//

Bedenlenmiş Biliş ve Temel Kavramlar – Murat Berkay Özbek

Giriş

Bu çalışmanın temel amacı, “Bedenlenmiş Biliş” (Embodied Cognition) olarak bilinen yaklaşımın temel kavramlarını okuyucuya sunmaktır. Bu yaklaşım, çağdaş zihin tartışmalarında giderek daha fazla ilgi görmektedir. Bu artan ilginin temel nedeni, zihnin doğası ve işleyişi gibi karmaşık felsefi sorulara yanıt arayışıdır. Metin, iki bölümden oluşmakta ve ilgili yaklaşımın ortaya koyduğu temel argümanları içermektedir. İlk bölümde bedenlenmiş bilişin tanımıyla birlikte yaklaşımın genel bir çerçevesi çizilecektir. Bağlantıcılık (Connectionism), ekolojik psikoloji (Ecological Psychology) ve fenomenoloji (Phenomenology) başlıkları altında felsefeyle arasında bulunan ortak noktalara vurgu yapılacaktır. İkinci bölümde kavramsallaştırma (Conceptualization), değişiklik (Replacement) ve bileşim (Constitution) başlıklarında bedenlenmiş bilişin temel kavram ve yaklaşımları ortaya koyulacaktır. Metinde, bilişsel bilimin (Cognitive Science) temel kavramlarından bağımsız şekilde zihni açıklamaya gayret eden bedenlenmiş biliş anlayışının gerek fenomenoloji ve zihin felsefesi gerekse de günümüz pozitif bilim anlayışından faydalandığının altı çizilecektir. Henüz olgunlaşmaya başlayan bu anlayışın kavramsal çerçevesinin daha da büyüyeceği ve önümüzdeki yıllarda zihin felsefesi alanındaki çalışmalara katkılar sağlayacağını da okuyucunun aklında tutması yararlı olacaktır.

I. Bedenlenmiş Biliş Yaklaşımı

Bilişsel bilimin bilim dünyasındaki etkisinin arttırmasıyla birlikte bedenlenmiş biliş (Embodied Cognition) yaklaşımı da zihni açıklamaya yönelik en önemli girişimlerden biri olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Bedenlenmiş biliş yaklaşımı aynı bilişsel bilimler gibi nörobilim, bilgisayar bilimleri, dilbilim, yapay zeka ve felsefe özellikle de zihin felsefesi gibi bir dizi disipline sırtını dayar. Ancak bu sav, geleneksel bilişsel bilimin öne sürdüğü zihinsel süreçlerin hesaplanabilir (Computational) süreçler olarak ele alındığı, bir bilgisayar analojisi kurarak beyini bir donanım, zihni ise bir yazılım olarak gören yaklaşımı reddeder. Bedenlenmiş biliş, dikkat çekici bir şekilde, eyleyici ya da özne olarak (Agent) sadece beynin değil tüm bedeninin önemini vurgular. Buna göre, biliş, beden ve bedenin çevresiyle (Environment) olan ilişkisi tarafından biçimlenir.

Bilişin bedenleşmesi, bilişin dış dünyayla olan etkileşimlerimiz sonucunda ortaya çıktığı fikrini ifade eder. Bu yaklaşım, bilişin yalnızca algısal ve motor yeteneklere sahip bir beden içinde gerçekleştiğini kabul eder ve akıl yürütme, hafıza, duygu, dil gibi zihinsel süreçlerin de bu etkileşimlerin bir parçası olduğunu vurgular. Yani biliş, vücut, beyin ve dış dünya arasındaki sürekli etkileşimlerin sonucunda meydana gelir. Öte yandan, geleneksel bilişsel bilimde araştırmacılar genellikle sadece beyin üzerinde odaklanır ve zihni sembolik süreçlerle açıklamaya çalışır; bedeni araştırma konularına dahil etmekten kaçınırlar. Bu yeni çerçevede, bedenlenmiş biliş, bilişsel bilimin hesaplanabilirlik anlayışını ya tamamen ya da büyük ölçüde reddeder.

Lawrence Shapiro, bedenleşmiş biliş kavramının giderek daha fazla tanınır hale geldiğini ve geleneksel olarak bilişsel bilimin ilgi alanları olarak kabul edilen algı, dil, öğrenme, hafıza, sınıflandırma, problem çözme, duygu, sosyal biliş gibi konuların bedenleşmiş biliş çerçevesinde yeniden değerlendirildiğini vurgular.  Kuşkusuz, bedenleşmiş biliş yaklaşımı yoğun eleştirilere tabi tutulmuştur. Ancak tam da bu noktada felsefenin rolü önem kazanır. Felsefe, bu yaklaşımın zihni nasıl açıkladığı ile ilgili birçok noktada eleştiriye hazırdır.

Eleştirmenler, bedenlenmiş biliş yaklaşımının hesaplanabilirlik yaklaşımına karşı tam anlamıyla tatmin edici bir alternatif sunamadığı veya bedenin, bedenleşmiş bilişte gereğinden fazla öne çıkarıldığı şeklinde eleştirilerde bulunmuşlardır. Bedenleşmiş biliş yaklaşımının savunucularının bu eleştirilere verdiği cevaplar ise zihnin ne olduğu, nelerden meydana geldiği veya temsil kavramının doğasının nasıl tanımlanacağı gibi felsefi ve bilişsel sorunların yeniden ele alınmasını teşvik etmiştir.

1.1. Hesaplanabilirlik Argümanı

Hesaplanabilirlik bakış açısına sahip tüm araştırmalarda, bilişin bir dizi ardışık süreçten oluştuğu düşünülür. Bu süreçler, uyaranın sembolik bir dışavuruma dönüşmesi için gereklidir. Zihnin sembollerle çalıştığı iddiası bilişsel bilimlerde zihinsel temsil argümanı (Mental Representation) olarak bilinir. Bu argüman, dış dünyadan gelen uyaranlar doğrultusunda zihinde ortaya çıkan bilişsel süreçleri, semboller, şemalar, imgeler, kurallar, kavramlar gibi çeşitli temsiller yoluyla açıklamaya çalışır. Araştırmacılara göre zihin bu temsilleri kullanarak çalışır, bu sebeple temsillerden faydalanarak insan davranışının ve düşüncesinin çeşitliliğinin açıklanabileceği iddia edilir. Araştırmacılara göre zihinde dış dünyadan gelen uyaranlar sembolik bir ifadeye (Expression) dönüştürülerek belirli kurallara tabi tutulur. Bu sürecin sonucunda, zihinsel çıktılar elde edilir. Bu çıktılar, kelime ayırt etme, mantıksal problemleri çözme, bellek kullanımı veya dış dünyanın üç boyutlu algılanması gibi zihinsel işlevleri içerebilir. Bu zihinsel çıktılar, kişinin zihinsel temsil süreçleri üzerinden işlenir. Yani kişi, bu semboller ve kurallar aracılığıyla oluşturulan zihinsel temsilleri kullanarak düşünme ve anlama süreçlerini gerçekleştirir. Bu hipoteze göre, bilişsel aktivite sinir sistemi üzerinde gerçekleşir ve dış dünyadaki herhangi bir uyaran, ki bunlar arasında dış dünyadan algılanan ışık, şekil, boyut gibi uyaranlar da mevcuttur, sinir sistemini etkinleştirerek zihinsel temsilleri oluşturur. Sinir sistemi üzerinde temsil edilen uyaranları sembolleştirerek tıpkı bir bilgisayar gibi manipüle edebiliriz. Hesaplanabilirlik bakış açısıyla ele alınan zihin dili üretir, dış dünyayı algılar ya da anıları bellekten geri çağırır. Bilişsel bilim araştırmacıları temsil sürecinin arka planında yatan içerikleri açığa çıkartmaya uğraşır. Bilişin açıklanmasında hesaplanabilirlik yaklaşımı, bilişsel bilim araştırmalarına derinlemesine nüfuz etmiştir ve birçok araştırmacı, bilişi sadece hesaplanabilir bir kavram olarak tanımlamaktan başka bir yolunun olmadığına inanmaktadır. Ancak çoğu bedenlenmiş biliş araştırması, bilişi açıklamak için alternatif yaklaşımların da ele alınması gerektiğini savunur.

1.2. Ekolojik Psikoloji

Ekolojik psikolojiyi anlamak için öncelikle bu yaklaşımın hesaplanabilirlik argümanıyla arasındaki farkları anlamak önemlidir. Bu farklılık, organizmanın maruz kaldığı uyaranların doğasında yatar. Bilişsel psikolojiye yaslanan araştırmacılar, uyaranların sadece algılarımıza bağlı olduğunu savunurken, ekolojik psikoloji araştırmacıları, algıların yanı sıra tüm vücudumuzun algı süreçlerine etki ettiğini savunurlar. Mesela dış dünyada fotonlardan oluşan ve retinada görsel veriye dönüşen uyaranlar da kendi başlarına görme sürecini açıklamak için yeterli değildir. Retinaya düşen bir ışık kümesinin oluşturacağı görüntü retina yüzeyinin her noktasında farklı şekilde işlenmektedir. Retinaya düşen ışığın simetrik bir görüntü oluşturması organizma için çözülmesi gereken bir problemdir. Bedenimiz oldukça karmaşık olan bu problemi neredeyse anında çözerek görüşü ters yüz olarak değil dış dünyada olduğu gibi asimetrik olarak bilince ulaştırır.

Bilişselci yaklaşıma yöneltilen eleştirilerden biri, bu yaklaşımın birim zamanda dış dünyadaki tüm uyaranları işleme kapasitesine sahip olamayacağı gerçeğinden kaynaklanır. Dolayısıyla, algı sürecinin sonucunda ortaya çıkan algının, dış dünyadaki uyaranların tamamını değil, yalnızca bir kısmını içerdiği düşünülür. Bu durum, bilişsel süreçlerin hatalı veya eksik olduğu fikrini doğurabilir. Ancak ekolojik psikologlar, organizmanın yetersiz veya eksik bir uyaranla karşılaştığını düşünmezler. Ekolojik psikolojide, duyu sistemi organizmanın bir parçası olarak ele alınır; ayrı birimler olarak değil, yani bütünsel bir yaklaşım öncelenir. Örneğin, görsel algı süreçleri yalnızca gözler, retinalardaki imge ve beyindeki nöron aktivitesiyle sınırlı değildir. Bu süreçler, organizmanın tamamını ve organizmanın içinde bulunduğu çevreyi de içerir. 

Organizmanın sürekli hareket halinde olması, onu anlık olarak değişen ve çeşitlilik gösteren uyaranlara maruz bırakır. Dolayısıyla bir ekolojik psikolog için bu uyaranların tespit edilmesi algı için gerekli olan tüm veriyi içerir. Bu verileri tespit etmek için, herhangi bir nesnenin biçimini algılamaya çalışarak o nesneye yaklaşmak veya onun yerini değiştirmek gibi basit eylemler yeterlidir. Ayrıca, bir nesnenin çevresine göre farklı bir şekilde ışık yansıtması veya farklı bir kırılma indeksine sahip olması, o nesneyi diğer nesnelerden ayırt etmemizi kolaylaştırır. Bu farklılıklar, organizma için önemli bilgilendirici unsurlar sağlar.

Bu tip eleştiriler, kişinin düşünme ve çıkarım yapma süreçlerini fiziksel bedeniyle yakından ilişkilendiren bedenlenmiş biliş araştırmacıları arasında da oldukça önemli bir tartışma konusudur. Ekolojik psikolojiyi benimseyen araştırmacılar için ise algı, kişinin çevresiyle yakından ilişkilidir. Bu perspektife göre, insanlar çevrelerine duydukları ihtiyaca ve çevresel koşullara uyum sağlamak için algılarını kullanırlar. Örneğin, yürümek veya koşmak gibi fiziksel eylemler, kişinin çevresiyle etkileşim halinde olmasını sağlar ve algı süreçleri bu etkileşimleri düzenler. Sonuç olarak, bedenlenmiş biliş araştırmacıları ve ekolojik psikolojiyi savunanlar, geleneksel bilişsel bilim yaklaşımlarını sorgulayarak zihinsel süreçlerin daha karmaşık ve bağlamsal bir şekilde anlaşılması gerektiğini vurgularlar. Bu eleştiriler, bilişsel bilimdeki temel kavramların gözden geçirilmesine ve yeni bir perspektifin geliştirilmesine dayanak olabilir.

1.3. Bağlantıcılık

Bağlantıcılık görüşü, temelde bilişsel bilimden farklı bir noktada konumlanır ve bilişsel olmayan ancak bilişsel açıklamalarla anlaşılmaya çalışılan sistemlere alternatif bir perspektif sunar. Bu yaklaşım, beynin işleyişinden ilham alır: Yaklaşık yüz milyar nöron, diğer nöronlar ve vücuttaki farklı hücrelerle iletişim kurmak için sinaps adı verilen bağlantılarla donatılmıştır. Her bir nöron, binlerce farklı nöronla bağlantı kurarak nöral ağları oluşturur. Beyin, her birim zamanda belirli bir vücut bölgesinden sorumlu olan belirli nöron gruplarını bir araya getirerek bu nöral ağları oluşturur. Bu yaklaşım, 1980’lerde Geoffrey Hinton, James Anderson, David Rumelhart ve James McClelland’ın çalışmalarıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Bu dönemde, beyindeki nöral ağların yapay sinir ağları oluşturmak için ilham kaynağı olduğu ve bağlantıcı modellerin tartışılmaya başlandığı bir süreç yaşanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda, bilişsel bilimdeki geleneksel yaklaşımın ötesine geçmeyi hedefleyenler oldu. 

Bilişselci yaklaşım, genellikle tek yönlü semboller ve kurallarla çalışırken, bağlantıcı yaklaşım, farklı düzeylerde bağlı ağ düğümlerinin etkileşimlerine odaklanır. Farklı uyaranlar, farklı ağ uçlarını uyararak farklı nöron gruplarını aktive eder ve bu da her uyaranın farklı sonuçlara yol açmasını sağlar. Bu sebeple bağlantıcı yaklaşım, geleneksel bilişsel bilimin kullandığı sembolleştirme, işlemleme gibi kavramları kullanmadan akıllı davranış gösterebilen sistemlerin var olabileceğini vurgular.

1.4. Fenomenoloji

Fenomenoloji geleneği, bilincin doğasını inceleyen bir yaklaşım olarak bilinir ve algı, düş gücü, duygu, irade, yaşanmışlıklar gibi unsurları ele alır. Fenomenoloji, bilincin yönelimsel yapısını anlamaya odaklanır ve bu süreçte bilişsel bilimin sıklıkla kullandığı girdi, bilgi işleme ve çıktı gibi bilgisayar analojisinden ziyade uzay, zaman, hareket, dikkat ve sosyal süreçler gibi kavramlardan faydalanır. Bedenlenmiş biliş de benzer şekilde bedeni etkileyen süreçler üzerinden zihni ele alır. Bu bağlamda, fenomenoloji ve bedenlenmiş biliş arasında benzerlikler bulunur. Her iki yaklaşım da bilinci daha derinlemesine anlamaya çalışırken geleneksel bilişsel bilimin sınırlarını aşar ve zihni daha geniş bir bağlama yerleştirir.

Martin Heidegger, Edmund Husserl, Maurice Merleau-Ponty gibi fenomenologlar, bilinçli bilişsel deneyimlerin bedenlenmesini konu ederek, kendi bilinçli süreçlerimizi deneyimlememize odaklanmışlardır. Bu yaklaşım, bedenlenmiş biliş araştırmacılarının düşüncelerine önemli bir yön vermiştir. Araştırmacılar, zihin ve beden arasındaki ilişkiyi inceledikleri analizlerinde bu fenomenologlardan ilham almışlardır. Bu araştırmacılar arasında öne çıkan bazı fikirler, zihinselliğin fiziksel bedenden ayrı bir yerde bulunmadığını savunurken, diğerleri ise zihni Kartezyen bakış açısının eksik veya hatalı bir şekilde ele aldığını iddia ederler. Bu, bedenlenmiş biliş alanındaki farklı görüşlerin bir yansımasıdır ve zihin ile beden arasındaki karmaşık ilişkiyi daha derinlemesine anlamaya çalışan birçok farklı yaklaşımın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bedenlenmiş biliş araştırmacıları, bilişin Descartes’ın önerdiği gibi izole bir içgörü olmadığını savunurlar. Onlara göre, biliş fiziksel bir bağlamda gerçekleşir, bedende somut bir şekilde yansır ve dış dünya ile etkileşim halindedir. Bu perspektife göre, geleneksel bilişsel bilimin iddia ettiğinin aksine zihin ve beden arasındaki ayrım ortadan kalkar. Bunun yerine, zihin değişen bir dış dünya içinde bedenlenmiş ve etkileşim halindedir. Fenomenolojik gelenekten faydalanarak bedenlenmiş biliş araştırmaları yapan araştırmacılar, bilinçli deneyimlerin fenomenolojik analizini yaparken, geleneksel zihin felsefesinin zihin-beden problemi ve öteki zihinler problemi gibi temel sorunlarının yanlış bakış açılarının bir sonucu olduğunu öne sürerler. Yani bu perspektife göre, bedenlenmiş biliş, geleneksel zihin felsefesinin sıkça ele aldığı sorunların alternatif bir çerçevede ele alınmasını teşvik eder.

II. Bedenlenmiş Biliş Yaklaşımları

Bedenlenmiş biliş, bilişsel bilimden farklı bir yaklaşım sunsa da sınırları tam olarak çizilebilmiş değildir. Bununla beraber bilişsel bilimin bazı temel anlayışlarına karşı çıkarak yeni kapılar açmayı başaranlar olmuştur. Bu başlık etrafında yer alan eleştiriler genellikle, bilişsel bilimin bedenin bilişsel süreçlerdeki rolünü göz ardı ettiğini ve bilişi nasıl araştırılacağı konularına odaklanır. Bu konu da çalışan pek çok farklı araştırmacı, bilinci açıklamak için yeni ve dikkate değer yaklaşımlar önermiştir. Bunlar arasında, “Kavramsallaştırma ve Metafor Kullanımı”, “Değişiklik” ve “Bileşim” gibi kavramlar öne çıkar.  Bedenlenmiş bilişin bu kavramları nasıl ele alması gerektiği konusunda farklı görüşler bulunur. Bazı araştırmacılar, bu kavramların bireysel olarak ele alınmasının yeterli olmadığını ve bunların birlikte ele alınması gerektiğini savunurlar.

2.1. Kavramsallaştırma ve Metafor Kullanımı

Kavramlaştırma ve metafor kullanımı yaklaşımına göre, bir canlının bedeninin fiziksel nitelikleri (Property), o canlının çevresinden edinebileceği kavramları sınırlar. Bu yaklaşıma göre, farklı canlılar, kendi bedenlerinin sınırları dahilinde ve maruz kaldıkları kültürel deneyimlerle birlikte, kendi çevrelerindeki olayları ve nesneleri anlama ve yorumlama biçimlerini şekillendirirler. Örnek olarak, bir çocuğa Cumhurbaşkanlığı seçimlerini açıklamak için yakalamaca oyunu metaforunu kullanabiliriz. Bu yaklaşım, her iki kavramın da bir tür yarış olduğunu benzetmesi aracılığıyla, daha önce anlaşılmış olan bir kavramdan yeni bir kavramın türetilmesini kolaylaştırır. Bu düşünce, bedenlenmiş bilişin, kendisini geleneksel bilişsel bilim araştırmalarından ayıran unsurlardan ilkini oluşturur.

İkinci nokta, uzamsal (Spatial) kavramsallaştırma ile ilgilidir ve burada bedenlenmiş biliş, algımız ile uzamsal kavrayışımız arasındaki ilişkiyi inceler. Bu yaklaşım, dış dünyayla olan etkileşimimizi ifade etmek için “Ön-Arka,” “Yatay-Dikey,” “İç-Dış,” ve “Uzak-Yakın” gibi uzamsal kavramları kullanır. Ancak bedenlenmiş biliş, bu uzamsal kavramların yalnızca fiziksel varlığımızdan kaynaklanan süreçlerle değil, aynı zamanda dış dünyayla olan etkileşimimizin sonucunda ortaya çıkan kavramsal süreçlerle ele alınabileceğini belirtir. Dolayısıyla fiziksel deneyimimiz yalnızca bedenimizin taşıdığı özelliklerden değil, aynı zamanda kültürel kabullerin de etkisi altındadır. Yani kültürümüz, dış dünyayı deneyimleme sırasında deneyimin içerisinde halihazırda mevcuttur. Kavramsallaştırma ve metafor kullanımına verdiğimiz bu iki örnek bilişsel bilim araştırmalarında karşımıza çıkmamasından dolayı bedenlenmiş biliş yaklaşımında önemli yer tutmaktadır.

2.2. Değişiklik

Bedenlenmiş bilişin değişiklik düşüncesi, geleneksel bilişsel bilimin hesaplanabilirlik yaklaşımı tarafından ortaya konulan kavramlar olan imge, temsil, çıkarsama gibi kavramları yeniden ele almayı önerir. Bu yeniden ele alma işlemi, bedenlenmiş bir bakış açısıyla ve bedeni işin içine katarak yapılmalıdır. Bu yaklaşım, araştırmaların sonuçlarından elde edilen bulguların daha iyi kavramsallaştırılabilmesi için son derece önemlidir. Ancak bu değişiklikleri gerçekleştirmeden, bedenlenmiş bilişin kendi kavramlarını ve perspektifini tam olarak geliştirmesi zor olacaktır. Bu değişikliklerin gerçekleştirilmesinde, geleneksel bilişsel bilimin karşısına ekolojik psikoloji gibi alternatif yaklaşımların getirilmesi önemli bir rol oynayabilir. Bu yaklaşımlar, bilişin bedenle ve çevreyle olan ilişkisini daha derinlemesine incelemeyi teşvik eder ve bu da bedenlenmiş bilişin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunabilir.

2.3. Bileşim

Bileşim düşüncesi, beden ve dış dünyanın bilişsel süreçlere sadece etki etmekle kalmaz, aynı zamanda bu süreçlere doğrudan katılır. Bu nedenle biliş ve süreçleri, sadece sinir sistemi ve duyusal organları değil, bunlardan daha fazlasını içerir. Bu birlikte ele alma süreci, bileşim düşüncesinin temelini oluşturur.

Bilişin bedenlenmiş olduğunu söylemek, onun dış dünya ile bedensel etkileşimlerin sonucu olarak ortaya çıktığını ifade etmek anlamına gelir. Bu görüşe göre biliş, bir bedene sahip olunmasından kaynaklanan deneyimlere dayanır. Bedenin içerdiği algısal ve motor beceriler, akıl yürütme, bellek, duygu, dil ve diğer zihinsel süreçlerin bir bileşimidir. Zihin, algı organlarından sorumlu sinir hücrelerinin etkinleşme şablonları üzerinden işlemekte ve sinir uyarılarına tepki veren organlar veya dokuların çevreleriyle etkileşimleri sonucunda bedenleşmesiyle gerçekleşir. Bu nedenle insan zihni, beyin, beden ve çevrenin birlikte ele alınmasıyla ortaya çıkan (Emergence) bir fenomendir.

Sonuç

Bu çalışmada, bilişsel bilimin kavram ve yaklaşımlarından sıyrılarak bilişsel süreçleri diğer yaklaşım ve kavramlardan da söz ederek daha bütünsel olarak ele almaya çalıştık. Bedenlenmiş bilişin, zihinsel süreçlerin bedenle veya bedenin çevresiyle olan ilişkisi yoluyla oluşturulduğunu öne sürdüğünü vurguladık. Ayrıca, çağdaş yaklaşımların düşüncelerin yazılıma, beynin ise donanıma karşılık geldiği geleneksel bilişsel bilimin hesaplanabilirlik yaklaşımını reddettiğini açıkladık. Bedenlenmiş bilişi etkileyen faktörler konusunda, ekolojik psikoloji, bağlantıcılık ve fenomenoloji anlayışlarına değindik ve ilk bölümü bu konuları ele alarak tamamladık.

İkinci bölümde, bedenlenmiş bilişin sınırlarının hala belirsiz olduğunu ve bu nedenle konuyu üç ana başlık altında ele aldığımızı belirttik. Kavramsallaştırma ve metafor kullanımı, değişiklik ve bileşim başlıklarında bedenlenmiş bilişin zihni bu yaklaşımlar etrafında ele aldığını ve bu çerçeveyi çizmeye çalıştığını ifade ettik.


Kaynakça

  • Fodor, Jerry A.; Connectionism and Cognitive Architecture: A Critical Analysis”, Connections and Symbols, Ed. by. Steven Pinker, Jacques Mehler, London, The MIT Press, 1989.
  • Gallagher, Shaun; How the Body Shapes the Mind, Oxford University Press, 2005.
  • Gardner, Howard; The Mind New Science: A History of the Cognitive Revolution, USA, BasicBooks A Member of The Perseus Books Group, 1987.
  • Lakoff, George; Johnsen, Mark; Metaphors We Live By, The University of Chicago Press, 2003.
  • Gibson, James J.; The Senses Considered as Perceptual Systems, London, Cornell University Inc. 1966.
  • Shapiro, Lawrence; Embodied Cognition Second Edition, London-New York, Routledge, 2019.
  • Thelen, Esther; : Schöner, Gregor: Scheier, Christian: Smith, Linda B.; “The Dynamics of Embodiment: A Field Theory of Infant Perseverative Reaching”, Behavioral Brain Sciences 24, 1–86. 2001, s.1-2. (Çevirimiçi), https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/11515285/, Haziran 2023.
  • Thagard, Paul; Mind: Introduction to Cognitive Science, London, The MIT Press, 2005.

Yazar: Murat Berkay Özbek

Editör: Zeynep Kabadere

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Ludwig Wittgenstein Gottlob Frege’ye Karşı: Mantık ve Dil Arasında – Luke Dunne

Sonraki Gönderi

Judith Jarvis Thomson: Fetüsün Bir Kişi Olup Olmaması Mühim midir? – Joseph T F Roberts

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü