C.S. Lewis İyidir Ama Bir De Alvin Plantinga’yı Okumalısınız – Michael Almeida

///
196 Okunma
Okunma süresi: 13 Dakika

Birçok teist, inançlarını savunmak için gerekli kaynakları C.S. Lewis’in önemli literatüründe ve apolojetik eserlerinde bulmaktadır. Lewis’in popüler tarzı, retoriği ve keskin zekâsı hakkında söylenecek çok şey var. Okuması ikna edici ve keyiflidir ve popüler oda diyebileceğimiz şeydeyken de oldukça etkilidir. Fakat filozoflar ve sıradan kişiler kimi zaman (belki de bugünlerde sıklıkla) kuvvetli argüman üretme standartlarını yükseltilmiş buluyor ve hatta standartlar yüksek olsun istiyorlar.

Örneğin, teistik inanca karşı yöneltilen mevcut popüler argümanların akademik filozoflarca güçlü eleştirel değerlendirmelerini düşünelim. Popüler ateolojik argümanlar böyle bir tetkikin altında ezilmektedirler[1]. Tabii ki ciddi ateistler etkilenmemiş olabilir. Ateolojik argüman üretme standartları da Dawkins, Hitchens, Dennett ve bir grup diğer popüler yazarlarda tahayyül edilenlerden çok daha ötesine gitmektedir.

Örneğin, John Mackie, Jordan Howard Sobel ve William Rowe gibi ateist düşünürlerin eserleri, ne kadar daha az popüler olsa da çok daha sağlamdır. Peki iyi akıl yürütme beklentileri ve standartları zirvede olduğunda teistik inanç nasıl bir iş çıkarmaktadır? David Lewis’in tanımladığı gibi felsefe odasında olduğumuzda dini inanç nasıl bir iş çıkarmaktadır?

Aksi durumda etkileyici olan C.S. Lewis’in eserleri felsefe odasında çok daha az yardımcıdır. Kendisinin eserleri, mesela John Mackie’nin The Miracle of Theism (Oxford: Oxford University Press, 1982) veya Jordan Sobel’in Logic and Theism (Cambridge: Cambridge University Pres, 2003) eserlerinin derinliği ve dev eleştirel gücü karşısında teistik inancı savunmakta yetersiz kalacaktır.

Kafanızda canlanması için John Mackie’nin teistik inanca getirdiği en güçlü (ve sıklıkla hafife alınan) meydan okuma ve Alvin Plantinga’nın bu meydan okumaya getirdiği usta işi (ve sıklıkla yanlış anlaşılan) cevap arasındaki etkileşimi düşünmek faydalı olacaktır. Tartışma tek bir sorunu ele almaktadır ama soruna değinirken başvurulan akıl yürütme standartları gıptayla bakılasıdır.

John Mackie meşhur ‘Evil and Omnipotence’ makalesinde mantıksal kötülük problemi olarak bilinegelen, teistik inanca karşı tanıdık bir itirazı yeniden düzenlemiştir[2]. Felsefede benzer bir argümanın güçlü ve cezbedici bir yeniden düzenlemeye tabi tutulması yaygındır[3]. Mackie (1) – (3)’ün uyumsuz bir üçlü oluşturduğunu savunmuştu:

(1) Tanrı her şeye gücü yetendir,
(2) Tanrı mutlak iyidir ve
(3) kötülük vardır

Önermelerin herhangi ikisi, üçüncünün yanlışlığını getirir. Bu uyumsuzluk nasıl söz konusudur? Mackie’ye göre (4), iyi bir şeyin zorunlu olarak kötülüğü mümkün olduğunca daima yok edeceği, ve (5), her şeye gücü yetenin zorunlu olarak yapabileceklerinde sınır olmadığı, yarı mantıksal kurallarını eklediğimizde uyumsuzluk açık hale gelmektedir.

(4) ve (5)’teki önermelere getirilen karşı örnekler olmuştur (bunlar ilkelerin tamamıyla genel olmadığını gösteren sözde istisnalardır). Belki de iyi bir şey, elinde imkân varken bir kişinin boğulmasını önlemeyecektir. Belki de bir başkasını kurtarmak için diğerini kurtaramayacaktır. Hakeza belki de her şeye gücü yeten bir varlık metafiziksel mümkün veya mantıksal mümkünle sınırlanmıştır, yani 2+2’nin sonucunu 5 yapamaz ve Plantinga’yı, Mackie’nin aynısı yapamaz[4].

Mackie aslında (4) ve (5)’in mutlak olarak mükemmel bir varlığa uygulanmasını amaçlamaktadır tabi ki de. Fakat kusursuz iyilik ve her şeye gücü yetene önerilen sınırları sağlarken bile (5)’ten mutlak olarak mükemmel bir varlığın metafiziksel olarak (veya kabaca mantıken) mümkün olan her şeyi yapabileceği anlamı çıkmaktadır. Ancak kötülüğü yok etmek metafiziksel olarak şüphesiz mümkün olduğu için (4) ve (5)’ten mutlak olarak mükemmel bir varlığın hiçbir kötülük içermeyen bir dünya yaratacağı anlamının çıktığı gözükmektedir.

Fakat Mackie, dünyada kötülüğün varlığı açık olduğu için ya “(1) Tanrı her şeye gücü yetendir” önermesinin ya da “(2) Tanrı mutlak iyidir” önermesinin yanlış olduğu sonucuna varır. Mackie bu problemin hiçbir çözümünün olmadığını ima etmez. Onun ima ettiği şey, mantıksal kötülük problemine getirilen yeterli bir çözümün hem her şeye gücü yeten hem de mutlak iyi Tanrı’ya dayanan geleneksel görüşü terk etmeyi gerektirdiğidir.  

John Mackie’nin mantıksal kötülük problemi versiyonu felsefi yönden ciddi teistlere muhteşem bir itiraz sunar. Bu itirazı nasıl ele alacağız? Bir taraftan hem her şeye gücü yeten hem de mutlak iyi Tanrı’ya dayanan geleneksel görüşü terk etmek istemiyoruz. Böyle bir görüşü terk etmek ne anlama gelir ki zaten? Oldukça iyi ve güçlü bir varlığın var olduğu pozisyon için Tanrı’nın var olduğu pozisyonu terk etmek olmaz mı bu? Diğer taraftansa Mackie’nin argümanında arasından sıyrılacak bir hata yok gibidir: Literatürdeki herhangi bir argüman kadar hatasızdır. Sonuç olarak (1) ya da (2)’den vazgeçmeden Mackie’nin sonucundan kaçınmanın bariz bir yolu yoktur.

John Mackie’nin mantıksal kötülük problemine Alvin Plantinga’nın getirdiği cevap açıkça (1)’i ya da (2)’yi terk etmekle ilgilenmemektedir[5]. Plantinga bunun yerine (4)’ü ya da (5)’i (sınırlı versiyonlarını bile) terk etmek için bazı ilginç sebepler vermektedir.

Plantinga, (5)’in aksine muhtemelen her şeye gücü yeten bir varlığın metafiziksel olarak mümkün olan her şeyi yapamayacağını göstermeye çalışmaktadır. Açıkçası, her şeye gücü yeten bir varlığın hem metafiziksel olarak mümkün olan hem de tamamen iyi, her şeyi bilen ve zorunlu olarak var olmakla tutarlı olan her şeyi yapamayacağını göstermeyi amaçlamaktadır.

Yani Plantinga, yalnızca Tanrı’nın söz tutamama veya bir olayı hatırlayamama veya varoluşunu sonlandırma gibi şeyleri yapamayacağını göstermeye çalışmıyordu. Daha çok, Tanrı hem metafiziksel olarak mümkün hem de doğasıyla tam anlamıyla uyumlu bazı şeyleri yapamaz.

(5)’i terk etmek, (1)’i de terk etmeyi mi gerektirir? Mackie şüphesiz öyle olduğunda ısrarcı olacaktır[6]. (5)’i terk etmenin Tanrı’nın aslında her şeye gücünün yetmediğini söylemenin başka bir yolu olduğunu belirtecektir mutlaka. Peki (5)’i terk etmek için iyi sebepler var mıdır?

Yinelemek gerekirse Mackie iyi sebepler olmadığında mutlaka ısrarcı olacaktır; Plantinga’nın öne sürdüğü sebepler, Tanrı’nın metafiziksel olarak mümkün belli şartları yaratamayacağını varsaymaktadır. Örneğin rasyonel öznelerin özgür eylemleri. Fakat bu sadece (5)’in yanlış olduğunu, savunmak için değil, varsaymak içindir. Bu konuda daha fazlası aşağıda.

Ek olarak, Plantinga mutlak iyi olan bir varlığın muhtemelen, (4)’ün aksine, kötülüğü her zaman mümkün olduğunca yok etmeyeceğini göstermeye çalışmaktadır. Mutlak iyi bir varlığın yok edemeyeceği masumca, daha büyük bir amaca hizmet etmeyen, ahlaki bedeli olmadan yok edilebilen, kötülükler vardır. O halde eğer Plantinga haklıysa (4)’ün sınırlı versiyonu bile yanlıştır.

Plantinga’nın argümanındaki ustalığa rağmen Mackie’ye verdiği bu cevabın arkasındaki fikir (meşhur Özgür İrade Savunusu) oldukça basittir. Buradaki ana varsayım, muhtemelen, önemli derecede özgür öznelerin veya yaratıkların olduğudur. Önemli derecede özgür bir özne ahlaken izin verilemez olan A eylemini veya onun yerine, ahlaken izin verilebilir olan ~A eylemini yapmakta özgür olan kişidir[7].

Fakat Plantinga’ya göre söz konusu eylemin gerçekten özgür ve ahlaken değerli olabilmesi için özne dışındaki herhangi bir şey tarafından belirlenmemiş veya sebep olunmamış olmalıdır. Yani, örneğin, doğa ve Tanrı tarafından sebep olunmamış olmalıdır. Tanrı veya doğa yapmana sebep olduğu için bir eylemi gerçekleştirirsen eylemi özgürce gerçekleştirmemişsindir.

Burada Plantinga, Tanrı’nın yaratılıştan önce kendisini şu durumda bulmuş olabileceğini hayal etmenizi ister: Tanrı ne tür şeyler yaratacağını düşünür ve uçsuz bucaksız evrendeki harikalıkların ve güzelliklerin hepsini yaratmaya karar verir. Sonrasında senin ve benim gibi varlıkları yaratıp yaratmaması gerektiğini düşünür. Hem rasyonel hem de özgür varlıkları yaratıp yaratmaması gerektiğini düşünür.

Karar vermek zor olabilir; halihazırda harika bir evreni vardır ve Tanrı, eğer beni yaratıp evrene yerleştirecek olursa benim özgürce yanlış bir şey yapacağımı bilebilir. Ahlaken kötü bir şeyi (belki de birçok kötü şeyi) yapacağımı bilebilir.

O halde Tanrı beni gerçek bir özgürlükle yaratacaksa benim ahlaken doğru yolda ilerlememe muhakkak sebep olamaz. Fakat aynı zamanda Tanrı, bazen kötü yola düşseler bile rasyonel ve özgür öznelerin yaratılacak iyi şeyler olduğunu bilebilir. Hakeza Tanrı eğer beni yaratırsa bunun bazı ahlaki iyilikler ve kötülükler getireceğini ama iyinin kötüye baskın geleceğini bilebilir. Belki de bunların tümünü biliyordur.

Fakat bu mülahazalar bile Tanrı’nın beni yaratmaya karar vermesi için yetmeyecektir. Tanrı rasyonel ve özgür olan ve hiçbir zaman kötü yola düşmeyecek başka bazı varlıkları yaratıp yaratamayacağını düşünebilir. O halde Tanrı hem yardan hem de serden geçebilir. Rasyonel ve özgür varlıkların tüm artılarını alıp eksilerini almayabilirdi. Bu durumda Tanrı şüphesiz beni yaratmazdı.

Şimdiyse Plantinga, Tanrı’nın yaratılıştan önce kendisini çok daha kötü bir durumda bulmuş olabileceğini hayal etmenizi ister. Tanrı hangi rasyonel ve özgür varlığı yaratırsa yaratsın ve o varlığı hangi şartlar altında yaratırsa yaratsın o varlığın özgürce kötü bir şey yapacağını bilebilir. Plantinga da Tanrı’nın bu şartlarda birtakım rasyonel ve özgür varlıklar yaratıp yaratamayacağını sormaktadır. Bizler gibi bazı özgür ve rasyonel özneleri yaratmak, bazı ahlaki kötülükleri garanti edecek olsa da cevap evet gözükmektedir.

Ancak şöyle bir anlığına durup tüm bu detaylarla şaşkına dönüp dönmediğimize bakmamız iyi olacaktır. Biraz derin nefes alıp soralım: Tanrı neden ahlaken kusursuz bir dünyayı gerçekleştirmiyor ki? Her zaman doğru şeyi yapan özgür ahlaki özneleri içeren bir dünya neden yaratıvermiyor? Tanrı’nın madem her şeye gücü yetiyor, o halde neden bunu hemencecik yapıvermiyor? Aslında bu, Mackie’nin Plantinga’yla tartışmasında öne sürmeye devam ettiği sorudur.

“Eğer Tanrı insanları özgür seçimlerinde bazen iyiyi, bazen kötüyü seçecekleri şekilde yarattıysa neden daima özgürce iyiyi seçecekleri şekilde yaratamamıştır? Eğer bir veya birkaç durumda özgürce iyiyi seçmesinde mantıksal bir imkânsızlık yoksa her durumda özgürce iyiyi seçmesinde de mantıksal bir imkânsızlık olamaz. O halde Tanrı, masum otomatlar yaratmayla özgürce hareket ederek bazen kötü yola düşecek varlıklar yaratmak arasında bir seçimle karşı karşıya kalmamıştır; özgürce hareket edip daima iyi yolda ilerleyecek varlıklar yaratma gibi açıkça daha iyi bir imkân Tanrı’nın karşısında vardı. Şüphesiz kendisinin bu imkândan yararlanamaması, her şeye gücünün yetmesi ve mutlak iyi olması özellikleriyle uyumsuzdur”[8].

Plantinga, Tanrı’nın daima iyi yolda ilerleyecek rasyonel ve özgür özneler yaratabilmesinin (genel olarak) mantıken imkânsız olmadığını kabul etmektedir. Hakeza Tanrı’nın her şeye gücü yettiğini de kabul etmektedir ama Tanrı’nın kendisi için mantıken mümkün olan şeyi yapamayabileceğini belirtmektedir.

Ahlaken kusursuz dünyalar, yani her özgür öznenin daima iyiyi seçtiği dünyalar, vardır ve Tanrı’nın ahlaken kusursuz bir dünyayı gerçekleştirmesi (kabaca) mantıksal olarak mümkündür ama Tanrı yine de ahlaken kusursuz bir dünyayı gerçekleştirmeyi yapamayabilir.

Bunun nasıl mümkün olduğuna gelin tekrar bakalım. Plantinga, Tanrı’nın yaratabileceği her rasyonel ve özgür varlığın, hangi şartlar altında yaratıldıklarına bakmaksızın, özgürce kötü bir şeyi seçeceği ihtimalini hayal etmemizi ister. Hayal ettiğimiz bu dünyada tüm bu varlıklar Plantinga’nın transdünya yozluğu dediği durumdan mustariptir.

Örneğin, Tanrı, Almeida’yı yaratıp zorlu ve sıkıntılı şartlara yerleştirirse Almeida’nın özgürce kötü bir şey yapacağını bilir. Tanrı, aynı şekilde, Almeida’yı yaratıp güzel ve rahat şartlara yerleştirirse Almeida’nın yine de özgürce kötü bir şey yapacağını bilir. Bu adam nerede yaratılırsa yaratılsın özgürce ahlaken kötü bir şey yapacaktır ve maalesef ki hayal ettiğimiz bu dünyada aynı durum Tanrı’nın yaratabileceği herkes için geçerlidir.

Tanrı’nın burada yapamayacağı şey, Almeida’yı veya başka herhangi birisini yaratıp onun özgürce iyiyi seçmesine sebep olmaktır. Bunu yapamaz çünkü Tanrı birisinin iyiyi seçmesine sebep olursa o halde özne özgürce iyiyi seçmiyor demektir.

İşte Tanrı’nın ikilemi: Eğer rasyonel ve özgür varlıklar yaratırsam dünya bu sebeple gelişebilir ama kötü bir şey yapacaklarını kesin olarak biliyorum. Bu konuda yapabilecek bir şeyim yok; bu özgür varlıkların iyiyi seçmelerine sebep olamam. Seçeneklerim şöyle gözükmekte: (1) Hiçbirini yaratmamayı seç veya (2) En azından korkunç şekilde kötü yola düşmeyecek olanları yaratmayı seç. Mackie’nin aksine, ahlaken kusursuz bir dünyayı yaratmak seçeneklerim arasında değildir. Yarattığım rasyonel ve özgür özneler böyle bir dünyaya sebep olabilir, hepsi daima iyiyi seçebilirler ama ben buna sebep olamam.

Tanrı, ikilemini hesaba katarsak, ne yapmalıdır? Plantinga, eğer böyle varlıkların olduğu bir dünyanın, getirecekleri bütün ahlaki kötülüklere rağmen, hiçbir rasyonel ve özgür varlığın bulunmadığı herhangi bir dünyadan daha iyi olduğu doğruysa Tanrı’nın bazen yanlışı seçeceklerini bildiği rasyonel ve özgür varlıkları yaratmakta gerekçeli olduğunu savunmaktadır[9].

Eğer Tanrı böyle hataya meyilli varlıkların olduğu bir dünyanın, onların olmadığı bir dünyadan daha iyi olduğu bir seçimle karşılaşacaksa o halde, Plantinga’ya göre, Tanrı’nın kötülükle aynı anda var olabilmesi mümkündür. Bu, kısaca Alvin Plantinga’nın Özgür İrade Savunusu‘dur.

Özgür İrade Savunusu başarılı mıdır? Başarılı olması için gereken en az iki şart vardır. İlkin, Özgür İrade Savunusu, Tanrı’nın her şeye gücünün yetmesiyle uyumlu olmalıdır. Eğer Tanrı, kabaca mantıklı ve mümkün olan her şeyi yapabilirse her şeye gücünün yettiğini hatırlayın[10]. Bunun yerine, Tanrı’nın, her şeyi bilmesi, kusursuz iyi olması ve zorunlu olarak var olması gibi özelliklerine dayanan doğasına uygun biçimde kabaca mantıklı ve mümkün olan her şeyi yapabilirse her şeye gücünün yettiği şeklinde olan daha zayıf bir fikri ele almak mantıksız olmayabilir.

Fakat ikinci olarak, Özgür İrade Savunusu yalnızca Tanrı’nın kusursuz iyiliğiyle uyumlu olması halinde başarılıdır. Tanrı’nın kusursuz iyiliği üzerine birçok makul şart vardır. Mesela nispeten zayıf olan bir şart: Tanrı, zorunlu olarak, ahlaken kusursuz bir dünya gerçekleştirmesi şartıyla kusursuz iyidir.

Bu durumda Mackie, Özgür İrade Savunusunun bu şartların her ikisini de ihlal etmesinden şikayetçi olabilir. Özgür İrade Savunusuna göre Tanrı’nın, kendi ilahi doğasıyla uyumlu olan ve kabaca mantıken mümkün şartları yaratamaması mümkündür. Plantinga’ya göre Tanrı’nın ahlaken kusursuz bir dünyayı gerçekleştirememesi mümkündür. Ama ahlaken kusursuz dünyalar vardır! Böyle bir dünyayı gerçekleştirmek de Tanrı’nın geleneksel sıfatlarının herhangi birisinden yoksun olmasını gerektirmez!

Ünlü ateist filozof John Leslie Mackie (1917-1891)

Mackie, Tanrı her şeye gücü yetense o halde zorunlu olarak böyle bir dünya gerçekleştirebilir diye ısrarcı olabilir. Mackie, Tanrı’nın her şeye gücünün yetmesinin, önemli derecede özgür öznelerin her zaman doğru yolda gitmelerine sebep olamamasıyla, muhtemelen, uyumlu olduğunu kabul edebilir. Bunun gerçekleştiği hiçbir dünyanın olmadığı konusunda mutabıkız ama bu, Tanrı’nın ahlaken kusursuz bir dünyayı gerçekleştirememesiyle uyumsuzdur. Sonuçta bunun gerçekleştiği bir dünya vardır! Ya da Mackie böyle ısrar edebilir.

Hakeza Mackie, özünde ahlaken kusursuz bir varlığın, zorunlu olarak ahlaken kusursuz bir dünyayı gerçekleştirmesi hususunda şikâyette bulunabilir. Eğer bu doğruysa, o halde ahlaken kusursuz olmayan hiçbir olası dünya yoktur. Bu tarz dünyaların varlığı, Tanrı’nın varlığıyla uyumsuzdur! Fakat Özgür İrade Savunusu basbayağı ahlaken kusurlu dünyaların olduğunu varsaymaktadır ve Tanrı’nın muhtemelen ahlaken kusursuz bir dünya gerçekleştiremediğini göstermeye çalışmaktadır.

Mackie’nin şikayetlerine çeşitli yollarla karşı koyulabilir elbette. Burada o cevaplar dizisinin peşine düşmeyeceğim. Benim buradaki amacım, ciddi teistler ve ateistler arasındaki tartışma seviyesinin olağanüstü yüksek olduğunu göstermek üzerineydi. Açıkça teizm ve ateizm lehindeki ve aleyhindeki argümanlar, bu görüşlerin popüler tartışmalarını oldukça geride, konu dışı ve hayli alakasız bırakan bir söylem seviyesinde devam ettirilebilir.

Ateistler, diğerlerinin yanı sıra John Mackie, J. Howard Sobel, William Rowe ve Michael Tooley’nin eserlerine öykünseler daha iyi olacaktır [bkz. Oppy’nin akademik ateistlerin eserleri hakkındaki yazıları]. Teistler ise diğerlerinin yanı sıra Alvin Plantinga, Peter van Inwagen, Brian Leftow ve Richard Swinburne’ün eserlerine öykünerek eşit derecede iyi bir iş yapacaklardır. Bu kişiler, kendi ilgili pozisyonlarının en iyi temsilcileri arasındadır. Elbette bu düşünürler aynı zamanda çok daha az erişilebilir, çok daha zahmetli ve ne yazık ki çok daha az popülerdir.


Dipnotlar

  • [1] Özellikle güzel bir örnek için Alvin Plantinga’nın Richard Dawkins incelemesine bakınız: https://www.booksandculture.com/articles/2007/marapr/1.21.html
  • [2]Bkz. John Mackie, ‘Evil and Omnipotence’ Michael Rea ve Louis Pojman (ed.), Philosophy of Religion: An Anthology, Sixth Edition (Boston; Wadsworth, 2012) 299-306.
  • [3] Örneğin Peter van Inwagen’in An Essay on Free Will (Oxford: Oxford University Press, 1983) eserindeki bağdaşmazcılık için sonuç argümanıyla Nelson Pike’ın “Divine Omniscience and Voluntary Action,” Philosophical Review 74 (1) (1965) 27-46 eserindeki teolojik kadercilik argümanını karşılaştırınız.
  • [4] Bunlar ve diğer birçok istisna Alvin Plantinga’nın God, Freedom, and Evil (Grand Rapid: Eerdmans, 1977) eserinde tartışılmıştır.
  • [5] Plantinga, bu argümanı birkaç yerde sunmaktadır: bkz. The Nature of Necessity (Oxford: Oxford University Press, 1974) s. 165 ve devamı ve God, Freedom, and Evil (Grand Rapids: Wm. B. Eerdman’s Publishing, 1974) s. 29 ve devamı. Tartışmalı varsayımların en az olduğu versiyon içinse: James Tomberlin ve Peter van Inwagen (ed.) Profiles: Alvin Plantinga (Dordrecht: D. Reidel Publishing, 1985) s. 36 ve devamı.
  • [6] “Evil and Omnipotence,” a.g.e, s. 300 ve devamı. Adequate and Fallacious Solutions’ta.
  • [7] Mackie, haklı bir şekilde, sadece bu varsayımın mantıksal kötülük problemini geçersiz kıldığından şikâyet edebilir. Muhtemelen, önemli ölçüde özgür ahlaki özneler olduğu varsayımından, kötülüğün ve Tanrı’nın var olmasının mümkün olduğu bir dünyanın olduğu sonucu çıkmaktadır.
  • [8] A.g.e., s. 304
  • [9] Aslında Plantinga, Tanrı’nın, ahlaki kötülük olan bir dünyayı gerçekleştirmeden ahlaki iyilik olan bir dünyayı gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını bilmesi halinde, yanlış bir şey yapacaklarını bildiği rasyonel ve özgür özneleri içeren bir dünyayı gerçekleştirebileceği görüşünü benimsemektedir. Bkz. The Nature of Necessity a.g.e s. 167. Her şeyi hesaba kattığımızda ahlaki iyilik olan her bir dünya kötü olabileceği için bu görüş çok zayıftır. Yani en azından ne ahlaki iyinin ne de ahlaki kötünün bulunduğu herhangi bir dünya kadar (veya dünyadan daha) iyi olacak şekilde hem ahlaki iyinin hem de ahlaki kötünün olduğu bir dünyanın olması mümkün olmalıdır. Bkz. Michael J. Almeida, Freedom, God and Worlds (Oxford: Oxford University Press, 2012) s. 50 ve devamı.
  • [10] “Eğer Tanrı, kabaca mantıklı ve mümkün olan her şeyi, gerektiğinde yapabilirse her şeye gücünün yeterdir” ifadesinin Tanrı’nın özünde her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, ahlaken kusursuz ve zorunlu olarak var olan olduğu varsayımı altında “Tanrı, kabaca mantıklı ve mümkün olan her şeyi yapabilme şartıyla her şeye gücü yetendir” ifadesine eşit olduğunu belirtelim.

Michael Almeida– “C.S. Lewis Is Great But You Should Be Reading Alvin Plantinga”, (Erişim Tarihi:03.01.2021)

Çeviren: Mert Mirza

Çeviri Editörü: Çağan Fırtına

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Ben Mütevazı Mıyım? Siz Mütevazı Mısınız? – Benjamin Meagher

Sonraki Gönderi

Kapalı Fikirlilik Nedir? - Heather Battaly

En Güncel Haberler Analitik Felsefe