Mutlak Kudret Argümanı – Mehmet Mirioğlu

Tanrının kadir-i mutlak olduğu, her şeye gücü yettiğine dair görüş neredeyse her dini ve felsefi ekol tarafından kabul görmüş durumdadır. Dini inançlar içinde Tanrının her duaya yanıt verebileceği, her şeyden üstün olduğu, yapamayacağı şeyin olmadığı üzerinde sıkça durulur. Geleneksel semavi inanca göre Tanrı evrene her an müdahale etmektedir, evrende gerçekleşen şeylerin de sebebi odur. Bir galaksiden atoma kadar her şey Tanrının kudreti altında şekillenmekte ve gelişmektedir. Bunlara ek olarak kutsal kitapta da sürekli Tanrının gücüne ve kuvvetine atıf yapıldığından böyle bir Tanrının inananlar üzerinde “sonsuz güçlü bir Tanrı” tasavvuru uyandırması doğaldır.

376 Okunma

Fakat dinsel ve felsefi her görüşte olduğu gibi bu özellik konusunda da görüş ayrılıkları bulunur: Tanrının her şeye gücü yetmesi mantıksal açıdan tutarsız şeyleri de içine alır mı yoksa her şeye gücü yetmek derken sadece mantıkça çelişmeyen şeyler mi kastedilmektedir? Tanrı her şeyi yaratabilir derken “yedi kenarlı üçgen”, “ağrı kesmeyen ağrı kesici”, “ölen bir ölümsüz” yaratabilir demeyi de kastediyoruz muyuz? Peki ya Tanrının yıkamayacağı bir duvar yaratması mümkün müdür? Bu ve buna benzer sorular arttırılabilir. Bununla beraber mutlak kudret argümanı şu şekilde formülize edilmiştir:

  • 1. Tanrı kaldıramayacağı bir taşı ya yaratabilir ya yaratamaz.
  • 2. Eğer Tanrı kaldıramayacağı bir taşı yaratabilirse, o zaman o mutlak kudretli değildir.
  • 3. Eğer Tanrı kaldıramayacağı bir taşı yaratamazsa, o zaman o mutlak kudretli değildir.
  • 4. O halde Tanrı mutlak kudretli değildir. (1)

Bu argümana genel olarak iki tür yanıt verilmiştir. Kimi felsefeciler “Tanrı mantık kurallarının üzerindedir.” diyerek “Tanrı imkânsız şeyleri de yapabilir.” görüşünü savunmuşken kimi felsefeciler “bu ‘gücü yetme sıfatı’ yalnızca gerçekleşmesi imkânsız olmayan şeyler için geçerlidir, dolayısıyla Tanrı imkânsız şeyleri yaratamaz, ama bu onun sıfatından bir eksiltme yaratmaz, Tanrı yapılabilecek her şeyi yapabilir, imkânsız şeyleri yapamaz.” görüşünü savunmuştur. O halde mutlak kudret argümanına karşılık olarak şu iki ana yanıt sunulabilir:

A. Tanrı gibi bir varlık, mantık kurallarının da yaratıcısıdır. Bu sebeple bizim imkânsız olarak gördüğümüz şeyler Tanrısal bağlamda imkânsız değildir. Yani Tanrı için mantık kurallarından bahsedilemediğinden ötürü o, hem kaldıramayacağı bir taş yaratıp hem de onu kaldırabilir.

B. “Dört kenarlı üçgen” gibi kavramların varlığı, bu kavramların iç çelişki üretmelerinden dolayı mümkün değildir. Yani bu kavramlar “imkânsızdır”. Bir şeye imkânsız demek o şeyin “yapılamayan” olduğunu söylemeye eştir. Bu durumda Tanrının yapılamayan şeyleri yapamaması onun kudretindeki eksiklikten kaynaklanmaz. İmkânsız şeyler, Tanrının acizliğinden dolayı değil, kavramların tutarsızlığından kaynaklanır. “Her şeyi kaldırabilen gücün kaldıramayacağı taş” kavramı de benzer şekilde tutarsızlık içerir ve bu sebeple Tanrının bunu yaratamaması, onun kudreti açısından problem oluşturmaz. (2)

Bu iki yanıt bir teistin mutlak kudret paradoksuna dair tutunduğu en genel iki tanımı ifade ediyor. Buna ek olarak ortaya atılıp, felsefi düzeyi çok düşük olan olası yanıtlara bu yazıda değinmeyeceğiz. Peki ya bu iki yanıt paradokstan kurtulmaya yeter mi? Öncelikle A yanıtına göz atalım. Tanrının mantık kurallarının dışında olması ve varlığının mantık kurallarıyla bağdaşamıyor olabileceğine dair sunulan bu iddia, bir teistin savunması gereken iddialardan birine benzemiyor. Zira Tanrıyı mantık kurallarının dışına atmak, onun hakkında konuşmayı imkânsızlaştırır. Fakat buna rağmen kişinin inancı bunun tersi yönündedir: Kutsal kitaplar Tanrı hakkında savlarda bulunur. Mantık kurallarının dışında olan bir Tanrı, kavranılması imkânsız, üzerine konuşulması olanaksız bir Tanrıdır. Tanrının tek ve gerçek din gönderdiğini iddia eden bir dindarı ve karşı dindeki kişinin de o inanışın tersi yönünde tek Tanrının kendi Tanrısı olduğunu iddia ettiği bir tartışma bu durumu anlamamızı sağlayacaktır. Bu durumda karşı tarafla iletişim içinde olmak imkânsızdır, zira Tanrı hem bir hem çok olabilir! Bu muhakkak monoteist bir inançlının pozisyonu olmayacaktır. Benzer şekilde mantık kurallarının dışında olan bir Tanrıdan bahsediliyorsa, bir inançlının bir ateiste karşı çıkmasının hiçbir anlamı yoktur, zira Tanrı mantık kurallarına tabii değilse “hem var hem yok” olabilir. Tanrı hem ahlaklı hem ahlaksız olabilir. Tanrı hem her şeyi biliyor hem de hiçbir şeyi bilmiyor olabilir. Tanrı hem güvenilir hem güvenilmez olabilir. Bu tür bir Tanrı modeli savunusuyla teist, hiçbir Tanrı modeline ve dini duruşa karşı kendini savunamayacak konumda olur. Bu tür bir inanç şüphesiz ki irrasyoneldir. Zira bu söylendiği anda bir ateistin neden yanlış olduğuna dair hiçbir sav da öne sürülemez. Sonuçta az önce de bahsettiğimiz gibi, eğer çelişmezlik yasası (bir şey hem “A” hem “A değil” olamaz, ifadesiyle özetleyebileceğimiz mantıksal yasa) yoksa Tanrı varken, aynı zamanda var olmayabilir.

Bu durumda A yanıtının bir teist tarafından o kadar da kolay kabul edilemeyeceği aşikârdır. Zaten bu iddia çok da kabul görülen bir yanıt değildir. Buna rağmen B yanıtı, temelinde, tutarlı, savunulabilir ve üzerine konuşulabilir bir Tanrı tasavvuru oluşturmak için ideal görüşü ortaya koyar. Tanrı “üç kenarlı kare” ya da “evli olan bekâr” yaratamaz, çünkü bunlar “yaratılabilecek” türden şeyler değildir. Bu durumda Tanrının her şeye gücü yettiğinden bahsetmek, Tanrının mantık kuralları dâhilinde olan her şeyi yapabileceğini söylemeye eşdeğerdir. (3) Buna rağmen mutlak kudret argümanının “taş paradoksu versiyonu” Tanrının kudret sıfatının bu versiyonundan sıyrılmış olduğunu savunanlar olacaktır. Zira “yaratıcısının kaldıramayacağı taş yapmak” ifadesinde herhangi bir tutarsızlık yoktur. O halde hiçbir mantıksal yasayla çelişmediği için, Tanrı, bunu yaratabilmelidir. Eğer yaratırsa da onu kaldıramıyor olması gerekir ki bu mutlak kudretten bekleyeceğimiz bir durum değildir. (4) Mutlak kudret paradoksunun bu versiyonuna dair getirilen en popüler çözüm George Mavrodes’a aittir. (5) Bu çözüme göre her ne kadar “yaratıcısının kaldıramayacağı taş” kavramı salt bu şekilde bırakıldığında çelişki üretmiyorsa da, bu yaratma işlemi “her şeyi kaldırabilen güç” tarafından gerçekleştirildiğinde çelişki üretir. Zira “her şeyi kaldırabilen gücün kaldıramayacağı taş” ifadesi tutarsızdır. Bu sebeple bahsi geçen eylem, Tanrının kendi sıfatlarıyla çeliştiğinden dolayı Tanrı bunu yaratamaz ve buna rağmen onun sıfatlarında herhangi bir eksiklik olmaz. Bu durumda Mavrodes, Tanrının kaldıramayacağı taş kavramını tıpkı üç kenarlı kare kavramı gibi çelişkili bir ifade olarak görmüştür, çünkü Tanrının sıfatlarıyla çelişki içindedir. O halde denebilir ki Tanrının kudretinden bahsederken Tanrı mantık kuralları dâhilinde olan ve sıfatlarıyla çelişmeyen her şeyi yapabilir ve bunun dışında kalan “şeyler”in Tanrı tarafından yapılamıyor olması Tanrının kudretini etkilemez. Zira bunun dışında kalan şeyler mantıksal açıdan tutarlı şeyler değildir.

Fakat bu görüşün de bazı problemleri vardır. Örneğin “Tanrı, kendi sıfatlarıyla çelişen eylemlerde bulunamaz.” ifadesi, mutlak kudret argümanı bağlamında iki farklı sonuca yol açacaktır; ya “her şeyi kaldırabilen gücün kaldıramayacağı taş” fikri çelişkilidir ya da “her şeyi yaratabilen gücün yaratamayacağı taş” fikri… Taş paradoksu bağlamında sunulan genel eleştiri, “her şeyi kaldırabilen gücün kaldıramayacağı taş” fikrini tutarsız bulduğu için, Tanrının böyle bir taş yaratmasını imkân dâhilinde bulmuyordu. Eleştiriye göre, Tanrının kaldıramayacağı taş düşüncesi, Tanrının sıfatlarıyla uyuşmuyordu ve bu sebeple Tanrının bu taşı yaratamaması, gücündeki eksiklikten kaynaklanmıyordu. Fakat buna benzer şekilde farklı bir teist çıkıp “her şeyi yaratabilen gücün yaratamayacağı taş” fikrini çelişkili bulduğu için Tanrının bunu yaratabileceğini savunabilir. Kısaca “Tanrının mutlak kudretinden bahsederken, onun, sıfatlarıyla çelişmeyecek her şeyi yapabileceğinden bahsederiz. Tanrının kudret sıfatı, onun her şeyi yaratabileceği anlamına da gelir. Bu sebeple ‘Tanrının yaratamayacağı taş’ fikri çelişkilidir. Dolayısıyla Tanrı kaldıramayacağı taşı yaratabilir. Fakat bunu kaldıramaması onun kudretinde bir eksiklik yaratmaz. Tanrı her taşı kaldırabileceğini söylerken, mantıksal tutarlılık taşıyan her şeyi kaldırabileceğini söyleriz. Oysa kaldırılamayacak taşı kaldıramamak Tanrının gücünde bir eksiklik yaratmaz. Bu sebeple Tanrı, kaldıramayacağı bir taşı yaratabilir ve bunu kaldıramaz. Buna rağmen gücünde bir eksiklik olmaz” görüşünü savunan bir teist çıkabilir. O halde mutlak kudret paradoksuna dair:

  1. Tanrı “her şeyi kaldırabilen” sıfatına sahip olduğu için “Tanrının kaldıramayacağı taş” fikri çelişkilidir. Bu sebeple Tanrının sıfatlarına uyumlu olmadığı için, Tanrı kaldıramayacağı bir taş yaratamaz ve bu durum Tanrının kudretine etki etmez, çünkü eğer yaratırsa kendi sıfatlarıyla çelişir.

  2. Tanrı “her şeyi yaratabilen” sıfatına sahip olduğu için “Tanrının yaratamayacağı taş” fikri çelişkilidir. Bu sebeple Tanrının sıfatlarına uygun olduğu için, Tanrı kaldıramayacağı bir taş yaratabilir, fakat buna rağmen onu kaldıramaz, çünkü kaldırırsa Tanrı kendi sıfatıyla (her şeyi yaratabilme sıfatıyla) çelişmiş olur. O halde kaldıramayacağı bir taşı yaratmak Tanrının mutlak kudretine etki etmez, çünkü eğer kaldırırsa kendi sıfatlarıyla çelişir.

gibi iki olası yanıtla karşı karşıya kalmış oluruz. Doğal olarak bu tablo sonrasında “Tanrının mutlak kudretinden bahsederken onun her şeyi kaldırma sıfatını temel alıp yaratma eyleminin buna uygun olarak işlediğinden mi bahsetmek isteriz yoksa onun her şeyi yaratma sıfatını temel alıp kaldırabilme eyleminin buna uygun olarak işlediğinden mi bahsetmek isteriz?” sorusunu sormamız gerekir. Bu durumda Tanrının gücü, “her şeyi kaldırabilen ve yaratma eylemi buna göre sınırlı olan” Tanrı modeliyle “her şeyi yaratabilen ve nesneleri kaldırma eylemi buna göre sınırlı olan” Tanrı modeli olarak ikiye ayrılabilir. Fakat dikkat edilirse bu ikisi de mutlak kudret değildir. Tanrının kudretinin sıfatlarıyla uyumlu olması, Tanrının kudretinden ne anladığımıza göre değişir. Eğer siz Tanrının sıfatını “her şeyi kaldırabilme” olarak ele alırsanız yaratma eylemini buna uygun olarak düzenleyebilirsiniz. Benzer şekilde Tanrının sıfatını “her şeyi yaratabilme” olarak ele alırsanız “nesneleri kaldırma” eylemini buna göre düzenleyebilirsiniz. Fakat bir bütün olarak mutlak kudretten bahsedemezsiniz zira mutlak kudret, “her şeyi yaratabilme” ve “her olası nesneyi kaldırabilme” sıfatlarını içinde barındıran bir bütündür. Yaratma ve nesneleri kaldırma sıfatlarından biri mutlak olarak ele alınıp diğeri buna göre şekillendirilebilir, fakat bir bütün olarak mutlak kudret tutarlı bir görüş oluşturamaz.

Bununla beraber Tanrının mutlak kudretinden bahseden teistler, “kendi sıfatlarıyla ve mantık kurallarıyla çelişmeyen her şeyi yapabilmek” ifadesini anlatmaya çalışıyorlarsa bile, bu ifadenin mutlak kudret tanımına uyup uymadığı tartışılabilir. “Tanrı sıfatlarıyla çelişen şeyleri yapamaz” demek, onun kudretinde eksiklik olmadığı anlamına gelmez. Pek tabii bu da bir eksikliktir. Eğer ben, Tanrı olmadığımı ve dolayısıyla Tanrısallığı gerektiren şeyleri yapamayacağımı çünkü bunun benim sıfatlarımla çeliştiğini, ancak bu durumun benim kudretimle çelişmediğini söyleseydim kimse bunu kabul etmezdi. Örneğin benim sıfatlarımın arasında “fiziksellik” sıfatı var ve bu sıfatım yüzünden fizik yasalarını ihlal eden herhangi bir davranışta bulunamam. Fakat “Benim fizik yasalarını ihlal eden davranışlarda bulunamıyor olmam, benim mutlak kudretli olmadığım anlamına gelmez, çünkü bu davranışlar sıfatlarıma uygun değil!” dersem, hiç kimse mutlak kudretli olduğuma dair bu iddiada bana katılmayacaktır. Bir varlığa dair, “kendi sıfatlarıyla çelişmeyecek her şeyi yapabilen” derseniz, bu onun mutlak kudretli olduğunu göstermez. Zira kendi vasıflarıyla çelişeni yapamamak demek, vasıfları tarafından sınırlandırılmak demektir. Eğer Tanrı, kaldıramayacağı veya yaratamayacağı bir taşı, bu tanım kendi sıfatlarıyla çelişiyor diye yapamıyorsa, gücü sıfatları tarafından sınırlandırılmış demektir. Kısaca ikinci çözüm de takdir edilecek kadar iyi bir çözüm olamaz. Bu sebeple bir teist, Tanrının kudretinden bahsederken onun “çok şeye” gücü yetmesinden bahsetmeli ve bu gücü sonsuzluk seviyesine çıkarmamalıdır. Bir alternatif olarak mutlak kudret argümanı üzerine tartışmalar devam edebilir. Etmelidir de…

Kaynakça:

  1. J. L. Cowan, “The Paradox of Omnipotence Revisited”, Canadian Journal of Philosophy, sayı 3, c.3, Routledge, Mart 1974, s.435-445; J. L. Cowan, “The Paradox of Omnipotence Revisited”, The Impossibility of God, ed. Michael Martin & Ricki Monnier, Prometheus Books, New York, 2003, s.337.
  2. George I. Mavrodes, “Some Puzzles Concerning Omnipotence”, The Philosophical Review, sayı 2, c.72, Duke University Press, Nisan 1963, s.221-223.
  3. St. Thomas Aquinas, Summa Theologica, c.1, R. & T. Washbourne Ltd, Londra, 1911, s.187
  4. Michael Peterson & William Hasker & Bruce Reichenbach & David Basinger, Akıl ve İnanç-Din Felsefesine Giriş, çev. Rahim Acar, Küre Yayınları, Eylül 2006, s.78.
  5. Mavrodes, Agm.

ODTÜ Matematik bölümünde öğretim görmektedir. Tanrının Alfabesi 1-2 kitaplarının yazarı olup din felsefesi, evrimsel biyoloji, bilim felsefesi ve ahlak felsefesi konularına ilgi duymaktadır. Hevesli İnsan Bilim Atölyeleri Derneği adlı eğitim derneğinin kurucularındandır.

1 Yorum

  1. Yazarın, Descartes ve evrensel mümküncülüğe daha çok çalışması gerek. Tanrı, mantık kurallarını ve önermelerin doğruluğunu kontrol edebilir; o halde hiçbir zorunlu doğru yoktur derken bunu Tanrı’nın varlığı ve kuvveti için kullanmak tabi ki bu öğretiye karşı getirilen bir itirazdır ama bu öğretiyi çökertebilecek bir itiraz değil. İkinci kısımdaki kaldıramayacağı taş ve yaratamayacağı taş çelişki denemesi ise aslında bu argümanın formüle edildiği yuvarlak üçgen çelişkisiyle aynıdır. İtirazların gücü Tanrı’nın sıfatlarıyla çelişen nesneleri yaratamamasının problem olmamasında değil, Tanrı’nın sıfatlarıyla çelişen nesnelerin olmamasındadır. Tanrı’yı sonsuz kudretli kabul ettiğimizde hem kaldıramayacağı hem de yaratamayacağı taşın ideasının olmadığını kabul ederiz, yuvarlak kare gibi. Yaratamayacağı taş yoktur derken kaldıramayacağı taşı bu gruba dahil etmeyiz eğer edersek yuvarlak kareyi de etmeliyiz. Tam tersi kaldırma konusunda da geçerli. Sıfatlarının sınırlamasının onun kudretine bir halel getirmeyeceği fikrinin yanlış olduğuna dair saptama yerinde, örnek de güzel. Ancak Tanrı kendi sıfatlarıyla ya da fizik kurallarıyla sınırlanmamıştır. O mantık kurallarıyla(kolaylık olsun diye böyle dediğim) sınırlanmıştır. Mantık kuralları, fizik kuralları gibi şeyler değildir. Onlar, varlığı tümüyle kuşatan ve onun ne olduğuyla alakalı şeyleri betimleyen ifadelerdir. Dolayısıyla Tanrı, kendini yok edebilir mi ya da yuvarlak kare yapabilir mi ifadeleri aslında “Tanrı evevcvcğ fiilini yapabilir mi?” sorusuyla aynıdır. Ortada bir varlık, eylem yoktur. İstenen tanımlanmamıştır. İkinci kısımla ilgili cevabım budur. Bu argüman, bu yüzden başlangıç seviyesi ateist argümanı niteliğinden öteye geçemeyecektir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Zombiler ve Bilinç - Robert Kirk

Sonraki Gönderi

Stanford Felsefe Ansiklopedisi’nde En Çok Atıf Alan 295 Çağdaş Felsefeci - Eric Schwitzgebel

En Güncel Haberler Analitik Felsefe