Ateistlerin ve Teistlerin Farklı Ahlaki Pusulaları mı Vardır? – Laura Geggel

//
3 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

Yapılan yeni bir araştırma, ateistlerin ve teistlerin ahlaki pusulalarının, birkaç yönden farklı olabileceğini ortaya koydu. Ancak bazı yönlerden iki grup arasındaki ahlaki pusulaların, inanılmaz derecede benzerlikler taşıdığı da görüldü. Örneğin, her ikisi de adaleti ve savunmasız kişilerin iyiliğini, baskıyı değil, özgürlüğü destekledi ve bunlara yüksek puanlar verdi. Öte yandan bu çalışma, sadakate değer verme ve otoriteye saygı gösterme gibi grup uyumu meseleleri söz konusu olduğunda, fikir ayrılıklarını da ortaya koydu.

Bu araştırma genel algının aksine, ateistlerin ahlaki bir pusulaya sahip olduğunu, ancak inananlarla karşılaştırıldığında; muhtemelen nasıl yetiştirildikleri ve son derece analitik düşünceye sahip olup olmadıkları gibi faktörler nedeniyle, “pusulalarının farklı şekillerde kalibre edildiğini” de gösterdi. Chicago Illinois Üniversitesi’nde psikoloji profesör yardımcısı olan araştırmacı Tomas Stahl, Live Science‘a araştırması hakkındaki detayları anlattı.

Ateistlerin ahlaki bir pusulaya sahip olup olmadıkları, yaygın bir problemdir. 2019’da yapılan Pew Araştırma Merkezi (Pew Research Center) anketi; Amerikalıların % 44’ünün (Kanadalıların % 26’sına kıyasla) ahlaklı olabilmek için Tanrı inancının gerekli olduğunu düşündüğünü ortaya koydu. Journal of Personality and Social Psychology‘de 2011 yılında yapılan bir araştırma, “ateistlerin güvensizliğinin, tecavüzcülerin güvensizliğiyle karşılaştırılabilir olduğunu” bile ortaya koydu.

Ateistlerin bir ahlaki pusulaya sahip olup olmadığını araştırmak ve inananların pusulasıyla nasıl karşılaştırıldığını görmek için Stahl dört farklı anket yapmıştır. İlk ikisi Amazon’un online Mechanical Turk platformunda toplam 429 Amerikalıyı içerirken, ikinci ankette toplam sayı ABD (nispeten dindar bir ülke) ve İsveç’ten (büyük ölçüde dinsiz bir ülke) 4.193 kişidir.

Katılımcılar kişisel geçmişleri, dini inançları, politik yönelimleri ve ahlaki görüşleri hakkında sayısız soruyu yanıtlamıştır. Anketin Ahlaki Temeller Anketi adlı bir bölümü, beş temel ahlaki değeri sorduğu için özellikle yararlı olmuştur. Değerlerden ikisi -yardımseverlik ve adalet- hakkındaki sorular, insanların savunmasız bireyleri korumaya ve insanlara adil davranmaya yönelik tutumlarını derecelendirdi.

Ateistler ve inançlılar grubundaki “Neredeyse herkes”, bu iki ahlaki değere yüksek puan verdi ve savunmasızları korumaya ve başkalarına karşı adil olmaya değer verdiklerini gösterdi. Stahl, bu değerleri ahlaki sorunlar olarak gördüklerini söyledi. Bununla birlikte, diğer üç değerde inananlar ve inanmayanlar arasında farklılıklar bulundu: otorite (polis, ebeveynler ve öğretmenler gibi otorite figürlerine saygı duyma), sadakat (bir ülke gibi bir gruba sadık olma -bir ülkenin bayrağını yakmama-) ve kutsallık (aşağılayıcı olarak algılanan bir şeyi yapmamak, cinsel duygu).

Stahl’a göre “Bu üç değerin grup uyumuna hizmet ettiği ve grubu bir arada tuttuğu” söylenebilir. Ona göre bağlayıcı değerler söz konusu olduğunda, [gruplar arasında] dramatik bir fark da bulunmaktadır. Dindar insanlar bunlara çok daha yüksek puanlar verirken, ateistlere kıyasla ahlaki olmayı, bu konuyla çok daha alakalı görmüşlerdir.

Buna karşılık Stahl’a göre “ateistler [bu üç değerin], ahlakla aynı derecede alakalı olduğunu gerçekten düşünmüyorlar.” Bu bulgu Stahl’a göre, siyasi yönelim söz konusu olduğu durumlarda bile geçerlidir.

Ohio Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan ve çalışmaya dahil olmayan Kimberly Rios, bu bulguların önceki araştırmalarla tutarlı olduğunu ifade eder. Bir kısmı Rios tarafından yürütülen yeni ve daha önceki araştırmalar, ateistlerin ahlaki bir pusulaya sahip olmadığı stereotiplerin aşırı genellemeci olduğunu gösterir. Bununla birlikte Rios, Live Science‘a bir e-postada verdiği demeçte, bu stereotiplerin “inançlılar ve inançsızlar arasındaki gerçek farklarla doğrulanmadığını” da ifade etmiştir: “İnançsızlar grup temelli ahlaki değerlere inananlara göre daha az önem verse de, bu çalışmalarda kullanılan ölçütlere dayanarak inanmayanların inananlardan daha ahlaksız olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur.”

Örneğin, iki grup ahlaksızlık konusunda düşük puan aldı ve “Başarılı olmama yardımcı olacağına inanıyorsam etik olmayacağım” gibi ifadelere karşı çıktı. (Anket, bu grupların gerçekten etik olmayan davranışlarında farklılık gösterip göstermediğini ele almamıştır.)

Benzerlikler ve Farklılıklar

Yeni anketler, inançlıların ve inançsızların ahlaki pusulalarının benzer ve birkaç yönden farklı olabileceğini göstermiştir. Örneğin, her iki grup da baskı karşısında özgürlüğü son derece destekledi ve “Toplum en iyi bireylere ne yapacaklarını söylemeden kendi yaşamları için sorumluluk almalarına izin verdiğinde çalışır” gibi ifadelerde hemfikir oldular. Stahl, her iki grup da rasyonel düşünmeyi -kanıta dayalı iddialara inanmak ve kanıtsız iddialara şüpheyle yaklaşmak- ahlaki bir mesele olarak gördüklerini belirtti.

Rios bu bulgunun “ilgi çekici” olduğunu ifade eder. Ona göre pek çok Batı toplumunda dini inanç ile rasyonel, bilimsel düşüncenin uyumsuz olduğuna dair bir fikir vardır; “Yine de dindarların rasyonel düşünmeyi inanmayanlardan daha az ahlaki bir mesele olarak görmedikleri bulgusu, bu çatışma nosyonunun abartılmış olabileceğini gösterir.”

Bazı dinler rasyonel düşüncenin yönlerini teşvik etmektedir. Örneğin Katolik kilisesi, mantığın ve rasyonalitenin yararlı olabileceğini savunmuş ve Aziz Thomas Aquinas, Tanrı’nın varlığını savunan Beş Yol olarak bilinen kanıtları ele almıştır. Aynı dönemde Orta Çağ’da Yahudi düşünürler, Yunanlı klasik filozofların rasyonel düşünce sürecini benimsemeye başlamış ve bunu dini metinleri analiz ederken uygulamışlardır.

Stahl’a göre buradaki fark, ateistlerin inananlara göre neyin ahlaki olduğu ya da olmayacağı konusundaki yargılarını, eylemlerinin sonuçlarına dayandırma olasılıklarının daha yüksek olduğunu göstermesidir. Örneğin varsayımsal tramvay probleminde, kontrolünü kaybetmiş bir tramvayın önündeki yolda sıkışmış beş kişiyi öldürmek mi, yoksa treni başka yöne çevirmek için bir düğmeye basıp, diğer bir yolda sıkışmış bir kişiyi öldürmek mi sorusuna karar vermeleri istenmiştir (katılımcılardan).

Stahl WordsSideKick.com‘a verdiği demeçte; “Bu durumda inançsızlar, ‘beş yerine bir kişiyi öldür’ demeye daha meyillidir, çünkü onlar göreceli zararı değerlendirirler. Oysa inananlar, bu konuda daha tuhaftırlar; çünkü aktif olarak birini öldürdüklerini düşünüyorlar ve öldürmemeleri gerekiyor. Bu yüzden, bu hesaplamalarda daha az rahattırlar.”

Neden Farklılar?

Araştırmalar, ateistlerin ve teistlerin ahlaki pusulalarını neden farklı şekilde ayarladıklarını henüz yeterince göstermemiştir. Ancak Stahl birkaç korelasyon bulmuştur (korelasyondaki nedensellik eşit olmasa da). Ankette katılımcılara inançlı olarak yetiştirilip yetiştirilmedikleri sorulmuş ve topluluklarındaki önemli kişilerin dini faaliyetlerde bulunup bulunmadığı gözlemlenmeye çalışılmıştır. Bu, dini inançlarının yanlış olduğunu düşünmelerinin, yaşamları için külfetli olacağı anlamına gelmektedir. Dünyayı tehlikeli bir yer olarak görüp görmedikleri (ve muhtemelen Tanrı’yı ​​koruyucu bir güç olarak görüp görmediklerini) ve analitik düşünceye sahip olup olmadıkları, ateistlerde, inananlardan daha sık görülen bir özelliktir.

Stahl’a göre bu şeyler, “inançlı olup olmamanıza bağlıdır. Ayrıca bu değişkenler, sizin ahlaki değerlerinizi de öngörür.” Dolayısıyla, örneğin dindar insanlar ve ilgili faaliyetlerle çevrili olarak büyümezseniz, grup uyumu meselelerini onaylama olasılığınız azalır. Benzer şekilde dünyayı daha az tehlikeli olarak algılamak ve analitik düşünceye sahip olmak da ateizmi öngörmektedir.

Bulgular, hem Amerika Birleşik Devletleri’nde hem de İsveç’te dört farklı ankette de tekrarlanmıştır. Hem Stahl hem de Rios, ileriye dönük olarak, gelecekteki araştırmaların bu modellerinin Batılı olmayan ülkelerde, örneğin büyük ölçüde dinsiz ancak grup odaklı bir ülke olan Çin’de ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerde (ateizmin resmen yasak olduğu yerlerde) geçerli olup olmadığının incelemesi gerektiğini ifade etmiştir.


Bu çalışma, 24 Şubat 2021 Çarşamba günü, ilgili dergide online olarak yayınlanmıştır. Bkz: https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0246593


Laura Geggel– “Atheists and believers have different moral compasses“, (Erişim Tarihi: 05.04.2021)

Çevirmen: Musa Yanık

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Hick’in Dini Çoğulculuk Modeli'nin Başarısızlığı - Jonathan David Garner

En Güncel Haberler Analitik Felsefe