Ben Mütevazı Mıyım? Siz Mütevazı Mısınız? – Benjamin Meagher

/
223 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

Eğer sivil kamusal söylem kavramı tek bir fikre indirgenecek olsaydı, şu olurdu: Ad hominemlerden kaçının. Fikirler tartışılmalı, irdelenmeli ve sorgulanmalı fakat bu argümanları üreten insanlar dürüstçe dinlenilmeli, bu insanlara saygı duyulmalı ve haysiyetle yaklaşılmalıdır. Peki insanların başkalarını yargılamadan dinlemesi mümkün müdür?

Ne yazık ki sosyal psikolojide yapılan on yıllarca süren araştırmalar, insanların sosyal yargılamalar yapmaktan kendilerini alıkoyamadıklarını gösteriyor. Hatta, diğer insanlarla alakalı eğilimsel fikirler o kadar çabuk ve otomatik şekilde oluşur ki, araştırmacılar buna spontane karakter çıkarımı diyorlar. Bu fenomenin ilk gösterimlerinden birinde Winter, Uleman ve Cunniff (1985); katılımcılara, “resepsiyonist sırada yaşlı adamın önüne geçti” gibi görünüşte alakasız, dikkat dağıtıcı cümleler okuturken bir dizi matematik problemi çözdürdü. Sonrasında katılımcılara okudukları cümleler soruldu. Bir kişilik özelliği cümlede açıkça belirtilmemiş olsa da ima edilen özellikten (“kabalık”) bahsetmenin bu cümle için anlamsal bir ilişkilendirme (“önüne geçme”) kadar bir anıyı hatırlatmak için iyi bir ipucu olduğu göze çarpar biçimde kanıtlandı. Bu sonucun bize söylediği şey ise katılımcıların sırada öne geçen bir insan hakkında bir şey okuduğunda spontane bir şekilde ister istemez farkında olmadan kabalık kavramını ürettikleridir. Diğer bir deyişle, birisi hakkında bilfiil bir izlenim oluşturmaya çalışmasam bile yine de oluşuyor gibi görünüyor.

Spontane karakter çıkarımının gücü, sosyal psikolojide en etkili ve bilinen ön yargılardan birinde yansıtılmaktadır. Tekabül Ön Yargısı (Gilbert & Malone, 1995) birisinin davranışları, içinde bulundukları durumla daha iyi açıklanabilse bile o kişinin kalıcı eğilimi hakkında çıkarımlar yapma eğilimidir. Ned Jones ve Keith Davis (1967), bu etki için artık klasikleşmiş bir deneysel kanıt sunmuşlardır: Katılımcılar, Fidel Castro’yu destekleyen ya da ona karşı çıkan yazıları okurlar ve katılımcılara yazarın ya bu pozisyonu kendisinin seçtiği ya da münazara koçu tarafından bu bakış açısını savunması için yazara talimat verildiği söylenmiştir. Bulguları o kadar ilginçti ki 50 yıl sonra bugün bile hala konuşuyoruz: Katılımcılar, Castro yanlısı makale yazarının bu pozisyonu almaya zorlandığı söylendiğinde bile yazarın Castro’yu gerçekten desteklediğine inanmak için bir önyargı gösterdiler. Bunun ve bu çalışmanın izinden giden diğer çalışmaların ana fikri, genelde diğer alakalı durumsal faktörler umursanmadan eğilimsel yargılar oluşturmaya otomatik bir meyil olduğudur.

Fidel Castro 1926-2016)

Eğer insanların fikirlerini ve argümanlarını incelerken insanları da incelemeden edemiyorsak belki de en iyi seçeneğimiz bu yargılarımızda olabildiğince adil olmaya çalışmaktır. Burada da üstesinden gelmemiz gereken zorluklar vardır. Daniel Kahneman (2011) çok satan kitabı Thinking, Fast and Slow’da, bir dizi bilişsel hata ve zaafı basit bir düsturla ilişkilendirir: “Var olan her şey sadece gördüğünüzdür.” Diğer bir deyişle, insan yargıları sınırlı bilgiye bağlıdır. Problem ise genellikle bilgimizin ne kadar kısıtlı olduğunu fark etmememizdir. Birinin fikrini dinlerken, sadece ilgilendiğimiz bilgiler onun hakkında oluşturduğumuz izlenime rehberlik edecektir. Peki neyle ilgileniyorsunuz?

Bu basit ilkenin kendimizi değerlendirirken de doğru olduğunu hatırlamakta fayda var. Bu bağlamda bile sadece mevcut olan bilgiye bel bağlayabilirim. Gelgelelim, iletişim kuran ben olunca bana mevcut olan, başka birinin iletişim kurmasını dinlerken gözlemleyebildiğimden oldukça farklıdır. Kendime değer biçerken, ne kadar iyi telaffuz ettiğimden bağımsız olarak, kendi maksatlarıma, motivasyonlarıma ve içsel şüphelerime ulaşımım vardır. Diğerlerinin ise böyle bir ulaşım olanağı yoktur.

Kişinin kendisine ve diğerlerine değer biçmesinin arasındaki bu farkın işleyişini kendi laboratuvarımda görebildim. Meslektaşlarım ve ben, insanların entelektüel tevazu (ET) veya kendi sınırlarını bilme, epistemik iddiaları doğru bir şekilde izleme ve yeni bilgiler ışığında fikrini değiştirmeye istekli olma kapasitesi hakkında yargılarda bulunma yollarını araştırıyoruz (Church & Barrett, 2017; Whitcomb, Battaly, Baehr, & Howard-Snyder, 2017). Son birkaç yılda, insanların kendi ET’lerini anlatmalarıyla ilgili önemli miktarda psikolojik araştırma yapılmıştır ve bu da ölçüm yollarının sayısının gelişmesiyle sonuçlanmıştır. Fakat bu, konuştuğum ya da çalıştığım birinin ET’sini değerlendirme şeklim ile nasıl kıyaslanır?

Çeşitli çalışmalarda, ET öz değerlendirmelerinin ve akran yargılamalarının oldukça farklı bilgilere dayandığını gördük. Kendilerinin ET’sini yüksek olarak görenler aslında yeni deneyimlere açık olma meyillinde olan insanlardır. Bu insanlar, bir tartışma sırasında da yüksek düzeyde katılım gösterme eğilimindedirler ve başkalarına soru sorma ve alternatif bakış açıları önerme olasılıkları daha yüksektir. Diğer yandan başkaları tarafından ET’si yüksek olarak değerlendirilen insanlar oldukça farklı bir davranış şekli göstermektedir. Uzlaşılabilirlikleri ile karakterize edilirler, kendi bakış açılarını ifade etme olasılıkları daha düşüktür ancak başkalarının söylediklerini, “hıhı” ve “evet” gibi ifadelerle araya girerek, onaylama olasılıkları daha yüksektir. Doğrusu, bu iki tip insan arasında nispeten az doğal örtüşme bulduk.

Bulgularımız, kendimizi ET açısından değerlendirmek için kullandığımız kriterlerin sohbet ettiğimiz kişileri değerlendirmek için kullandığımız kriterlerden önemli ölçüde farklı olduğunu gösteriyor. Kendi düşüncelerime içe dönük erişime sahipken, aslen bir konuyu olabildiğince adil ve tarafsız bir şekilde tartışmaya çalışıp çalışmadığımı anlayabilirim. Ancak, başkalarının katkılarını doğrulamakta başarısız olursam veya konuşmada liderlik etmelerine izin vermezsem bu konuşma sırasında kişiler arası davranışlarıma karşı daha az duyarlı olabilirim. Tersine, ET’si yüksek olan birini düşündüğümde, yalnızca olumlu sosyal davranışlarına ve kendi bakış açıma göre ne kadar anlayışlı göründüklerine güveniyor olabilirim. Gerçekte, bu uzlaşılabilirlik, epistemik olmayan birtakım motivasyonlar tarafından yönlendirilebilir.

Yukarıda özetlenen psikolojik literatür, aynı fikirde olmadığımız insanları yargılamaktan kaçınamayabileceğimizi gösteriyor. Ama entelektüel olarak mütevazı bir insanla etkileşimde olup olmadığımı nasıl bilebilirim? Başkalarına entelektüel olarak mütevazı bir insan gibi göründüğümü nasıl bilebilirim? Nihayetinde, pozitif sivil söylem hem sosyal hem de epistemik bileşenleri gerektirir. ET’nin bu ikili yönlerine uygun bir şekilde uyum sağlamamız hem kendimizi hem de başkalarını spontane yargılamamızı ayarlamayı gerektirecektir. 


Benjamin Meagher – “Am I Humble? Are You Humble?” (Erişim Tarihi: 02.01.2020)

Çevirmen: Çağan Fırtına

Çeviri Editörü: Mert Mirza

TOBB Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisi.18. yüzyıldan günümüze İngiliz edebiyatı en büyük tutkularından. Sosyoloji, psikoloji ve siyaset felsefi ile akademik olarak ilgili. Orta seviye Almanca bilgisine sahip.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Stoacılığa Dair Yanlış Fikirler - Carina Barbosa

Sonraki Gönderi

C.S. Lewis İyidir Ama Bir De Alvin Plantinga’yı Okumalısınız – Michael Almeida

En Güncel Haberler Etik