Cehennem Problemi: Allah’ın Adaletinin Sınırları – Talha Gülmez

980 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

Cehennem Problemi, din felsefesi literatüründe “mutlak iyi bir varlık” ile “cehennem” gibi sonsuz bir kötülük kaynağının varlığı arasındaki çelişkiye dikkat çeken bir problemdir. Bu probleme Hristiyan teologlar ve din felsefecileri şöyle ya da böyle (bazen Kötülük Problemi içerisinde, bazen bilahare bir problem olarak) eğilmişlerse de İslam felsefesi içinde pek ilgi görmediği söylenebilir. Birkaç farklı şekilde yaptığım aramalarda buna dair İslam özelinde ne Türkçe ne İngilizce tek bir akademik makale bulamamamın epey ilginç geldiğini belirtmem gerek. Bu yazıyı İslam’ı ve cehennem anlayışını merkez alarak yazacak olsam da bu problem aynı ya da benzer cehennem anlayışının olduğu tüm dinler için geçerlidir. İslam özelinde tartışıyor olmamın birkaç sebebi var, birincisi İslam’a -Hristiyanlıktan ve diğer dinlerden- daha hakim olmam, ikincisi bu problemin İslam içinde herhangi bir makul çözümünün olmayışının gerçekten İslam aleyhine çok güçlü bir kanıt olarak ileri sürülebileceğini düşünmem, ve üçüncüsü felsefi olarak kimsenin tartışmaya yanaşmamış olması. Umarım buradan bir tartışma kıvılcımı çıkartmayı başarabilirim. Yapmayı düşündüğüm şey öncelikle klasik formülasyonu sunmak, sonrasında İslam özelinde daha sorunlu hale getiren unsurları tartışmak.

Problemin klasik formülasyonu şöyle:

  1. Allah mutlak iyi ve adildir.
  2. İşlenen her kabahatin cezası, kabahate ölçülü olmalıdır. (Ölçülülük İlkesi)
  3. Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür.
  4. O halde Cehennem adil değildir.
  5. O halde Allah yoktur.

Cehennem Problemi bu haliyle çok açıktır. Ölçülülük İlkesi’nin sezgisel olarak doğru olduğunu varsayıyorum. Eğer birisi marketten salam ve sosis çalarsa bunun cezası idam olamaz, zira idam ile hırsızlık arasında bir ölçüsüzlük vardır. Eğer bir mahkeme böyle bir karar verseydi herkes bunun adaletsiz olduğunu söyler, protestolar yapılır ve resmi ve gayriresmi her yoldan bunun hesabının sorulması istenirdi. Şimdi şunu düşünün; Murat adlı bir kişinin bir mahkemece suçlu bulunduğunu ve şu cezaya çarptırıldığını öğreniyorsunuz:

  • Alnı, böğrü ve sırtı kızgın ateşle dağlanacak.
  • Ateşle derisi kavrulacak.
  • Yemek olarak zakkum ağacı ve diken yiyecek ve kaynar su içecek.
  • Başından aşağı kaynar su dökülecek.
  • Bu ceza sonsuza kadar sürecek.

Bu durumda şu iki senaryo aklınıza gelir; Ya Murat sadece dünya değil tüm evrende yaşamış en kötü kişilerden biridir, öyle suçlar işlemiştir ki insanın aklı hayali alamaz ya da mahkeme dünya üzerinde kurulan en adaletsiz mahkemedir. Burada ikinci şıkkın doğru olduğunu düşünmek için iyi bir nedenimiz var: Ölçülülük İlkesi. Murat, Stalin’den yahut Hitler’den daha çok kötülük yaptığını ya da daha çok kötülüğe sebep olmuş bile olabilir. Fakat bu ceza bu kabahat için bile fazladır. Murat ne yapmış olursa olsun sorumlu sayılacağı doğrudan ve dolaylı etkileri sonlu olmak zorundadır çünkü kendisi sınırlı bir evren ve zamanda var olmuştur ve eylemlerini sınırlı bir süreçte, sınırlı sayıda kişiye karşı sınırlı güçle gerçekleştirmiştir. Gerçekten çok büyük acılara sebebiyet vermiş olabilir, ama sonsuz acıya sebebiyet vermiş olamaz. Fakat mahkeme Murat’a sonsuz ya da sonlu bir zaman diliminde sonlu bir işkenceyi uygun bulmamış, sonsuz zamanda sonsuz işkenceyle cezalandırmıştır. Murat ne yapmış olursa olsun mahkemenin bu kararı ölçüsüz ve adaletsizdir. Eğer bu mahkemenin adaletsiz olduğuna hükmetmişsek Allah’ın da adaletsiz olduğuna hükmetmemiz gerekir, zira mahkeme ile Allah’ın verdiği cezalar aynıdır. (Tevbe/35, Muddesir/29, Vakia/41, Duhan/46…)

Belki çok büyük acılar çektirmiş kişiler için cehennemin adil olabileceği savunulabilir bir şekilde. Fakat sıkıntı bununla bitmiyor, zira Kuran’a göre sonsuz cehennem azabını hak eden kişilerin kafirler olduğuna dair pek şüphe yoktur. Mesela;

Bakara / 39:
İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte bunlar ateş ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

Bakara/217:
Sizden kim dininden döner de, kâfir olarak ölürse; öylelerin bütün yapıp ettikleri, dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar ateşin halkıdır. Orada sürekli kalacaklar.

Al-i İmran / 91
Şüphesiz inkâr edip, kâfir olarak ölenler var ya; dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.

Fetih / 13
Kim Allah’a ve elçisine inanmazsa bilsin ki; şüphesiz biz, inkârcılar için alevli bir ateş hazırladık.

Kuran’da en çok yinelenen konulardan birisi kafirlerin cehennemde cezalandırılacağı konusudur. Onlarca ayeti baştan sonra reddetmeden müslüman olmayanların sonsuza kadar işkence göreceği sonucuna ulaşmamak mümkün değildir. Bu ayetlerin doğru okumasının bu olduğundan hemen hemen emin olabiliriz. O zaman sorumuz şu: Bir insanın ateist, deist, Hristiyan, Yahudi, Budist vb. olması işlenebilecek suçların en büyüğü müdür? Eğer en büyüğüyse sonsuza kadar işkenceyi gerektirir mi? Kimseyi uğraştırmadan kısaca cevap vereyim: Hayır. Yanlış bir metaetik teoriye (Naive/Reforme Edilmemiş İlahi Buyruk Teorisi) inanmadan buna evet demenin bir yolu yok. Bu sorunun içinden nasıl çıkılabileceğine dair en ufak fikrim yok, aslında içinden çıkılabileceğini düşünmüyorum bile. Birkaç tatmin edici olmayan cevap girişiminden bahsedebiliriz yine de.

A: “Bunu imtihan mantığıyla değerlendirmemiz gerekir.” Açıkçası bunun nasıl çözüm olabileceğini göremiyorum. Hangi imtihanın sonucu imtihandan kalanların işkence görmesi olabilir? Bu olsa olsa imtihan baştan sona adaletsiz ve gayrıahlaki olduğunu gösterir, sonucun adil olduğunu değil.

B: “Biz ahirette ne olacağını bilemeyiz, Allah adildir ve adaletine güvenmemiz gerekir.” Bu cevap iki açıdan sıkıntılı. Birincisi ahirette ne olacağına dair onlarca apaçık ayet var, bunları reddetmeden bu sonucu çıkaramayız. İkincisi, zaten yaptığımız şey Allah’ın adaletsiz olduğuna dair delil getirmeye çalışmak, buna Allah’ın adil olduğu yanıtını vermek kötü bir mantık yürütme olur. “Allah XYZ nedeniyle adaletsiz”e “Allah adildir.” şeklinde yanıt veremeyiz, zaten sorun Allah’ın adil olmadığını gösterebiliyor olmamız.

C: “Allah’ın bizim bilmediğimiz nedenleri olabilir, bizim kapasitemiz sınırlıdır, onun eylemlerini anlayamayabiliriz.” ya da teknik ismiyle “Şüpheci Teizm” savunması. Bu savunmayla ilgili gördüğüm en büyük sıkıntı şu: Allah’ın bize adil ile adil olmayanı ayıramayan bir zihin verdiğini ima ediyor. Eğer tüm ahlaki sezgilerimize ve adalet anlayışımıza bu kadar ters bir şey ahlaken iyi olabiliyorsa, bizim tüm ahlak ve adalet algımızı sorgulamamız gerekmez mi? Öncelikle bu bize ahlak felci geçirtir, neyin doğru veya neyin yanlış olacağını asla bilemeyeceğimizi söyler. İkincisi de Allah’ın bize çok sorunlu bir beyin verdiğini, ve bu yüzden de birçok adaletsizlik ve kötülüğün kaynağı olduğunu ima eder. Bir teistin bu yola girmesi çok sıkıntılı olacaktır.

Bunların dışında görebildiğim bir savunma yok. Bu üç açıklamadan en umut vaat edeni C gibi duruyor, fakat o bile fazla zayıf. Elimizdeki en makul seçeneğin (5) numaralı önermeyi kabul etmek olduğunu düşünüyorum. Sahip olduğumuz bilgiler ışığında Allah’ın olmadığı (diğer bir deyişle İslam’ın yanlış olduğu) sonucuna ulaşıyoruz. Şüphesiz bu sonuca itiraz edilecektir, edilmesini de isterim. Zira entelektüel tartışmalar felsefi sorulara doğru cevapları bulabilmek için bildiğimiz en iyi yöntem.

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde İngilizce Öğretmenliği okuyor. Yoğunlaştığı alanlar ahlak ve siyaset felsefesi olmakla birlikte politik iktisat ve evrimsel ve bilişsel psikoloji de ilgisi kapsamına girmektedir.

11 Yorum

  1. Biraz sığ bir değerlendirme olmuş. Öncelikle Allah ın ya da tanrının varlığını mı tartışıyoruz yoksa İslam ın mı? Ya da Allah ın adaletli olup olmadığını mı tartışıyoruz yoksa Allah ın var olup olmadığını mı? Buna karar vermek gerek.
    Eğer önergeniz, İslam daki Allah bu üç sureye göre adaletsizdir dolayısıyla yoktur ise bile öncelikle Kur an ın değiştirilmiş olma ihtimali var. İnanç aksini savunsa da değiştirilmiş olabilir.Ya da ikinci ihtimal “cehennem ateşi” “kafir” gibi kavramlarla tamamen başka şeyler kastedilmiş olabilir. Üstelik, Kur an ı bütünsel olarak yorumlamak gerek. Yani üç surenin çevirisini yorumlarken bile belli bir teolojik bilgi gerek.

    • Muhtemelen ”Allah” ile kastettiği herhangi x özelliğine sahip olan Allah anlamında. 2 şekilde de olabilir bu :

      herhangi a özelliğine sahip bir x , o a özelliği olmadan x liğinden bir şey kaybeder (kabuğu olmayan , yenildiğinde çikolata tadı veren ve şekli fıstığa benzeyen genetiği değiştirilmiş bir ceviz hala ceviz midir değil midir gibi. Muhtemelen çoğu kişi o artık ceviz değildir diyecektir)

      Diğeri de çok basit mantık kuralı. Tanım neyse ona göre hareket ediyorum. Tanıma uymayanı yok TANIMA GÖRE yok sayıyorum (günlük hayat çoğu zaman tanımın getirdiği sınırlamalara göre işlemediği için bu ters geliyor. Cevizi kabuğu olmak bakımından tanımlamaya çalışırsam kabuğu olmayan cevizi ne yapacağız diye itiraz gelebilir mesela)

  2. Bu olaya tarihsel’de yaklaşabiliriz belki bu ayetler o zamanın müşriklerinden bahsediyor olabilir kendilerin apaçık deliller sunulanlar ve bu zamanın kafirleri için ne tür bir azap olabileceğini bilmiyoruz
    NOT:bu sadece bir fikir belki öylede olmayabilir

  3. KENDIMCE CEVABIM:
    1. Bir insan sadece sosis çalarak Hitler kadar kötü olabilir. Yalnızca o soykırım işini yapacak imkanı yoktur veya bu işlere kafa yoracak imkanı yoktur ve yapamıyordur. Öyleyse Hitlerin sosis çalan o adamdan daha çok ceza çekmesi gerektiğini söyleyemeyiz. Hitlerin sosis çalacak kadar yoksul mu yoksa devlet başkanı olacak kadar şanslı mı olacağını belirleyen kaderdir.
    Belki sosis çalanların yarısı soykırım yapacak kadar kötü bir ruha sahiptir, ancak imkansızlıklar içinde de bir hayata sahiptir.
    Ameller niyetlere göredir Allah o kişiye katil ruhundan ötürü bir katilin cezasını vermelidir.

    Bu şu sonucu çıkarmamızı sağlar. Bir kişinin yaptığı işin kötülüğü ile o kişinin alması gereken ceza aynı olmak durumunda değildir.
    Zaten ahlak felsefesinde derin düsünürsek kaçınılmaz şeylerden biri de suçlu gözükmek ile kisinin içinin suçlu olması çok ayrıdır.

    2. sonlu hayattaki yaptıklarımızın sonucu sonsuz cezaya nasıl denk olabilir.
    Cehennemin ebedi oldugu ebedinin Kuranı Kerimde uzun zaman anlamlarinda da kullanıldıgı tartısılmıştır. Lakin ben cehennemi sonsuz kabul ederek bu sorunu çözmeye çalışacağım.
    Öncelikle cezalara aynı romanlardaki gibi ilahi bakış açısıyla bakmalıyız.
    Bir kişi hırsızlık yaptığinda katil kadar suçlu olabilir demiştik. Aynı zamanda katil ya da soykırım yapacak kadar gücü olup soykırim yapmadan da soykırım yapmış gibi suçlu olabilir. Çünkü o kişi soykırıma ihtiyacı yok veya işine gelmiyor diye yapmamıştır. Yoluna çıkacak bir soykırım gerektiren durum olduğunda en vahşi insana dönüşmeye hazır bir ruhu veya belki dünya görüşü vardır. Bu adam da soykırim yapmış gibi soykırım yapmadan suçludur.
    çünkü Allah ruh hallerine ceza keser. Geleneğimizde niyet önemli denmesi de bundandır.
    Kafirlik ise (bile bile yapılan kafirlik) öyle bir ruh halidir ki ister hiç günah işlenmeden yapıliyor olsun. Allahın affetmeyeceği en içinde pislik görülen ruh hali kafirliktir. İnsanlar dünyada ceza gerektiren suçları çogu zaman çevresel yonlendirmeler ve genetik yatkınlikları sebebiyle yaparlar. Ama Allaha isyan insanın doğrudan ruhunun işlediği bir günahtır ve sinedekini açıga döker. Bu yüzden suç işlememiş inkarcılar bir namussuzdan daha çok ateşe laik görülmektedir.

    Şimdi işte ortak koşanların günahkar olmuş inanan insanlardansa cehenneme gitme sebebi işte budur. İyi düsünülünce ahlaki kararlarımiz, bazı yönlerden bir halisinasyondur. Sosis çalan sandığımızdan daha suçlu veya hiç suç islemeden suçludan daha suçlu olabiliyor.
    Bunun dısında
    Sonsuz cehenneme alışıliyor mu? Ateş kelimesi biz acıyı anlayalim diye mi kullanıldı ayetlerde? Yok olmak daha buyük bir ceza midır? Cehennemden cıkilır mı? Kimler kafir sayıyılır?
    Bunlar tartışılabilir.

  4. Bence bir teist cehennem sorununu onun sonlu olduğunu ve tasvir edildiği tarzda iskenceler içermediğini söyleyerek çözebilir. Yapılan elestiri islamin ortodosk yorumuna yönelik olduğu için diğer reforme edilmiş akimlar bu eleştiriyi güçlü bulmayacaklardir. Her halükarda cehennem sorunu bizi İslam’ın yanlış olduğuna götürmek zorunda değil zira herkes klasik yorumu tercih etmek zorunda değil.

  5. Geleneksel İslam Anlayışına göre cehennemde sonsuz kalacak kişiler sadece şirk koşmuş kişilerdir. Kişinin diğer günahları nitelik ve nicelik açısından ne kadar büyük olursa olsun sonsuz cehennemle cezalandırılmayacaktır. Şirkin niye böylesine büyük bir cezayı hak ettiği konusu aslında Geleneksel İslam düşüncesinin tam özünde bulunuyor. Muhtemelen bu argümanın çok spesifik olarak ele alınmamasının sebebi bu. Yine de ben bir kaç kaynakta özel olarak tartışıldığını hatırlıyorum. Ama bu kaynaklar akademik kaynaklar değildi. Zaten İslam düşüncesine dair fikirleri sadece akademik kaynaklarda aramak bence büyük bir hata çünkü asli kaynakların neredeyse tamamı batılı anlamda akademik kaynaklar değil.

    Geleneksel İslam’da kafirin kim olduğu, neden sonsuz cehennemi hakettiği ve cehennem tasvirleri çok ciddi anlamda merkeze alınıyor zaten. Umuyorum bu görüşleri özetleyip makaleye cevap verebilecek bir yazı çıkar.

  6. Geleneksel İslam’da “Ateist, Deist, Hristiyan, Yahudi, Budist vb.” doğrudan sonsuz cehennemle cezalandırılacak doğru değil bu arada. Bu kişileri islam’ın tebliğinin ulaşmış olması gibi bir şart var. Bu şartın nasıl sağlanacağıysa çok net değil. Sadece böyle bir dinin ve peygamberinin varlığından haberder olmak bu şartı sağlamayabilir. Böyle kişiler fetret ehl-i diye özel bir fıkhi konumda değerlendiriliyorlar.

    Bununla ilgili bir diğer husussa kimin ruhunu hangi halde teslim edeceğinin bilinememesi. Kafir ya da müslüman olarak bilinen biri ahirette diğer durumda olabilir. O yüzden kişi ne kendisini ne de başkasının cennet ve cehennemle yargılayamıyor zaten. Bu konu hakkında zalim ve kafir olarak öldüğü bilinen şahıslara dahi (Yezit gibi) lanet edilmemesi kafirlere ve zalimlere bir küme olarak lanet edilmesi derecesinde hassas bir düşünce var.

  7. bir yaratıcının, yarattığı kulun, sırf kendi varlığını inkar etmesi nedeniyle sonsuza kadar azap etmesinin adil olduğunu düşünmek ilahi buyruk argümanından farklı değildir ki o zaman konu üzerinde tartışmanın anlamı yoktur

  8. Öncelikle şunu eklemek istiyorum. Yazınızda bu konunun islam literatüründe tartışılmadığını belirtmişsiniz. Demek ki literatürü iyi incelememissiniz. Bu tip araştırmaları yaparken sadece yök tez, isam, dergipark gibi yerlere bakarak araştırmamanızı öneririm. Bunun dışında size önerebileceğim iki adet kaynak vardır. Bunları gözden geçirmeninizi öneririm.
    1) Namık Kemal Okumuş, Sonsuzluk Sonsuz mudur?
    2) Namık Kemal Okumuş, Küpten Taşanlar

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Devlet Dostunuz Değildir - Talha Gülmez

Sonraki Gönderi

Faydacı Bir Filozofun Bakış Açısından Amerika’nın Koronavirüs Salgınına Müdahalesi - Johnathan Flowers & Helen De Cruz

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

Felsefe – Thomas Metcalf

Eğer Tanrı’nın var olup olmadığını, yaşamın bir amacı olup olmadığını, güzelliğin bakan kişinin gözünde güzel olup