Birini Sevmek Ne Anlama Gelir? – Felipe Pereira

//
239 Okunma
Okunma süresi: 11 Dakika

Arkadaşlarımızı, ailemizi, eşimizi ve sevgilimizi severiz. Bu kişileri çeşitli şekillerde seviyor olduğumuzdan dolayı, bu kişilerin hepsini ortak bir kavramla, yani sevgiyle birleştiren şeyin ne olduğunu (eğer böyle bir şey varsa) merak edebiliriz. Birini sevmek ne anlama gelir?[1]

1. Birisini Önemsemeyi ve Onunla Birlikte Olmayı Arzulamak

Söylenecek doğal bir şey, birini sevmenin, o kişiyi önemseme ve onunla birlikte olma arzusu olduğudur.[2]

Fakat birisini önemsemeyi ve o kişiyle birlikte olmayı arzulamak, o kişiyi sevmek için zorunlu değilmiş gibi görünüyor. Huysuz bir büyükbabayı veya bunaltıcı bir ebeveyni, onların yanında olmak, onları önemsemek istemeseniz bile sevmek mümkündür.[3]

Aynı zamanda, birisini önemsemeyi ve o kişiyle birlikte olmayı arzulamak, o kişiyi sevmek için yeterli de değilmiş gibi görünüyor. Bir kazaya tanık ettiğinizi ve burada yaralanan birini gördüğünüzü varsayalım. Yardımseverlik veya ahlaki görev nedeniyle yaralanan yabancıyı önemseme ve onun yanında olma arzusu geliştirebilirsiniz. Fakat bu, sizin o yabancıyı sevdiğiniz anlamına gelmez.[4]

2. Birinin İyiliğini Kendi İyiliğin Gibi Görmek

Başka bir fikir de, birini sevmenin, onun iyiliğini kendi iyiliğinizin bir parçası veya uzantısı olarak görme anlamına geldiğidir.[5] Bu görüşe göre, birini sevmek, sizin menfaatinize olan şeyle onun menfaatine olan arasında hiçbir ayrım bulmamayı gerektirir. Yani, sevdiğiniz kişilere fayda sağlamak, kendinize fayda sağlamak ve onlara zarar vermek, kendinize zarar vermektir. Bu açıklamanın bir avantajı, sevdiklerimiz hakkında nasıl konuşma eğiliminde olduğumuzu anlamamıza yardımcı olmasıdır. Örneğin, insanların sık sık “sevdiğim biriyle uğraşırsanız, benimle uğraşmış olursunuz!” ve “sevdiğim kişi öldüğünde, kendimin bir parçasını kaybettim” dediğine şahit oluruz.

Yine de, bu açıklamanın insanların mecazi anlamda söylemek istediklerini kast edip etmediğini merak etmek mantıklıdır.[6] Ayrıca bu görüş, sevdiklerimiz için gerçek fedakârlık hissi duyma olasılığımızı ortadan kaldırıyormuş gibi görünür. Sevdiklerimizin menfaatlerini desteklemek, kendi menfaatlerimizi teşvik etmenin başka bir yolu ise, sevdiklerimiz için nasıl fedakârlık yapabiliriz ki?[7]

3. Birinden Etkilenmeye Eğilimli Olmak

Bu fikrin daha zayıf ve belki de daha makul bir versiyonu, birini sevmenin sadece, o kişinin iyiliğindeki değişikliklerden etkilenmeye yatkın olma olduğu fikridir.[8] Bu görüşe göre, sevilen birinin iyiliği kendi iyiliğinizden farklıdır, fakat sizi nedensel olarak etkileyebilir: örneğin, sevdiğiniz birinin acı çektiğine tanık olursanız, bu sizin acı çekmenize neden olur.

Diğer bir taraftan, hiç tanımadığımız insanların acı çektiğine tanık olursak, çoğumuz kendimizi kötü hissederiz ve aslında, tanımadığımız insanlara karşı sevgi beslemeyiz. Birisi bu itiraza şöyle cevap verebilir: Evet, bir yabancının acı çekmesini izlerken kendimizi kötü hissederiz, fakat bu his, o kişiye “sevgi” beslediğimizi söyleyebilecek kadar güçlü değildir. Ancak bu yanıt, birisini seviyor olabilmek için ne kadar miktarda acı çekmenin yeterli olacağı sorusunu gündeme getiriyor. Bu soruya verebileceğimiz makul bir cevap var mı? Muhtemelen yok.

4. Birine Değer Vermek

Diğer bir öneri ise, birini sevmenin sadece, ona çok fazla değer vermek anlamına geldiğidir.

Fakat nasıl bir değerden bahsediyoruz? Patronunuz bir çalışan olarak size çok fazla değer verebilir, ancak bu, seni sevdiği anlamına gelmez. Öyleyse, bu açıklamanın dikkate alınmasını istiyorsak, sevgiyi birine değer vermenin farklı bir yolu yapan şeyin ne olduğu hakkında bize daha fazla bilgi vermesi gerekiyor.

4.1. Birine (Belirli) Özellikleri İçin Değer Vermek

Birini sevmenin, “harika bir çalışan olma” gibi özellikler için değil de, “çekici olma”, “esprili olma”, “cesur olma” gibi özellikleri içeren daha dar bir listeye karşılık geldiği için onlara değer vermeyi içerdiği söylenebilir.[9]

Fakat bu görüşün sezgiye aykırı bazı çıkarımları var. Örneğin, sevdiklerinizden birinin mükemmel bir kopyasına rastlarsanız ve bu kopya sevdiğiniz kişiden biraz daha çekici, esprili ve cesursa, sevginizi kopyaya çevirmek için iyi bir nedeniniz olacağını ima eder. Fakat bu sonuç, sevdiklerimizle olan derin kişisel bağlılığımızla uyumsuz göründüğü için isabetsiz bir çıkarım olabilir.[10]

4.2 Birine bir Birey Olarak Değer Vermek

Bazıları, her insanın sırf bir insan olduğu için sevilmeyi hak ettiğine inanır. Bu görüşe göre, birini sevmek, o kişinin birey olma değerini takdir etmek anlamına gelir.[11] Öyleyse, herkesi sevmeliyiz. Fakat psikolojik olarak sınırlandırılmış olduğumuz için bunu yapamıyoruz. Sonuç olarak, sadece bir miktarda insanın birey olma değerini takdir edebiliriz.

Ancak, birisini “çünkü o bir insan olduğu için” sevdiğini iddia etmek, kulağa en iyi ihtimalle biraz sahte geliyor.[12] Dahası, bu öneri, sevgiyi saygıyla birleştiriyor gibi görünüyor, fakat birisini bir birey olarak değerini takdir etmek için sevmemize gerek yok; onlara saygı duymamız yeterli olur.[13]

4.3. Birine Seninle Yakından İlişkili Olduğu İçin Değer Vermek

Başka bir öneri de, birini sevmenin, sizinle özel bir anlamda bağlantılı oldukları için – örneğin anneniz, kızınız, kız kardeşiniz, arkadaşınız, sevgiliniz vb. olduğu için onlara değer vermek anlamına geldiğidir.[14] Ancak, birini sevmek, sizinle özel bir anlamda ilişkili olduğu için ona değer vermek anlamına geliyorsa, sizinle özel bir anlamda ilişkili olmayan birini sevmek imkânsız olmalıdır.[15] Fakat arkadaşınız, akrabanız veya romantik partneriniz olmayan (veya olmak istemeyen) birini karşılıksız sevmek mümkün görünüyor.[16]

4.4 Birine Değer Bahşederek Değer Vermek

Son olarak, sevdiğimiz insanlara olan sevgimizden önce onların değerli olduklarını bir şekilde anladıktan sonra onlara değer vermediğimizi, fakat onlara olan sevgimiz onları bizim için değerli yaptığı için onlara değer verdiğimiz iddia edilebilir. Başka bir deyişle, öneri, birini sevmenin sadece ona değer vermek ya da yansıtmak olduğudur.[17]

Ancak, sevdiklerimiz onları sevdiğimiz için bizim için bir değere sahipse, onları sevmeyi gerekçelendirmek için birinin değerine başvuramayız. Yani, “Sevilmeye neden layığım?” sorusu, bir cevabı olmadığı için anlamsız hâle gelir.[18] Bu yüzden, bu cevaptan da şüphe duyabiliriz. Hatta birisini sevmemenin gerekçesi olarak o kişinin soykırım manyağı olması gerçeğini veren birini de de itiraz edemeyiz. Ki bu, açık bir şekilde yanlış görünür.[19]

5. Sonuç

Bu görüşlerden hiçbiri tatmin edici değilse, tüm sevgi durumlarının ortak bir özelliği olduğu varsayımını reddetmek için elimizde iyi bir neden olabilir. Belki de sevgi, tanımlanamazdır.[20] Pek çok şeyin tanımlanması zordur (veya imkânsızdır) ve bu onların gerçek veya önemli olmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle, tam olarak ne yaptığımızı veya onu nasıl tanımlayacağımızı bilmesek bile sevmeye devam edeceğiz.[21]


  • [1] Bu makaleyle ilgili iki şeyi belirtmek önemlidir. Birincisi, bu makale birini sevmenin ne anlama geldiği, yani belirli bir insanı sevmenin ne anlama geldiğiyle ilgileniyor. Bununla birlikte, insanları sevme şeklimiz ile insan dışındaki şeyleri sevme şeklimiz (örneğin, spor takımları, hatıralar vb.) arasında ortak bir şey olup olmadığını düşünmek de ilginç olabilir. İkincisi, bu makale aşkın biyolojik bir fenomen mi, sosyal olarak yapılandırılmış bir fenomen mi yoksa her ikisinin bir karışımı mı olduğu ile de ilgilenmiyor.
  • [2] Bazı çağdaş filozoflar bu görüşünü çeşitli biçimlerine katılıyor. Örneğin, Gabriele Taylor’a göre, “eğer x, y’yi seviyorsa, x bundan faydalanmak ve y ile birlikte olmak ister” (1976, 157). Alan Soble ise, bir x kişisinin başka bir y kişisini sevdiği durumların “ortak bir özelliğinin”, “x’in y için iyi olanı arzulaması, x’in bunu y’nin iyiliği için arzulaması ve x’in y’nin iyiliği için y’nin iyiliğinin peşinden koşması olduğunu savunuyor”(1997: 67). Diğer taraftan Harry Frankfurt ise, “bir şeyi sevmenin yalnızca onu çok sevme veya onu son derece tatmin edici bulma meselesi değil”, daha çok “sevilen bir nesnenin iyiliği veya gelişmesi için kayıtsız bir endişe türü olduğu iddiasını savunuyor” (1998, bölüm 11 ve 14).
  • [3] Velleman (1999: 353) bakabilirsiniz. Karakter kusurlarına rağmen insanları sevmek hakkında büyüleyici bir tartışma için Matthes (2016)’a da bakabilirsiniz. 
  • [4] Helm (2009) bakabilirsiniz. Sevdiklerine değer verme ve onlarla birlikte olma isteğini daha da özelleştirerek bu itirazdan kaçınmanın mümkün olup olmadığını düşünmek ilginç olabilir. Bir diğer ilginç öneriyse, sevgi, salt iyilikten farklı olarak, karşıdaki kişinin iyiliğine birincil kişi gözünden doğrudan katkı yapma arzusunu gerektirdiği için, sevginin tarafsız iyilikseverlik biçimlerinden farklı olduğunu savunan Sophie Grace Chappell’den geliyor. Ona göre, birini sevmek “o kişinin iyiliğine aktif bir şekilde dâhil olmayı istemek demektir. Bu da, onun hayatını iyi yapan şeylerin bir parçası olmak, o şeylerin aynı zamanda senin de olmasını istemektir.” Fakat X’e karşı yardımseverlik şeklinde yaklaşmak için, X’in iyiliğini sağlayan şeyin ben olup olmadığı önemli değildir. Endişe duymamız sadece, birinin bir şey yapması gerektiğini hissetmemizle ilgilidir (2014: 86).
  • [5] Robert Solomon şöyle diyor: “Sevmenin, başka birinin ihtiyaçlarını karşılamak, hatta onları kendi ihtiyaçlarından daha önemli kılmak anlamına geldiği sık sık söylenir. Ancak sevmek, başkasının arzularını ve ihtiyaçlarını kendi arzuların ve ihtiyaçlarınmış gibi görmeyi gerektirir. Bu noktadaki farklılık, sadece gramer açısından olan bir farklılıktan çok daha fazlasıdır. Paylaşılan bir benlik olarak benliğin kendisinin yeniden tanımlanmasıdır” (1981: 150).Benzer şekilde, Roger Scruton da, iki insanın “karşılıklı davranışların tam da bir topluluk haline gelir gelmez, yani, benim ilgi alanım ve sizin ilgi alanlarınız arasındaki tüm ayrım ortadan kalkar kalmaz” birbirini sevdiğini söylüyor (2006: 230).
    Felsefe tarihinde farklı zamanlarda bulunan pek çok önemli kişi, birini sevmenin, onlarla önemli bir tür birlikteliği beslemek (ya da teşvik etmek) olduğunu öne sürdü. Bu “önemli türden birlikteliği” ortaya çıkarmanın bir yolu, kişinin esenliğine ve sevilen kişinin esenliğine tıpkı aynı bütünün iki parçası, yani, tek bir birlikteliğin iki parçası olarak davranmaktır. Bununla birlikte, filozofların bu “önemli türden birlikteliği” çeşitli başka yollarla ortaya çıkardığını dikkat etmek önemlidir. Örneğin Plato’nun Aristophanes (Sempozyum: 189c-193e), Aristotle (Nicomachean Ethics: IX, 9, 1170b1), Augustine (Confessions: IV, 6) ve Montaigne (Essays: I, 28) bakabilirsiniz. Sevgiyi birliktelik şeklinde gören açıklamaların çağdaş savunucuları şunlardır: Nozick (1989, bölüm 8), Solomon (1981) ve (1994), Delaney (1996), Baxter (2005), Scruton (2006, bölüm 8), Westlund (2008 ) ve Gilbert (2013, bölüm 11).
  • [6] Bazı filozoflar, “Sevgilim öldüğünde kendimden bir parçamı kaybettim” ve “Sevdiğim kişiyle dalga geçirsen, benle de dalga geçmiş olursun” tarzındaki ifadelerin kelimenin tam anlamıyla doğru olmasının, sizin ve sevdiklerinizin tek ve aynı kişi olduğunu iddia etmek gibi mantıksız olan iddiaların da doğru olması gerektiği riski anlamına geldiğini söyledi. Ayrıca böyle bir kabulle, bireysel özerklikle sevgi arasında doğrudan bir gerilim oluşturma riskini de göze almamız gerekir. Sizin ilgi alanlarınız ile sevdiğiniz kişinin çıkarları arasında bir ayrım yoksa ilgi alanlarınız hakkında ne zaman karar verirseniz, onların çıkarları hakkında da bir karar vermiş olursunuz. Pek çok filozof bu sonucu ahlaki açıdan sindirilmesi zor bulur. Bu konu hakkında daha fazla tartışma için, Lugones (1987), Singer (1994, bölüm 6), Soble (1997), Friedman (1998) ve Whiting (2016: 46-8) bakabilirsiniz.
  • [7] Soble (1997: 86).
  • [8] Robert Nozick’in söylediklerinin, bu görüşe işaret ettiği söylenebilir. Nozick şöyle diyor: “Sevgilerin tüm çeşitlerinde ortak olan şey şudur: Kendi iyiliğiniz, sevdiğiniz birinin (veya bir şeyin) iyiliğine bağlıdır. Bir arkadaşına kötü bir şey olduğunda, onun için üzülürsün; iyi bir şey olduğunda, onun için mutlu olursun” (1989: 68). Bununla birlikte, Nozick’in zaman zaman bu makalenin 2. bölümünde anlatılan anlatıma da sempati duyduğunu belirtmekte fayda var. Örneğin, “Sevdiğiniz birine kötü bir şey olduğunda, […] size de kötü bir şey olur” (1989: 68) diyor.
  • [9] Keyfi olmadan hangi niteliklerin bu sınırlı kümeye ait olduğunu ve hangilerinin olmadığını belirlemenin mümkün olup olmadığını düşünmek ilginç olabilir. Simon Keller, bu noktaya şu şekilde işaret getiriyor: “Seni Nasıl Seviyorum? Özelliklerini Saymama İzin Ver” (2000: 165-166).
  • [10] Birini sevmek ve onu yeri doldurulamaz bulmak arasındaki ilişki hakkında etkileyici bir tartışma için Grau (2004) bakabilirsiniz. Grau, sevdiklerimizin tarihi özellikleri açısından vazgeçilmezliğini makul bir şekilde sunuyor.
    Bazıları, birini sevmenin sadece tarihi özellikleri nedeniyle ona değer vermek olduğunu söylüyor – örneğin, Ekim 2016’da bir randevuya çıktığınız kişi olduğu için. Bu önerinin sorunu, sevdiklerimizin tarihsel özelliklerinin, “cesur olma” özelliği gibi onlara olan farklı özellikler için sevgimizden önce değerli görünmemesidir. Daha ziyade, bu insanları zaten sevdiğimiz için, onların tarihsel özellikleri bizim için değerli gibiymiş görünüyor. Eğer bu doğruysa, bu öneri, ana metnin 4.4 bölümünde tartışılan, sevginin bahşedilme anlatılarına karşı ileri sürülen aynı itirazlara açıktır. 
  • [11] David Velleman, örneğin, birini sevmenin, “onun sahip olduğu değere, bir kişi olmanın veya Kant’ın da söyleyeceği gibi, rasyonel doğanın bir örneğine karşılık geldiğini” savunur (1999: 365).
  • [12] Kolodny (2003: 173-79); Millgram (2004); Bagley (2015: 483-86) bakabilirsiniz.
  • [13] Velleman, sevgi ve saygının aynı şeye, yani birinin bir birey olarak değerine verilen karşılıklar olduğunu kabul eder. Sevgiyi, sebep olduğu etkiler bakımından saygıdan ayırır. Ona göre saygı, bizi sadece kendimize odaklı (bencil) olmaktan alıkoyarken, sevgi duygusal olarak savunmacı olmamızı engeller. Yani, birini sevmek bizi yabancılara karşı deneyimlemeyeceğimiz duyguları deneyimlemeye karşı savunmasız kılar (1999: 360-61).
    Fakat sevgi ve saygı arasındaki tek fark buysa, sevgi, açıklayıcı gücünün çoğunu kaybeder diyebiliriz. Bu noktayı açmak için, sevdiklerinizden birinin yarışı kaybettiğini hayal edin. Muhtemelen, ya üzgün hissedeceksin ya da hayal kırıklığına uğrayacaksın. Sevdiklerinize karşı bu tarz duygusal tepkiler vermeniz için iyi nedenleriniz var, fakat ya yarışı kaybetmiş bir yabancıya karşı? Yok değil mi? Sezgisel cevap, sevdiklerinize (yabancıya değil) karşı bu duygusal tepkiyi vermeyi makul kılan şeyin tam olarak onu (yabancıyı değil) sevdiğiniz gerçeğidir. Ancak, Bennett Helm’in haklı olarak belirttiği gibi, “Bu sezgisel cevap Velleman için geçerli değil çünkü o, [bir kişi olarak] haysiyetinize karşı olan hareketlerimi saygıdan çok sevgiye dönüştüren şeyin, sadece böyle duygular hissetmem olduğunu ve bu duyguların gerekçesini açıklarken sevgimden bahsetmenin bu nedenle kısır döngüye sebep olacağını düşünüyor” (2010: 27).  
  • [14] Niko Kolodny, örneğin, “sevginin, (a) kişinin hem ilişkisine hem de bu ilişkiye birlikte girdiği kişiye değer vermenin bir nedeni olarak dâhil olduğu bir ilişkiyi görmekten ve buna göre, (b) bu ilişkiye ve kişiye değer vermesinden oluştuğunu söyler” (2003: 150).
  • [15] Stump (2006: 26-7).
  • [16] Çoğu durumda, birini karşılıksız olarak sevdiğinde, bu kişi senden bir şekilde haberdar olur. Bu nedenle, böyle durumlarda sevdiğiniz kişilerin dikkatinde olmanız için değer vermenin mümkün olduğu önerilebilir. Bu tür bir yanıtın etkileyici bir tartışması ve eleştirisi için Protasi (2016) bakabilirsiniz.
  • [17] Irving Singer, örneğin, “Birbirine karşı sevgi dolu kişiler… birbirlerine bireysel veya nesnel değerlerinin ötesinde değer verirler” diyor (1984: 6). Ona göre, “Sevgi karşılıklı olarak bahşedildiği ölçüde, sevgili için değer biçmenin ötesine geçen bir tür değer yaratır. Başkasını sevmekle, o kişiyle ilgilenmek ve ondan zevk almakla, onu başka türlü var olmayacak şekilde değerli kılıyoruz ”(1994: 2). Harry Frankurt da benzer bir şekilde, “sevdiğimiz şey, onu sevdiğimizden dolayı, bizim için zorunlu olarak değer kazanır” diyor (2006: 39).
  • [18] Keller (2000) bakabilirsiniz.
  • [19] Sevginin bahşedilen bir şey olduğu açıklamasının pek çok savunucusu, sevginin haklı gösterilebilecek (ya da haklı gösterilmesi gereken) bir şey olmadığını kabul etmeye isteklidir. Örneğin Singer (1984), Frankfurt (2006: 39-40) veya Smuts (2015: 101-3) bakabilirsiniz.
  • [20] Ronald de Sousa bu görüşü açıkça savunuyor. “Love Undigitized” metninde, “Belirli sevgiler belirli kişileri birbirine bağlar. Sevginin belli bir özü yoktur” diyor (1997).
  • [21] Bazı umut vaat eden sevgiye dair alternatif açıklamalar için Helm (2010), Bagley (2015), Protasi (2016), Pismenny ve Prinz (2017) ve Yao (2020) bakabilirsiniz.

Felipe Pereira– “What Is It To Love Someone?“, (Erişim Tarihi: 12.05.2021)

Çevirmen: Alparslan Bayrak

Bilkent Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde lisans eğitimine devam etmektedir. Zihin felsefesi, genel bilim felsefesi ve etik ağırlıklı olmakla birlikte felsefenin çoğu alanıyla ilgilenir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Mevcut Durumumuz İletişim Kuramamaktır - Mark Alfano

Sonraki Gönderi

"Paylaş" Butonuna Tıklamadan Evvel Tekrar Düşünün - Sarah Wright

En Güncel Haberler Etik