Platonizm’in Cazibesi ve Pop Kültürü – Edward Feser

13 Okunma
Okunma süresi: 7 Dakika

“Hadi ama, dürüst ol! Hepiniz Herkül, Horatius ya da Orpheus dinlemektense kuaförünüzü dinlemeyi tercih edersiniz. Bokları altınmışçasına kibirli konuşuyorlar!”

Amadeus filminde Mozart (Tom Hulce)

Burada ve geçenlerdeki Thelonious Monk ile ilgili yazımda birkaç okuyucu cazdan hazzetmediklerini dile getirdi, bunlardan bazıları muhafazakâr felsefi temellere dayanıyordu. İçlerinden bir tanesi, Richard Weaver’ın modern muhafazakâr klasiklerinden biri olan Ideas Have Consequences isimli kitabındaki caz eleştirisinden alıntı yapıyordu.

Weaver’ın kitabının ana temasına, yani Ockhamlı William’ın nominalizminin, modernitenin karakteristik felsefi, ahlaki, teolojik ve politik hatalarına zemin hazırladığına sempati duyduğum bir sır değil (bu aynı zamanda The Last Superstition kitabının da temalarından biri). Ancak söylememe gerek yok ki Weaver ile modern popüler kültür konusunda fikir ayrılığı yaşıyoruz ve bu ayrılık göründüğü kadar önemsiz değil. Evrensel şeyler hakkındaki realizmin ve en önemlisi içinde insanı da barındıran varlıkların onlar hakkındaki objektif iyiyi belirten özlere sahip olduğu fikrinin terk edilmesini Weaver da ben de bir felaket olarak görüyoruz. Ancak realizm farklı şekillerde gelir ve farklı şekillerin farklı ahlaki, dini, kültürel ve politik çıkarımları vardır.

Platonik realist için varlıkların özü aşkındır; maddi dünyanın da zihnin de ötesindeki bir “üçüncü düzlemde” bulunur. Aristocu realist için ise, öz içkindir ve varlığı meydana getiren bileşenlerden biridir. Örneğin, bir ağacın formu, Platon’a göre herhangi bir ağaçtan bağımsız olarak vardır; Aristo’ya göre ise ağacın formu, ağacın kendisine ait metafiziksel bir bileşendir. Ortak oldukları nokta ise ağacın bir forma ya da öze sahip olmasının nesnel ve tekrarlanabilir bir doğru olmasıdır, bu ağaç, o ağaç ve diğer ağaçlar aynı doğayı paylaşır ve bu sahip oldukları doğa, ağaç için neyin iyi olduğunun nesnel belirleyicisidir- örneğin toprağa iyi gömülü ve yayılmış bir ağaç yıkılmaz ve besinlerini iyi alır, böylece iyi bir ağaç olur; bunu, zarar gördüğü için ya da genetiği kötü olduğu için yapamamış bir ağaç ise kötü ağaç olur.

Yine de Platonculuk ve Aristotelesçilik arasındaki ayrılıklar çok büyük bir fark yaratır. Formların aşkın düzlemini hatırlarsak, Platoncular maddi dünyayı, ikinci dereceden bile görmeyip direkt aşağılık olduğunu düşünmeye, vücudu ve onun arzularını ise, ruhun gerçek bilgeliği ve mutluluğu yakalaması için kaçılması gerekilen bir hapishane olarak görmeye mecburdur. Aristocu realizmde böyle bir iddia yoktur. Tam aksine, Aristocular maddi dünyayı iyi olarak, insanı ise, bedeninin ürünlerinin, zekasının ürünlerinden daha az asil olmakla birlikte yine de ortalama arayışında bir şekilde peşinden koşmaya değer gerçek ürünler olduğu, özünde cisimleşmiş bir varlık olarak görürler.

Weaver’ın bir Platoncu olduğunu değerlendirmeye tâbi tutmadan söylemek istemiyorum ancak caz ve ait olduğu popüler kültürü eleştirdiği yazısında, yabana atılmayacak kadar fazla Platonculuktan iz var. Weaver’ın söyleyişiyle caz, modern medeniyetlerin “barbarlığını”, “kopukluğunu” ve “ilkelliğini” barındırıyor. Peki neden? Sebepleri dörde indirgenebilir gibi duruyor: Birincisi, caz “kendini yapı veya sınırlandırma içeren her şeyden ayırmak için” bir isyan çıkarması ve bir form ya da ritüelden kaçınması; ikincisi, caz müzikte yaygın olarak solistin öne çıkarılması bir tür “egotizm” ya da “bireyselleştirme” olması; üçüncüsü, cezbedici yalanlarının genellikle “cinsellik veya saçmalık” ile ilgili olması ve “yüksek” zevkler yerine “bel altına” hitap ederek bizi “metafiziksel rüyamıza” ulaştırmada başarısız olması; dördüncüsü ise cazın “eşitliğin müziği” olması. Açık ki caz ile ilgili söylediği şeyler modern pop kültürünün diğer bileşenleri için de geçerli.

Weaver’ı kaygılandıran şeyleri sırayla ele alalım. İlk olarak, artık sıradanlaşmış bir şekilde cazı formsuzlukla ya da yapısızlıkla itham etmek yüzeyselliğin en üst noktasıdır. Şekilsel cazdan asit caza, en özgür kompozisyonun bile altında yatan düzeni görmek için bu şarkıları birçok kez dinlemeye gerek yoktur. O kadar soyut ki kendisinden alınan zevkin, önceki yazımda bahsettiğim gibi (en azından benim görüşümce), estetik zevkten ziyade tamamen entelektüel bir zevk olan özgür cazın bile düzeni vardır. Weaver’ın eleştirisinde, Platoncuların gerçek dünyadaki karmaşaya ve zorluğa karşı sabırsızlıklarını ve bütün formların makul, kendini hemen belli edecek şekilde olmasını bekleyerek oturdukları yerden formları anlamayı istemelerini görmek zor olmayacaktır. Bununla birlikte, Aristocunun fark edeceği (ve çoğunun bütün özcülerin koltuk özcüsü olduğunu düşündüğü eleştirmenlerine hatırlatmak zorunda olduğu) üzere, varlıkların özünü bilebilmek için ellerimizi kirletmemiz ve onları bütün zengin detaylarıyla ampirik incelemeye tâbi tutmamız gerekir. Eğer cazın yapısı kompleks ve belirsizse bunun sebebi dünyadaki yaşantılarımızı taklit etmesindendir.

İkinci olarak; eğer Neo-Platoncuların da katıldığı gibi bireysellik yalnızca “Tek Olan” ile mistik birleşmede, bütün dualiteyi çözerek kurtulabileceğimiz bir çeşit düşkünlük sayılıyorsa, caz hayranının usta solist sevdası ahlaki olarak sakıncalı bir “egotizm”dir. Ancak eğer, Aristocunun düşündüğü şekliyle, vücudumuz bizim için zaruri ise, vücut edinimiyle gelen bireysellik de öyledir ve bu durumda bireysel yeteneğin takdiri kendi başına problemli değildir.

Üçüncü olarak; cazın verdiği zevkin hiçbir yanı entelektüel değildir diyemesem de cazibesinin büyük kısmının bedensel ve duygusal olduğunu reddedemem. Ancak bu da eğer kişi, vücudun ve duyguların sakıncalı olduğunu düşünüyorsa sakıncalıdır. Platon için, (Phaidon’da söylediği gibi “Her haz ve acı, ruhu bedene kenetleyen çivilerdir” ki eğer amaç, ruhu vücuttaki hapsinden özgür kılmaksa bu oldukça problemlidir. Ancak eğer biz Aristocuların dediği gibi özümüzde bedenselsek, bunun gibi rahatsız edici metaforların doğru olabilmesi birtakım ciddi kanıtlar gerektirir.

Aristotelesçi bir görüşte bile “çivileme” metaforunun bazı uygulamaları olabileceği, elbette zekanın ve iradenin doğamızın en önemli kısımları olmasından, zekanın ve iradenin ürünlerinin elde edebileceğimiz en değerli ürünler olmasından kaynaklanır ve eğer vücudun ve duyuların ürünlerine çok odaklanırsak, zekanın ve iradenin ürünlerini gözden kaçırabiliriz. Ancak, dediğim gibi, vücudun ve duyuların ürünleri de sahici ürünlerdir ve insanların, zekâları ve ahlaki yetenekleri eşit olmadığı için bu daha az önemli ürünler, filozofların ve azizlerin hayatına oranla, ortalama insanın hayatında daha büyük öneme sahiptir.

Şimdi, prensipte olsa bile uhrevi ahlak görüşlerine uyarak çok az sayıda kişinin yaşayabileceğini bilen bir Platoncu, Weaver’ın cazda sezdiği “eşitlik hissiyatına” karşı çıkabilir ve böyle bir müziğin cazibesinin çok geniş olması onun fiilen yozlaşmış olduğunu düşünebilir. Ancak kesinlikle bir tür elitist olan Aristocu bile; tıpkı daha düşük ürünler olmasında rağmen bedenin ve duyuların ürünlerine karşı çıkmadığı gibi, daha alçak seviyede olmalarına rağmen hala güzel olan sanat ve müzik formlarına karşı çıkmaya gerek duymayacaktır. Aynı şekilde; monarşik, aristokratik ve demokratik unsurların karışmasından oluşan bir rejimin Aristocular için Platon’un ütopik devletinden daha tercih edilebilir olduğu gibi, insan kültürünün doğal hali olmaya mahkûm bir tür karma estetik şekil de kabul edilebilirdir.

Muhafazakâr içgüdülere sahip herhangi biri, modern popüler kültürün aşırılıklarından irkilmeye eğilimli ise, o zaman aşırı tepki vermesi de mümkündür. En azından, muhafazakâr birinin modern popüler kültüre Weaver’dan daha nüanslı ve merhametli yaklaşabileceği söylenebilir. Ayrıca iddia ediyorum ki böyle bir yaklaşım Weaver’ınkinden daha muhafazakâr olacaktır çünkü bu yaklaşım daha gerçekçi olup dünyanın karmaşıklığına ve çeşitliliğine daha duyarlı olacaktır. Önceden de söylediğim gibi Platonculuk asil bir öğretidir ve modern hayata hükmeden eden sığ materyalizmi ve hazcılığı düzeltmemizde yardımcı olabilir. Ancak aynı zamanda da ütopyacılık ve püritenlik gibi ve ardından da fanatizm ve dingincilik gibi muhafazakâr olmayan abartılara yol açar. Yani bazı düzeltmelere ihtiyacı vardır.

Hristiyanlıktaki Augustinusçu gelenek, Eski Ahit’in metaneti ve Platonculuğu birleştirerek bunu bir nevi başarabilmiştir. Ancak Platoncu-Augustinusçu gelenek de düzeltmelere ihtiyaç duyar ve bu sadece Aristoculuğun ve iki taraf için de en iyisi olanın Thomizm’de[1] birleştirilmesiyle olur. En az kültürel ve ahlaki çıkarımlarıyla olduğu kadar felsefi ve teolojik başarılarıyla da olsun, Aristocu-Thomistçi gelenek kendinden önceki sistemlerdeki iyiyi alır ve kötü olanları da içinden atar, yeni ve iyi olanı içerebilmek için de gerekli kaynaklara sahiptir.

Ana akım Hristiyan geleneği, vücut ve hislerin kendi alanına sahip olduğunu şüphesiz ki kabul eder. Bu gelenek için Sofuluk ise, yemekten, içkiden, cinsellikten ve benzerlerinden alınan haz kötü olduğu için değil, tam tersine bunlar iyi olduğundan dolayı soylu bir yaşam biçimidir. Sofu, daha yüksek, doğaüstü bir iyi için doğal ve iyi olanı feda eder; birçok insan için böylesi bir ideale yaklaşmak bile, doğal ahlaki kapasitelerimizle değil, yalnızca lütufla mümkündür, çünkü bizim için doğal olarak iyi olan şey, terkedilmiş şeydir.

Söylediklerimizin ışığında, Weaver’ın dediği gibi bazı popüler kültür formlarını, bizi “metafiziksel rüyamıza” ulaştırmaktansa dünyevi meselelerle uğraştırdığı için cezalandırmanın anlamı yoktur. Bunu söylemek, çağdaş popüler kültürün büyük kısmının ahlaki olarak kötü ve yozlaşmış olduğu gerçeğini ya da yüksek kültürden daha aşağıda olduğunu, kutsal konulara girmemesi gerektiğini ya da dünyadaki bütün iyi şeyler gibi en iyi popüler kültürün bile izin verdiğimiz sürece bir kapana dönüşerek bizi daha yüksek ve asil amaçlardan şaşırtabileceğini reddetmek değildir (Roma Katolik ayinlerinin bir hayranı olarak, kilise ayinlerinde caz, rock ya da folk müziğin kullanımına kesinlikle karşıyım). Bence Brian Anderson’ın South Park Conservatives kitabında yaptığı gibi, muhafazakârlar kesinlikle pop kültürüne olması gerekenden daha iyimser bakabilir. Ancak iyinin de olduğu yerde kötüyü görerek olması gerekenden kötümser bir tutum da edinebilirler. Roger Scruton’ın bazı zamanlarda yaptığı gibi Weaver da, her ne kadar daha yumuşamış olsa da, bunu yapıyor. (Dediklerimi Anderson, Weaver ve Scruton’a hayran biri olarak söylüyorum.)

Daha önce de yazdığım gibi, muhafazakârlık popülist de olmamalıdır züppe de. Weaver’ın katı Platoncu görüşünde ısrarcı bir muhafazakâr ya da Hıristiyan, yazının başında Amadeus’tan verdiğim Mozart repliğindeki gibi, eksantrik, huysuz, nostaljik, gergin, itici, etkisiz ve alakasız can sıkıcı insanlar gibi görünür. Daha da önemlisi Weaver; insanı, doğanın onu yarattığı gibi, Tanrı’nın yarattığı gibi, gerçekte olduğu gibi görmeyi reddederek yanılıyor.

[1] Thomizm, Aziz Thomas Aquinas’ın görüşlerinin adıdır.


Edward Feser- “Pop culture and the lure of Platonism”, (Erişim Tarihi: 04.09.2020), Erişim Kaynağı: http://edwardfeser.blogspot.com/2010/09/pop-culture-and-lure-of-platonism.html

Çevirmen: Efe Aytekin

Çeviri Editörü: Çağan Fırtına

Sanat felsefesi, feminist felsefe ve dil felsefesiyle ilgileniyor. İlgi alanları arasında sanat tarihi, edebiyat ve resim var. Sözlüklerden ve Matisse tablolarından hoşlanır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Bilim Nasıl Başarısızlığa Uğruyor? Jim Baggott

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

Bilim + Din – Tom McLeish

Steven Shapin’in kitabı Bilimsel Devrim’in(1996) ilk cümlelerini tekrarlamak gerekirse, bilim-din çatışması diye bir şey yoktur ve

Tazminat – Michael Huemer

Amerika, kölelerin torunlarına tazminat ödemeli mi? Belki de şaşırtıcı olmayacak şekilde, Amerikalı beyaz ve siyahlar bu