Feminizm Bölüm-1: Aynılık Yaklaşımı – Annaleigh Curtis

/
42 Okunma
Okunma süresi: 13 Dakika

Editör’ün notu: Bu makale felsefi feminizm konulu üç bölümlük bir dizinin ilkidir. İlk iki bölüm olan Feminizme Aynılık Yaklaşımı ve Feminizme Farklılık Yaklaşımı Üzerine, Annaleigh Curtis’e ait; üçüncü kısım olan Dominant Yaklaşım ise Chelsea Haramia’ya aittir. İkinci makaleye buradan ( here) ve üçüncü makaleye buradan (here)erişebilirsiniz.


Akademik ve akademik olmayan feminizm tartışmalarında, bazen feminist konumların çeşitliliğine bir takdir eksikliği görülür. Baskının doğası, seks işçiliği veya kürtaj gibi bir dizi teorik ve pratik konu hakkında anlaşamayan iki farklı kişi de feminist olarak adlandırılabilir. Bu ve sonraki makalede, cinsiyetçi baskıya yönelik iki genel feminist yaklaşımı ortaya koyuyorum: aynılık yaklaşımı ve farklılık yaklaşımı. Bu ilk makalede aynılık yaklaşımına odaklanacağım.

Kadın= Erkek

Düşünce zincirlerini bölmenin birçok yolu vardır, özellikle de siyasi bir hareketten organik olarak ortaya çıktıklarında. Burada aynılık yaklaşımı denen şey, başka yerlerde hümanist ya da liberal feminizm denen şey ile benzerlikler taşıyor. Buradaki temel fikir, fiziksel veya sosyal özellikleri ne olursa olsun insanlara eşit davranılması gerektiğidir. Genel tartışma stratejisi şu şekildedir:

  • 1.Öncül: Eğer A ve B ilgili açılardan aynıysa, A ve B’ye aynı şekilde davranılmalıdır.
  • 2.Öncül: Kadınlar ve erkekler ilgili bakımlardan aynıdır.
  • Sonuç: Kadınlara ve erkeklere aynı şekilde davranılmalıdır.

Bu argüman ilk bakışta ikna edici görünüyor. Eğer iki kişi gerçekten de söz konusu olan herhangi bir konuda aynıysa, onlara farklı davranmak mantıksız olur. Örneğin, iki iş adayı bir iş için eşit niteliklere sahipse sadece erkek olduğu için birini işe almak haksızlık olur. Aynılık yaklaşımına bu tür bir sezgi rehberlik eder. Bu yaklaşımın erkeklerin ve kadınların tamamen aynı olduğunu söylemek zorunda olmadığına dikkat edin. Bu yaklaşımın savunucusu, söz konusu olan konu haricinde doğal veya toplumsal farklılıkların olduğunu kabul edebilir. Ancak insanlar bu söz konusu konular (insan onuru, zeka, ruh, belirli kapasiteler vb.) hakkında da fikir ayrılığına düşebilir.

Aynılık yaklaşımının savunucusu olarak adlandırılabilecek tanınmış bir filozof, en çok etik ve siyaset felsefesi konularındaki yazılarıyla tanınan John Stuart Mill’dir. Mill, geçmişi günümüzden ayıran şeylerden birinin, çeşitli ayrımcılıkların günümüzde ortadan kalkması olduğunu söylemiştir:

Modern dünyada insanlar, yaşamda sahip olacakları yerde doğmuyorlar ve doğdukları yere de merhametsiz bir bağla zincirlenmiyorlar; tam tersine, yeteneklerini kullanmakta ve elverişli fırsatlar sunulduğunda, kendileri için en çok arzu edilir görünen payı elde etmekte özgürdürler.

Mill’e göre ırk, cinsiyet veya sınıf gibi yersiz kategorilere dayalı olarak bireyler arasında anlamlı ayrımlar yapılamaz.

Aynılık yaklaşımı başlangıçta sezgisel olarak çok çekici görünse de bu yaklaşımla ilgili bazı sorunlar olabilir. Yukarıda bahsettiğim iş adayları örneğini ele alın. Eşit niteliklere sahip iki adayın cinsiyet temelinde ayırt edilmemesi gerektiğini varsaydık. Bu örnekle ilgili olarak aynılık yaklaşımına yapılan iki itirazı inceleyelim.

İlk olarak, aynılık yaklaşımı, pozitif ayrımcılığın kabul edilemez olmasını gerektirmez mi? Sonuçta, insanları sadece cinsiyete göre ayırmak yanlışsa o zaman ne erkekler ne de kadınlar cinsiyete göre iş almalıdır. Yine de aynılık yaklaşımını destekleyenler de dahil olmak üzere birçok feminist, muhtemelen işe alımda bazı pozitif ayrımcılıkları onaylıyor. Bu tür bir itiraz, ırk temelli pozitif ayrımcılığa karşı yapılmıştır ve bazen buna “ters ırkçılık” bile denilmektedir.

Bu itirazlara verilen standart bir yanıt, beyazlar ve beyaz olmayanlarda olduğu gibi, erkekler ve kadınlar da toplumda hiç adil olmayan oyun alanlarında başladıkları için pozitif ayrımcılığın haklı olduğunu savunur. Erkekler, özellikle beyaz erkekler, uzun yıllar boyunca gereksiz avantajlar elde etmiştir. Bu nedenle işe alımlarda kadınları ve beyaz olmayan adayları tercih etmek adaletsizlik değildir çünkü bu sadece onlara karşı uzun süredir devam eden önyargıya karşı çıkmaktır.

Bu yanıtın aynılık yaklaşımıyla örtüşüp örtüşmediği veya nasıl örtüştüğü pek açık değildir. Belki de yaklaşımın savunucuları, geçmiş günlerdeki bazı tercihlerin karşıt tercihi telafi ettiğini kabul ederek eşit muameleyi neyin oluşturduğu konusunda uzun vadeli bir görüşe sahiptir. Eğer öyleyse, aynılık yaklaşımının savunucusu bunu teorilerinde dile getirmelidir.

İkinci sorun, üsttekiyle bağlantılı olarak, iki adayın eşit derecede nitelikli olduğuna dair orijinal varsayımımızla ilgili bir sorun olabilir. Sonuçta, adaylar ne sıklıkla eşit niteliklere sahiptir? Daha da önemlisi, kadınların bir iş için düşünülmeden önce bile cinsiyetçiliğin bir sonucu olarak sistematik olarak yetersiz olma olasılığını ele almalı mıyız? İnsanlar geliştikçe aynı eğitimi, fırsatları ve teşviki almazlar. Aynılık yaklaşımı, kuşkusuz bu cephelerde değişiklik gerektirecektir ancak yaklaşımın savunucuları, şimdi ile hayal ettikleri adil gelecek arasında ne yapılması gerektiğini söylemekte zorlanabilir. Çok uzun bir süre boyunca farklı muamele görmüşlerse herkese aynı şekilde davranmak, sadece önde başlayanların önde kalmasını sağlayarak farkı devam ettirebilir.

Okuyucular, cinsiyetçi baskıya yönelik aynılık yaklaşımını okumak için aşağıda birkaç kaynak bulabilirler. Ayrıca haberlerdeki ve arkadaşlar arasındaki tartışmaları gözlemlemek ve bu yaklaşımın kullanımlarının yanı sıra 2. ve 3. kısımda’ tartışılacak farklılık ve baskınlık yaklaşımlarını da tespit edip edemediğini görmek öğretici olacaktır.


Dipnotlar

  • 1. Üçüncü bir yaklaşım olan baskınlık yaklaşımı burada tartışılmaktadır. (here) Bu bölümler doğrudan Sally Haslanger ve Elizabeth Hackett tarafından düzenlenen Theorizing Feminisms: A Reader‘dan alınmıştır. Onlar da Catharine MacKinnon tarafından o ciltte yeniden basılan “Difference and Domination: On Sex Discrimination.” adlı bir denemede temel bulmuşlardır.  
  • 2. Bu yazıda erkekler ve kadınlar hakkında sanki bu kategoriler gerçekmiş ve ve diğer cinsiyet olasılıklıları yokmuş gibi konuşuyorum. Bunu tartıştığım düşünürler çoğunlukla böyle yapmaya meyilli olduğu için yapıyorum. Ancak günümüzde çoğu feminist, bir yanda erkekler, diğer yanda kadınlar arasında katı ve hızlı bir biyolojik ya da sosyal ikiliğin olmadığını kabul ediyor. Cinsiyetin, cinsiyet kimliğinin ifadesinin ve cinsel yönelimin nasıl ayrıldığına dair genel bir bakış için, bkz.  (here) 3 J.S. Mill, “Kadının Köleleştirilmesi” http://www.constitution.org/jsm/women.htm

Referanslar

Bağlantılı Makaleler


Annaleigh Curtis – “Feminism Part 1: The Sameness Approach“, (Erişim Tarihi: 20.06.2022)

Çevirmen: Nehir Şahin

Çeviri Editörü: Beyza Nur Doğan

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Çocuklar İçin Felsefe – Michael Pritchard (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü

Bayescilik – Thomas Metcalf

Editörün notu: Birçok okuyucu açısından Bayesciliğe dair bu giriş yazısı, öncelikle Thomas Metcalf’ın Olasılık Hesabına Giriş