Stoacılığa Dair Yanlış Fikirler – Carina Barbosa

/
616 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

Yeni şeylere açık olmayan insanlar bu nedenler yanlış olsa bile bu yeni şeyden kaçınmanın lehindeki nedenlere odaklanırlar, Stoacılık felsefesi bu geleneğin dışarısında değildir. Bugün insanların Stoacılık hakkında sahip olduğu birkaç yaygın yanlış fikri ve niçin bir yargıya varmadan önce doğruyu öğrenmemiz gerektiğini aktaracağım.

Stoacılar Soğuk ve Duygusuzlardır

Bu iddia insanların Stoacılar hakkında sahip olduğu en bilindik yanlış fikirdir. Aslında bu fikir insanların zihninde öyle bir yer edinmiştir ki “stoacı” kelimesi duygusuz ile eş anlamlı hale gelmiştir. Bir kelime daha yanlış bir şekilde kullanılamazdı.

Stoacıların ölümle, başarısızlıkla ve diğer kayıplarla başa çıkma yöntemi sıklıkla duyarlılık ve duygusallık yokluğu olarak görülmüştür. Bu yanlıştır. Shakespeare’ın Venedik Taciri oyununda, bu duruma uygun bir söz vardır. Bu dizelerde tacir kendisine aşağılık muamelesi yapanlara şunu sorar: “Bizi kestiğinizde kanımız akmıyor mu? Sizin insanlarınızı öldüren vebalar bizi de öldürmüyor mu?”

Bu örneğin amacı herkesin aynı olduğunu göstermektir. Stoacılar da insandır; onların da duyguları vardır. Sevgi ve acı hissederler. Aradaki fark duygularının onları kontrol etmesindense onların duygularını kontrol etmeleridir. Stoacılar olumsuz duyguların içinde yüzmekte veya kendilerini kurbanlar olarak etiketlemekte bir fayda görmezler. Her gün insanların başına kötü bir şeyler gelir. Öyleyse, acılara yönelik tepkilerimizi kontrol etmeyi öğrenebilecekken neden bu acıların nedenleriyle savaşmakla ve onları sorgulamakla zamanımızı öldürelim?

Doğamız gereği oldukça yargılayıcıyız fakat yargı hedefi kendimiz olduğunda bile Stoacılar bize bundan kaçınmayı öğütler. Yıllar önce genç bir kızın katledildiği korkunç bir suçu örnek vereceğim. Annesi sonrasında olay yerine geldi fakat hiç sarsılmamış gibi görünüyordu ve bir göz yaşı bile dökmedi. Pek çok kişi annenin tepkisine bakıp annenin de cinayetin bir parçası olduğunu düşündü fakat sonrasında bir belgesel sonucunda annenin isteri nöbetini sakinleştirmek için oldukça yatıştırılmış olması gerektiği açığa çıktı ve robotik tepkisinin açıklaması da buydu.

Bu vakada annenin yatıştırılmış olması gerekmesine ragmen, Stoacıların benzer bir şekilde tepki verdiğini hayal edebiliriz. Bunun sebebi duygu hissetmemeleri değildir fakat duygularının onları ele geçirmesine izin vermemeleridir. Bu onların muhtemelen yanıltıcı duygulardansa akla dayanan bilgili kararlar almalarına olanak sağlar.

Stoacılar Ölüme Tapar

Bazı insanların Stoacılar ölümden korkmadığından veya memento mori (Ölmen gerektiğini hatırla) fikri altında ölümü benimsediklerinden onların ölüme iyi bir şeymişçesine tapmaları gerektiğini düşünüyor. Ne var ki, hiçbir anlamda ölüme tapmazlar ve erdem yegane iyi olduğundan, ölümü “iyi” olarak algılamazlar. Bir Stoacı için ölüm tamamen alakasızdır (indifferent). [1] 

Bunlara ek olarak, ölümü düşünmek oldukça pragmatik bir egzersizdir. Kendinize sorun: hayatımdaki yegane kesinlik nedir? Cevap: bir gün ölecek olduğunuzdur. Ölümden kaçınmak için yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur ve onun hakkında konuşmamak veya düşünmemek ne onu erteleyecek ne de ondan kaçmanızı sağlayacaktır. Ölümün kaçınılmaz olduğunu kabul etmek yaşamızının dikkat ve gelişim gerektiren kısımlarına odaklanmanız için oldukça iyi bir yöntemdir.

Bu hatırlatma inançlarınızı, korkularınızı, yaşamızı idame ettiriş şeklinizi ve problemlerinizle nasıl başa çıktığınızı sorgulamanızı sağlıyor. Zamanınızı değerlendirme veya harcama yönteminizi tekrardan düşünmenize yol açıyor. Öncelikler ve değerler listenizi tekrardan tesis etmenizi sağlıyor. Stoacılar ölüme tapmazlar. Aslında tam tersini yaparlar – yaşama taparlar. Ölüm yalnızca yaşamımızı değerlendirmemize yönelik bir hatırlatıcı görevi görür.

Stoacılar Konformisttir

İnsanlar stoacıların kabullenme metotunun negatif bir yanı olduğuna inanmaya eğilimliler ve hatta onları konformist olarak nitelendiriyorlar. Bu tamamen hatalıdır. Bir konformist akıl yürütmeden her şeyi kabul eder fakat bir Stoacı hiçbir şeyi muhakeme ve mantık olmadan kabul etmez.

Stoacı düşünce sürecinin ilk kısmı Dünya’nın iki kategoriye ayrılmasına dayanır: kontrol edebildiklerimiz ve kontrol edemediklerimiz. İkinci kısım kontrol edebilmenin mümkün olduğu şeylerle ilgilidir. Son kısım ise gücümüz dahilinde olmadığından üzerinde kontrolümüzün bulunmadığı şeyleri kabullenmektir.

Bu düşünce süreci inanılmaz bir şekilde bilgecedir ve hiç de konformist bir görüntüsü yoktur. Niçin herhangi biri değiştirmenin imkansız olduğu bir şey üzerine tartışır, stres yapar veya savaşır ki? Bu büyük bir vakit ve enerji kaybıdır ve bir Stoacı fazlasıyla zaman ve enerjisinden faydalanmaya çalışır.

Uyandığınızı ve iş için hazırlandığınızı fakat sonrasında arabayı çalıştırmaya çalıştığınızda çalışmadığını varsayın. Birkaç defa daha deniyorsunuz fakat hiçbir şey değişmiyor. Belki de sinirlenmeye başlıyorsunuz ve bir tekeri tekmeliyorsunuz veya sövüp sayıyorsunuz. Fakat bunlar arabayı çalıştıracak mı? Cevap bariz bir şekilde hayır. İşe geç kalacak olsanız bile, daha makul bir yaklaşım bir arkadaşınızı aramak veya işe gitmek için başka bir yol bulmak olacaktır.

Stoacılık kusursuz olmayabilir fakat bu felsefeye karşı getirilen en yaygın argümanlar da tamamen yanlışmış gibi görünüyor. Dolayısıyla, bir dahaki sefere, Stoacılık gibi yeni olduğunuz bir konu hakkında bir iddiayı dinledikten sonra onun hakkında bir düşünün. Daha fazla bilgiye sahip olana kadar bir yargıda bulunmayın ve durumun doğruluğunu anlamak için kendi aklınızı kullanın. İşte o zaman kendi bilgili kararınızı almak için uygun bir şekilde donanmış olacaksınız.


[1]: Stoacılar “indifferents” kavramını “erdem” kavramı dışında kalan durumlar için kullanır. Tek iyi “erdem” olduğundan bunun dışında kalan “ölüm”, “sağlık”, “zenginlik” gibi durumlar Stoacılar için esas önem arz eden durumlar değildir. “Indifferents” için daha uygun bir çeviri “kayıtsızlar”dır. Burada cümle yapısı bakımından uygun olmadığından “alakasız” şeklinde çevirdim.


Carina Barbosa– “Misconceptions about Stoicism“, (Erişim Tarihi: 22.12.2020)

Çevirmen: Can Kalender

Boğaziçi Üniversitesi'nde Dilbilim öğrencisi. İlgi alanlarını dilin kökeni, evrimsel psikoloji ve ahlak psikolojisi oluşturuyor. Felsefe özelinde ise zihin ve ahlak felsefesi ile ilgileniyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Alvin Plantinga ve Din Felsefesi'nin Yeniden Dirilişi - Kelly James Clark

Sonraki Gönderi

Ben Mütevazı Mıyım? Siz Mütevazı Mısınız? – Benjamin Meagher

En Güncel Haberler Analitik Felsefe