Simülasyon Argümanı Özgür İrade Tartışmasını Ortadan Kaldırır mı? – Atilla Akalın

///
3 Okunma
Okunma süresi: 39 Dakika

1. Giriş

Nick Bostrom’un Simülasyon Argümanı olarak bilinen ünlü argümanı yaşadığımız evrenin, evrimsel ve teknolojik açıdan bizden çok daha ileride olan bir medeniyet tarafından üretilmiş olan bir simülasyon olabileceğine dair bir şüpheyi içermektedir. Bostrom, Are You Living in a Computer Simulation? adlı ünlü makalesinde biz insanların şu an için evreni simüle etmek için yeterli teknolojiye sahip olmamamız ele alınır. Bu bakımdan bizler, bizden önce gelen medeniyetlerin mental tecrübelerini ve tarihlerini simüle etmek gibi bir teknolojik uğraşla pek fazla ilgilenmemekteyizdir. Yani içinde bulunduğumuz evreni simüle edebilenler bizatihi bizler olamayız. Dolayısıyla, doğal sebeplerden dolayı insanlığın tamamen yok olması ihtimali, insan medeniyetinin tecrübesinin teknolojik bir şekilde taklit edilebilmesinden çok daha önce gerçekleşebilir durumdadır. Buna rağmen, evrenin belli bir yerinde bu teknoloji ve zekaya sahip canlılar bulunuyor olabilir ya da evrimsel olarak insanlığın ötesine geçmiş olan bir medeniyet bizzat kendi geçmişlerinin tarihi olarak biz insanların mental tecrübelerini gösteren bir programı, yani ata-simülasyonların programlarını çalıştırıyor olabilirler.

Bostrom’un Simülasyon Argümanı ile bu yazının alakası, bu argümanın doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmak değildir. Bunun yerine, simülasyonda yaşadığımız varsayımını doğru kabul ettiğimizde özgür irademizin olup olmadığını tartışmaktır. Bostrom’un ortaya koyduğu durumda insanlığın özgür irade sahibi olduğundan söz etmek oldukça zordur. Fakat Marcus Arvan adlı Amerikalı filozofun, Bostrom’un Simülasyon Argümanı’nın geçerli olduğu bir evren içerisinde özgür iradenin geçerli olduğunu savunan ilgi çekici bir hipotez ortaya atmıştır. Yazımda Bostrom’un Simülasyon Argümanı’na değinecek ve daha sonra bu argümanın özgür irade tartışmasına etkilerini göstererek, Arvan’ın hipotezini ve holografik prensip savunmasını açıklamaya çalışacağım.

2. Bostrom’un Simülasyon Argümanı

Bostrom’un Simülasyon Argümanı temel olarak bilgisayar ile üretilmiş (ya da kodlanmış) olan bir simülasyon evreninde yaşayıp yaşamadığımıza dair bir felsefi şüphe ile başlar.[1] Bu soru gerçek ya da gerçeklik ile ilişkisi bakımından aslında bir bakıma metafizik bir sorudur. Fakat Bostrom makale içerisindeki argümanları değerlendirirken bizlere özgür irade ve determinizm hakkında da düşünmemize olanak veren felsefi bir alan da açmaktadır. Bostrom Simülasyon Argümanı’nı aşağıdaki düşünsel basamaklar ile kurgular:

  1. “İnsan türü, gelecekte mümkün olan bir insan-ötesi (post-insan) seviyeye ulaşmadan önce, büyük bir ihtimalle yok olacaktır.
  2. İnsan-ötesi haline gelmiş olan bir medeniyetin, kendi evrimsel tarihleri ya da evrimsel varyasyonları ile ilgili olan önemli sayıda simülasyonu çalıştırması pek olası değildir.
  3. Neredeyse kesin olarak bir simülasyonun içerisinde yaşıyoruz.”[2]

Bostrom, bu argümanları daha net anlaşılır bir konuma getirmek için birtakım eklemeler yapar. Buna göre; “eğer şu anda dünya üzerinde yaşayan insanların bir gün insan-ötesi bir seviyeye gelerek, ata-simülasyonları (ancestor simulations) çalıştıracak seviyeye gelme şansları az ise, o zaman bu durum bizim bizatihi bir simülasyonda yaşadığımızı gösterir.”[3] Bostrom’un burada ata-simülasyon kavramı ile bir taraftan içinde bulunduğumuz dünyaya gönderme yaptığı açıktır. Buna ek olarak, ata-simülasyon kavramı aslında içerisinde evrende insanlığın şahit olduğu bütün durumları içinde bulunduran dev bir bilgisayar programı olarak da düşünülebilir.

İnsanlığın deneyimi, şu anda algılanabilir dünya dışındaki gelecek nesli temsil eden insan soyu ya da Bostrom’un tabiri ile insan-ötesi failler tarafından üretilmiştir. Bostrom, bu insan-ötesi seviyeye henüz gelemediğimizi ve aslına bakarsak insan-üstü seviyeye gelmek için yeterli tarihsel çabayı göstermeyebileceğimizi öne sürerek, bu durumu insani bir yetersizlik olarak görmeyi safdillik olarak yorumlanmak zorunda bırakır. Çünkü insanlığın kendini bir çeşit insan-ötesi seviyeye taşımaması ya da taşıyamaması simülasyon programına içkin zorunlu bir özellik olabilir. Peki, insan-ötesi seviye ya da insan-ötesi durum tam olarak ne demektir? Bunu tartışmadan önce Bostrom’un argümanın temeli olarak ele aldığı “alt-maddeden bağımsızlık varsayımı”nı (substrate-independence assumption) açıklamakta fayda vardır.[4]

Buna göre, alt-maddeden bağımsızlık varsayımı Bostrom’a göre, zihin felsefesinin temel varsayımlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bostrom için de “mental durumlar fiziksel durumlar ile bağlılık gösterir.”[5] Fakat Bostrom için insanlardaki mental durumları mümkün kılan biyolojik altyapı (örn; nöro-transmiterler veya sinapslar vs.) bilgisayarlardaki silikon temelli elektronik bir alan tarafından taklit edilebilir durumdadır. Simülasyon argümanını geçerli kılabilecek zorunluluklardan biri de işte bu taklit edilebilirliktir. Çünkü eğer insan bilinci ve deneyimi bilgisayarlar tarafından taklit edilemeyecek bir durumda olan bir varlığa (örn, ruh) bağlıysa, o zaman bilgisayarların taklit edemeyeceği bir özellik var olacak argüman arızalı bir hale gelecektir. Dolayısıyla, Simülasyon Argümanı’nı temellendirebilmek için Bostrom, insanların gündelik dilde sürekli olarak ifade ettikleri bilinçli deneyim olgusunun, bunu yapmak için özellikle kodlanmış bir program tarafından taklit edilebileceğini varsaymak durumundadır.

Bostrom’a göre, insan medeniyetinin şu ana kadarki teknolojik deneyimi ilerleyen yıllarda bilgisayarlar tarafından üretilmiş olan bir çeşit “bilinçli zihin” yaratmaya olanak verecektir.[6] Fakat yine de Bostrom şu anda dünya üzerinde var olan insan medeniyetinin bu şekilde bir insan-ötesi aşamaya geleceği ile alakalı karamsar bir görüşe de sahiptir. Yani birincil olarak şunu iddia edebiliriz ki, Bostrom için insan-üstü aşama denen durum ancak ve ancak insan bilincinin deneyimlerinin yukarıda bahsedildiği gibi insani bir biyolojik altyapıdan bağımsız bir şekilde üretilebildiği aşamadır ve günümüz insanları bu teknolojik aşamaya ulaşma ihtimaline şimdilik oldukça uzak gibi gözükmektedir.

Çünkü Bostrom’ın bakış açısına göre insanın zihin faaliyetlerinin birebir replikası olarak tasarlanacak olan bilgisayarların bilgi işleme kapasitesinin oldukça yüksek olması gerekir ve insanlar bu tip bilgisayarları teknolojik olarak henüz üretememişlerdir. Örneğin, Bostrom insan beynindeki sinapsların bir saniye içerisindeki faaliyetlerinin kopyalanması için bilgisayar tarafından saniyede kaç bilgi işleme operasyonu gerçekleştirileceğine dair fiziğin ve bilgisayar bilimlerinin somut bir tahmini olduğunu belirtir.[7] Buradan hareketle günümüzdeki insan medeniyetinin teknolojik olarak bu noktaya gelmediği öne sürülse bile elimizde nete yakın sayısal tahminlerin olduğu da kaçınılmazdır.

Buna karşın, evrenin bir yerinde Bostrom’ın “insan-ötesi” olarak adlandırdığı aşamaya gelmiş olan insanlar belki de dünya üzerindeki tüm insanların belirli bir zaman içerisinde geçirmiş olduğu tüm tarihsel deneyimi birebir taklit edebilecek bir bilgisayar keşfetmiş olabilir. Dolayısıyla, buradan hareketle söyleyebiliriz ki, şu anda dünya üzerindeki tüm insanların ve aslında tüm canlıların yaşıyor olduğu hayat bu bilgisayarın bir üretimi olabilir. Bir çeşit “insan-ötesi simülatör bilgisayar gelmiş ve gelecek zamanlardaki tüm insanların mental faaliyetlerinin tabiri caizse bir bilgisayar programı gibi çalıştırıyor olabilir.”[8] Bu bakımdan günümüzdeki insan medeniyetinin yaşamış ve yaşıyor olduğu bütün tarihsel olaylar, insan-ötesi bir medeniyet için sadece bir ata-simülasyon haline gelir. Dolayısıyla insan yaşamı, insan-ötesi medeniyetin tıpkı bir çeşit bilgisayar oyunu gibi CD’sini takarak çalıştırıp, kontrol ettikleri bir tekil simülasyon olarak kalır.

Bostrom insan-ötesi simülasyonun teknolojik olarak çok büyük bir bilgisayar gücü gerektirdiğini deyim yerindeyse bir ampirik olgu olarak ele almaktadır.[9] Bostrom’ın Simülasyon Argüman’nı dünya şartları içerisinde insan-ötesi bir pozisyona geçip ata-simülasyonları çalıştırma yetkisi ya da erişimine sahip olabilen bir medeniyetin hayatta kalma şansını matematiksel olarak hesaplayarak bir sonuca vardığını da söylememiz mümkündür. Zaten kendisi de bu bahsedilen insan medeniyetlerinin hayatta kalma ihtimali üzerinden felsefi argümanını temellendirmektedir. Bu hesaba göre Simülasyon Argüman’nın sonuçları aşağıdaki gibidir;

  1. “İnsan medeniyetlerinin insan-ötesi aşamaya geçme ihtimali neredeyse sıfıra yakındır.
  2. İnsan-ötesi aşamaya geçmiş ve ata-simülasyonları çalıştırmakla ilgilenen insan-ötesi medeniyetlerin sayısı yine sıfıra yakındır.
  3. Bizim yaşamakta olduğumuz deneyimlere benzer deneyimler yaşamakta olan insanların bir simülasyonda yaşıyor olması ihtimali ise bire yakındır.”[10]

Bostrom daha sonra yukarıdaki sonuçlarını vermiş olduğu ihtimal hesaplarının yorumlarını yaparak her argüman için birer tahminde bulunur;

  1. “Eğer birinci sonuç doğru ise bizler insan-ötesi aşamaya geçemeden yok olacağız.
  2. Eğer ikinci sonuç doğruysa, ileri uygarlıkların ilgilendikleri konular güçlü bir yakınsaklığa sahiptir. Bu yüzden bu uygarlıkların üyelerinden neredeyse hiçbiri ata-simülasyonları tekrardan çalıştırmak isteyen veya bunu yapmakta özgür olan varlıklı bireyler değildir.
  3. Eğer üçüncü sonuç doğru ise, neredeyse kesin olarak bir simülasyonda yaşıyoruz.”[11]

Bu yorumlara bakıldığında Bostrom açıkça söylemese de eğer ileride gerçekleşecek olan insan-ötesi uygarlığın ata-simülasyonları çalıştırmayı bırakması ya da bir şekilde bu simülasyonların unutulması sebebi ile şu anda deneyimlediğimiz evren de bir şekilde son bulabilir durumdadır. Bu bakımdan Simülasyon Argümanı’nın özgür irade tartışmalarını beslemesi çok doğaldır. Buna ek olarak bu argüman, determinizm konusunu (bilgisayarın içerisinde ya da bilgisayar vasıtası ile gerçekleştiriliyor olduğu için) virtüel bir alana taşıması bakımından da diğer nedensel determinizm meselelerinden daha farklı bir pozisyonda incelenmelidir.

İlk olarak Bostrom, bir ata-simülasyon olarak içinde bulunduğumuz dünyanın yetersiz teknolojiye sahip ya da insan-ötesi simülasyon evrenleri modelleyip üretebilmeye geçiş için yeterli olan umuda tam olarak sahip olamadığımızı söylerken bunu tam olarak insani ya da teknolojik bir yetersizliğe mi dayandırmaktadır yoksa kasıtlı olarak eksik bırakılan bir çeşit özelliğe mi vurgu yapmaktadır? Yani bizler mi teknolojik olarak insan-ötesi aşamaya geçmek için zayıfız yoksa evrimsel torunlarımız tarafından bu eksiklikle beraber mi kodlandık? Bunun gibi sorular üzerinden Simülasyon Argümanı’nın özgür irade tartışmalarını alevlendiren bir argüman olmaya çok iyi bir aday olduğunu söyleyebiliriz. Şüphesiz ki özgür irade ve determinizm meselesi ile Bostrom’ın argümanlarını ilintili kılacak soru da bütün bir dünya holistik olarak tarihsel birtakım deneyimler yaşarken bilgisayarın başında kimin oturduğu sorusudur?

Bostrom’ın çizdiği portreye bakıldığında bu argümandaki olası evren ve dünya tasavvurunu insan müdahalesine hiçbir şekilde izin vermeyen saf deterministik bir mekan olarak yorumlamamız mümkündür. Çünkü Bostrom’ın yaklaşımında insan deneyimi, kontrol etme ya da müdahil olma özgürlüğünün dışında kalan adeta iki-boyutlu bir virtüel düzlem ontolojisine tabi durumda olan ve insan-ötesi medeniyet tarafından yönetilen bir konumda resmedilmiştir. Hatta yukarıdaki ikinci sonuca bakıldığında, insan-ötesi aşamaya geçmiş olan medeniyetin zamanın belirli bir evresinde üretilmiş olan simülasyonlar olarak bizleri yönetmeyi elbet bir gün bırakacağı da son derece güçlü bir ihtimal gibi gözükmektedir.

Yukarıdaki portreye bakıldığında aslında özgür irade tartışmasına son derece kazandırılabilir nitelikte olan bir senaryo ile karşı karşıya kalmamız mümkündür. Bilgisayarın başında oturarak insanların dünyasındaki ister fiziksel ister mental (ya da ikisi birden) tüm olaylara müdahale eden bir insan-ötesi medeniyet mensubunun portresi bu durumu anlamak için kolay bir analoji olarak gözükebilir. Fakat insan-ötesi medeniyet ile simülasyon evreninde yaşayan bizlerin ilişkisini bu şekilde düşünmek zorunda değiliz. Çünkü bir ata-simülasyon olan bizlerin evreni bir yerde kendi başına çalışmakta olan unutulmuş ya da terk edilmiş bir simülasyon da olabilir. Bostrom’un Simülasyon Argümanı’nın sonuç kısmındaki ikinci argümana bakıldığında ise bu daha da net bir şekilde görülecektir ki, gün geldiğinde Dünya, bir ata-simülasyon olarak son derece vazgeçilebilir ve zaten çoktan geçerliliğini kaybetmiş bir teknolojik çıktı olarak var olmuş olacaktır.

Buna ek olarak eğer sonlu ve doğası gereği determinist bir yazılımdan  (ya da kodlanmış bir virtüel gerçeklik de denebilir)  bahsediyorsak, o zaman zaten başlı başına “başka-türlü yapılamayacak” konumda olan şey-durumları ile dolu olan bir yapıyı ima etmek zorundayızdır. Dolayısıyla, böyle bir simülasyon içerisinde The Matrix filmini hatırlatacak şekilde, simülasyon içerisinde yaşadığı bilgisine sahip olduğu halde bu kaderi değiştirmek için savaş verecek figürlerin bulunduğu fikrine kapılacak olsak da bu figürlerin akıbetinin tamamı ile ata-simülasyonun sınırları ile çizili olduğunu unutmamak gerekir.[12]

Fakat yine de simülasyonda kayıtlı olsak bile bu simülasyonda özgür irade sahibi olabilir miyiz? Yani aslında virtüel bir düzlemde olduğumuz için tam manasıyla üç veya dört boyutlu fiziksel kurallar geçerli olmaz. Marcus Arvan’ın iddiasına göre bu mümkündür. M. Arvan, öncelikle David Chalmers’tan ödünç aldığı bir iddiayı tekrarlayarak işe başlar. Arvan’ın Chalmers’tan aktardığına göre, Bostrom’ın simülasyon hipotezi dış dünya ile ilgili olan bilgimizi tehdit eden skeptik bir hipotez olarak görülmemelidir. Bunun yerine içinde bulunduğumuz dünyanın aslında neden yapıldığını sorgulamaya yarayan bir çeşit metafiziksel hipotez olarak görülmesi daha uygundur.[13]

3. M. Arvan’da Holografik Prensip ve Özgür İrade

Buradan yola çıkıldığında Bostrom’ın analizi, bilgisayar başında yönetilen bir evren fikri ile ilk etapta bizlere çok ciddi bir yaklaşım gibi gözükmese de şeylerin arkasındaki gerçekliğin araştırılması için okurlarını bir çeşit şüpheye sürüklemesi bakımından ciddi metafizik tartışmalara yol açabilir gibi görünmektedir. Arvan’ın düşüncesine göre ise Simülasyon Argümanı,Chalmers’ın ima ettiği gibi metafizik tartışmaları üzerinde son derece etkili olabilir durumda olduğu kadar fizik bilimi için de kayda değer şeyler önermektedir.[14] İşin içine fizik bilimi girdiği zaman ise buradan hareketle kolaylıkla nedensel determinizm ve fizikalizm tartışmaları da beraberinde gelecektir.

M. Arvan’ın Simülasyon Argümanı ve özgür irade tartışmasını aynı potada eritmek için bizi ilgilendiren iddialarından birincisi liberteryen bağdaşırcılığı zorunlu bir öncül olarak ele almamız gerektiğidir.[15] Fakat bunu yaparken Arvan hala bir çeşit simülasyon evreni içerisinde bulunduğumuzu da kabul eder. Buradan bakıldığında biraz önce bir insan-ötesi medeniyet tarafından kodlanmış olmanın karamsar bir biçimde bizi nedensel determinizmin içine itiyor olduğunu düşünsek de Arvan için simülasyon dünyası içinde de bir çeşit liberteryen özgür irade sahibi olabilmemiz gayet mümkün gözükmektedir.

M. Arvan, A New Theory of Free Will adlı makalesinde fizik bilimindeki “holografik prensip” (holographic principle) adlı ilkeyi temel alarak insanların özgürlük alanını bir simülasyonda dahi korunaklı hale getirebilecek bir yeni özgür irade yaklaşımı geliştirmeye çalışmaktadır. Arvan’a göre, holografik prensip kavramı; fiziksel evrenin basitçe iki-boyutlu bilgilerin kozmolojik bir ufuk üzerine yazılması (tıpkı bilgisayar programlarının çalışma prensiplerini içermesi için yazılan 0 ve 1’ler gibi) ile oluşmaktadır.[16] Arvan’ın düşüncesine göre, holografik prensip ilkesi Bostrom’ın Simülasyon Argümanı’na uyumlu bir şekilde uygulanabilir durumdadır. Böyle yapıldığında insan-ötesi medeniyet, ata-simülasyonları oluşturarak aslında fizik dünya üzerinde oluşacak olan olayların kozmolojik bir ufuk içerisine (örneğin, Samanyolu galaksisi içerisinde Dünya’nın bulunduğu kesin kaplamsal noktaya) iki-boyutlu kodlarını “gömmüş” olabilirler.

Bu varsayım kulağa çok determinist şekilde tınlıyor olsa da Arvan bu durumun bir özgür iradeye yol açacağını iddia etmektedir. Çünkü böyle bir durumda fiziksel dünya, ebedi olarak var olan iki-boyutlu bir bilgi dizisi olarak kalacaktır. Bu düzlemde mümkün olan bütün gelecek, şimdi ve geçmişler mevcuttur ve olay haline gelebilecek olan tüm mümkün zaman değişimleri bu iki-boyutlu yazılımın içerisindedir. Fakat bir insan zihni, fiziksel dünyadaki holografik kodları okumaya yetkili olan ve bunun üzerinden sübjektif bilinç deneyimini mümkün kılan bir çeşit gereç olarak anlaşılmaktadır.[17] Arvan burada tıpkı bir CD’nin üzerinde yazılı halde bulunan bir şarkının ancak ve ancak bir CD çalar ile çalıştırılabilmesi gibi, zihnin de dış dünyadaki holografik kodları çalıştıracak aracılar olarak insan zihnini ele almaktadır.[18]

Arvan’ın teorisine göre; “mümkün olan her fiziksel zaman akışı çoklu evrenler içerisinde (burada çoklu evrenler kavramının ima ettiği durum holografik olarak önceden “kodlanmış” bütün zaman durumları yani geleceği, geçmişi ve şimdiyi kapsayan mümkün dünyaların toplamı olarak düşünülebilir) tamamı ile fiziksel manada determinist ya da nedensel olarak ucu kapalı olabilir.”[19]

Bütün bunlara rağmen “bir kişinin bilinci halen ex nihilo olarak fiziksel düzenin dışında holografik olarak önceden oluşturulmuş bütün zaman durumları içerisinden bir seçim yapmakta özgürdür.”[20] Bunun yanı sıra fiziksel olarak ucu kapalı bir zaman akışı, bilinçli gözlemciler tarafından deneyimlendiği ve aslında onların bilinçlerinde de “çalıştığı” için sübjektif bir özerklik alanı yaratma özelliğine de sahiptir. Bu tarz bir özgür irade fikri, Arvan için liberteryen bir özgür irade anlayışını işaret etmektedir. Arvan’ın tabii ki sonuç olarak önceden “ucu kapalı” hale getirilmiş bir simülasyon evreninde kişilere sınırsız bir özgür irade tanımlayamayacağı açıktır. Bu yüzden Arvan’ın pozisyonu, simülasyon evreninde yaşayan canlılar için salt bir liberteryen özgür iradedense daha çok ılımlı determinizmi çağrıştıran bir bağdaşırcılığa yakındır.

Arvan bilgisayar bilimleri ile ilişkili bir biçimde bilgisayarların yaratabileceği tarzdaki simülasyon biçimleri arasında bir ayrım yapar. Buna göre, bir bilgisayarın üretebileceği birinci tip simülasyonlara Arvan  “özelleştirilmiş sunucu simülasyonları” (dedicated server simulations) adını verir.[21] İkincil tip bilgisayar simülasyonlarına ise “eşler arası ağ tabanlı simülasyonlar” (peer to peer networked simulations) adını verir.[22] Buna göre birinci tip bilgisayar simülasyonları bir adet sunucuya bağlı olarak çalışırken, ikinci tip ağ tabanlı simülasyonlarda, bir ağın içerisindeki tüm bilgisayarların üretmiş olduğu bir gerçeklik alanı bulunur. Dolayısıyla, burada Arvan’ın tekil bir bilgisayar üzerinden kurulmuş olan (burada Bostrom’ın Dünya’ya hükmedebilmek için uzayda kozmolojik bir alana yerleştirilmiş olan tek bir dev bilgisayarı hayal edebiliriz) bir simülasyonun zorunlu bir gerçeklik olmayabileceğini ima ettiğini iddia edebiliriz.

Buna karşın Bostrom’ın çizmiş olduğu insan-ötesi medeniyetin bizim içinde bulunduğumuz simülasyonu tek bir ana bilgisayardan değil de bir ağ tabanının içinde çoklu bilgisayarlar üzerinden yönettiğini düşünürsek o zaman bu durum holografik prensip simülasyon evreni içerisinden seçim yapabilen canlıların özgürlük alanına bir kanıt görevi görebilir. Arvan’a göre içinde bulunduğumuz olası simülasyonun tekil bir yönetici sunucu üzerinden değil de ağ tabanlı çoklu bir alanda bulunuyor olması ihtimali, zihin-beden düalizmi ve özgür irade sorunu gibi yaklaşımlar ya da felsefi problemler ile gayet uyumlu bir şekilde örtüşen bir açıklamadır.[23]

Buna ek olarak, Arvan aynı zamanda insan bilincinin simülasyon evreni üzerinde önceden yazılmış olması muhtemel olan holografik kodların evrendeki “düzeni” ya da basitçe geçmiş, gelecek ve şimdinin kendisini yarattığını ima etmektedir. Fakat bu durum insan bilinci işin içine girdiğinde ya da diğer bir deyişle yazılmış olan bu fiziksel dünyayı deneyimlemeye başlandığı zaman mevcut olan kuantum dalga fonksiyonlarında (quantum wave-function) çeşitli ihlaller ve bozulmalar meydana getirecektir.[24] Arvan bu tip bozulmaların tam anlamı ile determinist bir dünyada meydana gelemeyeceğini ima ederken yine de bilincin ya da insanlardaki mental arka planın fiziksel bir gerçekliğe ait olması bakımından bu hipotezinin ve ısrar ettiği “liberteryen bağdaşmazcılık” yaklaşımının yine de nedensel determinizm görüşlerine karşı gelemeyeceği ihtimalini de net bir şekilde açık bırakmıştır.[25]

4. Sonuç

Sonuç olarak, Bostrom’un Simülasyon Argümanı, insan müdahalesinin de determinist bir düzleme sahip olduğu düşüncesine paralel şekilde argüman üretmeyi sağlayan bağdaşmazcı yaklaşım için son derece kullanışlı bir görüş olarak ele alınsa da Arvan gibi isimlerin bu argümana yaklaşımı daha iyimser bir pozisyonda neşet etmektedir. Arvan, bütünü ile bilgisayar tarafından kodlanmış ve görsel ontolojisi yalnızca bir çeşit hologramdan ibaret olan insan dünyası için bile liberteryen bir özgür iradenin mümkün olduğunu göstermektedir. Arvan, sadece özgür insan kapasitelerinin biyolojik alt yapı ile oluştuğu çıkarımına başvurmak yerine Bostrom’ın çizdiği tabloya daha uygun şekilde evrene dağılmış holografik bilgisayar kodlarına başvurmuştur. Her ne olursa olsun her iki isim için de evrenin ister biyolojik ister teknolojik belirlenimlere tabi olması, özgür irade tartışmasını rafa kaldırmamızı sağlamaz.


Dipnotlar

  • [1] Nick Bostrom, “Are We Living in a Computer Simulation?”, The Philosophical Quarterly, C. LIII, No:211, 2003, s.243-255.
  • [2] Nick Bostrom, “Are We Living in a Computer Simulation?”, The Philosophical Quarterly, C. LIII, No:211, 2003, s.243.
  • [3] A.e., s. 243.
  • [4] A. e., s. 244.
  • [5] A. e., s. 244.
  • [6] A.e.
  • [7] A.e.
  • [8] A.e.
  • [9] A.e.
  • [10] A. e., s. 255.
  • [11] A. e., s. 255.
  • [12] David J. Chalmers, “The Matrix as Metaphysics”, Philosophers Explore The Matrix, Ed. C. Grau, Oxford University Press, 2005, s. 132.
  • [13] Marcus Arvan, The Peer-to-Peer Hypothesis and a New Theory of Free Will, Scientia Salon, 2015.
  • [14] A.e.
  • [15] Marcus Arvan, “A New Theory of Free Will”, Philosophical Forum, C. XLIV, No:1, 2013, s. 1-48.
  • [16] Marcus Arvan, The Peer-to-Peer Hypothesis and a New Theory of Free Will, Scientia Salon, 2015.
  • [17] Marcus Arvan, “A New Theory of Free Will”, Philosophical Forum, C. XLIV, No:1, 2013, s. 1-48.
  • [18] A.e.
  • [19] A.e.
  • [20] Marcus Arvan, “A New Theory of Free Will”, Philosophical Forum, C. XLIV, No:1, 2013, s. 1-48.
  • [21] Marcus Arvan, The Peer-to-Peer Hypothesis and a New Theory of Free Will, Scientia Salon, 2015.
  • [22] A.e.
  • [23] Marcus Arvan, The Peer-to-Peer Hypothesis and a New Theory of Free Will, Scientia Salon, 2015.
  • [24] A.e.
  • [25] A.e.

Kaynaklar

  • Nick Bostrom, “Are We Living in a Computer Simulation?”, The Philosophical Quarterly, C. LIII, No:211, 2003, s.243-255.
  • David J. Chalmers, “The Matrix as Metaphysics”, Philosophers Explore The Matrix, Ed. C. Grau, Oxford University Press, 2005, s. 132.
  • Marcus Arvan, “A New Theory of Free Will”, Philosophical Forum, C. XLIV, No:1, 2013, s. 1-48.
  • Marcus Arvan, The Peer-to-Peer Hypothesis and a New Theory of Free Will, Scientia Salon, 2015.

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

GSÜ Bilimsel Düşünce Topluluğu’na Konuk Olduk: Zamanın A ve B Teorisi – Taner Beyter

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü