Elizabeth Anscombe: En Etkili Fikirleri – Luke Dunne

Elizabeth Anscombe, birçok felsefi konu üzerinde olağanüstü bir etkiye sahipti ve bu etki günümüzde hala hissedilmeye devam ediyor.

///
705 Okunma
Okunma süresi: 8 Dakika

Elizabeth Anscombe 20. Yüzyılın en ünlü ve en saygı duyulan felsefi akıllarından biriydi. Genel olarak akademi ve özel olarak felsefenin; Sokrates, Platon ve Aristoteles’in ışığında, tamamı erkeklerden oluşan sempozyumlarının ötesine zar zor ilerlediği, kadınların entelektüel alanlara kabul edilseler bile zar zor tolere edildiği bir çağda büyüdü.

Buna rağmen Anscombe, Oxford’da İkinci Dünya Savaşı’ndan ve bu savaşın, aksi takdirde resmi veya başka yollarla erkeklere ayrılan akademik sorumlulukları üstlenmeleri için kadınlara sunduğu fırsatlardan tam olarak yararlanan, Phillipa Foot, Mary Midgley ve Iris Murdoch’un da bulunduğu olağanüstü bir kadın filozoflar kuşağının ön saflarında yer aldı.

Dördü de ana disiplinlerle uğraşmış ve hatta Murdoch, beğenilen bir roman yazarı olmayı başarmıştı ancak onlardan farklı olarak Anscombe’un çalışmaları, günümüzde tartışmalı bir şekilde epistemoloji, metafizik, dil, zihin ve daha birçok alanda en etkili ve en geniş çalışmalar olarak kabul edilmekte.

Wittgenstein’ın Çırağı

Başarılı filozoflar mentorlardan genellikle diğer disiplinlerde olmadığı kadar çok yararlanırlar. Anscombe’un felsefi eğitimi de çoğunlukla 1930’lar ve 1940’lar arasında Cambridge’de eğitim veren parlak ve esrarengiz hocası Avusturyalı filozof Ludwig Wittgenstein’dan ders alarak geçirdiği zamanların ürünüdür.

Wittgenstein çoğunlukla kadın filozoflara karşı huysuz bir tavır takınmasına rağmen Anscombe için bir istisna yapmış ve Anscombe’un duygusuz tavırlarını da hesaba katarak ona “yaşlı adam” olarak atıfta bulunmuştur. Aynı zamanda Wittgenstein’dan mentorluk aldığı süre zarfında kendisinden belki de bilinçsizce biraz Avusturya aksanı kazanmış olduğu bilinir. Ancak belki de Wittgenstein’ın en kalıcı mirası, felsefe ile gündelik dil arasındaki ilişkiye olan saplantısı olmuştur.

Wittgenstein’ın bakış açısı kariyeri boyunca değişmiş olsa bile (özellikle ilk eseri Tractatus Logico-Philosophicus ve ölümünden sonra yayımlanan Felsefi Soruşturmalar arasında ki ikisi de Anscombe tarafından çevrilmiş ve düzenlenmiştir) son görüşü gündelik konuşmanın bütünlüğünü korumakla derinden ilgilidir.

Gündelik Dil Yaklaşımı

Felsefe, dili yuvasından alıp soyut ve genel düşünce gerçekliğine götürmeye eğilimlidir ki bu da dilin orijinal formuyla değerlendirilmesini engeller. Kendimizi ve düşünceyi anlamak, dilin kullanılış biçimine kulak vermekte yatar. Wittgenstein bunu şu şekilde açıklar: “Felsefi problemler dil tatile çıktığında ortaya çıkar.” (Felsefi Soruşturmalar 38. Önerme) Wittgenstein’ın felsefesinden ortaya çıkan bir fikir, felsefenin, dilin normal olarak nasıl konuşlandırıldığına müdahale etmemesi, bunun yerine gündelik kullanımın sınırlarının ötesine geçmeye çalışmanın bir sonucu olarak ortaya çıkan kafa karışıklıklarını gidermeye çalışması gerektiğiydi. Bu kavram, 1950’lerde öne çıkan, şimdilerde gündelik dil felsefesi olarak bilinen bir felsefe yöntemini tanımlıyordu. Anscombe’un çalışmaları Wittgenstein’ın düşüncesinin bu bölümünü çok ilginç şekillerde geliştirmiştir.

Elizabeth Anscombe ve Nedensellik Problemi

Anscombe’un gündelik dili felsefi bir noktaya parmak basmak için kullandığı yollardan biri de nedensellik gerçekliğidir. Nedenselliğin felsefi sorusu şudur: A ve B arasındaki ilişkiyi hangi koşullarda açıkladığımızda A, B’ye neden olmaktadır? Örneğin David Hume’un ünlü örneğinde bir bilardo topu ikinci bir topa çarptığında ve ikinci top hareket ettiğinde ne olur? Bu olayların -bir topun diğerine çarpıp onu harekete geçirmesi- aynı şekilde tekrar tekrar gerçekleşeceği varsayımı sorunun bir parçasıdır. Bu yaklaşım problematiktir çünkü bir topun diğerinin hareket etmesine neden olması için mutlak bir zorunluluk olduğu yönündeki güçlü duyudan ziyade bir bilardo topunun diğerine çarptığının gözlemlendiği her örnekte ikinci topun hareket etmesine yol açtığı şeklindeki zayıf anlamda bunu doğrularız.

Anscombe’un Birinci Nedensellik Teorisi

Gündelik dil, nedenselliği gündelik hayatımızda tanımlama şeklimizi analiz etmeye başladığımızda önemli hale gelir. Hatta Elizabeth Anscombe’un savunduğu gibi, nedensellikten, günlük hayatta gözlemlediğimiz bir şey gibi konuşmaya eğilimliyizdir. “Kurdun koyun ağılına girdiğini gördüm.” cümlesi nedensel bir süreci aktarır; yani sevgili kuzularımızın vahşi bir yaratık tarafından katledildiğini söyler.  Tabii ki Julia Driver’ın da söylediği üzere, çoğu zaman üstünkörü (ya da pratik bir şekilde) konuştuğumuz savunulabilir. Ancak nedensellik hakkında sanki gerçek ve apaçıkmış gibi konuşmamız, onun apaçık olduğu anlamına gelmemektedir.

Elbette ki Elizabeth Anscombe da bunun farkına varabilirdi. Ancak felsefeye gündelik dil metodolojisiyle yaklaşırken varsayılan şey, kişinin tam olarak Wittgenstein’ın yukarıda ifade ettiği pozisyonu, yani felsefenin yapabileceği şeyin dildeki anlaşmazlıkları çözmek veya en azından dildeki tutarsızlıkları göstermek olduğu pozisyonunu aldığıdır. Felsefenin yapamayacağı şey ise günlük konuşmamızın bütünsel kavramlarını alıp onları ele alınmak üzere tasarlanmadıkları bir tür ve ölçüde incelemeye tabi tutmaktır.

Anscombe’un İkinci Nedensellik Teorisi

Ancak Elizabeth Anscombe, Hume’cu nedensellik açıklamasına yönelik saldırısını gündelik dil felsefi perspektifiyle sınırlamaz. Aslında, onun daha sonraki birçok filozofu etkileyen en etkili argümanlarından biri bir Geiger sayacı örneğini içerir. Zorunlu olmayan bir nedenin varlığını kanıtlamak için bu örneği kullanmıştır (ve böylece nedenselliğin çok önemli bir özelliği olarak Hume’un ‘zorunlu bağlantı’ kavramına saldırır). Anscombe’un belirttiği gibi:

 Zorunlu olmayan bir neden örneğinden Feyman tarafından bahsedilmiştir: Geiger sayacına bir bomba bağlanır; böylece Geiger sayacı belirli bir değer kaydederse patlayacaktır. Ancak bunun olup olmayacağı belirlenemez çünkü bazı radyoaktif materyallerin o kadar yakınına yerleştirilmiştir ki o değerleri kaydedebilir veya kaydetmeyebilir.

Bomba patlarsa, bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği kesin olarak bilinmemekle birlikte, nedeni tabii Geiger sayacıdır.

Modern Ahlak Felsefesi

Elizabeth Anscombe, metafizik, epistemoloji ve dil felsefesinin çeşitli diğer alanlarında da son derece etkili olmuştur. Fakat felsefeye katkılarından birinin en kalıcı olan olarak seçilmesi gerekirse, o zaman bu kesinlikle etik alanındaki çalışmaları olacaktır. Kendisi geniş çapta “Sonuççuluk” ve “Kantçılık”a karşıt olarak, ahlak felsefesine önemli bir alternatif yaklaşım olan “erdem etiğini” yeniden canlandırmasıyla bilinir. En önemli katkısı, seküler ahlaka, yani bilinçli olarak Tanrı’nın varlığını yok sayan tüm etik teorilere, evrensel bir geçerliliğe sahip olduğu kabul edilen yasalar bulundurduklarını öne sürdükleri için saldırdığı “Modern Ahlak Felsefesi” yazısıdır.

Bir yasa koyucunun varlığı olmadan evrensel ahlak yasalarının varlığını varsaymak tutarsızdır. Geleneksel senaryoya göre erdem etiği, bireylerin karakterine, özelliklerine ve eğilimlerine odaklanıp ve nihayetinde bireylere ve onların karakterlerine ilişkin tanımlarımızdan ahlaki kuralların çıktığını görerek bu sorundan kaçınır. Fakat bu, Elizabeth Anscombe’un inandıklarına ters düşmektedir.

Dini Etik ve Erdem Etiği

Elizabeth Anscombe’un kendisi Katolikliğe sıkı sıkıya bağlıydı ve bu nedenle modern toplumun hata yaparak Tanrı’nın varlığının önemini azalttığı veya unuttuğu kanısına varmıştı. Etik teorideki çağdaş akımların bir yasa koyucunun varlığını varsaydığına işaret etmek, Tanrı’ya olan inancımızdan vazgeçtiğimizde her türlü şeyi korkunç derecede yanlış anladığımız şeklindeki daha geniş bir noktaya değinmenin bir yoluydu. Anscombe’un argümanı, seküler etikçiler tarafından bir meydan okuma olarak kabul edildi ve seküler etik teorisi alanında, dini etik teorisi alanından çok daha etkili olduğunu kanıtladı (yine de bu alan benzer şekilde erdem etiği ile önemli bir yeniden-etkileşim gördü.).

Anscombe’a Karşı Truman

Elizabeth Anscombe’u bir tür dogmatizmi ima eden bir din ahlakçısı olarak görmek bir hata olacaktır. Özellikle çatışmalar söz konusu olduğunda, dini doktrinin kötüye kullanılması konusunda inanılmaz derecede eleştireldi. Oxford’dayken, Hiroşima ve Nagazaki’de atom bombası kullanma kararından sorumlu olan ABD Başkanı Harry S. Truman’a verilen fahri dereceyi alenen protesto etmesiyle adından söz ettiren Anscombe’un sonraki felsefesi, (kendi analizine göre) Hristiyan hukuku ve Hristiyan ahlakıyla tamamen çelişen bir tür şiddeti haklı çıkarmaya çalışan rahipleri hedef aldı.

“Dindar Katolik bombacı, “niyet yönelimi”ne sığınarak meydana gelen herhangi bir masum kan dökülmesinin ‘kazara’ olduğunu güvence altına alıyor. Öğretmeninin Hiroşima ve Nagazaki halkının orada ölmesinin bir kaza olduğunu söylemesine şaşıran Katolik bir çocuk tanıyorum; aslında, ne kadar saçma görünse de bu tür düşünceler, masumların doğrudan öldürülmesini haklı çıkarmaları ilahi yasa tarafından yasaklanmış olan ve bunu bilen rahipler arasında oldukça yaygın.”

Elizabeth Anscombe ve Felsefi Sentez

Burada Anscombe, kasıtlı öldürmeyi kasıtsız öldürmeden ayıran Katolik doktrini ‘Çifte Etki Doktrini’nin kötüye kullanılmasını hedef alıyor. Anscombe’un niyet kavramına oldukça keskin bir şekilde odaklanmasına, kavram hakkında en ünlü kitaplarından birini yazmasına ve kasıtlı bir eylem gerçekleştirmenin nedenlere dayalı olarak hareket etmek anlamına geldiği sonucuna varmasına neden olan şey, kuralların bu kadar esnetilmesiydi. Anscombe, amansız bir sentezleyiciydi. Onun niyet, eylem ve akıl teorisine yönelik araştırmasını şekillendiren ve nihai olarak niyeti, dilbilimsel bir mesele haline getiren (veya en azından, herhangi bir niyet çalışmasının, dilsel varlıklar olan ve dilsel nesneler olarak ele alınabilecek nedenlerin incelenmesini içereceğini savunan) etik ve politik kaygılarını görebiliriz.

Anscombe’un niyet görüşünün, diğer birçok felsefi konuda olduğu gibi, inanılmaz derecede etkili olmaya devam etmesi şaşırtıcı değil. Kendisi, çalışmaları daha derin felsefi içgörü kazanılmak adına tekrar tekrar incelenen 20. yüzyılın en önemli filozoflarından biri, belki de en önemlisi.


Luke Dunne – “Elizabeth Anscombe: Her Most Influential Ideas“, (Erişim Tarihi: 19.01.2023)

Çevirmen: Ayçelen Özcan

Çeviri Editörü: Beyza Nur Doğan

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Karl Marx’ta Özgürlük Meselesi: Kendinde Yabancılaşan İnsan, Özgür Olabilir mi? – Serkan Culum

Sonraki Gönderi

Genetik Mühendisliği: Etik mi? – Viktoriya Sus

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü