Kişisel Özdeşliğe Dair Psikolojik Yaklaşımlar: Bizi Biz Yapan Şey Anılarımız ve Bilincimiz mi? – Kristin Seemuth Whaley

//
16 Okunma
Okunma süresi: 24 Dakika

Çocukluğunuza dair bir anınızı düşünün; yaptığınız veya başınıza gelen bir şey.

Düşündüğünüz kişi sizsiniz, değil mi?

Fakat o hayal ettiğiniz çocukla sizi aynı kişi yapan şey nedir?

Bu soru, bir kişiyi zaman içerisinde bir ve aynı kişi yapan şeyin ne olduğunu sorgulayan kişisel özdeşlikle ilgili bir sorudur. (1) 

Bu soruya getirilen bazı cevaplar biyolojik aynılık kavramına başvurur. Buna göre, zaman içerisinde aynı organizma olmak kişisel özdeşliğimizi sağlayan şeydir. (2)

Diğer yandan, bazı cevaplarsa psikolojik aynılığa başvurur. Buna göre, zaman içerisinde aynı zihne sahip olmak kişisel özdeşliğimizi sağlayan şeydir. Bu anlamdaki kişisel özdeşlik psikolojik terimlerle açıklanır: bilinçli deneyimlere ve bu deneyimlerin anılarına sahip olmak.

Bu metinde bu tür psikolojik yaklaşımları inceleyeceğiz.

“Star Trek” filminden bir ışınlanma görüntüsü. Işınlanma yoluyla seyahat etmek, psikolojik bir kişisel özdeşlik teorisine bağlı gibi görünüyor.

1. Psikolojik Teoriler

Bazen “Eskisiyle aynı kişi değilim,” diye düşünürüz. Karakteristik özelliklerimizin birçoğu değişir; zaman içerisinde niteliksel olarak özdeş değilizdir.

Ama kelimenin tam anlamıyla, her birimiz eskiden olduğumuz kişiyle aynı kişiyizdir. Kişisel özdeşlik, eskiden olduğumuz kişiyle sayısal olarak aynı kişi olmakla ilgilidir: zaman içerisinde bir ve aynı kişi, yani tek bir birey olmak. (3)

Bu kavrayışın en bilindik isimlerinden olan filozof John Locke (1632-1704), kişilerin bilinçli, akılcılığa ve kendi hakkında düşünme de dâhil olmak üzere derinlemesine düşünce yeteneğine sahip varlıklar olduğunu savunur. (4) “Gidin ve kendiniz görün: siz böyle bir varlıksınız!” (5)

Locke ardından, kişisel özdeşliğin bilinçle ilgili bir konu olduğuna yönelik teorisini şu şekilde formüle eder:

“Bilinç, geçmiş herhangi bir eyleme veya düşünceye doğru geriye genişletilebildiği sürece, o kişinin özdeşliğine kadar ulaşır.” (6)

Bu bazen kişisel özdeşliğin hafıza teorisi olarak anlaşılır:

A kişisi, ancak ve ancak A, geçmişte var olan B kişisinin deneyimlerini hatırlayabiliyorsa B kişisi ile sayısal olarak aynı kişidir. (7)

Hafıza teorisine göre, deneyimlerini hatırladığınız için hatırladığınız çocukla sayısal olarak aynısınızdır.

Locke’un teorisi muhtemelen asla yanılmayan mükemmel bir hafızayı gerektirmezdi çünkü deneyimlediğimiz şeyleri unutuyor olmamız apaçık bir gerçektir. (8) Gerektirdiği şey daha ziyade, kişiyi geçmiş ve gelecekteki benliklerine bağlayan sürekli bir dizi değişen bilinçli durumdur. Bugün dün ne yaptığınızı hatırlarsınız; dün, önceki gün ne yaptığınızı hatırlarsınız vb. şeklinde devam ettirebiliriz bu bilinçli durum ağını. Her bilinçli an, kendisinden önceki ve sonraki anlarla doğrudan bağlantılıdır.

Dolayısıyla Locke’un teorisinin kişisel özdeşliğin psikolojik süreklilik teorisi olarak anlaşıldığı alternatif yorumlar da vardır. Bu teoriye göre;

A kişisi, ancak ve ancak A, geçmişteki bir kişi olan B ile psikolojik anlamda sürekliyse, B kişisi ile sayısal olarak aynı kişidir.

Çocukluğundan beri psikolojik olarak değişmiş olsanız da (yeni deneyimler yaşasanız, yeni hatıralar oluşturup başkalarını unutsanız, yeni tercihler yapsanız, ilgi alanlarınızı terk etseniz de) hâlâ aynı kişisinizdir. Bu değişiklikler, çocukluğunuzdaki benliğinizi şuandaki size bağlayarak, bilincin zaman içerisindeki sürekli akışına katkıda bulunur. Psikolojik Süreklilik Teorisi’ne göre, yukarıda verilen bu sebeplerle hatırladığınız çocuksunuzdur.

Psikolojik Süreklilik Teorisi, önemli bir felsefi (ve matematiksel!) ilkeyi, özdeşliğin geçişliliğini yansıtır. Örneğin, bu makalenin yazarı benimdir ve ayrıca, bu makalenin yazarı Kristin Seemuth Whaley’dir. Bu nedenle özdeşlik geçişli olduğu için benim Kristin Seemuth Whaley olduğum sonucuna varabilirsiniz. (9) Geçişliliği daha iyi anlamak için aşağıdaki senaryoya bakabiliriz:

Bir lise öğrencisi olan Kelly, çocukluğunu düşünür ve yere bir külah dondurma düşürdüğünü             hatırlar. Üniversitedeyken ise lisede olduğunu dönemi hatırlıyordur fakat dondurmayla ilgili               olan anısını tamamen unutmuştur.

Üniversite çağındaki Kelly, dondurmayı düşürdüğünü hatırlamıyorsa bile bu, küçükken dondurmayı düşürmediği anlamına gelmez. Psikolojik süreklilik de geçişlidir. Üniversite dönemindeki Kelly lise dönemindeki Kelly ile psikolojik olarak süreklidir ve lise dönemindeki Kelly de dondurmayı düşürdüğü zamanki Kelly ile psikolojik olarak süreklidir. Bu nedenle, üniversite öğrencisi Kelly ve çocuk Kelly, lise aracılığıyla birbirleriyle psikolojik olarak süreklidir. Değişen ama sürekli psikolojik durumlarla geçen uzun yıllar boyunca, her biri Kelly’dir.

2. Kopyalanma Vakaları

Felsefi düşünce deneyleri, kişisel özdeşlikle ilgili psikolojik teorilerden çıkarılabilecek ilginç bir sonucu ortaya koymaktadır: Birden fazla insan, geçmişteki tek bir kişiyle psikolojik olarak sürekli olabilir! (10) Aşağıdaki düşünce deneyini ele alalım.

Kelly’ye tedavi edilemez bir hastalık teşhisi konur. Doktorlar, Kelly’nin bilincini bir programa yüklemek ve sonra onu başka bir bedene “nakletmek” için son teknoloji bir prosedür önerirler. Kelly, A Odasına nakledilir; doktorlar prosedürü Kelly ve bir donör vücut üzerinde gerçekleştirir. Daha sonra B Odasındaki Kelly’nin bilincine sahip olan hasta uyanır ve “İnanılmaz! Yeni bir vücudum var ve hastalığım yok!” der. Bir şeyler ters giderse, doktorların bir yedek planı vardır: Kelly’nin bilincini C Odasındaki ikinci bir donör vücuda kopyalamak. Bu hasta da uyanır ve “İnanılmaz! Yeni bir vücudum var ve hastalığım yok!” der. (11)

Yukarıdaki bahsi geçen her hasta Kelly ile psikolojik olarak süreklidir. Dolayısıyla, hem B hem de C odasındaki hastalar Kelly’miş gibi görünür. Her hasta Kelly ise özdeşliğin geçişliliği, hastaların sayısal olarak birbiriyle aynı olmasını gerektirir. Ama Kelly ikisi birden olamaz; hastalar iki farklı insandır. (12)

3. Revize Edilmiş Psikolojik Teoriler  

Bazıları, kişisel özdeşliğin en fazla bir kişiyle psikolojik olarak sürekliliğe ilişkin olduğunu öne sürer. (13) Eğer öyleyse, doktorların yedek planı Kelly’nin varlığının yok olmasına sebep olur; yükleme yalnızca bir kez gerçekleştiği sürece, psikolojik olarak Kelly ile sürekli olan bir hasta Kelly’dir. (14)

Bazılarıysa, geçmişlerimizi ve geleceklerimizi düşündüğümüzde önemli olanın zaman içinde sayısal özdeşliğin olmadığını öne sürer: Önemli olan, psikolojik olarak bizimle sürekli olan kaç kişinin olduğuna bakılmaksızın, çıkarlarımızın sürekli olmaya devam edip etmeyeceğidir. (15) Öyleyse, doktorların yedek planı aslında Kelly’nin çıkarlarının karşılanma olasılığını ikiye katlar; aynı geçmişi paylaşan iki farklı hasta, Kelly’nin önem verdiği bir hayatı yaşamaya devam edebilir.

4. Sonuç

Psikolojik teoriler etik açıdan önemlidir. (16) Bilinçli deneyimleri olmayan embriyoların hiçbir zaman biz olmadığımızı ima ederler. Ayrıca, bilincini geri kazanma ihtimali olmayan ve yaşam destek ünitesine bağlı hastaların da asla biz olmadığına işaret ederler. Bilinç kapasitesi olmadan, bu varlıklar bize psikolojik olarak bağlı olamazlar; bilinçli varlıklar olduğumuz için onlar asla biz olamazlar. (17) Psikolojik teoriler ayrıca, doğaüstü veya teknolojik bir ölümden sonraki yaşam için umut sağlayabilir: Birisi fiziksel olarak bir kez öldüğünde, bilinci olduğu sürece hayatta kalabilir. Kişisel özdeşlik teorileri bu olasılığın gerçekleşmesini garanti edemezken, bizi kendimiz, geçmişimiz ve geleceğimiz hakkında daha fazla araştırmaya sevk eder.

Dipnotlar

  • [1] Bu konuya genel bir giriş için bkz. Chad Vance’in “Kişisel Özdeşlik” yazısına bakabilirsiniz.
  • [2] Ne olduğumuza ve zaman içinde nasıl aynı birey kaldığımıza dair biyolojik açıklamalar için bkz. “Are we Animals? Animalism and Personal Identity [Hayvan Mıyız? Hayvancılık ve Kişisel Özdeşlik]”.
  • [3] Işınlanma, kişinin bedeninin bulunduğu mekânda yok edilip, bir anda başka bir mekânda ortaya çıkarılabileceği düşüncesine verilen addır. (ç.n.)
  • [4] Nitel ve sayısal özdeşlik arasındaki farkı görmek için şu iddiayı göz önünde bulundurun: Laurel’in kitabı Lenny’ninkiyle aynıdır. Niteliksel özdeşliği kastediyorsak, kitabın bir kopyası Laurel’de, bir diğer kopyası ise Lenny’de olabilir. Aynı kitabın kopyaları olduklarından nitelikleri yönünden de aynıdırlar. Ama eğer sayısal özdeşliği kastediyorsak, o zaman Laurel ve Lenny kitabın tek ve aynı kopyasını paylaşıyorlar. Ortada sadece bir kitap vardır. Aynı şekilde 1=1 gibi matematiksel ifadeler de sayısal özdeşliğin ifadeleridir. Denklemin her iki tarafının da birbirine benzediğini değil, denklemin her iki tarafının da aynı şey olduğu fikrini ifade ederler.
  • [5] Bkz. Locke (1690, II.xvii.9).
  • [6] Filozoflar bu tür varlıkların kişi olduğunu kabul ederler ancak bu özelliklerden yoksun olan varlıkların da bir kişi olup olmadığını konusunda devam eden tartışmalar vardır. Tartışma için bkz. Jonathan Spelman’ın “Theories of Moral Considerability: Who and What Matters Morally? [Ahlaki Önemlilik Teorileri: Ahlaki Olarak Kim ve Ne Önemlidir]?” ve Nathan Nobis’in “Kürtaj Etiği”.
  • [7] Bkz. Locke (1690, II.xvii.9).
  • [8] Buradaki ‘A’ ve ‘B’nin her biri bir kişiyi ifade eder. Bu etiketler, her birinin aynı kişiye mi yoksa farklı kişilere mi atıfta bulunduğu konusunda tarafsız kalır. A, B’nin yaşadığı deneyimleri hatırlıyorsa, ‘A’ ve ‘B’nin aynı kişiye atıfta bulunduğundan bahsedebilir konuma geliriz.  
  • [9] Thomas Reid (1785), Butler’ın (1736) endişelerini detaylandıran bu konuyu tartışır.
  • Ayrıca bazen yapmadığımız şeyleri yanlış bir şekilde hatırlıyor gibiyiz. Fakat bir hafıza teorisi, sahte ve gerçek anılar arasında ayrım yapmaz. Muhtemelen, yaşadığınızı hatırladığınız şeyi deneyimleyen siz değilseniz, bu yanlış bir hatıradır; yaşadıklarını hatırladığın şeyi deneyimleyen kişi sensen, bu gerçek bir hatıradır. Fakat bu ayrım, bir anının yanlış mı yoksa gerçek mi olduğunu belirlemek için kişisel özdeşliğe başvurur; diğer yandani hafıza teorisi, kişisel özdeşliği belirlemek için belleğe başvurur. Bu nedenle, böyle bir ayrıma başvuran bir hafıza teorisyeni, döngüsel akıl yürütmeye güveniyor olur. Daha fazla tartışma için bkz. Olson (2019, §4).
  • Locke’un teorisinin yorumlanmasına ilişkin tartışmalar ve bunlara yapılan itirazların bir tartışması için bkz. Gordon-Roth (2019).
  • [10] Genel olarak, özdeşlik A ile B arasında ve B ile C arasında geçerliyse, geçiş özelliği ile A, C ile aynıdır; yani A, C’dir. Daha uzun olmak veya kardeşi olmak gibi diğer benzer özellikler de geçişlidir. Mara Nelson’dan ve Nelson Oliver’dan daha uzunsa, Mara Oliver’dan daha uzundur. Oliver, Nelson’ın bir kardeşiyse ve Nelson, Mara’nın bir kardeşiyse, Oliver, Mara’nın bir kardeşidir. Özdeşliğin geçişliliği hakkında daha fazla tartışma için ayrıca Graham Seth Moore’un “Frege’nin Bilmecesi ve Kelimelerin Anlamı” adlı metnine bakabilirsiniz.
  • [11] Bu olasılık genellikle kurgusal olarak araştırılır; The Prestige (2006) filmini (özellikle sonunu) veya Star Trek serisindeki ışınlayıcıda oluşan aksilikleri düşünün.
  • [12] Bu argümanın karşıtı olarak ayrıca, “Hayvan Mıyız? Hayvancılık ve Kişisel Özdeşlik” metnimde ele aldığım beyin nakli vakasını düşünebilirsiniz. Ölümden sonra yaşam olasılığını göz önünde bulundurduğumuzda da benzer sonuçlar ortaya çıkar. Ahirette hayatta kalmak, fiziksel olarak ölen kişi ile ahirette var olan kişi arasındaki psikolojik sürekliliğe bağlıysa, ahiretteki iki insan eğer ölen kişiyle psikolojik olarak devam ederse ne olur? Burada da kopyalanma olasılığı ortaya çıkacaktır.
  • [13] Hastaların tüm özellikleri ortak değilse, sayısal olarak birbirinin aynısı değildir; bkz. Leibniz Yasası (Forrest 2010). Farklı yerlerde oldukları için her hasta diğerinde olmayan en az bir özelliğe sahiptir. Psikolojik Süreklilik Teorisi bile iki farklı yerde olmalarının ötesinde, psikolojik olarak birbirleriyle sürekli olmadıkları için bu kişilerin birbiriyle özdeş olmadıkları sonucunu gerektirmektedir.
  • [14] “Bölünme” vakalarının (psikolojik sürekliliğin birden fazla süreklilik içinde dallandığı) ve bunlara verilen yanıtların tartışması için bkz. Lewis (1976), Parfit (1984) ve Shoemaker (1984).
  • [15] Bu, zaman içindeki özdeşliğinizin tamamen sizin dışınızda olan bir şeye bağlı olması gibi sezgilere aykırı bir sonuca sahip olan dallanma gerektirmeyen bir gereklilik olarak adlandırılır: Dallanma olmayan bir görüşe göre, biri sizin bir kopyanızı yaparsa, asıl siz ile kopya siz arasında herhangi bir etkileşim olmasa bile, sizin varlığınız sona erer. Bu tür sonuçlara ilişkin daha fazla tartışma için bkz. Olson (2019, §5).
  • [16] Bkz. Parfit (1984).
  • [17] Özellikle kürtaj, ötenazi ve yaşama iradesi gibi konular dahil olmak üzere biyoetikte uygulanan konularla yakından ilişkilidir. Bkz. Nathan Nobis’in “Kürtaj Etiği” ve “Ötanazi” veya DeGrazia (1999). Shoemaker (2019) ayrıca kişisel özdeşliğin etikle ilişkisini tartışır.
  • [18] Bu tür sonuçlar bizi, özdeşliğimize ilişkin biyolojik yaklaşımları düşünmeye sevk edebilir, buna göre embriyolar ve bilincini yeniden kazanma olasılığı olmayan bitkisel hayattaki hastalar olabiliriz. Bu konuya ilişkin daha kapsamlı bir tartışma için bkz. “Are we Animals? Animalism and Personal Identity [Hayvan Mıyız? Hayvancılık ve Kişisel Özdeşlik]”.

İleri Okuma

Kişisel Özdeşlik – Eric T. Olson (Stanford Encyclopedia Of Philosophy)

Referanslar:


Kristin Seemuth Whaley– “Psychological Approaches to Personal Identity: Do Memories and Consciousness Make Us Who We Are?“, (Erişim Tarihi: 15.04.2022)

Çevirmen: Alparslan Bayrak

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

İdam Cezası – Benjamin S. Yost

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü