyor.

Bazen zaman tercihi, her şey sabit tutulduğunda gelecekteki memnuniyete göre mevcut memnuniyeti kesinlikle tercih etmek anlamında kullanılır. Bu tanım, Böhm-Bawerk’in faizi etkileyen ikinci nedenine ve Fetter’in “zaman indirimi” kavramına daha yakındır.

Öteki şeyler sabitken, daha yakın gelecekteki tatmin, daha uzak dönemdeki tatmine tercih edilir; beklemek hoşnutsuzluk verir. (Mises, s. 480)

Bu Avusturyalı yazarlar arasında ortak bir temadır. Zaman tercihinin evrensel bir insan eylemi kategorisi olduğu, ancak aynı zamanda materyal zenginlikteki değişikliklerin zaman tercihini etkileyebileceği iddia edilmektedir.

Hangi tanım seçilirse seçilsin, o tanıma bağlı kalınmalı ve tutarlı olmalıyız.

Para Olmadan Faiz

Piyasada faizin her zaman parasal bir fenomen olarak gözlemlendiğini unutmamalıyız, ancak Mises için bu ikincil bir öneme sahip gibi görünüyor. Mises ilk olarak ERE’de faizin memnuniyet türünden varlığını savunur ve daha sonra denkleme parayı ekler. Paranın rolüne yeteri kadar dikkat etmemek Avusturyalıların her zaman eleştirdiği bir konu olan kardinal fayda kavramını benimsemesine neden olur.

“Doğal faiz, yakın gelecekteki istek tatminine verilen değer ile uzak gelecekteki istek tatminine verilen değerin oranıdır. (Mises 1966, s. 526).

Mises’in sözlerinin etrafında dolanmak mümkün değildir. PTPT, “kelimenin tam anlamıyla bir öznel değeri diğerine bölmesine neden olmuştur.”[19]

Machaj ayrıca şunları da fark eder:

İlk olarak, ‘değer oranları ‘ terimi yanıltıcıdır, çünkü değer ölçülebilir değildir ve sayılarla ifade edilemeyen bir şeyin oranlarına ulaşmak zor olacaktır. İkincisi, tüm mallar için aynı fiyat indirimi, dengeli dönüşüm ekonomisi olarak bilinen çok özel bir denge yapısı altında mevcut olacaktır. Bununla birlikte, bu yapıda, tüm emtialarda olan faiz, modelin mekanizmaları tarafından değil, sadece modelin varsayımları ile eşitlenir: her şey aynıdır, çünkü her şey aynıdır. ERE’de paranın mevcut olmadığını da belirtmek gerekir; bu nedenle, hiç parasal faiz yoktur.[20]

PTPT’nin bazı savunucuları, Mises’in terminolojik bir hata yaptığını ve kelimenin tam anlamıyla farklı tatminleri birbirine bölmekten bahsetmediğini iddia edebilir, ancak durum böyle değildir. Faiz her zaman yüzde olarak ifade edildiğinden, yüzdelerin ifade edilebileceği sayısal bir sisteme ihtiyaç vardır. Gerçek dünyada, bunu para miktarıyla kolayca gösterebiliriz. Mises’in para ve piyasa faizinden önce gelen doğal faiz kavramı, mantıksal olarak onu memnuniyetleri bölmek veya alternatif bir sayısal çerçeve benimsemeye zorladı.

Mises, paranın ekonomik hesaplama için kesinlikle gerekli olduğunu ve parasız maliyetlerin anlamsız olduğunu iddia ettiği gibi, aynı şekilde parayı referans almadan faizin anlamsız olduğunu iddia edilmelidir.

Paul Cwik, Mises’in bu şekilde yorumlamayı çürütmeye çalışır:

Karar veren, şimdi tüketmenin veya hareket etmenin yararını, tüketmemenin veya hareket etmemenin maliyetine göre karşılaştırır. Bu değerlendirme, bir elma veya portakal arasında seçim yapma eyleminden farklı değildir.

Takasların tartılması, matematiksel biçimde oranlar anlamına gelmez. Bir kişiye iki mal, A ve B arasında bir seçim sunulduğunu varsayalım. İki malı da yararlı buluyor, ancak A’yı B’ye göre tercih ediyor. Bununla birlikte, bu kişiye mal A’yı bıraktırıp mal B’yi tercih ettirecek bir değişim oranı vardır. Bu takasın kardinal bir parçası var mıdır? Evet, bu değişim fiyatıdır. [21]

Bu yorum kardinal fayda probleminden kaçınmasına rağmen farklı sorunlar barındırır. Argüman şöyle gözüküyor: “Bir birey mevcut x miktarda A malıyla, gelecekte sahip olabileceği bir miktar A malı arasında karar veriyorsa, bu teklifin kabul edilmesi için gelecekteki A malının miktarının x’ten büyük olması zorunludur ve bu faiz oranıdır.”

Bu, saf bir takas ekonomisi altında çalıştığımızı varsayar. Bu doğru olsa bile, biraz sonra göreceğimiz şekilde, ekonomi genelinde tekdüze bir faiz oranı olması gerektiği anlamına gelmez. Mises’in teorisi, ancak mevcut paranın gelecekteki paraya karşı daha yüksek değerlendirilmesinden bahsediyorsak mantıklı olabilir. Ama böyle bir yargı Mises’e ait olamaz çünkü:

Doğal faiz bir insan eylemi kategorisidir.[22]

Doğal faiz her eylemde kendini gösteriyorsa  ve piyasa faiz oranını belirliyorsa, mutlaka piyasadan, fiyatlardan ve paradan önce gelmelidir. Hiç kimsenin, özellikle Mises’in, para kavramının insan eylemi kategorisi olduğunu savunacağını zannetmiyorum. Bu yüzden bu, Mises’in yazılarının kabul edilebilir bir yorumlaması olamaz.

Faiz Oranının Tekdüzeliği

Fetter, paradan soyutlaştığında benzer, belki de daha korkunç bir hata yapar:

Herhangi bir para kredisi verilmeden önce, dünyada para bile ortaya çıkmadan önce, zaman tercihi vardı. Hayvanlar ve vahşilerin seçiminin doğasında yatmaktadır. Birçok yönden, takas zamanlarında her kendi kendine yeten ekonominin değerlendirmeleriyle iç içe geçmiştir. Malların el değişiminde ve farklı zaman dilimlerinde kullanımda, her bireyin ekonomisinde zamanlamanın fiyatı olarak geçerli bir oran şeklinde genelleşir. Zaman tercihi ve zaman-fiyat oranı, zaman seçiminin mümkün olduğu herhangi bir çevre içinde sürekli olarak büyük ölçüde farklı olamayacağından, oran farklı kullanım serileri arasında eşitlenir. Ticarette para kullanımı, malların barındırdığı bu zaman fiyatına ve kullanım zamanlarına göre fiyatlarına çok daha fazla kesinlik kazandırdı.[23]

Parayı referans almadan zaman tercihi oranının veya zaman fiyatının eşitlenmesi eğilimi hakkında konuşmak mümkün değildir. Zaman tercihi nedeniyle gelecekteki elmaların, mevcut elmalar için belirli bir değişim oranında dengelendiği bir takas ekonomisi hayal edebiliriz, hayal edemeyeceğimiz şey, ekonomi genelinde herhangi bir tekdüzelik olmasıdır.

Bu süreç para ile kolaylaştırılmaz veya “daha fazla kesinlik verilmez”, başlayan bir süreç yoktur.

Bu, parasal bir yaklaşım uygulamadan faiz oranını açıklamaya çalışan tüm “gerçek” faiz teorilerinin kusurudur. Bu teorinin savunucuları, mallar veya memnuniyetler ile ilgili gerçek zamanlararası tercihlere hitap ederek faizin ortaya çıkışını açıklarlar. Para sadece sonradan eklenmiş bir düşüncedir. Robert Murphy tarafından verilen sayısal bir örnekle gerçek yaklaşımın ima ettiği sonuçları inceleyelim[24]:

1 mevcut elma:1 mevcut portakal
1 mevcut elma:2 gelecek elma
1 mevcut elma:½ gelecek portakal
1 mevcut portakal:½ gelecek portakal
1 mevcut portakal:2 gelecek elma
1 gelecek elma:¼ gelecek portakal

Yukarıdaki tablo, takas ekonomisindeki denge değişim oranlarını temsil etmektedir. Bu ekonomide 2 çeşit mal var: elma ve portakal. Hem mevcut elmalar hem de portakallar gelecekteki portakallar veya gelecekteki elma üzerinde olan haklarla takas edilebilir ve piyasada arbitraj kazançları için yer yoktur (meyvelerin elde edildiği dönemde yenmesi gerektiğini varsayıyoruz). Bu ekonomide ticaret yapan bireylerin gelecekteki ve şimdiki tüketim arasında kayıtsız oldukları varsayılmaktadır, bu nedenle Misesyenn anlamda zaman tercihi veya Fetter tarafından kullanılan anlamda zaman indirimi yoktur

İlk dönemde elma ve portakal arzının aynı olduğunu varsayalım, ancak ikinci dönemde (gelecekte) portakal arzının büyük ölçüde azalması beklenirken, elma arzının büyük ölçüde artması beklendiğini varsayalım.

Bu koşullar göz önüne alındığında, değişim oranlarını temsil eden yukarıdaki tablo mantıklıdır. Gelecekteki portakallar, hem elmalar hem de mevcut portakallar türünden daha pahalıdır, çünkü portakal arzı azalacaktır. Gelecekteki elmalar da hem portakallar hem de mevcut elmalar türünden daha ucuzdur, çünkü elma arzının artması beklenmektedir.

Şu soruyu sormalıyız, bu ekonomideki faiz oranı nedir? Portakalların değişim oranına bakarsak, 1 mevcut portakalın ½ gelecek portakal için takas edildiğini ve %-50’lik bir faiz oranına yol açtığını görüyoruz. Bununla birlikte, elmaların değişim oranına bakarsak, 1 elmanın gelecekteki 2 elma için takas edildiğini ve %100’lük faiz oranına yol açtığını görüyoruz.

Açık bir şekilde gözlemliyoruz ki, parasız bir ekonomide tekdüze bir faiz oranı olamaz, ne kadar farklı mal varsa o kadar çok faiz oranı olabilir.[25]

George Reisman benzer ama farklı bir eleştiri getiriyor

…bugün bir elmanın fiyatının 1$ olduğunu ve üç farklı alternatif durumda, bir yılda 10, 20 veya 5 elma üretmek için gereken üretim faktörlerinin fiyatının 9$ olduğunu varsayalım. Zaman tercihi teorisine göre, bu üç durumda ima edilen getiri oranı sırasıyla yüzde 11, yüzde 122 ve yüzde -44’tür. Bunun nedeni, gelecek yıl, bugünün 9 mevcut elmasının değerini taşıyan üretim faktörlerinden kaynaklanan 10, 20 veya 5 mevcut elma üretilecek olmasıdır. Bu nedenle, zaman tercihi teorisine göre, sırasıyla 1, 11 ve 4 mevcut elma birimlerine eşit bir kazanç (veya zarar) vardır, bu da ilk 9 mevcut elmaya bölündüğünde, bahsettiğimiz üç kazanç veya zarar yüzdesine neden olur.

Reisman doğru şekilde gözlemler:

Barizdir ki, yaptığımız çıkarımlar gelecekte bir elma fiyatının mevcut elmayla aynı olacağı  varsayımı üzerine dayalıdır. Ancak o zaman 10, 20 veya 5 elma; 10, 20 veya 5 dolarlık satış gelirlerini ve dolayısıyla 1, 11 veya 4 dolarlık kar veya zararı ve karşılık gelen kar veya zarar oranlarını temsil eder.[26]

Reisman haklıdır çünkü bir elma biriminin fiyatı, elma arzındaki bir değişiklik nedeniyle (veya herhangi bir nedenle) değişirse, getiri oranı da değişecektir.

Paul Cwik cevap verir:

9$’ını %11’lik bir getiri sağlaması beklenen bir projeye yatırıp yatırmayacağını düşünen bir girişimci olsaydı, girişimci alternatiflerinin potansiyel getirisini değerlendirirdi. Daha karlı olacak başka projeler bulabilir, ancak böyle bir proje bulamadığını varsayalım. Girişimci tarafından kabul edilmesi için, projenin netleştirmesi gereken son engel, getiri oranının girişimcinin zihninde, paranın mevcut kullanımının fedakarlığına değip değmediği olacaktır. Başka bir deyişle, getiri oranı, girişimciyi şu anda parasıyla ayrılmaya teşvik edecek kadar yüksek olmalıdır. Böylece girişimci, %11’lik bir getiri sağlayan bir projeye bakabilir ve buna değmeyeceğine karar verebilir. Bununla birlikte, aynı girişimci %12’lik bir getiri sağlayan bir projeye bakabilir ve buna değer olduğuna karar verebilir.[27]

İlginç bir şekilde Cwik de haklı gözüküyor, elma arzındaki bir değişiklik girişimci için farklı bir gelire neden olsa da, girişimci farklı üretim kanalları arasında bir yatırım kararı vermeden önce bir bakıma “ileriye bakar” ve zaman tercihi ile getiri oranı arasındaki ilişkiye bağlı olarak yatırım yapar. Getiri oranı yeterli ise, diğer girişimciler de benzer biçimde yatırım yapacağı için tekdüze bir faiz oranı oluşacaktır.

Bununla birlikte, bu cevapların hiçbiri sorunu tam olarak detaylandırmamaktadır. Bir sermaye malının bugünkü spot fiyatı, üretebileceği tüketim malının mevcut spot fiyatı ile tamamen alakasızdır. Önemli olan, gelecekte tüketim malının beklenen spot fiyatıdır. Bu şekilde formüle edildikten sonra Reisman tarafından gündeme getirilen problem ortadan kalkar. Üretim araçlarının fiyatı, o zamanki yaygın faiz oranı ne olursa olsun, tüketim malının beklenen gelecekteki fiyatını indirime uğratarak elde edilecektir. Murray Rothbard aynı hatayı yapar:

Böylece, eğer piyasa zaman tercihi oranı, yani faiz oranı yıllık %5 ise, o zaman piyasada 100 ons değerinde bugünkü bir mal, bir yıl sonrasına ait bir talep için yaklaşık 95 ons değerinde olacaktır.[28]

Bir malın gelecek fiyatının (veya onu üretmek için gereken üretim araçlarının fiyatının) mevcut ürünün fiyatını yansıtması için hiçbir neden yoktur. Örneğin, malların arzının artması bekleniyorsa, gelecekteki malın fiyatı Rothbard’ın iddia ettiğinden çok daha düşük olabilir.

Murray Rothbard (1926-1995)

Robert Murphy’nin belirttiği gibi, bu iddia sadece her günün bir önceki günle aynı olan ve tüketim mallarının arzında bir değişikliğe yer verilmeyen ERE’yi analiz ettiğimiz sürece geçerlidir.

Zaman Tercihinin a Priori Yapısı Ve Statik Denge:

Mises’in açıklamasının belki de en tartışmalı kısmı, zaman tercihinin mutlaka pozitif olması gerektiğidir. Avusturyalı ekonomistlerin çoğu PTPT’yi kabul etse de, bazıları zaman tercihinin evrensel olarak pozitif olması gerektiğini iddia etmekte tereddüt ediyor. Zaman tercihinin a priori gerekliliğinin kanıtı olarak sunulan bazı argümanlar nelerdir?

Arzunun memnuniyet eylemi şu anki memnuniyetin daha ilerideki memnuniyete tercih edildiğini ima eder.[29]

Bu iddia doğru olsa da, arzuların derhal yerine getirilmesi gerektiğini kanıtlamaz, arzuyu seçtiğim tarihten daha da erken tatmin etmeyi tercih edeceğimi göstermez.

2 gün sonra yerine yarın bir elma yeme arzum, bugün elma yemeği yarın elma yemeğe tercih edeceğimin kanıtı değildir. “Daha önce geciktirilmiş bir memnuniyet aralığı olabilirdi” (Murphy 2003, s. 92)

Belirsiz ileriki bir tarihe tüketimini ertelemek yerine dayanıksız olmayan mal tüketen kişi, daha ileri bir tarihteki tatmin ile karşılaştırıldığında, şu anki tatmini daha yüksek değerlediğini ifşa etmiş olur. [30]

Yine, bu kanıt da aynı sorundan muzdariptir. Bu argüman Mises’in pozisyonunu ne kadar destekler biçimde kullanılabiliyorsa, dayanıksız olmayan mal tüketiminin olmadığı bir dönemin varlığı, aynı şekilde PTPT’ye karşı  kanıt olarak kullanılabilir.

Pozitif zaman tercihinin “kesin” kanıtı olarak düşünülebilecek son argüman şudur:

Eğer geleceğin yakın zaman aralığındaki tatmini daha uzaktaki zaman aralığındakine tercih etmeseydi, asla tüketemezdi ve böylece isteklerini tatmin edemezdi. Daima biriktirirdi, asla tüketmezdi ve zevk alamazdı. Bugün tüketemezdi, yarın da tüketemezdi, ertesi gün de kendisini aynı alternatifle yüzleştirirdi.[31]

İlk bakışta bu argüman çok mantıklı görünüyor, gelecekte her zaman memnuniyeti bugün memnuniyete tercih eden bir varlık, ceteris paribus, tüketme şansı olduğunda her zaman geciktirecektir. Bu nedenle Mises, tüketim kavramının mutlaka pozitif zaman tercihi kavramıyla bağlı olması gerektiğini savunur.

Sık olarak sunulan karşı argüman, şu anda (kış) değil, yaz aylarında buz tüketmeyi tercih eden bir kişiyi nasıl açıklayacağımızdır. Bu, mümkün olan en kısa sürede değil, daha sonra tüketmeyi tercih eden birinin bir örneği değil midir?

Bu argümana farklı cevaplar verildi. Hem Mises hem de Rothbard, kıştaki-buzun ve yazdaki-buzun farklı mallar olduğunu iddia eder:

Mises:

“Ancak, yazın buz ile kışın buz arasındaki fark şu anki mal ile gelecekteki mal arasındaki fark değildir. Tüketilmesi ile kendine özgü faydasını yitiren mal ile üretimin farklı sürecini gerektiren başka bir mal arasındaki farktır.

Yaz ve kış buzları tüm pratik amaçlar için farklı mallardır.”[32]

Rothbard:

Çünkü yaz mevsimindeki dondurma, kış mevsimindeki dondurmadan farklı ve ( daha büyük) tatmin sağladığı için, onlar aynı değil, fakat farklı mallardır.[33]

İddia edilen şey, yaz aylarında buzun kış aylarındaki buzdan farklı bir faydası olduğu için, mutlaka iki ayrı mal olması gerektiğidir. Bu şekilde sunulduğunda, bu durumda gelecekteki bir malın mevcut bir mala tercih edildiğini söyleyemeyiz, ancak aktörün iki farklı mal arasında bir karar verdiğini söyleyebiliriz.

Bu açıklama çok hatalıdır. Avusturya iktisadında homojen bir mal grubu kavramı, her bir mal biriminin birbiriyle değiştirilebilirliği ile karakterize edilir. Bu değiştirilebilirlik, doğanın nesnel bir gerçeği değildir, ancak tamamen tüketicinin öznel değerlendirmelerine bağlıdır. Tüketilen ilk şişe su, ikinci şişeden farklı bir memnuniyet seviyesi verir, ancak bu iki şişeyi aynı mal olarak adlandırırız. Bunun nedeni, her iki şişenin de birbiriyle değiştirilebilir olmasıdır. Marjinal fayda kavramını anlamanın tek yolu budur

Peki yaz aylarındaki buzu ve kış aylarındaki buzu nasıl sınıflandıracağız? Onlar gerçekten aynı mal mı? Fiziksel olarak her birbirine çok benziyorlar, aynı zamanda yaz aylarında buzun kış aylarında buzdan çok farklı bir amaca hizmet ettiği oldukça açıktır. Robert Murphy farklı bir yaklaşım benimsiyor.

Robert P. Murphy (1976-….)

Moskova’daki bir elmayı İstanbul’daki bir elmayla karşılaştıralım. İstanbul’da yaşayan bir tüketici açısından, İstanbul’daki elma, Moskova’daki elmadan daha değerli olacaktır, çünkü malı tüketimin mümkün olduğu bir noktaya taşımak zordur. Burada Moskova’da bir elma yemek ile İstanbul’da bir elma yemek arasındaki farktan bahsetmiyoruz. İstanbul’da bir elma tüketmek, Boğaziçi Köprüsü’nün manzarasının tadını çıkarılabileceği için daha değerli kabul edildiyse, bu, İstanbul’da bir elma yemeyi Moskova’da bir elma yemekten ayrı bir mal olarak nitelendirecektir. Bu örnekte, tüketicinin elmayı yediği coğrafi bölgeye umursamadığını varsayıyoruz. Bu, elmayı Moskova’dan İstanbul’a hiçbir ücret ödemeden sihirli bir şekilde transfer etmek mümkün olsaydı, tüketici her iki elmayı da aynı homojen elma demetinin bir parçası olarak görecektir. Bu malların konumları dışında aynı olduğunu söyleyebiliriz.

Murphy şöyle yazar:

Malları zamanlararası bir bağlamda sınıflandırırken aynı yaklaşımı kullanabiliriz. Bir 2010 buğday kilesi olarak belirli bir malı tanımlamak, tüketicilerin şu anda bu vaat edilen kilenin mevcut [2003 yılında] stoklarındaki herhangi bir buğday kilesi ile (sihirli) değiştirilmesine kayıtsız kalacağı anlamına gelir. Ürünü 2010 buğday kilesi olarak adlandırdığımızda, şu anda mevcut olan ürün ile arasındaki tek ayrımın, kullanılabilirlik zamanındaki fark olduğunu ima ediyoruz.[34]

Bu, malların zamanlararası değerlerini analiz etmenin çok iyi bir yolu olsa da, daha tutarlı pür zaman tercihi teorisyeni bu eleştiriye karşı korunaklı olabilir. Herbener şunu savunur:

Fetter’in çerçevesinde, bir kişi gelecek malları mevcut mallara tercih etse de tam tersi olsa da pür zaman tercihi vardır. Pür zaman tercihinin kanıtı başka bir yerde yatar. Fetter, PTPT’yi korumak için gelecekte bir şeyin şu anda aynı şeyden farklı bir mal olduğunu iddia etmiyor. Onun görüşü, gelecekteki bir şeyin değerinin bugünkü değerine kıyasla farkı, iki zaman dilimindeki koşulların farklı olmasıdır. Faizin, zaman değerinin bu yönüyle hiçbir ilgisi yoktur, bunun yerine bir memnuniyetin daha sonra değil, daha erken elde edilmesindeki farktan kaynaklanır. Bu aynı zamanda Mises’in görüşü olduğundan, zaman tercihi teorisi bu eleştiriden korunur. Onun görüşü sadece bu eleştiriye duyarlı görünüyor çünkü Fetter’ın daha sağlam çerçevesini benimseyememiştir.[35]

Herbener, bu analizin doğru olabileceğini söylüyor, ancak zaman tercihinin bu yönü, Fetter’in “zaman değeri” olarak adlandırdığı şeyle ilgilidir; bu, bir malın tüketildiği zamana bağlıdır ve faizin nedeni olan “zaman indirimi” değildir. Bir malın zaman değeri, duruma bağlı olarak pozitif veya negatif olabilir ve Mises’in zamanın bu yönünü asla teorisine dahil etmemesi bir zayıflıktır.

Şimdiye kadar, zaman değeri ile zaman indirimi arasındaki ayrımın anlamlı ve makul olduğunu varsaydık. Şimdi bu önermeyi araştırmanın zamanı geldi. Zaman indiriminin “mevcut birimi sadece mevcut olduğu için tercih etmek” olduğunu hatırlayalım. Herbener’a göre:

Mises zaman tercihini, zaman indirimi anlamında, bir memnuniyetin daha sonra değil, şimdi tatmin edilmesiyle karşılaştırılması şeklinde tanımlamıştır…

Semantikleri farklı olsa da, Mises ve Fetter’in kavramsal çerçevesi aynıdır. [36]

Mises ve Fetter benzer teorik yapıya sahip olsa da Mises, zaman tercihinin (veya Fetter’in terimiyle zaman indiriminin) mutlaka pozitif olması gerektiğini praksiyolojik olarak “kanıtlayabildi”. Bu nedenle, bu iki görüşün sentezi için, Mises’in kanıtı geçerli olmalıdır.

Paul Cwik’in dediğine göre, zaman tercih yasasının geçersiz kılındığı ampirik karşı örnekleri düşünmek mümkün değildir:

Bazı insanların hazzı geciktirmeyi tercih ettikleri gözlemi, zaman tercihinin a priori doğasını geçersiz kılmaz, sadece gerçek dünyadaki olayların sabit tutulmadığının bir yansımasıdır. Gerçek dünyanın ceteris paribus kısıtlamasını ihlal ettiği gerçeği, düşünce deneylerine duyulan ihtiyacı göstermektedir.[37]

Başka bir deyişle, gelecekteki tüketimin mevcut tüketime tercih edildiği herhangi bir durum, “diğer şeylerin eşit tutulması” ilkesinin ihlal edildiği anlamına gelir. İlk bakışta, Avusturyalı ekonomistlerin diğer ekonomik fenomenleri yorumlama biçimlerine benzer bir açıklama gibi gözüküyor.

Örneğin, bir elmaya olan talep, elmanın fiyatındaki bir artışın ardından artarsa, fiyat artışının talep artışına neden olduğunu söylemezdik. Doğru yorum, elma talebini artıran ve talebin düşme eğilimine karşı koyan başka bir nedensel faktör olduğunu söylemek olacaktır (herhangi bir nedenden dolayı insanlar elmaları eskisinden daha fazla arzu ediyorlar). Bu, fiyat yükselişinin, talebi normalde olacağından daha düşük olmasını sağladığı anlamına gelir. Eğer fiyat aynı kalsaydı daha da fazla talep olacaktı.

Bütün bunlar standart Avusturya analizidir. Ancak Mises’in bizden istediği, çok daha radikal bir şey. Mises’in anlattığı senaryo, tamamen değişmeyen bir ortamda sürekli olarak aynı sorunun tekrar tekrar sorulduğu ve bu nedenle aynı cevabı vermesi gereken bir varlık hayal etmemizi gerektirir.  Bu yüzden tek seçeneği, ebediyen  “Evet, şimdi tüketmeye karar verdim” veya “Hayır, şimdi tüketmemeye karar verdim” demektir. İkinci seçenek açıkça tüketimi imkansız hale getirecektir. Sorun şu ki, bu durum yaşadığımız dünyaya hiçbir şekilde benzemez. Murphy detaylandırır:

Ancak Mises’in argümanının en ciddi dezavantajı, sadece böyle bir ölümsüz (ve özünde zamansız) varlık için zaman tercihinin apodiktik gerekliliğini kanıtlamasıdır. Mises, gerçek insanın onun anlamında zaman tercihi göstermesi gerektiğini göstermedi. Aksine, Mises’in argümanı evrensel olarak negatif zaman tercihini bile dışlamaz. Yani, her insanın, diğer şeyler eşit tutulduğunda, tüm tüketimi mümkün olduğunca ertelemeyi tercih ettiğini varsayalım. Bu, tüketimin derhal durdurulmasının gerektiği anlamına mı gelir? Hiç de değil! İnsanlar hala yemek yemeye ihtiyaç duyarlar, aksi takdirde açlıktan ölürler ve planlanan gelecekteki tüketimi kaçırırlar. Dahası, batan bir gemideki insanlar sahip oldukları her şeyi tüketeceklerdir, çünkü memnuniyetlerini geciktirirlerse başka şeyler eşit olmayacaktır.[38]

Bu hayali gerçeklikte, zaman tercihinin ekonomideki tüm aktörler için evrensel olarak pozitif olması gerektiği iddia edilebilir, ancak bu bize yaşadığımız gerçek dünya hakkında herhangi bir bilgi vermez. Peki Mises bu hatayı nasıl yaptı? Cevap, faizi analiz etmek için kullandığı sisteminin dengeli dönüşüm ekonomisine dayanması olmalıdır. Mises’in ekonominin belirli yönlerini incelemek için benimsediği bu genel denge modeli, akıl yürütme sürecinde karışıklıklara sebep olmaktadır. Burada ERE ile ilgili tüm problemleri açıklamayacağız (doğal kaynakların tükenmesi gibi), ancak faiz sorunu ile olan ilişkisini inceleyebiliriz.

Genel denge modellerinin tüm versiyonlarını kınamayacağız, ERE gibi amacını aşan modelleri kınamak için buradayız. Peter Lewin şunu dediğinde haklıdır:

Burada gerçeklikten soyutlama ihtiyacı söz konusu olan problem değildir. Söz konusu olan problem, izin verilen soyutlamaların türüdür. Soyutlamalardan bir şeyler öğrenebilmemiz için basitleştirilmiş bir hikayede gerçekliğin hangi yönleri korunmalıdır?[39]

Bu zihinsel soyutlamalar, piyasa sürecinin çarpık bir versiyonunu yansıtmadıkları sürece faydalıdır. Örneğin, ERE’ye çok benzer bir ekonomi hayal edelim, her gün bir önceki günle aynıdır ve aktörler her şeyi öngörebilir. Bu ekonominin bir yönü ERE’den farklıdır, her bir kişi aynıdır ve aynı kaynaklara erişime sahiptir. Her insan aynı çevreye ve aynı becerilere/yeteneklere sahiptir.[40] Herkesin aynı kaynaklara ve değerlendirmelere sahip olması nedeniyle, bu ekonomide iş bölümü ve hatta takas gereksizdir. Her birey sadece elindeki doğal kaynaklarla ilgilenir. Ekonominin bu modeli piyasa sürecini kavramakta bize yardımcı olur mu? Kesinlikle hayır! Gerçek dünyada, değişim ve iş bölümü her zaman gerçekleşir, bu model bize yeni bir bakış açısı sunmaz, sadece kafamızı karıştırır.[41] Bu yüzden ekonominin belirli kısımlarını izole etmeye çalışırken çok dikkatli olmalıyız. ERE’NİN amacı, dünyanın kesin olduğu ve aktörlerin herhangi bir değişikliği mükemmel bir şekilde öngörebildiği genel bir denge modeli hayal ederek girişimcilik faktöründen kurtulmaktır. Bu model yararlı olsa da, bir bütün olarak dünyanın sonsuza dek değiştirilemez kaldığını varsaymamıza gerek yok çünkü gerçek dünyada bunun bir karşılığı yoktur.

Ekonomideki düşünce deneylerimiz, alternatif bir senaryoda ne olacağını, gözlemlenemeyen ancak yalnızca eleştirel düşünme yoluyla kavranabilen bir senaryoyu düşünmeyi içermelidir. Bu senaryolar görünmez karşı gerçeklerdir. Bu nedenle, çoğu ekonomik yasa aslında karşı-olgusal yasalardır ve farklı koşulları hayal etmemizi gerektirir.

Hülsmann şöyle yazar:

Karşı olgusal bir yasa, gözlemlenebilir bir gerçeği karşı olgusal bir alternatifle ilişkilendirdiğinden, söz konusu olan gerçekten başka hangi gerçeklerin var olduğu, bu diğer gerçeklerin zaman içinde nasıl değiştirildiği ve olayların gidişatını nasıl etkilediği önemsizdir.[42]

Örneğin, tüm Avusturyalı ekonomistler, para arzındaki bir artışın her zaman malların fiyatlarındaki genel bir artışa sebep olmayacağını fark ederler, çünkü bu etkiyi dengeleyebilecek başka nedensel faktörler (para talebi veya genel verimlilik gibi) vardır. Bununla birlikte, Avusturyalı ekonomistler “Para arzındaki bir artış, diğer şeyler eşit tutulduğunda, malların fiyatlarında genel bir artışa yol açar” dediklerinde, aslında demeye çalıştıkları “Para arzındaki bir artış, ürünlerin fiyatında, aksi takdirde olacağından daha fazla artışa yol açar”dır. “Diğer şeyler eşit tutulduğunda” niteleyicisi,  ERE’yi  tezahür ettiren şeydir.

Bu nedenle, ekonomik yasaları ceteris-paribus maddesi ile nitelemek yerine, sadece ‘aksi halde ‘ ifadesini ekleyerek karşı olgusal doğalarını açıklığa kavuşturmak gerekir.[43]

“Aksi halde ” ifadesi, her şeyin sabit tutulduğunu değil, her şeyin değişeceği şekilde değiştiğini varsayar. Bu tür bir analiz Avusturya iktisatçılarına yabancı değildir, aslında Avusturya iktisatçıları bu yöntemi sıkça farkında olmadan kullanırlar. Sadece ERE’yi dahil etmeye çalıştığımızda, bu yaklaşımı unuturuz.

Hülsmann’ın Faiz Teorisini Yeniden İnşa Etme Girişimi:

Profesör Hülsmann, faiz teorisine, zamanla çok az ilgisi olan yeni bir yaklaşım sunuyor. Ayrıca, standart Misesyen faiz  teorisine gözden geçirmeye değer bazı eleştirilerini de sunmaktadır.

Aşağıdaki gibi Misesyen teoriyi karakterize eder:

Mises, zaman tercihinin tüketim ihtiyacından kaynaklandığını savunarak Frank Fetter ve Franz Cuhel’i takip etti. Gerçek şudur ki insanlar tüketmeden hayatta kalamazlar. Bu nedenle, insan ırkının ölmemesi için insan eyleminde bir miktar zaman tercihi olmalıdır.[44]

Dikkatli okuyucuların fark etmiş olabileceği gibi, bu, zaman tercihinin tamamıyla yanlış bir beyanıdır. Mises, bu zaman tercihi anlayışını özellikle ele alır ve kendini ondan ayırır:

Praksiyolojik sorun fizyolojik sorunla da karıştırılmamalıdır. Ertesi günü görmek için yaşamak isteyen, ilk önce ara dönemde kendi hayatını koruyacak önlemleri almalıdır. Hayati ihtiyaçların karşılanması ve hayatta kalma, daha uzak gelecekteki isteğin tatmini için bir zorunluluktur. Bu bize yalın hayatın sıkı bağlamda neden yakın gelecekteki tatminin uzak gelecekteki tatmine tercih edildiğini idrak ettirtmesi gerekir. Ancak, biz adeta eylemle ilgileniyoruz, gidişatını yönlendiren güdülerle değil.[45]

Mises, diğer iktisat yasaları gibi, zaman tercihinin zorunluluğunu ampirik koşullardan bağımsız olarak, eylem kavramından mantıksal olarak çıkarımının yapılabileceğini düşünmektedir.

Hülsmann, zaman içinde farklı noktalarda iki malın zamansal konumları dışında aynı mal olduğunu iddia etmenin tutulabilir bir görüş olduğuna inanmıyor. “…bu, insan eyleminde kayıtsızlığın varlığına karşı standart Avusturya savunmasıyla çelişiyor” der.

Avusturyalı ekonomistlerin, kayıtsızlığın eylem yoluyla gösterilemeyeceğini düşündükleri doğrudur, farklı zamanlarda aynı malın zaman içindeki konumları dışında homojen olduğu görüşü bu argümandan etkilenmez.  Avusturya iktisatçıları, homojen birimlerin bir demetini aynı malın birimleri olarak nitelendirdiklerinde, kayıtsızlığın varlığını varsaymadıkları gibi bu durumda da kayıtsızlığın varlığını varsaymıyoruz. Hülsmann’ın mantık silsilesi, “mal” kategorisini ve bununla birlikte iktisadı terk etmemize yol açacaktır.[46]

Hülsmann’ın zamanı faiz oranını etkileyen bir faktör olarak terk etmesinin nedeni burada yatıyor gibi görünüyor:

Otomobil motorları üreten bir üreticinin durumunu düşünün. Şu anda, monte edilmesi gereken parçaları satın alıyor ve 100 ons altın karşılığında montaj işi için gerekli emeği kiralıyor. Gelecekte, bitmiş motorları 140 ons altına, önceki harcamalarını aşan bir fiyata satıyor. Zaman tercihine atıfta bulunarak, mevcut davranışını, motorların daha sonra değil, daha erken monte edilmesini tercih ettiğini belirterek açıklayabiliriz ve gelecekteki davranışını, satış gelirlerini daha sonra değil, daha erken gerçekleştirmeyi tercih ettiğini belirterek açıklayabiliriz. Bu açıklamalar faiz sorununu, yani satış gelirlerinin neden üretim faktörleri için harcamaları aştığını ele almamaktadır.

Bu argüman çok ilginç, Mises’in zaman tercihi kanıtı ile ilgili sorunları gösteren birçok örnekten biridir. Mises, şu anda tüketen bir bireyin, daha sonra değil, mevcut tüketimin gelecekteki tüketime tercih ettiğinin kanıtı olduğunu savunuyor. Eğer bu gerçekten zaman tercihinin varlığının kanıtı ise, Hülsmann buna işaret etmekte haklıdır. Bu iki eylem ,parçaların montajı ve ürünün satışı, birbiriyle bağlı değildir ve faizin ortaya çıkışını açıklamaz. Sadece üreticinin parçaları monte etmeyi ve ürünün satımını, başka bir zamanda değil o zaman yapmayı tercih ettiğini gösterir.

Bu problemler sözde delilleri bıraktığımız anda ortadan kaybolur. Bireylerin ardışık eylemleri, izole edilmiş seçim örnekleri değildir. Çoğu zaman, daha büyük bir bütünün bir parçasıdırlar. Robinson Crusoe örneğimize geri dönelim. Robinson Crusoe sadece bir ağ inşa etmek uğruna bir ağ inşa etmiyor, bunu farklı bir gelecek eylemi gerçekleştirmek için yapıyor (balık yakalamak). Bireylerin balık arzuladığı ve bir ağ inşa etmenin balık yakalamanın bir yöntemi olduğunu genel ampirik bir gerçeklik olarak kabul edersek bu ilkel ekonomide ağlar ve balıklar arasındaki fiyat benzerliklerini açıklayabiliriz.

Bireylerin mevcut parayı gelecekteki paraya tercih ettiklerini genel bir ampirik gerçeklik olarak kabul ettikten sonra davranışları kolayca açıklanabilir. Örneğin, üretici 130 gram altın elde etmek için yatırımına erişemeden 5 yıl beklemeye razı olmayabilir, ancak 140 gram altın için razı olabilir.

Ancak daha ince bir yaklaşım benimsemek yerine, Hülsmann yanlış yola sapar ve zamanın konuyla alakasını tamamen terk eder, bu da onu garip sonuçlara götürür.  Farklı zaman noktaları arasındaki değer farkının amaç ve araç yapısından kaynaklandığını düşünür.

Arabamın yakıtını bir yolculuk için doldurduğumda, araçlar ve amaçlar  zaman içinde farklı noktalarda bulunur. Ama örneğin, kendim için ve sesimi duymanız için bir şarkı söylediğimde çakışırlar. Burada araçlar ve amaçlar ayırt edilebilir—sesimi duymanız (amaç) şarkı söylememden (araç) farklıdır—ama zamanda çakışırlar. Buna göre doğal faiz, şarkı söylemem (aracım) ile sesimi duymanız (amacım) arasındaki değer farkında tezahür eder, ancak zamanın geçmesinden kaynaklanmaz.[47]

Anlaşılana göre, araçların kullanımı ile amaçların elde edilmesi arasında uzun bir süre olmasa bile, doğal faiz (anlamlı bir terim olsun ya da olmasın) ortaya çıkabilir.

Şarkı söyleme ve sesin duyulması arasında neden bir değer farkı olması gerektiği açık değildir. Aracınız (şarkı söylemeniz veya ses telleriniz) tamamen spesifik olsaydı ve yalnızca bir olası kullanıma sahip olsaydı (sesi duymanız), değer farkı olmazdı. Amaçların tüm değeri araçlara tamamıyla geri atfedilmiş olurdu. Bu nedenle Hülsmann, doğal faizin (veya herhangi bir tür faizin) ortaya çıkışını göstermez.

Hülsmann’a göre, sıradaki, doğal faizin varlığını göstermektedir:

Smith, elmasını Jones’un domatesine karşı takas ettiğinde, Smith için domates üzerindeki mülkiyet hakkı elma üzerindeki mülkiyet hakkından daha değerlidir, Oysa Jones için tam tersidir.

Smith amacına(domates) ulaşmak için elma aracını kullanır, Jones domates aracını elmaya ulaşmak için kullanır. Jones için domates neden elmadan daha az değerlidir ve Smith için elma neden domatesten daha az değerlidir? Değer atfetme teorisi açısından, bu soruya cevap verilemez. Bu teorinin savunucuları, Jones için domatesin elma ile aynı değere sahip olduğunu, çünkü elmanın değerinin domatese tamamen aktarılacağını; ve Mutatis mutandis aynı değerlendirme Smith için de geçerli olacaktır. Böylece, takas bize bir paradoks sunar.[48]

Bu paradoksun çözümü basittir, buradaki aktör farklı amaçlar arasında seçim yapar. Smith’e göre, bir domates elde etme amacı, bir elma elde etme amacından daha değerlidir. Sahip olduğu elmanın da bir domates elde etmenin bir aracı olduğu gerçeği sadece tesadüfi bir gerçektir. Bir elmanın ve bir domatesin fiyatı 5 dolar olsaydı ve Smith, Hülsmann tarafından verilen örnekteki aynı değerlendirmeye sahip olsaydı, elma yerine domatese 5 dolar harcamayı tercih ederdi. İşte, ” Smith neden elmayı satın aldı?” sorusuna cevap vermek kolay olur. Çünkü bu amacı, alternatife tercih eder.

Hülsmann’ın doğal faiz anlayışı o kadar geniştir ki, zaman piyasasına uygulamaya çalıştığımızda işe yaramaz hale gelir. Her eylem, daha tatmin edici bir durum (amaç) elde etmek için araçların kullanımını içerdiğinden, bu da amacın, araçlara tercih edildiğini gösterir, bu nedenle doğal faiz, Avusturya okulunun çok temel bir ilkesi ile eş anlamlı hale gelir.

Hülsmann’a göre, doğal faiz piyasa rekabeti ile ortadan kaldırılamaz ve hem piyasa dengesinde hem de dengesizlikte bulunur. Her ne kadar Hülsmann bu tür doğal faiz ile girişimsel kâr arasında ayrım yapmaya çalışsa da, bu ayrım mevcut değildir.

…Eğer Bay Harris, bir makarna fabrikasından aynı yatırımla elde edebileceğinden daha az getiri sağlayan bir ayakkabı fabrikasına para yatırırsa. Bay Harris’in ayakkabı fabrikasından aldığı geri dönüş ile makarna fabrikasından alabileceği geri dönüş arasındaki fark, girişimci zararıdır. Benzer şekilde, makarna üretimine yatırım yapanlar, Bay Harris’in de bu işe girişmiş olduğu durumda gerçekleştirecekleri gelire kıyasla daha yüksek gelir elde ederler, çünkü bu durumda makarna üretimi için gerekli faktörlerin fiyatları daha yüksek olurdu ve bu ekstra satışlar makarna piyasası fiyatlarını düşürürdü.[49]

Bu paragraf oldukça gariptir, daha iyi bilgiye sahip olduğunda elde edebileceği maksimum getiri miktarından daha az getiri elde eden bir girişimci zarara uğramaz. Zarar, yalnızca üretim araçları için ödenen fiyatlar elde edilen getiriden daha büyük olduğunda ortaya çıkar. Mümkün olan en iyi kararı veremeyen bir girişimcinin zarar uğrayan bir girişimci olduğunu söylemek mantıklı değildir. Her halükarda, bu sürecin az önce incelediğimiz domates ve elma örneğinden nasıl farklı olduğu açık değildir. En iyi teklifi arayan Smith’in elmasıyla pazarda dolaştığını hayal edin, en iyi teklifi, yani bir domates sunan Jones’u bulur. Ticaret gerçekleştikten sonra, bunun doğal faiz değil, Smith’in girişimci kârı olduğunu söylememizi engelleyen nedir? Hülsmann’ın girişimcilik zararını bu şekilde tanımlamasının nedeni, geleneksel tanımı kullanacak olsaydı , yani getirilerin kullanılan araçların değerini aştığında kârın (psişik veya parasal) ortaya çıkması, bu, kullanılan araçlar ve amaçlar arasındaki değer farkı olan doğal faiz anlayışına çok benzeyecekti.

Bu makalede eksik, çok basit ama aynı zamanda çok kritik olan şey şudur: Neden daha uzun bir süre için borç veren alacaklıların (5 yıl diyelim) daha kısa bir süre için borç veren alacaklılardan (1 yıl diyelim) daha yüksek bir getiri elde etmesi söz konusudur? Hülsmann’ın çerçevesinin eksik olan bariz cevap şudur: insanlar parayı gelecekte değil şimdi sahip olmayı tercih ederler ve ek faiz getirisi daha uzun süre için ödenen bedeldir.

Faizin Pozitif Teorisi İçin Yeni Bir Girişim

Alternatif yaklaşımları eleştirdikten sonra en sonunda, faizin ortaya çıkmasına neyin neden olduğunu açıklamak için pozitif bir teori sunmalıyız. Rakip bir açıklama sunmaya çalışan çok az Avusturya iktisatçısı vardır, konuyla ilgili daha fazla araştırma gerekli olmaya devam ediyor.

Tüm Avusturya iktisatçılarının (Hülsmann hariç) kabul edeceği bir cümle şudur: kredi piyasasında faiz, borçlananların ve alacaklıların aynı miktar para için beklemek yerine paraya şimdi sahip olmayı tercih etmelerinden kaynaklanır. Zaman piyasası hem kredi piyasasına hem de sermaye yatırım getirisine nüfuz ettiğinden, yatırımcı kapitalistin değerlendirmeleri çok benzerdir. Borçlananların ve alacaklıların değerlendirmelerinin neden bu şekilde gerçekleştiğine dair daha derin bir anlayış elde etmeye çalıştığımızda işler daha da karmaşıklaşıyor.

Faizin öncelikle parayla ilgili olduğunu ve kredilerin ve yatırımların parasal getirisini açıkladığını unutmamalıyız. Faiz birçok reel faktörden etkilense de, para oranları biçiminde kendini gösterir. Robert Murphy’nin çalışmalarını takiben faiz teorisine parasal bir yaklaşım öneriyoruz.

Bireylerin neden geleceğe kıyasla şu anda aynı miktarda paraya sahip olmayı tercih ettikleri sorusu, iç gözlem yoluyla kolayca cevaplanabilir. Paraya 5 gün sonra sahip olmak yerine bugün sahip olmak isteriz çünkü, paranın sunduğu hizmet ne olursa olsun, bugün mevcut olan para hem ilk 4 gün hem de 5. günden sonra hizmetlerini sunabilir. “Tercihleri nasıl değişirse değişsin, daha önce elde edilen para, daha sonra elde edilenin yapabileceği herhangi bir hizmeti yerine getirebilir, ancak aynı zamanda bu aralık boyunca likidite sağlayacaktır.”[50]

Paranın böyle bir özelliğinin olmasının nedeni, dayanıklı bir mal olmasıdır. Takas edildikçe veya zamanla yıpranmaz. Paranın böyle bir özelliği olmasaydı, gelecekteki paraya kıyasla mevcut para için genel tercihin sürdürülmesi çok zor olurdu, malların hemen tüketilmesi gereken ve depolanamadığı portakal ve elma ekonomisine çok benzerdi. İlginçtir ki, Ludwig Lachmann onlarca yıl önce bu fikri ortaya atmıştır:

Bunun nihai nedeni, mal stoklarının zaman içinde ileriye doğru taşınabileceği, ancak geriye doğru taşınamayacağı gerçeğinde yatmaktadır. Gelecekteki malların şimdiki fiyatları mevcut mallardan daha yüksekse, mal bozulabilir veya aşırı depolama maliyeti olmadığı sürece ikincisini birinciye dönüştürmek mümkündür; gelecekteki mallar, sahiplerinin bir değerlendirme için azaltmaya hazır oldukları, aksi takdirde gerekli olmayan yeterli stoklar olmadığı sürece mevcut mallara dönüştürülemez. Ve her zaman depolama maliyetinin küçük olacağı bir dizi mal olduğu için, para da bunlardan biridir, hiç değilse taşınan stoklar ilerideki satışlar tarafından karşılandığı sürece, kolayca depolanabilir gelecek mallar ve depolanması kolay olan mevcut mallar için olan yüksek talepten dolayı negatif faiz elimine edilir. [51]

Laurence S. Moss çok benzer bir noktaya değiniyor, ancak yanlış olarak faizin öncelikle parayla değil mallarla ilgili olduğunu düşünüyor:

Sadece zaman pazarındaki asimetri nedeniyle, yani mevcut malların geleceğe maliyetsizce aktarılabilmesi, ancak gelecekteki malların günümüze çağrılamaması, gelecekteki mallara yönelik haklar için bir pazarın, bununla birlikte pozitif bir faiz oranın ortaya çıkmasını beklemek için her türlü nedenimiz var. [52]

Bu nedenler, bir piyasa ekonomisinin zaman piyasasında faizin (pozitif bir oran olarak) ortaya çıkmasını açıklamak için yeterlidir. İnsan eylemi kategorisi olarak bir zaman tercihi yasası oluşturmaya veya tamamen kesin bir genel denge modeline hitap etmek için herhangi bir neden yoktur.

Bir adım daha ileri gitmek istiyorsak, gelecekteki paraya kıyasla daha fazla hizmet sunması dışında, mevcut para tarafından sağlanan belirli hizmetlerin neler olduğunu sorabiliriz.

Yaygın olarak kullanılan bir değişim aracı olan parayı diğer emtialardan farklı kılan şey, satılabilirliğidir. En likit varlıktır ve piyasada değişim için en geniş imkanları sunar. Avusturya iktisatçılarının paranın işlevi hakkındaki bakış açısı, paranın geleceğin belirsizliğiyle başa çıkmada yardımcı olmasıdır. Eğer belirsizlik olmasaydı, kimsenin paraya sahip olma ihtiyacı olmazdı çünkü kimse takas ettiği malların gelecek müşterileri veya satılabilirliği hakkında endişe etmezdi. Bu yüzden, para talebi, bireylerin göreceli gelecek belirsizliği algısından etkilenir. Bireyler yakın müddettin, uzak geleceğe kıyasla daha da belirsiz olacağını düşünürlerse, uzun vadeli kredilerin faiz oranı artacaktır. Burada, bir kredinin geri ödenmesinin belirsizliğinden bahsetmiyoruz (ki bu da katkıda bulunan bir faktördür), ancak kredilerin geri ödeneceğinden emin olunsa bile, pazarın gelecekteki durumu ve gelecekteki ihtiyaçlar hakkında hala belirsizlik devam etmektedir.

Bununla birlikte, faizi etkileyen tek faktör bu değildir. Aç bir birey, gelecekteki belirsizlik nedeniyle değil,  yaşamaya devam etmek için piyasadaki mallara anında erişim sağlayan paraya ihtiyacı olduğundan yakın müddetteki para için yüksek bir tercihe sahiptir. Belirli bir zamanda tüketim tercihi gibi reel faktörlerin de faiz oranını etkilediğini görüyoruz. Bu yaklaşım gerçek dünyaya kolayca uygulanabilirdir ve ceteris paribus durumu geçerli olmadığı için açlıktan ölen bireylerin zaman tercihinin maddi koşullarından etkilenmediğini söylememizi gerektirmez. Bu nedenle, mevcut para talebinin mevcut tüketim arzusundan etkilendiğini söyleyebiliriz. Robert Murphy, belirsizliğin zamansal değerlendirmelerine bağlı olarak mevcut para talebindeki değişiklikleri kabul etse de, bu noktayı ihmal ediyor gibi görünüyor. Mevcut para birimlerinin para olarak tutulmasına gerek yoktur, tüketim malları için hemen değiştirilebilir. Mevcut paraya olan talebin bu benzersiz yönü, Rothbard’ın “toplam para talebi” olarak adlandırdığı şeyde gözlemlenemez, çünkü toplam para talebi, tüketim mallarına olan talebi zorunlu olarak dışlarken, mevcut paraya olan talebe dahildir.

Bu nedenle Murphy’nin ulaştığı sonuç: “sonuçlarımız maalesef olumsuzdur; kesin olarak sonuçlandırabileceğimiz tek şey, faiz oranının gerçek tasarrufları gerçek yatırımla eşleştirmedeki rolünün geleneksel hikayesinin çok makul olmadığıdır” (Murphy 2003, s. 174) göründüğü kadar doğru olmayabilir. Bu nedensel faktör, tüketim mallarının farklı zamanlarda takas oranlarını incelememizi gerektiren yaklaşımla karıştırılmamalıdır.

Faiz oranlarını etkileyen bir diğer faktör de enflasyondur. Para arzında bir artış bekleniyorsa, bu gelecekteki ve şimdiki paranın kurlarını değiştirecektir. Faizi parasal bir fenomen olarak ele aldığımızdan, sadece piyasa faiz oranıyla ilgileniriz. Avusturya teorisinde fiyat seviyesi diye bir kavram olmadığı için paranın satın alma gücüne bağlı olarak “reel faiz oranı”na yaklaşımda bulunmaya çalışmayız. Para yansız olmadığından, bireylerin değerlendirmelerindeki değişim tekdüze olmayacak ve yeni likiditenin belirli enjeksiyon noktalarına bağlı olacaktır

Sonuç

Faizin nedenini açıklayan klasik Misesyen bakış açısının yeniden formüle edilme ihtiyacı olduğu sonucuna varıyoruz. Bu yeniden düzenleme, statik genel denge analizinin yanlış kullanımından kaynaklanabilecek yanlışlıklardan kaçınmalıdır. Bu konuda yazan birçok ekonomisti inceledik ve her birinin ekonomik teorinin gelişimine katkıda bulunacak değerli yorumları olduğunu gördük. Avusturya iktisadının takipçileri, bu yeni yaklaşımın Avusturya iş döngüsü teorisi veya sermaye teorisinin diğer kısımları üzerindeki etkileri konusunda endişelenmesine gerek yoktur, hepsi birbiriyle uyumlu biçime sokulabilir. Bankaların kredi genişlemesinin ve faiz oranlarının manipülasyonunun sonuçları değişmez, rahatsız edici piyasa güçleri istenmeyen sonuçlara yol açacaktır. Bu yazıda bahsedilen eleştirilerin hiçbiri, Mises’in ekonomik teoriye katkılarının önemini küçümsemez ve çok daha zayıf bir faiz teorisi anlayışına sahip olan ana akım neo-klasik ekonomistler için mühimmat olmamalıdır.


Dipnotlar

  • [1] Carl Menger, “Principles of Economics” s. 154
  • [2] Ibid. s. 159
  • [3] Ibid. s. 161
  • [4] Eugen von Böhm-Bawerk, “Capital and Interest” s.117        
  • [5] Ibid. s. 138
  • [6] Para durumunda bile, bu ilişki Rothbard ve Hoppe’nin iddia ettiğinden farklı olarak tamamen doğrusal olmayabilir. Gelirdeki bir artış, gelecekteki memnuniyetler için her zaman daha yüksek bir tercih doğurmaz. Gelir ve tercih arasındaki bu ilişkinin ayrıntılı bir incelemesi için bkz., Block, Barnett ve Salerno (2006)
  • [7] Eugen von Böhm-Bawerk, “The Positive Theory of Capital” s. 254
  • [8] Ibid. s. 18
  • [9] Irving Fisher, “The Theory of Interest” s. 272-273
  • [10] Murphy (2003, s.50)
  • [11] “Capital, Interest, and Rent: Essays in the Theory of Distribution”a giriş
  • [12] Jeffrey Herbener, “The Pure Time-Preference Theory of Interest” s.40
  • [13] Frank Fetter, “Economic Principles” s. 249
  • [14] Ibid. s.236
  • [15] Frank Fetter, “Principles of Economics” s. 141
  • [16] Ludwig von Mises, “Human Action” s. 481
  • [17] Ibid. s. 527
  • [18] Ibid. s. 529
  • [19] Robert Murphy, “Unanticipated Intertemporal Change in Theories of Interest” s.125
  • [20] Mateusz Machaj, “Money, Interest, and the Structure of Production” s.25
  • [21] Paul Cwik, “A Defense of the Traditional Austrian Theory of Interest”
  • [22] Ludwig von Mises, “Human Action” s.524
  • [23] Frank Fetter, Economic Principles, s. 310-311
  • [24] Murphy (2003, s. 105)
  • [25] Murphy’nin örneğiyle ilgili bir sorun, parayı analize geri koyduğunda oluşturduğu ikinci tablodur. Paranın kredi piyasasında olan faize bağlı olarak istediğimiz herhangi bir faiz oranını elde edebileceğimizi iddia ediyor. Örnek, bireylerin mevcut ve gelecekteki tüketime kayıtsız olduğunu varsayar, bu da şu soruyu doğurur, neden paranın kredi piyasasına faiz vardır? 2 cevap mümkündür: ya para arzı da artıyordur ya da bireyler bir sebepten dolayı geleceğe kıyasla şimdiki paraya kayıtsız değillerdir (belki de meta olarak mevcut altından daha çok hoşlanıyorlar).
  • [26] George Reisman, “Capitalism: A Treatise on Economics” s. 793
  • [27] Paul Cwik, “A Defense of the Traditional Austrian Theory of Interest”
  • [28] Murray Rothbard, “Man, Economy and State” s. 373
  • [29] Ludwig von Mises, “Human Action” s. 481
  • [30] Ibid. s. 481
  • [31] Ibid.
  • [32] Ibid. s. 487
  • [33] Murray Rothbard, “Man, Economy and State” s.16
  • [34] Murphy(2003, s.148)
  • [35] Jeffrey Herbener, “The Pure Time-Preference Theory of Interest” s.56
  • [36] Ibid. s.52
  • [37] Paul Cwik, “A Defense of the Traditional Austrian Theory of Interest”
  • [38] Murphy (2003, s. 94-95)
  • [39] Peter Lewin, “Rothbard and Mises on Interest: An exercise in Theoretical Purity”
  • [40] Murray Rothbard, “en temel–hem doğal hem de insan kaynakları çeşitliliği”ni ekonomi alanındaki 2 ampirik varsayımdan biri olarak görür. “Bundan doğrudan işbölümü, pazar vb. ortaya çıkar.” Biz daha fazla ampirik varsayımlar olabileceğine inanıyoruz, ancak bu, alanın a priori ve tümdengelimli doğasıyla çatışmamalıdır. Ampirik varsayımlar sadece ekonomik teorinin gerçek dünya uygulamaları ile ilgilidir.
  • [41] Benzer bir örnek, sadece bir mal olan bir ekonomidir. Bu ekonomide fiziksel verimlilik faiz oranını belirleyebilir. Barizdir ki, gerçek dünyada 1’den fazla mal vardır, bu varsayım analizi tamamen değiştirir. bkz. Robert Murphy, “Dangers of the one-good model”
  • [42] Jörg Guido Hülsmann, “Facts and Counterfactuals in Economic Law”
  • [43] Ibid.
  • [44] Jörg Guido Hulsmann, “A theory of Interest”
  • [45] Ludwig von Mises, “Human Action” s.484
  • [46] Bu argüman, Hoppe ve Block arasındaki kayıtsızlık tartışmaları ile ilgisizdir, okuyucu iki ekonomistten herhangi biriyle hemfikir olup yine de burada ifade edilenle aynı sonuca varabilir.
  • [47] Jörg Guido Hülsmann, “A theory of Interest
  • [48] Ibid
  • [49] Ibid
  • [50] Murphy (2003, s. 164)
  • [51] Ludwig M. Lachmann, “Capital and Its Structure” s. 78
  • [52] New Directions in Austrian Economics s. 164

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Dijital Çağda Siyasi Tartışma – Fabienne Peter

En Güncel Haberler Sosyal Bilimler