Epistemologlar Komplo Teorilerini Görmezden Gelmemeli Onlarla Mücadele Etmeli – Taner Beyter

//
331 Okunma
Okunma süresi: 10 Dakika

Komplo teorilerine inanan insanların sayısı giderek artıyor. Veya en azından, komplo teorilerinin toplumsal ilişkileri ve kurumları domine etme gücü yükseliyor gibi görünüyor. Komplo teorilerine inanmıyor olabilirsiniz ancak o hiç olmadığı kadar güçlü bir şekilde sesini yükseltmeye başladı. Ve diğer yandan o, demokratik değerler ve kurumlara zarar vermekle kalmıyor, bizzat bilginin doğasına dair önümüzdeki manzarayı daha da bulanıklaştırıyor. Peki ne yapmalıyız?

Bu yazıda öncelikle komplo teorilerinin doğasına dair bir dizi tespit sunacağım. Daha sonra ise epistemolojik olarak ne yapabileceğimiz üzerinde duracağım.

Komplo Teorilerinin Artan Gücü

51. Bölge denilen yerde uzaylıların bulunduğu, dünyayı reptilian adında bir sürüngen türünün yönettiği, Yahudiler’in kurdukları gizli örgütlerle toplumların kaderini çizdiği, Elon Musk’ın hepimize çip takmak için gizli çalışmalar sürdürdüğü, Ay’a hiç gidilmediği, depremlerin HAARP teknolojisi ile yapıldığı veya dünyanın düz olduğu … Bu liste daha da uzatılabilir. Birçok insan artık bu türden komplolara inanma konusunda nispeten daha cesur gibi görünüyor. Hatta öyle ki bu türden komploların gücünü politikacılar da fark etmiş olacak ki sık sık popülist liderlerin komplo teorilerini suistimal ettiğine şahit oluyoruz. Örnek olarak, dış mihraklar meselesini düşünün veya Almanya’nın bizi kıskandığı meselesini, burada olan şey tam olarak nedir? Popülist bir lider, kendi seçmen kitlesini yönlendirmek için, inanmıyor olsa dahi bu türden komplo teorileri üzerine inşa edilen söylemler üretmekten çekinmez; “Ekonomi kötü mü? Dış mihraklar!“, “İşsizlik mi fazla? Yahudi Lobisi!” Hatta bu bazen daha da ileriye gidebilir ve demokrasiyi tehdit eder hale gelir; “Ülkemizde kötü giden bir durum mu var? Tabi ki iç mihraklar ve muhalefet yüzünden!”

Dış ve İç Mihraklar (Temsili)

Popülist liderler doğası gereği çoğunlukla pragmatiktir, mevcut sorumluluklarını yerine getirmemenin veya demokratik bir hakkın ortadan kaldırılmasının hesabını “ötekine” yükleyerek yapmaları gereken her şeyi doğru yaptıklarını iddia ederler. Böylesi bir manzarayı inşa etmek için ise toplumu kutuplaştırmak bilinen en işe yarar yoldur; toplumu ne kadar kutuplaştırırsanız insanların korkularını o kadar çok yönlendirmeye açık hale getirirsiniz. Bu bağlamda komplo teorilerinin popülizm aracılığıyla kutuplaşmayı beslediği ve ondan beslendiğini söylemek hiç de alakasız bir bahis değildir. Yönlendirilen bir kitlenin mevcut pozisyonunu besleyecek bir komplo teorisi, yerine göre oldukça işe yarar olabilir.

Tam bu noktada komplo teorisinin doğasına dair ilk bakışta üç hususu yakalamış oluyoruz:

  • 1. Komplonun doğasında bir tür işlevsellik ve pragmatiklik yer alır. Bu unsurlar bazen politik bazen ise yalnızca spekülatif olabilir.
  • 2. Komplolar sık sık toplumsal kutuplaşma ile bir tür organik ilişki içindedir. Kutbun diğer tarafındakiler, komplonun bir parçası olabilir.
  • 3. Komplonun nesnesi yakın ölçekli (iç mihrak) veya uzak ölçekli (dış mihrak) olabilir. (Turgut Özal’ı derin devletin öldürdüğü yakın ölçek veya İngiliz Masonların tüm dünyayı yönettiği uzak ölçek)

Sağduyu sahibi insanların çoğu, senaristlerin bir çizgi film aracılığıyla gelecekte kimin ABD Başkanı olacağını bize haber veremeyeceğini bilir. Tabi ya, niçin böyle bir şey yapsınlar ki? Niçin geleceği bir çizgi film aracılığıyla aktarma ihtiyaçları olsun? Veya gelecekte olacak bir şeyi niçin bize haber vermek istesinler? Bu soruları sorarak varmak istediğim bir yer; bir komplocu sizin sağduyuya yaslanmış olan karşı cevaplarınızı bir çırpıda elinin tersiyle itebilir. Çünkü onlar için objektif bir sağduyuya yer yoktur; hatta, iddia o ki, kitlelerin paylaştığı sağduyunun bizzat kendisi bile komplo teorilerinin parçası olabilir veya onun etkisiyle çarpıtılmış olabilir. Peki ne yapacağız. Bu bizi komplo teorilerinin doğasındaki dördüncü noktaya getiriyor:

  • 4. Komplo teorisyenleri sağduyuyu epistemik bir unsur olarak kabul etmemeye eğilimlidir ve sağduyuya yaslanan şeyleri bizzat komploların parçası olarak tanımlayarak kendi pozisyonunu desteklemek için kullanırlar.

Sağduyunun işaret ettiği şey ile pragramik olan şey arasında her zaman bir uyum olmayabilir. Bu bize bir hayli farklı bir tartışma başlığını da hatırlamamız gerektiğini söylüyor. Bir komplo teorisyeni kendi pozisyonunu desteklemek için elinden gelen, tabiri caizse, neredeyse her şeyi yapar. Bu çaba uğruna doğruluk, objektiflik, kanıt yükümlülüğü veya sağduyu gibi epistemik yeti ve unsurları da yok sayabilirler. Böyle bir durumda bir komplo teorisini çürütmek neredeyse imkansızlaştırılmıştır. Ama paradoksal bir şekilde komplo teorisyenlerinin en çok sırtlarını yasladıkları şey de tam olarak bu: ortaya attıkları iddiaların çürütülmesinin neredeyse imkansız olması! Yani en büyük epistemik ve entelektüel kusurlarınızın toplamına denk düşen bir şeyin aslında bizzat sizin teorinizi doğruladığını varsaymak! Bir komplo teorisyeni ile tartışmaya başladığınızda bunu sık sık hissederseniz; sizi bir tür döngüye doğru çeker ve bu döngünün aslında onun varsayımlarını desteklediğini iddia eder. Ama bir döngü yalnızca bir döngüdür! Bunu kabul etmemiz için başvurmamız gereken sağduyu ise zaten en başta komplo teorisyeni tarafından reddedilmişti. Bir örnek verelim.

Döngüye Düşmek

Diyelim dünyayı uzaylı bir türün yönettiğine inanan bir komplo teorisyeni var. Ona bu teoriyi epistemik olarak nasıl savunacağını sorduğumuzda öncelikle dünyanın manzarasına baktığımızda göze çarpan anomalilerden söz edecektir: ufolar, gizemli cisimler, ABD yöneticilerinin bu durumu güya gizlemesi, bilerek ortaya çıkarılan salgınlar vb. Ancak komplocuya, örneğin salgının evrimsel bir süreç ile ilişkili olarak insan nüfusunun artmasının sonucu olduğunu söylediğimizde, bize böyle düşünüyor olmamızı isteyenlerin zaten uzaylı tür ve onların maşası olan yöneticiler olduğunu söyleyecektir. Yani sizi “kandırılmış” olmak ile itham ederek sağlıklı bir tartışmanın yürümesine izin vermeyecektir. O halde pozisyon değiştirdiğimizi varsayalım ve bizzat komplocunun kendisinin bu teoriyi nereden bildiğini ve uzaylı türün onun bu komployu bilmesine niçin izin vermiş olduğunu soralım. Bu sefer ise bize, bunu bilmesinin büyük uğraşlar sonucu kazanılan bir başarı ile elde edildiğini ve bu uğurda mücadele eden insanlar olduğunu söyleyecektir. Peki bu insanlar kim? Veya ne için mücadele ediyorlar? Tabi ki onlar, bizzat öne sürülen komploya inanan herkestir! Aradığınız cevap her zaman zaten komplonun içinde mevcuttur; yani tüm yollar komplo köyüne çıkar. Ufolar veya bilinmeyen uçan cisimler gerçekten var olsa bile, bunun uzaylı bir tür tarafından yönetildiğimiz anlamına gelmeyeceğini söylediğinizde ise tekrar itham edileceksinizdir: Siz gerçeği göremeyen, sözüm ona kusurlu epistemik yetilere sahip kandırılmış birisinizdir. Görüldüğü üzere bir komplo teorisi bizi döngüsel bir saçmalığa çekme konusunda epey beceriklidir. O halde 5. hususa gelebiliriz:

  • 5. Komplo teorileri bağımsız kanıtlar ve mantıksal nedensel ilişkiler yerine, döngüsel bir zincirde sürekli kendi üzerine dönen ifadelere dayanır.

Komplo teorileri, doğası gereği en az iki kişi tarafından kabul edilen ve epistemik bir topluluk içinde yayılma olanağı olan inançlar bütünüdür. Söz konusu komplo unsurları hep gizli-saklı şeyler ile ilişkilidir; ama bizzat bu komploya inanan insanlar için değil. Fakat herkes için gizli-saklı olan şeyin kendisi niçin bizzat komplocuya açık olsun ki, komplocular bazı özel epistemik erişimlere sahip olduklarını örtük olarak iddia ediyorlar gibi görünüyor. Mesela 2023 yılında Lozan’ın gizli maddesinin son bulacağı ve ülkemizdeki yer altı kaynaklarının artık özgürce işleyebileceğimize yönelik komployu düşünün. Karşı tarafa bu madde bu kadar gizliyse, siz bunu nasıl öğrendiniz diye sorabilirsiniz. Hatta bu gizli-saklı gerçeği bize gösteren şey herkese açık bir kanal (mesela A Haber) olsa bile sorunuz cevaplanmayacaktır.

  • 6. Komplolar gizli-saklıdır ama diğer yandan da herkesin erişime açıktır. Yani komploların apaçıklığı, iki yüzlülük içerir.

Verdiğimiz örnek komik bir iddia gibi duruyor; ama buna inanan yüzbinlerce yurttaşın seçimlerde oy kullandığını unutmayın. Bir komplo teorisini küçümsemek çoğunlukla onu güçlendiren bir etkiye sahip olabilir; çünkü siz bir hakikati, hatta gizli kalmış ve üzeri örtülmüş herkesin bilmesi gereken elzem bir hakikati küçümsüyorsunuzdur. Bu, komplocular için sizin gözlerinizde nasıl bir perde olduğunu kanıtlar. Bu perde, gerçeği alaya almanıza sebep olmaktadır, ve siz alaya aldıkça var olan sözüm ona gerçeğin cazibesi komplocular için artmaktadır.

  • 7. Komplo teorilerini küçümsemek onu güçlendirmekten başka bir işe yaramaz; tam tersine söz konusu komploları ciddiye almak gerekir.

Bir komplo teorisyeni sizin alaycı tavrınızdan hoşlanmayıp elindeki komploya daha çok sarılarak size tepki vermeyi seçebilir, bu elbette psikolojik bir mekanizma ile ilişkili ve tüm komplocuların paylaştığı bir durum olmak zorunda değil. Ancak bir komplocu bir gerçeğe karşı direndiğiniz için size, sizin ona baktığınız eşit yükseklikteki epistemik pencereden bakmamaktadır. Bu komplolara dair bir başka unsur ile ilişkilidir. Yani sözüm ona gerçeklik iddiasının dayandığı ve onun temelini oluşturan başka bir tür gerçeklik olduğu iddiası. Komplocular için bize görünen gerçeğin ardında nihai başka bir gerçeklik yer alır. Yani;

  • 8. Komplo teorileri %100 spekülatif olmak zorunda değildir. Onlar çoğunlukla tarihsel ve aktüel durumların ve olayların farklı türden çarpıtılmış biçimleriyle ilişkilidir. (Tapınak Şövalyeleri, Siyonistler, Prenses Diana’nın trafik kazası, Lozan Antlaşması vb)

Yukarıdaki son maddemize dair bir başka çıkarım yapmak da mümkün; komplocular bazen “açıklanamaz olanı açıklamak”, “belirgin olmayanı belirgin hale getirmek” iddiasındadır. Yani tarihsel ve aktüel bir gerçekliğin daha açık, kabul edilebilir ve daha da önemlisi daha gerçek bir formunu bize sunduklarını iddia ederler. Ancak sunulan form diğer yandan olabildiğince basittir, belki de komploları çekici kılan şeylerden biri de budur; büyük bir gerçekliği olabildiğince yalın ve basit ama sözüm ona daha gerçekçi bir şekilde açıklama iddiası.

  • 9. Komplo teorileri demin saydığımız maddelerle beraber indirgemeci ve bölücüdür. Yani gerçeği bilenler ve ona gözlerini yumanlar vardır. Ayrıca sözüm ona gerçeğin, komploya indirgenebilecek sözüm ona başka gerçekçi açıklaması her zaman mevcuttur.

Ne yazık ki bir komplo teorisini kabul etmiyor olmamız, bizzat o komployu doğrulayan bir şey olarak algılanır. İşte bu bir komplo teorisinin en güçlü beslenme kaynağıdır. Unutmayın ki siz zaten kıyının diğer tarafındaki “kandırılmış olan”sınızdır.

Komplo teorisyenlerini görmezden gelmemiz hiç bir işe yaramayacaktır, fakat onlarla hararetli tartışmalara girmekte öyle. Yapmamız gereken şey, tartışmayı epistemik yetilerin ve unsurların değerinin anlaşılabileceği sakin bir odaya çekmektir.

Komplo teorileri yankı odalarında daha güçlü bir etki sahiptir. Dürüstlük, entelektüel dirayet ve emek, derinlemesine araştırma, bağımsız kanıtların önemi, ispat yükü, yanılma payının arka planı, kabileciliğin (trabilsm) eleştirisini yapabilme cesareti, apaçık olmaklık, sağduyunun değeri, entelektüel erdem ve başkaca sayılabilecek epistemik unsur ve etkenleri gözler önüne serebileceğimiz bir oda yaratmalıyız. Bu odayı inşa edemediğiniz ve komplocuyu bu odanın aslında ideal bir epistemik topluluk olduğuna ikna etmediğiniz sürece çabanız boşa çıkabilir.

Komploların Epistemik Yolu

Çözüm önerilerinden biri, komploların dolaşıma girerken izlediği yol ve epistemik topluluklarda nasıl tutunduğuna odaklanmak ile ilişkilidir. Bildiğiniz gibi bir komplo Facebook gruplarında, derneklerde veya whatsabb gruplarında sürekli bir biçimde paylaşılır. Bilgi akışı çok kollu olmayıp bazen hiyerarşik bir biçimde gerçekleşir. Çok koldan beslenmeyen bir bilgi, bağımsız kanıtlarca daha az denetlenir. Ama epistemik yatağı besleyen kol sayısı arttıkça komploların akış gücü yavaşlayacaktır.

Bütün öznelerin tek bir merkezden bilgi aldığını gösteren bu şekildeki gibi bir epistemik yapıda, komplo teorileri daha güçlü bir şekilde varlığını hissettirecektir.

Söz konusu bir komplo çoğunlukla, bu epistemik yapı içinde görünüşte yatay ama gerçekte dikey hiyerarşi ile dolaşıma girer ve gücünü de buradan alır. Eğer epistemik bir topluluğun kanaat önderleri yani komplonun doğruluğu konusunda en yüksek epistemik statüye sahip kişi olarak kabul edilen birey, ki bu bazen Facebook grubunu açan ve yöneten kişidir, bazen şüphelerini dile getirir veya bilgi akışı çok kollu bir şekilde aksi iddialar ile beraber dolaşıma bizzat onun tarafından sokulursa; epistemik manzaramız değişebilir. Çünkü komplocular epistemik kanaat önderlerine ortalama bir epistemik özneden daha çok güven duyuyor gibi görünüyor. Odaklanmamız gereken bir diğer noktada da tam olarak budur; yani epistemik yatağın kollarının sayısı arttırmak ve kanaat önderler ile daha çok etkileşime girerek onların etkisine odaklanmak.

Diğer Çözüm Önerileri

Epistemologlar komplo teorilerinin doğasını anlamak ve onunla mücadele etmek için, gerekçelendirme unsuruna daha çok eğilmelidir. Çünkü komplocuların gerekçelendirme tanımı, bir tür onaylama/hem fikir olma ve uzlaşıdan besleniyor gibi duruyor. Bir ifadenin doğruluğunu veya epistemik güveninin arttıran şey onlar için çoğunlukla böylesi bir gerekçelendirmedir.

Eğitim seviyesi, ilgi çekme isteği, safsatalara düşme sıklığı, kimsenin bilmediği bir şeyi kavrayan kişi olduğuna inanmanın verdiği haz veya diğer etkenler elbette göz ardı edilmemeli. Ancak bunlar yalnızca komplo teorisinin desteklenme mekanizması ile ilişkilidir ve bizzat komplo teorisyeni ile tartışırken bir işe yaramazlar.

Bilgi ile komplo teorisi arasındaki farkın ne olduğu üzerine daha çok düşünmemiz de işe yarayabilir. Bilginin unsurları olan “doğruluk”, “inanç” (zihinsel kabul) ve “gerekçelendirme” gibi kavramlar tek başına anlamlı olan şeylere denk düşer. Ancak bir komplo teorisi öyle değildir; komplo teorisinin tüm parçaları çoğunlukla tek başına anlamlı değildir ve bu parçalar bir araya getirilerek anlamlı bir bütün oluşturulmaya çalışılıyorsa bu tam olarak komplo teorisi denen şeye dönüşür. Görünen o ki komplocular, tek başına belirgin anlamı olmayan unsurları, bazen gelişigüzel bazen ise yalnızca zayıf epistemik statülü bir uzlaşıya dayalı olarak bir araya getiriyor. Bir epistemolog bu konuda daha dikkatli olmalı ve bilginin unsurlarının hem tek başına hem birbirleriyle anlamı bir bütün oluşturmasına daha çok eğilmelidir.

Hiçbir komplo teorisyeni iddiasının akıl ve mantık dışı olduğunu kabul etmeyecektir. Ama diğer yandan komplo teorileri her zaman mantığa ve akla yakınsamaya çalışmak zorundadırlar, itirazlarınızı bu yakınsama esnasında dile getirmelisiniz.

Greco’nun sosyal-epistemik bağımlılık dediği mefhuma da daha çok odaklanmamız iyi olabilir. İnsanlar birbirlerine epistemik olarak nasıl bağımlılar? Bu bağımlılık nasıl bir yapıda yanlış inanç üretim merkezi haline geliyor? Komplo teorileri bir anlamda epistemik toplulukların doğasına ilişkin sorularla ilgili gibi görünüyor.

Makul bir şüpheciliğin epistemik değerini göstermemiz ve komplo teorileri ile mücadele etmemiz gerekiyor. (Erdem epistemologlarının söylediği gibi bilgi, içerisinde normatif ödev ve unsurları da barındırır.) Komplo teorileri kompleks görünse bile bilişsel emek-maliyetleri çok azdır ve çoğunlukla online akış içinde bedavadırlar. Bilgi dediğimiz şeyin böyle bir yapıda olmadığını göstererek komplolar ile bilgi arasındaki epistemik makasın epey açık olduğunu göstermekle sorumluyuz. Diğer yandan komplolar olaylara ve olgulara alakasız büyük anlamlar yükleme ile de ilişkilidir. Bunu yaparken gelişigüzel davranamayacağımızı da göstermek zorundayız. Ve elbette son olarak, her şeyden önce güvenilir bilgilere erişim yollarını açmalıyız. Kısacası komplo teorileri ile mücadele etmek zorundayız.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Kişisel Özdeşlik - Eric T. Olson (Stanford Encyclopedia Of Philosophy)

Sonraki Gönderi

Uzaysal Konum ve Ontoloji - Arda Denkel ile Yalçın Koç Arasında Bir Tartışma

En Güncel Haberler Analitik Felsefe