Edward Feser’ın İlahi Gizlilik Argümanı’na Yönelik Başarısız Eleştirileri – Jonathan David Garner

/
331 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

Kısa bir süre önce Edward Feser, Tanrı’nın varlığına yönelik argümanlar üzerine yeni bir kitap çıkardı. Bu kitapta İlahi Gizlilik Argümanı’na cevap verdiği kısa bir bölüm de yer alıyor. Fakat Feser’ın itirazları, en kötü ihtimalle tamamen yanlış anlamalara dayanıyor veya en iyi ihtimalle epey zayıf itirazlar gibi görünüyorlar. Eğer ilki geçerliyse bu biraz ironik; çünkü Feser sürekli olarak Tanrı’nın varlığına dair bazı argümanların nasıl da yanlış anlaşıldığını anlatmaya çalışan biridir. O halde asıl konuya gelelim, Feser’ın İlahi Gizlilik Argümanı’na yönelik itirazları nelerdir?

Feser ilk olarak, bu argümanın iki temel varsayımı olduğunu söylüyor. Bu varsayımlardan ilki, eğer Tanrı var olsaydı bu durumda O’nun varlığının çoğu kişi için açık olacağıdır. İkinci varsayım ise, Tanrı’nın varlığının çoğu insan için açık olmadığıdır.

İlk başta şunu söyleyebiliriz; iddia edildiği gibi ikinci varsayım hiç de İlahi Gizlilik Argümanı’nın bir varsayımı gibi görünmüyor.

Schellenberg, Tanrı’nın varlığına inanmamış olan veya inanmayan bir türden yalnızca bir kişinin olması gerektiği konusunda oldukça nettir. Bu durumda söz konusu ilgili kişinin inatçı olmayan inançsızlık* olması gerekir. (Ç.N.: nonresistant nonbeliever; Direnmeyen/inat etmeyen inançsız. Bu kavramı daha iyi anlamak için dipnotlara bakın.) Diğer yandan bunun; Tanrı’nın, kişiyi Tanrı’nın varlığından kesinlikle emin kılması da gerekmez. İlahi Gizlilik Argümanı, iddia edildiği gibi o kadar da çok bir güven veya inanç derecesi problemi değildir; o bundan ziyade bazı insanların (yani inatçı olmayan inançsızların) Tanrı’ya hiç inanmamalarıyla ilgili bir problemdir! En temelde İlahi Gizlilik Problemi (veya argümanı), Tanrı’nın var olduğuna inanmayan belli türden insanlarla ilgili epistemik bir problemdir. Bu argüman, objektif bir delilin kötü ve yetersiz olduğunu söylemez. Objektif kanıtın bir çok bakımdan görece daha güçlü ve ikna edici olduğunu biz de kabul edebiliriz. Fakat İlahi Gizlilik Argümanı bununla değil, kişilerle ilgili bir problemdir; bilhassa da kanıtları değerlendiren veya hiç değerlendirmemiş olan belli türden kişilerle (yani inatçı olmayan inançsızlar) ilgili bir problem.

Söz konusu ilk varsayımla ilgili olarak ise Feser, niçin Tanrı’nın varlığının çoğu insan için açık olması (aşikar olması) gerektiğini kabul etmemiz (veya varsaymamız) gerektiğini sorar. Fakat argüman bunu söylemiyor ki. İlahi Gizlilik Argümanı, inatçı olmayan inançsızların tümünün, Tanrı’nın varlığına inanması gerektiğini (inanıyor olmasının gerektiğini) söylüyor. (Argümana göre) Tanrı’nın varlığının kesinlik anlamında “apaçık ve aşikar” olması gerekmez; O’nun varlığı yalnızca inancı var edecek (veya tetikleyecek, sebep olacak, ortaya çıkaracak) kadar görünür olmalıdır (veya olmalıydı/olsa yeterdi).

Feser, Schellenberg’in, “Tanrı’nın niçin bir ilişki (veya iletişim ve bağ) amaçladığı” ifadesini soruşturuyor. Bunun sonucu olarak da Feser haklı bir şekilde, Schellenberg’in “Tanrı’nın ilahi sevgi (Tanrı hepimizi sever) nedeniyle bir ilişki içinde (bağlantı içinde) olmayı amaçladığını” söylediği sonucuna varıyor. Feser, bunun tüm teizm türlerini kapsamadığını; fakat bu itirazın kötülük probleminin teizmin tüm türlerini kapsamadığını iddia eden kişilere nazaran konuyla daha alakalı ve güçlü olmadığını söylüyor. Feser buna karşılık, İlahi Gizlilik Argümanı’nın başlı başına klasik teizm aleyhine değil de, Hıristiyan teizmi gibi teizmin belirli versiyonlarına karşı işlediğini söyleyerek cevap verebilir. Fakat bu da, argümanın doğru olmayan bir gösterim ve temsilidir. Aslında Schellenberg, bu argümanın başlı başına tüm klasik teizmi kapsamasını amaçlamaktadır. Schellenberg, her şeye gücü yeten bir Varlığın bir ilişki/iletişim peşinde olacağını derinlemesine bir biçimde savunur. Schellenberg aslında, “her şeyi seven olma” (property of being all-loving) niteliğinin zorunlu olarak “her şeye gücü yetme” (omnibenevolence) niteliğinden kaynaklandığını ileri sürüyor. Yarattıklarını sevmeyen bir “her şeye gücü yeten Varlığın” var olduğunu söylemek, “evli bir bekarın” var olduğunu söylemek gibi tartışmaya açık; bu tutarsızdır, Feser’ın da buna katıldığı görülüyor. Yalnızca bu da değil, Schellenberg, “Tanrı’nın her şeyi seven” bir Varlık olduğunu ve “Tanrı’nın her şeye gücü yeten” olma niteliği gibi bunun da en temel Tanrı kavramına dahil edilmesi gerektiğini savunur.

Böylece Feser, İlahi Gizlilik Argümanı’na yönelik “daha büyük bir iyilik” (Ç.N.: belirli kötülük veya açıklama ihtiyacı duyduğumuz şeylerin daha büyük iyiliğe hizmet ettiği veya bu iyiliğin bir gerekliliği olduğuna dair teistik açıklama) biçimindeki daha ciddi olan bir itirazı savunur. Fakat Feser bunu yaparken, Schellenberg’in “daha büyük bir iyilik”e dair çeşitli itirazlarını tamamen göz ardı ediyor. En derin iyiliğimiz, Tanrı ile olan ilişkimizdir. O halde Tanrı farklı türden sonlu iyilikler için niye en derin iyiliğimizi feda etsin ki? İkinci olarak hepsine olmasa bile bu sonlu iyiliklerin çoğuna Tanrı ile bir ilişki içinde olarak da sahip olabiliriz! Schellenberg’in bu konuya dair söyleyecek daha pek çok şeyi var, fakat Feser bunu tümüyle görmezden geliyor.


*Bu kavramı daha yakından anlamak için Berk Celayir ile beraber kaleme aldığımız aşağıdaki açıklama cümlelerine göz gezdirin.

“nonresistant nonbelief”:

  • “Eğer Tanrı var ise, O’na inanmamak için direnmek dışında inanmama halinin olmaması”,
  • “Eğer Tanrı varsa, O’na karşı inat edilmeksizin var olan inançsızlığın olamaması”,
  • “Eğer Tanrı varsa, ona inanmamak için direnmeyen bir inançsızlık halinin olmaması”,
  • “Eğer Tanrı varsa, inanmamak için direnenler hariç bir inançsızlığın var olmaması” veya
  • “Eğer Tanrı var ise onun varlığına direnç gösterememek dışındaki inanma durumuna”
  • Yani “ne pahasına olursa olsun inanmayacak kişilerin olmaması”.
  • Ayrıca “delil görmedikleri için inanmama” ile de ilişkili bir kavramdır.

Jonathan David Garner– “Edward Feser’s bad objections to the Hiddenness argument“, (Erişim Tarihi: 15.05.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Nazizmin Semitik Akrabaları – Ege Aydın

Sonraki Gönderi

Rus Feministler Yalnızca Hakları İçin Değil Doğru Kelimeler İçin De Mücadele Ediyor - Benjamin Davis

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

Etik (Felsefe Sözlüğü)

Giriş      Etik (ya da Ahlak Felsefesi), insanların nasıl hareket etmeleri gerektiği sorusuyla, doğru davranışın tanımıyla