Cehennem Problemi’ne Teistik Bir Yaklaşım – Ömer Çağrı Akarsu

/
909 Okunma
Okunma süresi: 11 Dakika

Cehennem Problemi, dinde ruhların cezalandırılması için sonsuz bir cehennemin varlığının; adaletli, ahlaki ve mutlak iyi Tanrı kavramı ile çeliştiğini iddia eden ahlaki bir itirazdır. (1) Hatta İslam geleneğindeki hâkim görüşü göz önüne alırsak, cehennemin sadece ruhların değil, bedenlerin de bizzat cezalandırılması için var olduğunu söyleyebiliriz. Sonsuz bir cehennem ile, yani bazı insanların sonsuza kadar acı çekeceği bir yerin varlığı ile sonsuz iyi, sonsuz merhametli bir Tanrı’nın varlığı arasında ilk bakışta bir çelişki var gibi gözükmektedir. Cehennem Problemi olarak adlandırılan bu itiraza göre ilk bakışta ya cehennem sonsuz değildir, ya da Tanrı yoktur.

Argümanı formüle etmeden önce, argümanı formüle ederken kullanacağımız, Amerikalı din felsefecisi McCord Adams’ın “The Problem of Hell: A Problem of Evil for Christians” isimli makalesinde yer verdiği şu üç varsayıma bakalım:

  1. Tanrı vardır ve özünde her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve mutlak iyi bir varlıktır.
  2. Kötülük vardır.
  3. Bazı yaratılmış kişiler, sonsuza kadar cehenneme gönderilecektir.

Şimdi de yine aynı makalede Adams’ın argümanı nasıl formüle ettiğine bakalım:

  • P1.Eğer Tanrı var olsaydı ve her şeye kadir olsaydı, (III)’ten kaçınabilirdi.
  • P2.Eğer Tanrı var olsaydı ve her şeyi bilen olsaydı, (III)’ten nasıl kaçacağını bilirdi.
  • P3.Eğer Tanrı var olsaydı ve tamamen iyi olsaydı, (III)’ten kaçınmak isterdi.
  • C1.O halde; eğer (I) doğruysa, (III) doğru olamaz.

Bu argümana karşı Hristiyan din felsefesi literatüründe genel olarak iki ana pozisyon vardır. Bunlardan ilki; Augustine zamanından 19. yüzyıla dek Hristiyan düşünce dünyasında etkili olan (2), cehennemin de cennetin de ebedi olduğu, küfür ve inkâr halindeki ruhların sonsuzca cehennemde kalmaya mahkûm olduğu şeklindeki gelenekselci cehennem doktrinidir. Diğeri ise cehennem hayatının sonsuz olmadığı, bütün günahkâr ruhların –günahları ne olursa olsun- cezalarını çektikten sonra cennetteki yaşama katılacağı ve İsa ile buluşacağı şeklindeki evrenselci cehennem doktrinidir (3).

Yukarıda cehennem probleminin geleneksel bir formülasyonunu ve Hristiyan din felsefesindeki temel pozisyonları gördük. Bu yazıda ise ben, Cehennem Problemi’nin, Talha Gülmez’in dergide yayınlanan “Cehennem Problemi: Allah’ın Adaletinin Sınırları” isimli yazısında da belirttiği gibi; “(…) bu problemin İslam içinde herhangi bir makul çözümünün olmayışının gerçekten İslam aleyhine çok güçlü bir kanıt olarak ileri sürülebileceğini (…)” şeklindeki argümanına karşı İslam lehine bir savunma öne süreceğim.

İslam’da genel kanı, cehennemin sonsuz olduğu yönündedir. Ben cehennemin sonlu ya da sonsuz olmasından bağımsız olarak, iki durumda da, Cehennem Problemi’nin, Allah’ın varlığını reddetmek için makul bir sebep olmadığını düşünüyorum. Bunun için yazıda iki farklı durumu da ele alacağım.

İlk olarak, cehennemin sonsuz olması durumuna bakalım. Bu durumun Allah’ın varlığı ya da merhametiyle çelişmediğini göstermek için üç farklı yöntem kullanılabilir. Bunlardan ilki İslam geleneğinde Said Nursi’nin kullandığı yöntemdir. Bu yöntemle, mevcudiyeti cehennemde de sürse, varlığın, yokluğa nazaran Allah’ın rahmetine uygun olduğu savunulur (4). Çünkü cehennemde çekilecek azap, ne olursa olsun yokluğa nazaran Allah’ın rahmetine uygundur. Sonsuza kadar çekilecek olan cehennem azabını konuşmanın anlamlı olabilmesi için öncelikle varlığın olması gerekmektedir. Varlık durumunda şartlar ne kadar kötü olursa olsun, varlık, yokluğa tercih edilmelidir. Yani aslında Allah, cehennemdekileri sonsuza kadar var ederek onları cehennemde olmaktan çok daha kötü bir durumdan, yokluktan kurtarmaktadır. Bu yöntemi şöyle formüle edebiliriz:

  • P1.Allah mutlak adil ve iyidir.
  • P2.Yokluk, varlık hangi şartlarda sürüyor olursa olsun, varlığa tercih edilmemelidir.
  • C1.O halde Allah adaletine ve merhametine uygun olarak cehennemdeki insanları yok etmek yerine onların varlığını sürdürmeyi tercih etmelidir.

Kullanılabilecek ikinci yöntem, daha önce çeşitli söylemlerde de dile getirildiği gibi (5) Gülmez’in argümanının 3.öncülüne itiraz etmektir. Öncelikle Gülmez’in argümanına bakalım.

  • P1. Allah mutlak iyi ve adildir.
  • P2.İşlenen her kabahatin cezası, kabahate ölçülü olmalıdır. (Ölçülülük İlkesi)
  • P3.Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür.
  • P4.O halde Cehennem adil değildir.
  • C1.O halde Allah yoktur.

1. ve 2. öncüllerde İslam açısından bir sorun yoktur, bu yüzden argümanı çürütmek için 3.öncüldeki “sonlu kabahatler” ifadesine itiraz edilecektir. Bunun için de, sonsuz sıfatları olan Allah’a karşı işlenen bir kabahatin, O’nun sonsuz sıfatlarını yok saymanın, sonsuz bir kabahat olduğu savunulacaktır. İlk olarak şöyle düşünelim: Birinin bir vasfını, bir sıfatını yok saymak, hakaret midir? Örneğin siz okuma-yazmayı biliyorsunuz ve ben sizin okuma-yazmayı bilme vasfınızı yok sayıyorum. Bu benim size hakaret ettiğimi gösterir mi? Evet ve hakaret de suçtur. (5) (Hakaretin suç olmadığını düşünebilirsiniz ancak bizim konumuz olan hakaret, Tanrı gibi sonsuz bir varlığa yapılan hakarettir). O halde, vasıfları ve sıfatları sonsuz olan (Allah Teâlâ kemal ifade eden sıfatlarla vasıflanmıştır. Eksiklik, acz ve devamsızlık belirten şeylerden de münezzehtir. O’nun sıfatları, sonradan vücut bulup daha sonra yok olan arazlar cinsinden değildir. Aksine onlar ezelîdir, ebedîdir, kadimdir, zâtı ile mevcuttur. Bu sıfatlar hiçbir şekilde yaratılmışlarınkine benzemez (Sâbûnî, 1969, s. 49)) Allah’ın vasıflarını yok saymak sonsuz suçtur. Şimdi argümanı formüle edelim:

  • P1.Olan bir vasfı/sıfatı yok saymak hakarettir.
  • P2.Hakaret suçtur.
  • P3.Allah’ın vasıfları/sıfatları sonsuzdur.
  • P4.Allah’ın vasıflarını/sıfatlarını yok saymak sonsuz hakarettir.
  • C1.Allah’ın vasıflarını/sıfatlarını yok saymak sonsuz suçtur. (5)

Allah’ın vasıflarını yok saymak sonsuz suç olduğu için, sonsuz cezayı hak eder. Bunun için de, Allah’ın vasıflarını yok sayanların işledikleri sonsuz suçun cezası sonsuz cehennem olmalıdır. Sonuç olarak sonsuz cehennemin varlığı ile sonsuz iyi, sonsuz adil ve sonsuz merhametli Allah’ın varlığı çelişmez.

Kullanılabilecek üçüncü yöntem; Hristiyan din felsefesi literatüründe Swinburne, Stump ve Walls gibi felsefeciler tarafında savunulan Ilımlı Cehennem (Mid Hell) (3) görüşüdür. Bu görüşe, Kötülük Problemi’ni çözmek için kullanılan Özgür İrade Savunması’nın Cehennem Problemi’ne uyarlanmış hali diyebiliriz. Bu yaklaşım kısaca: “Allah’ın evrendeki kötülüklere izin vermesinin sebebi, özgür iradeyi korumak olabilirse, cehennemi sonsuz yaratmasının sebebi de neden bu olmasın?” şeklinde özetlenebilir.

Bu görüşe göre; Allah’ın cehennemdeki insanlara sonsuza kadar acı çektirecek olmasının sebebi, onların özgür iradelerine saygı duyması, özgür iradelerini ne pahasına olursa olsun korumak istemesidir. Yani Allah, daha büyük bir amacı gözetmek için cehennemdeki insanlara acı çektirmektedir. Başka bir ifadeyle; cehennem, Tanrı’nın isyankarları gönderdiği ve mahkûm ettiği bir yer olarak değil, daha çok onların özgür iradeleri ile seçtikleri, tercih ettikleri bir yer olarak yorumlanır. Burada, cehennemin ve ne kadar kötü olursa olsun cehennem hayatının hizmet ettiği amaç, daha büyük bir iyilik/değer olan insan özgürlüğünün korunmasıdır. Tanrı böylece, onları yok etmek yerine varlıklarını korumak suretiyle, özgürlüklerini de koruma ve güvence altına almıştır. Yani ılımlı cehennem anlayışına göre cehennemin ebedi yerlileri cehennemi, hem yok-olmaya hem de cennete bilerek ve isteyerek tercih etmişlerdir (3).

Ilımlı cehennem anlayışını daha iyi anlamak istersek, C.S. Lewis’in “The Great Divorce” (Büyük Ayrılık) isimli eserinde geçen şu satırlara bakmamız gerekir (3):

Sonuçta sadece iki tür insan vardır: Tanrı’ya ‘istediğin olacaktır’ diyenler ile, Tanrı’nın kendilerine sonunda, ‘İstediğiniz olacaktır’ dediği kimseler. Cehennemdekilerin hepsi onu seçmişlerdir (6).

Şimdi argümanı formüle edelim:

  • P1.Allah sonsuz kudretlidir ancak Allah’ın dahi mantıkta “çelişki” olarak ifade edilen durumları gerçekleştirmesi mümkün değildir.
  • P2.Dolayısıyla Allah, hem (özgür iradelerini korumak için) kullarının varlığını sürdürüp hem de (acılarını dindirmek için) onların varlığına son veremez. İki durumdan birini seçmelidir.
  • P3.Allah ne olursa olsun kullarının özgür iradelerine saygı duymaktadır ve onların özgür iradelerinin varlığını sürdürmek istemektedir.
  • C1.O halde Allah, günahkar kullarının varlıklarını sürdürmek suretiyle onların özgür iradelerini korumayı seçmelidir.

Yukarıda görüldüğü gibi, sonsuz kudretli olan Tanrı bile çelişkili bir durum meydana getiremez, dolayısıyla, ya kullarının özgür iradelerini korumak suretiyle onların varlıklarını sürdürmeyi ya da onların acılarını dindirmek suretiyle onları yok etmeyi seçebilir. Özgür irade, Tanrı için çok önemli olduğu için, Tanrı birinci seçeneği seçmelidir.

Şimdi de Ilımlı Cehennem anlayışına gelen itirazlara bakalım. Evrenselci cehennem doktrinini savunan Adams, Ilımlı Cehennem anlayışını savunan filozofları şu şekilde eleştirmektedir:

  • İlkin, insanın zihni ve tarihi korkunç kötülüklerle bozulmuş, tahrif edilmiştir, dolayısıyla doğru ve yanlışı sadece insan aklına teslim etmek ve insanı özgür edimi üzerinden yargılamak sakıncalı olabilir.
  • İkinci olarak, insanların kötülüklere neden olması göreceli olarak kolaydır. Yani insanlar, bilerek ya da bilmeyerek kötülüklere neden olabilirler.
  • Üçüncü olarak insanoğlunun korkunç ya da farklı türden olsun kötülük üretebilme kabiliyeti üretilen kötülüklere tahammül edebilme gücünden yüksektir. Yani insan yeryüzünde hemcinslerinin tahammül edebileceğinden daha fazla kötülüklere neden olabilir.
  • Dördüncü olarak ise, insanın kötülüklere neden olma gücü -o kötülüklere tahammül edebilme becerisi bir yana- onları doğru anlama ve yorumlama gücünden daha ağır basar. (3)

Şimdi bu itirazları tek tek ele alalım.

  1. Bu itiraz, kanımca Ilımlı Cehennem anlayışına yapılan en güçlü itirazdır. Ancak yine de Ilımlı Cehennem anlayışını çürütememektedir. Bu itirazı yapanların gözden kaçırdığı nokta, semavi dinlerde ve özellikle İslam’daki imtihan doktrinidir. Bakara Suresi 155. Ayette şöyle buyurulur: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” Bu ayetten de anlayabileceğimiz gibi, Allah zaten insanları mallarıyla, canlarıyla, korkunç kötülüklerle sınayacağını söylemiştir. Böyle yapmasa; yani insanları korku ve açlıkla, canlarıyla ve mallarıyla sınamasa, zaten herkesin Allah inancına ulaşması beklenir. Kısaca, insanın zihninin ve tarihinin korkunç kötülüklerle bozulmuş olması, imtihan doktrininin bir gereğidir. Bu yüzden bu itiraz, Ilımlı Cehennem anlayışını reddetmek için makul bir sebep değildir.
  2. Bu itiraz kanaatimce çok güçlü bir itiraz değildir. Sonsuz iyi, sonsuz merhametli ve her şeyi bilen bir Tanrı, eğer bir kötülük istenmeden yapılıyorsa bunu zaten biliyor olmalıdır. Bu yüzden bu kötülük için buna uygun bir değerlendirme yapacaktır. Kötülüğe maruz kalan kişi için de aynısı geçerlidir.
  3. Bu itiraz da pek makul gözükmemektedir. Örneğin Müslümanlara zulmeden İsrail’i ele alalım. İsrail birçok masum Müslümanı öldürmüş ve “yeryüzünde hemcinslerinin tahammül edebileceğinden daha fazla kötülüklere neden” (3) olmuştur. Ancak burada Zümer 70 (“Herkese yaptığının karşılığı tastamam ödenir; Allah onların yaptıklarını en iyi şekilde bilmektedir.”) ayetine bakarak bu zulmü yapanlara gerekli cezanın verileceğini, “Mü’mine bir diken ve daha da küçüğü bile isabet etse, Allah onunla mutlaka bir derecesini artırır, bir günahını ise düşürür.”  hadis-i şerifine bakarak da, bir dikeni bile Allah günahlara kefaret sayıyorsa, böyle bir zulme uğrayanların da buna karşılık bazı günahlarının affedileceğini anlarız. Yani insanlar ne yaparsa yapsınlar bir karşılığı olacaktır, korkunç ve insanların tahammül edebileceğinden fazla olan kötülükler birer imtihandır. Bunların olması, imtihan doktrini açısından oldukça doğaldır.
  4. Bu itiraza karşı şöyle bir çözüm getirebiliriz: Allah insanların kötülüklerden, yasaklarından haberdar olması için kutsal kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Kutsal kitaplardan ve peygamberlerden haberdar olan insanların “kötülükleri doğru anlama ve yorumlama” için önlerinde hiçbir engel yoktur (imtihan dolayısıyla uğradıkları musibetler dışında). Çünkü bu kaynaklarda Allah’ın emir ve yasakları, yani iyilik ve kötülükler açık bir biçimde tasvir edilmiştir. Diğer tarafa döndüğümüzde, kutsal kitaplardan ve peygamberlerden haberdar olmayan insanların cehenneme gidip gitmeyeceği konusu zaten İslam içinde tartışmalı bir konudur. Hatta “Biz bir resul göndermedikçe azap da etmeyiz.” buyrulan İsra 15 ayetine göre, peygamberlerden ve kutsal kitaplardan haberdar olmayan kişiler azap görmeyeceklerdir. Dolayısıyla bu kişiler için Cehennem Problemi söz konusu bile değildir. Korkunç kötülüklere maruz kaldıklarından dolayı doğru sorgulama yetileri zayıflamış insanların durumunu da, sonsuz adil olan Allah elbette ki dikkate alacaktır. Ancak belirttiğim gibi, insanların bu kötülüklere maruz kalmalarının sebebi imtihan doktrinidir.

Yukarıda, cehennemin sonsuz olması durumunda, bunun Allah’ın varlığı ile çelişki barındırmadığını göstermeye çalıştım. Ancak, hala sonsuz bir cehennemin varlığı ile sonsuz merhametli olan Allah’ın varlığı arasında bir çelişki olduğunu düşünüyorsanız, bu, yine de İslam’ı reddetmek için makul bir sebep olmayacaktır. Çünkü Cehennem Problemi İslam’ı değil, olsa olsa İslam’ın bir yorumunu çürütür. Cehennem azabının sonsuz olup olmadığı, zaten İslam alimleri arasında önemli bir tartışma konusudur. 

Örneğin Mustafa Öztürk, “Kur’an’da Uhrevi Azap Figürleri”(7) isimli makalesinde, İslam geleneğinin en önemli tarihçilerinden Taberi ve İbn Kayyım’a atıf yaparak “ (…) Ancak, Taberi (ö. 310/922), İbn Kayyım el-Cevziyye (ö. 751/1350) ve daha pek çok Sünni alimin eserlerinde yer alan bazı kayıtlar, en azından İslam’ın ilk dönemlerinde böyle bir ittifakın olmadığını; zira sahabeden Hz. Ömer, Ali, Abdullah b. Abbas, Abdullah h. Mes’ud, Abdullah b. Amr, Ebu Hureyre, Cabir b. Abdilah ve Ebu Sa’id el-Hudri; tabiinden Şa’bi, Abd b. Humeyd ve İshak b. Raheveyh gibi selef alimlerinin cehennemdeki azabın uzun bir süre devam ettikten sonra sona ereceği fikrini savunduklarını belgelemektedir.” şeklindeki ifadesiyle, İslam içinde hiç de azımsanamayacak bir kesimin cehennemin sonlu olduğu görüşünü savunduklarını belirtmiştir. Ek olarak, Mevlana Celaleddin-i Rumi (ö. 672/1273), İbn Teymiyye (ö. 728/1328), İbn Kayyım el-Cevziyye, İbnu’l-Vezir (ö. 840/1436), Musa Carullah Bigiyef ve İsmail Hakkı İzmirli gibi alimler de cehennemin sonlu olduğunu düşünmektedir (8). Görüldüğü gibi, cehennem azabının sonsuz olduğu görüşü kadar, sonlu olduğu görüşü de İslam geleneğinde önemli bir yere sahiptir. Hz.Ömer, İbn Teymiyye, Ebu Hureyre gibi birçok sahabe ve alim tarafından benimsenmiş bir görüş yabana atılmamalıdır.

Ayrıca, Gülmez’in, cehennem azabının Kur’an’da sonsuz olduğunu kanıtlamak için yazısında örnek verdiği ayetlerde (Bakara 217 ve Bakara 39), “sonsuz” ve buna benzer şekilde çevrilen kelime “hulüd” kelimesidir. Bunun dışında Kur’an’da genel olarak “sonsuz” ve buna benzer bir şekilde çevrilen diğer bir kelime de “ebed” kelimesidir. Ancak klasik Arap dili sözlüklerine göz atıldığında, bu kelimelerin anlamının “sonsuzluk” değil, “uzun zaman” olduğu görülmektedir (7). Mesela, Zemahşerl’nin (ö. 538/ 1143) Esasu’l belağa’sında hulüd, ‘bir yerde uzun süre kalmak’ şeklinde tanımlanmış (9); ayrıca, geç yaşlanan ve yaşlandığı halde bir tek dişi eksik olmayan kişiyi Arapların mecazi manada muhlid lakabıyla andıklarına ilişkin bir kayıt düşülmüştür (7).

Sonuç

Görüldüğü gibi, eğer Kur’an’daki cehennem azabının sonlu olduğu kabul edilirse, ki bu yorum zorlama bir yorum değildir, Cehennem Problemi ortadan kalkar. Çünkü bu problemin dayanağı, İslam’daki ve diğer bazı dinlerdeki sonsuz cehennem görüşüdür.

Eğer cehennemin sonsuz olduğu kabul edilirse, yukarıda verdiğim üç yöntem ya da bunlar gibi yöntemler kullanılarak problem çözüme kavuşturulur. Eğer cehennemin sonlu olduğu görüşü kabul edilirse zaten Cehennem Problemi’nin ana dayanağı ortadan kalkacağı için problem yine çözüme kavuşturulmuş olur. Sonuç olarak, Cehennem Problemi, İslam’ı çürütmek ya da Allah’ın varlığını reddetmek için makul bir sebep değildir

Kaynakça

  • 1) Kvanvig, Jonathan L. (1994). The Problem of Hell. Oxford University Press, USA. ss. 24–25
  • 2) Samuele Bacchiocchi, Immortality or Resurection, A Biblical Study on Human Nature and Destiny, Bibligical Perspectives :Michigan, 2001, s. 197.
  • 3) Akdemir, Ferhat, 2013, “Marilyn McCord Adams’ın Din Felsefesinde Korkunç Kötülükler ve Cehennem Sorunu”, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 38: ss. 111-128.
  • 4) https://www.yeniasya.com.tr/suleyman-kosmene/yok-olmaktansa-cehennem-rahmettir-1_202757 aracılığıyla  Asâ-yı Mûsâ, s. 43.
  • 5) https://eksisozluk.com/entry/73168580
  • 6) C. S. Lewis, The Great Divorce (New York, Macmillan, 1946), s. 69’dan akt., Evans & Manis,
  • Din Felsefesi; s.196.
  • 7) Öztürk, Mustafa, 2002, “Kur’an’da Uhrevi Azap Figürleri” , İslamiyat V, Sayı:1, ss. 91-110
  • 8) Yusuf Şevki Yavuz, “Azap”, DİA. İstanbul 1991. IV. 305 9) Ebü’l-Kasım ez-Zemahşeri, Esasü’l-belağa, Beyrut 1979. s. 171.

Yazar: Ömer Çağrı Akarsu

Site Editörü: Taner Beyter


Cehennem Problemi: Allah’ın Adaletinin Sınırları – Talha Gülmez
‘Cehennem Problemi’ Tartışmasına Katkı – Taner Beyter

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Bilimsel Mucize Argümanı'nın Eleştirisi - Yasin Şahin

Sonraki Gönderi

Mezmurlar 22:1 Tanrım Neden Terk Ettin Beni? - Eren Gündemir

En Güncel Haberler Analitik Felsefe