Hakikat, Yalanlar ve Stereotipler: Bilim İnsanları Kanıtları Yok Saydığında – Lee Jussim

12 Okunma
Okunma süresi: 16 Dakika

Sosyal bilimciler onları reddeder, ancak evrensel olarak yanlış olmaktan ziyade, stereotipler genellikle gerçekliğe dayanmaktadır.

Bazı gruplar hakkında kötü niyetli propogandalara neden olabileceğinden stereotiplerin kötü bir üne sahip olmasının iyi nedenleri vardır. Afro-Amerikan suçluların medyadaki orantısız temsili, kadınların yalnızca çocuk yetiştiren ve evi çekip çeviren kimseler olarak görülmesi, Arap ve Müslümanların sadece kana susamış teröristler olduğu fikri, masum Filistinli bebeklere karşı soykırım yapan kanca burunlu, açgözlü Nazi Yahudi tiplemesi… Bu tasvirler doğru olmadığı gibi en hafif ifadeyle ahlaksızca ve iğrençtir.

Bu tiplemeler her ne kadar önyargılı ve yıkıcı olsa da birçok stereotip (spesifik grupların belirli tasvirleri) gerçeğin özüne oldukça yakındır. Aslında, kötücül stereotipler daima yanlış olsa dahi bunların çoğu sıradan bir insanın Afro-Amerikanlar, kadınlar, Yahudiler, Müslümanlar ve diğer herhangi bir grup hakkında ne düşündüğüne dair neredeyse hiçbir şey söylemez. Asıl soru burada ortaya çıkıyor: gerçekte insanlar gruplar hakkında nelere inanıyor ve bu inançlar yanlış mıdır?

Devam etmeden önce lütfen aşağıdaki quizi çözün:

1. Hangi grup cinayet işlemeye daha yatkındır?

  • A. Erkekler
  • B. Kadınlar

2. Yaşlı insanlar ergenlere göre genellikle daha çok  __________  ve daha az __________ .

  • A. Vicdanlıdır; yeni deneyimlere açıktır
  • B. Evhamlıdır; anlaşmaya yatkındır

3. Aşağıdaki etnik gruplardan hangisi 2008 ve 2012’de Demokratik başkanlık adaylarını en büyük oranda desteklemiştir?

  • A. Beyazlar
  • B. Afro Amerikanlar

4. Kendini ___________  olarak tanımlayan kimselerin Pazar günü kiliseye gitme ihtimali daha yüksektir.

  • A. Muhafazakar
  • B. Liberal

5. 24 Aralık 2004’te bir baba ve üç çocuğu saat 19:00 civarlarında New York City’de bir restoran aradılar ancak çoğu mekan ya kapalıydı ya da kapanmak üzereydi. Aynı zamanda adamın karısı evin civarlarında angarya işlerle uğraşıyordu. Bu aile muhtemelen: 

  • A. Katoliktir
  • B. Baptisttir
  • C. Yahudidir
  • D. Pagan/Animisttir

Cevaplar bu paragrafın altındadır. Eğer en azından bir doğrunuz varsa tüm stereotiplerin yanlış olmak zorunda olmadığına dair kişisel bir denemeyiniz var demektir.

(Cevaplar: A, A, B, A, C.) 

Eğer üç ya da daha fazla doğrunuz varsa tebrikler – stereotip değerlendirmeleriniz oldukça doğruydu. Diğer yandan,  çok gururlanmayın. Çoğu insan en az sizinki kadar doğru stereotiplere sahip. Yine de çoğumuz ‘stereotipler hatalıdır’ anlayışını kafamıza kazımış durumdayız. Peki neden?

Bir sebep olarak, çoğu sosyal bilimci baskıyla savaşma konusunda oldukça duyarlıdır – İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra patlak veren anti-Semitizm, 60’lardaki sivil hak ve kadın hareketlerini takip eden cinsiyetçilik ve ırkçılık birçok diğer baskı arasında sayılabilir. Baskıyla savaşmak iyi bir şeydir ve baskılayanlar stereotiplerden faydalandığına göre stereotipler kötü olarak gözükür.

Eğer bir grup hakkında herhangi bir iddiada bulunduysanız bu iddiayı ortadan kaldırmanın en hızlı yolu birinin şunu söylemesidir: ‘Bu yalnızca bir stereotip!’ Bu ‘işe yarar’ çünkü stereotiplerin yanlış olduğuna dair genel bir varsayım vardır ve bu muhtemelen sizin bir yobaz olduğunuza dair dile getirilmemiş bir ima olacaktır. Sonuç olarak, iddianın geçerliliği hakkında yapılacak herhangi bir değerlendirme, kesin bir redle ortamdan uzaklaştırılır.

Yine de yüksek bir ahlaki gaye (ya da bunun yokluğu) bilimsel bir gerçeğe (ya da yokluğuna) dönüşmez. Genellikle insanların başka konularda genelleme yapmasının (örneğin, Madrid’in iklimi ya da portakalların tadı) kötü olduğunu ya da bu genellemelerin yanlış olduğunu varsaymıyoruz. Buna karşın, insanlar hakkında yapılan genellemelerin doğal olarak kötü ve hatalı olduğu fikri uzun bir süredir kanıtsız bilimin içine yediriliyor. Akademisyenler tarafından yanlışlıkları üzerine vurgu yapılmadan stereotipler üzerine sosyal bilimsel bir araştırma yürütmek neredeyse imkansız.

Araştırmama ilk başladığımda, stereotiplerin yanlışlığını haykıran tüm o sosyal bilimcilerin doğru olduğunu varsayıyordum. Bilmek istediğim bu yanlışlık iddiasının temeliydi – onları çürütmek bir yana söylediklerinin doğruluğunu desteklemek ve tüm dünyaya stereotiplerin yanlış olduğuna dair sağlam bilimsel veriler göstermeyi planlıyordum. Dolayısıyla, yayımlanmış makalalerde kaynak olarak stereotiplerin yanlışlığına dair bir kanıta erişebilmek için kaynağın peşine düşecektim.

Yavaşça, yıllar geçtikçe bir şey keşfettim: ortada hiçbir kanıt yoktu. Stereotiplerin yanlışlığına dair iddiaların temeli… hiçbir şeydi. Örneğin, 1977’de Mark Snyder, Elizabeth Tanke ve Ellen Berscheid gibi sosyal psikologlar tarafından yapılan bir çalışmayı açıklayan klasik bir makale şunu ileri sürüyordu: ‘Stereotipler genellikle hatalıdır.’ Tamam, ancak bilimsel makaleler genellikle bu gibi iddialarını tipik olarak kanıt sağlayan bir kaynak öne sürerek desteklemekle yükümlüdür. Bu önemli bir nokta çünkü bu şekilde isteyen herkes bu gibi bir iddia için kanıt bulabilirdi. Ancak ortada kaynak yoktu.

Stereotipler üzerine literatürü daha fazla okudukça bu modelin yaygın olduğunu keşfettim. Stereotiplerin hatalı olduğunu açıklayan her makale ya da kitap ya benzer şekilde kaynak sunmuyordu ya da nispeten farklı bir rota izleyerek tamamen aynı çıkmaza giriyordu. Çoğu araştırmacı stereotiplerin hatalı olduğu ya da en azından gerçek farklılıkların abartıldığı iddiasını desteklemesi için sosyal psikolog Gordon Allport’un The Nature of Prejudice (1954) kitabını öne sürer. Ancak bu kitapta birkaç anektod dışında, ki bu pek bilimsel kanıt sayılmaz, stereotiplerin yanlışlığına dair hiçbir kanıt sunulmuyor.

Bu pratikler benim ‘Steorotip Yanlışlığı Miti’ olarak adlandırdığım durumu yarattı. Ünlü psikologların stereotiplerin hatalı olduğunu bir alıntı ya da kanıt sunmadan iddia ediyor olması herhangi birinin, benzer bir şekilde yaygınlaşmış stereotip hatalılığı ilüzyonu gibi bir ‘yerleşik bilim’ yaratabilecek olması anlamına gelir.

‘Ama bir dakika!’ diyorsunuz. ‘Araştırmacılar genellikle stereotiplerin hatalı olduğunu söyler, onların empirik olarak hatalı olduğunu söylemez ve terimlerini nasıl tanımlayacaklarını kendileri seçerler.’ Buna yanıtım şu: ‘Gerçekten ”stereotipler hatalıdır” kullanımının devam etmesini savunmak için bu argümanı kullanmak istediğinizden emin misin?’

Hadi argümanı daha yakından inceleyelim. Eğer gruplar hakkındaki tüm inançlar stereotipse ve tüm stereotipler yanlış olarak tanımlanıyorsa bu durumda gruplar hakkındaki tüm inançlar hatalıdır. Ancak gruplar hakkındaki tüm inançların hatalı olması mantıken imkansızdır. Bu durumda iki grubun birbirinden farklılaştığına ya da farklılaşmadığına inanmanın her ikisi de ‘hatalı’ olurdu ve ikisinin birden aynı anda hatalı olması imkansızdır. ‘Gruplar hakkındaki tüm inançlar stereotiptir ve hepsi hatalıdır’ ifadesi özetle mantıken çelişkili olarak reddedilebilir.

Bu problem stereotiplerin hatalı olarak tanımlanmasıyla ne denmek istendiği değiştirilerek ortadan kaldırılabilir. Belki de stereotipler hatalı olan inançların alt kümesidir. Bu durumda yalnızca hatalı inançlar stereotiptir; gruplar hakkında doğru inançlar olabilir ancak bunlar stereotip değildir. Bu gruplar hakkındaki tüm inançların yanlış olduğu varsayımından kaynaklanan mantıksal çelişkiyi çözebilir. Ancak yeni bir çelişki yaratır.

Bazı inançların stereotip olduğunu öne sürmeden önce bu inancın yanlış olduğunu empirik olarak saptamak gerekir (öbür türlü bunun bir stereotip olup olmadığını bilemeyiz).  Ve ’empirik olarak saptamaktan’ kastım sizin kişisel deneyimleriniz, yani gazete alıntıları ya da bir film hakkında tartışmak değildir. Bahsettiğim şey ortalama insanların inançlarına dair sistematik anketler yaparak bu inançları katı kriterlerle karşılaştırmak (nüfus verileri ya da grup farklılıkları üzerine olan diğer katı çalışmalardaki gibi) ve insanların inançlarının bu kriterlerle uyuşmadığını göstermektir. Gittikçe azalan sayıda sosyal bilimci stereotipler üzerine yaptığı çalışmalarda bu gibi kanıtlar ortaya koyuyor; empirik kanıta ihtiyacığımız olduğu görüşüne katılan herkes, bu gibi bi çalışma olmadığı sürece kanıtın sayılmayacağı sonucuna varmalı. Stereotipler üzerine yapılan çalışmalara eleştirel yaklaşmaya oldukça istekliyim ancak binlerce çalışmayı anlamsız olarak niteleyerek yok saymanın acımasız mantıksal gerekliliği benim için bile aşırıya kaçıyor.

Stereotiplerin doğruluğuna dair kanıtların erken bir değerlendirmesi benim Social Perception and Social Reality: Why Accuracy Dominates Bias and Self-Fulfilling Prophecy (2012) kitabımda ortaya çıktı ve devamlı olarak yeni çıkan makalelerle güncellendi. Şu an için 50’den fazla çalışma demografik, ulusal, politik ve diğer türden stereotiplerin doğruluğunu gösterdi.

Ortaya çıkan kanıt ise açık. Katı kriterlere bağlı olarak, ortalama bir insanın gruplar hakkındaki inançları, bu grupların gerçekte nasıl olduğuyla örtüşüyor. Bu örtüşme tüm sosyal psikolojideki en büyük ve en tekrarlanabilir etkiye sahip olanlardan biri. Stereotiplerin doğruluğu birçok bağımsız araştırmacının farklı stereotipleri tüm dünyada farklı metodlar kullanarak araştırmasıyla elde edildi ve tekrarlandı. İnsanların Amerika ve Kanada’daki etnik gruplar arasındaki akademik başarı, kişilik ve çeşitli sosyal ve ekonomik karakteristikleri kavramada oldukça başarılı olduğu ortaya çıktı.

Örneğin, 1978 yılında Kişilik ve Sosyal Psikoloji Dergisi’ndeki bir çalışmada Clark McCauley ve Christopher Stitt adlı sosyal psikologlar A.B.D nüfus sayımı verilerini kullanarak Afro Amerikanların diğer Amerikalılara kıyasla lise ve üniversiteyi tamamlama olasılıklarının daha düşük olduğunu ve bekar bir anneye sahip olma, işsiz olma, dört veya daha fazla çocuklu bir aileye sahip olma gibi olasılıklarının da daha yüksek olduğu sonucuna vardılar. Daha sonra toplumun her kesiminden – üniversite ve lise öğrencileri, sendika üyeleri, kilise korosu, sosyal hizmet yüksek lisans öğrencileri ve bir sosyal servis ajansının çalışanları – insanlara bu tasvirlere bağlı olarak Amerikalıların ve özel olarak Afro Amerikanların yüzdeleriyle ilgili inançlarını sordular. İnsanların bu konudaki tahmini yüzdelikleri nüfus sayımındakilere yakındı ve gerçek farklılıklarla çok büyük oranda korelasyon sağlıyordu.

İnsanlar aynı zamanda birçok cinsiyet farklılığını kavrama konusunda da oldukça iyiler. 90’larda cinsiyet farklılıklarının birçok meta-analizi (farklı çalışmaların sonuçlarını sentezleyen analizler) yayımlandı. McCauley ve Stitt’in A.B.D nüfus sayımı verileriyle başlattığı gibi, Janet Swim isimli bir sosyal psikolog çalışmasının merkezine bu meta analizi alarak 1994’te Kişilik ve Sosyal Psikoloji dergisinde yayımlanan iki çalışmasında örneğin, erkeklerin matematik testlerinde kadınlardan daha başarılı olduğunu, daha huzursuz ve agresif olduklarını; bunun karşısında kadınların da grup baskısından daha çok etkilendiklerini ve sözel olmayan imaları anlamada daha yetenekli olduklarını gösterdi. Daha sonra insanlardan bu farklılıkların boyutunu tahmin etmelerini istedi; yine, insanlar oldukça başarılıydı ve tahminleri gerçek farklılıklarla çok büyük oranda korelasyon göstermekteydi. Etnik grupları, yaşı, mesleki grupları, üniversite mezunlarını ve kız gruplarını da içeren her türden diğer stereotiplerle ilgili yapılan çalışmalarda da benzer sonuçlar bulundu.

Ulusal ve siyasi stereotiplerle ilgili yanlışlıkların olduğuna dair bazı kanıtlar bulunsa da, genel olarak stereotiplerin isabetliliği yönündeki kanıtlar 40 yıl boyunca öylesine birikti ki artık basitçe görmezden gelmeyi ya da reddetmeyi tercih edecek sosyal bilimciler dahi zorlanıyor. Kişi artık basmakalıplıkların yanlışlığından ötürü haklı bir öfkeyle dizlerini dövemiyorsa, retorik olarak günü nasıl kurtarabilir? Stereotiplerin doğruluğunun önemini minimize ederek. Bazen, günümüz araştırmacıları isteksizce de olsa stereotiplerin doğruluğunu kabul eder ancak hemen ardından bunun çok da önemli olmadığını açıklar ya da ima eder.

Örneğin, Rupert Brown etkileyici kitabı Prejudice: Its Social Psychology (2010) kitabında şöyle yazar:

Stereotiplerin ”objektif olarak” doğru (ya da yanlış) olup olmadığı sorusu önyargı üstüne çalışan öğrencilerinin çoğunun yalnızca marjinal ilgisindedir.

Kullanılan bir diğer taktik stereotiplerin genelleme anlamında isabetli olduğu doğru olsa dahi insanları yargılamak için kullanıldıklarında hala fazla sabit ve yanlış olduğudur. Örneğin, tüm zamanların en ünlü sosyal psikolojiye giriş kitablarından biri olan Elliot Aronson’un The Social Animal (2011) kitabında şöyle yazar:

‘Stereotipleştirmek bazı imgelerin düşüncemizi domine etmesine izin vererek bizi bir grup içindeki her bireye grup içindeki gerçek farklılıkları göz ardı ederek özdeş nitelikler atamaya yönlendirir.’

Örneğin, ortalamada Asyalı Amerikalılar diğer Amerikalılara kıyasla daha yüksek matematik sonuçlarına sahip olsa da herhangi bir lise mezunu Asyalı Amerikalının kesin olarak bir mühendislik kariyerine sahip matematik dehası olduğunu varsaymak mantığa aykırıdır, değil mi? Tabii ki ‘hadi insanların inandıklarını mümkün olduğunca ekstrem ve abartılı bir şekilde gösterelim ki stereotiplerin geçersiz ve küstah doğasını haklı bir öfkeyle desteklemediğimizi haykırabilelim’ şeklinde sunulduğunda ben bile bunun hatalı olacağını kabul edebilirim.

Peki bu gibi aşırı abartılılıklar yaygın mı? Yoksa insanlar sahip oldukları stereotipleri rasyonel bir şekilde mi kullanıyor?

‘Bir saniye’, dediğinizi neredeyse duyabiliyorum, ”rasyonel stereotipleştirme” en fazla ne anlam ifade edebilir ki? Gruplar hakkındaki stereotipler belli bir isabetlilk içerse dahi bu insanları stereotiplerle yargılamamızı meşrulaştırmaz. İnsanları meziyetlerine göre değerlendirmeliyiz stereotiplerine göre değil!’

Bu itirazda haklılık payı var. Yanlışlık içeren genellemelere dayanmak bireysel vakaları yargılamada yanlışlıklar doğuracaktır. Bu sosyal olmayan bir örnekle görülebilir. Eğer Fred Anchorage, Alaska’nın Madrid’den daha ılık olduğuna inanıyorsa ve bu inanca bağlı olarak nerenin daha sıcak olacağına dair bir tahminde bulunuyorsa çoğunlukla tahminleri yanlış çıkacaktır. Stereotipler de bundan farklı değildir. Eğer Elmer, profesyonel basketbol oyuncularının alışılmadık kadar kısa olduklarına inanıyorsa ve bu  stereotiplere dayanarak boyutlarını tahmin etmeye çalışırsa tahminleri çoğunlukla hatalı olacaktır.

Tüm gruplar hakkındaki stereotiplerin hatalı olduğu öncülünden, mantıken doğruya ulaşmak istiyorsak, bireyleri yargılarken asla stereotipleri kullanmamamız gerektiği sonucu çıkar. Ancak, bu varsayım geçersizdir. Peki eğer stereotipimiz hatalı değilse ne yapmalıyız? Şu üç durumu düşünün:

1. Grubu dışında, karşımızdaki hakkında hiçbir şey bilmeyiz

2. Karşımızdaki hakkında bir şeyler biliriz ancak pek bir şey bilemeyiz

3. Karşımızdaki kişi hakkında birçok şeyi biliriz

 Anchorage ve Madrid’in hava durumu hakkındaki senaryoyu hatırlayın. Büyük ihtimalle bilgili bir kişi Madrid’in genel olarak daha sıcak olduğunu bilir. Eğer bugünkü hava durumu hakkında hiçbir şey bilmiyorsanız ve farklı mekanlardaki sıcaklık derecelerini mümkün olduğunca doğru tahmin etmeyi istiyorsanız Madrid’in hava durumunu daha sıcak olarak tahmin edersiniz. Bu hava durumu hakkındaki inançlarınızın irrasyonel olduğu anlamına mı gelir? Ya da anti-Anchorage bir bağnaz olduğunuzu mu gösterir? Elbette hayır. Bu sadece başka türlüsüne inanmanız için iyi bir sebep olmadığı sürece ortalama hava sıcaklığı daha yüksek olan yerin daha sıcak olacağını tahmin etmenin her zaman için daha mantıklı olacağının farkında olduğunuzu gösterir. Aynı mantık stereotipler için de geçerlidir. Eğer bir Afro Amerikan olan Leroy Jefferson’un mu yoksa beyaz bir Amerikalı olan George Billingsworth’un mu daha yüksek yıllık gelire sahip olduğunu tahmin etmeniz istenirse ne yapmanız gerekir? Eğer Afro Amerikanların ve beyazların A.B.D’deki gelirleri hakkında en ufak bir şey biliyorsanız George’un daha zengin olduğunu tahmin edersiniz. Size her sorulduğunda bu şekilde tahmin etmelisiniz. Seçilen beyaz bireyin her zaman için daha zengin olacağı tamamen doğru olmayabilir – ancak bu şekilde tahminde bulunmak kişiyi verili şartlar altında mümkün olduğunca doğru sonuca ulaştırır. Bu sizin tüm Afro Amerikanları benzer gördüğünüzü ya da sizin bir tip bağnaz olduğunuzu mu gösterir? Elbette hayır.

Başka şartlar altında insanlar karşısındaki kişi hakkında kullanışlı ancak belirleyici olmayan özel bilgilere sahip olabilir. Bu bilgi kısıtlı, belirsiz ya da her ne kadar yargıyı etkileyebilecek olsa da yargının ne olması gerektiğini belirleyecek kadar önemli olmayabilir. Anchorage ve Madrid’deki hava durumu örneği için, her bir lokasyon hakkında bazı bilgiler edindiğinizi düşünelim: Doğma büyüme Anchorage’lı Jane bugünün ‘soğuk’ olduğunu düşünüyor; ve doğma büyüme Madrid’li Jan da bugünü ‘soğuk’ olarak niteliyor. Jan veya Jane’i tanımıyorsunuz ve başka bir bilginiz yok.

Sahip olduğunuz ‘özel bilgi’ her iki mekan için de aynıdır. Öyleyse bu iki mekanın tamamen aynı sıcaklığa sahip olduğunu mu düşünmelisiniz? Bu oldukça saçma olurdu. Bu senaryoda muhtemelen her iki bilgiye dayanarak yaptığınız tahmin en isabetlisi olurdu (her iki şehir sakini de ‘soğuk’ olarak tanımladı, demek ki her iki mekan da normalden daha soğuk) ancak aynı zamanda Alaska’nın genel olarak İspanya’dan daha soğuk olduğu geçerli genellemesini de hesaba katmalısınız. Anchorage’ın Madrid’den daha soğuk olduğu yönünde yapacağınız bir tahmin muhtemelen her ikisinin de eşit sıcaklığa sahip olduğu yönünde yapacağınız bir tahmine göre çok daha olası olacaktır.

Aynı mantık stereotipler için de geçerlidir. El-Kaide üyeleri ve barış aktivistleri hakkındaki stereotipleri ele alalım. Her iki gruptaki bir bireyden aynı şeyi duyuyorsun: Amerika’ya ‘saldırıda’ bulunmuşlar. Bu her iki grubun da aynı eylemi gerçekleştirdiği anlamına mı gelir? Pek olası durmuyor. Barış aktivisti tarafından yapılan saldırı muhtemelen A.B.D politikalarının sözel bir eleştirisidir; El-Kaide saldırısıysa muhtemelemen daha şiddet içerikli bir eylemdir. El-Kaide saldırısının bir barış aktivisti grubunun saldırısıyla aynı anlama geleceğini düşünmek aptalca olurdu. Kafanızdaki stereotipleri kullanmak bu saldırıların doğasına dair makul bir anlayışa ulaşmada size engel olmaktan ziyade yardımcı olmaya daha yakındır.

Aynı prensip stereotip oluşturmanın sosyal olarak kabul edilemez görüldüğü cinsiyet, milliyet, ırk, sosyal sınıf, din veya etnisite temelli gruplar için de geçerlidir. Eğer sahip olunan stereotip hemen hemen doğruysa ve kişi, bir birey hakkında yalnızca az miktarda belirsiz bir bilgiye sahipse, stereotipleri karşısında kişiyi yargılamak için kullanması tahmininin isabetliliğini muhtemelen artıracaktır.

Son olarak spesifik bir hedef hakkında net, alakalı ve oldukça bilgilendirici bilgilere sahip olduğumuz bir duruma geldik. Bu gibi bilgilere ‘tanımlayıcı’ bilgi diyorum çünkü doğrudan yargılanan kişi hakkında akla gelen tüm soruları cevaplıyor. Örneğin, akademik başarıları değerlendirirken başvuranın standartlaştırılmış test sonuçlarına, sınıf derecesine ve GPA bilgisine sahip olmamız muhtemeldir. Bu bilgilere sahip olduğumuzda stereotipler çok daha az anlam ifade eder – tıpkı Anchorage ve Madrid’in tam olarak hava durumunu bilseydik olacağı gibi.

Örneğin, profesyonel basketbol oyuncuları uzun olmaya meyillidir. 1.90 civarından daha kısa boylu oyunculara nadiren rastlanır ki bu oldukça uzun bir boy. Yine de, arada bir ciddi anlamda kısa bazı oyuncular NBA’e girmeyi başarıyor. Spud Webb oynamaya 90’larda başlamış 1.70 boyunda bir oyuncuydu. Şimdi bu kişinin boyunu bildikten sonra basketbol oyuncuları hakkındaki stereotip bu kişinin boyu hakkındaki fikrinizi etkilemeli mi? Elbette hayır. Onun boyu kaçsa o kadardır ve genel olarak oldukça uzun boylu kişilerden oluşan grup (profesyonel basket oyuncuları) üyeliği tamamen önemsizleşir. Kişinin karşısındaki hakkında bolca, oldukça net, alakalı bilgileri olduğu durumlarda stereotip tamamen konunun dışında kalır.

Bu mantıkla beraber, bireylere kafımızdaki stereotipe göre yaklaşıp yaklaşmamaya karar verirken hala dikkatli olmamız gerekir. Stereotipler neredeyse hiçbir zaman tam olarak doğru değildir ve bazıları oldukça hatalıdır. Siyasi stereotipler hem doğru hem yanlıştır. İnsanlar genel olarak politik spektrumun sağı ve solundaki farklılıklar hakkında oldukça bilgi sahibidir ancak düzenli olarak bu farklılıkları abartır, tipik olarak partizanların gerçekte sahip olduklarından çok daha aşırı görüşlere sahip olduklarına inanırlar. Örneğin, insanlar genel olarak liberallerin muhazakarlardan daha kürtaj yanlısı olduklarını ve gay evliliğini desteklediklerini bilirler. Yine de hem liberaller hem muhazakarlar bu konudaki liberal/muhazakar farklılıklarını normalde olduğundan çok daha büyük görmeye meyillidirler.

Ayrıca uluslar arasındaki kişilik farklılıkları hakkındaki stereotiplerde bazı geniş çaplı yanlışlar olduğunu fark ettik. Örneğin, Japonların – bu grupların stereotiplerine ters düşecek şekilde – vicdanlılık konusunda oldukça düşük ve nevrotiklik konusunda oldukça yüksek skorlara sahip olduklarını duyduğunuzda şaşırabilirsiniz. Görüldüğü üzere insanların bu gibi karakteristiklerle ilgili inançları Arjantin, Fransa, Çin, Rusya, İngiltere ve Amerika dahil olmak üzere 26 kültürdeki insanların gerçekte nasıl olduğuyla neredeyse hiç uyuşmuyor.

Bu karmaşayla başa çıkabilmek için en iyi yol stereotiplere yalnızca başka bilgiler yoksa ya da belirsizse başvurmak ve elimizde tanımlayıcı bilgiler varsa önemsememektir. Ancak bu noktada dahi dikkatli olmamız lazım. İnançlarımızın geçerliliği hakkında aşırı emin olmaya eyimliyizdir. Alçakgönüllü olmalıyız. İnançlarımızın geçerliliği için kusursuz bir kanıta sahip olmadığımız sürece stereotiplerimizin doğruluğu hakkında muhtemelen çok da emin olmamamız gerekir. Eğer emin değilsek, onlara dayanmak oldukça şüpheli olur. Bunun da ötesinde, eğer önemli bir karar alıyorsak – işe alım ya da üniversiteye kabul gibi – bize yakışan, elde edebildiğimiz kadar tanımlayıcı bilgi edindiğimizden emin olmak olur.

Eğer insanlar stereotiplere az çok rasyonel bir şekilde başvuruyolarsa, ortada çok az ya da hiç tanımlayıcı bilgi olmadığında, yargılarını onlara dayandırıp tanımlayıcı bilgiye sahip olduklarında görmezden geliyor olurlardı. Ve ortaya çıktı ki çoğu insanın yaptığı şey zaten budur.

Tipik olarak, insanlar açık, tanımlayıcı, ilgili bilgilere sahip olduklarında neredeyse tamamen bu bilgilere dayanarak iş yapıyorlar. Doğrusu, stereotiplerden ziyade kişisel özelliklere dayanmak stereotip isabetliliğiyle beraber sosyal psikolojideki en tekrarlanabilir etkilerden biridir. Yaklaşık 20 yıl önce sosyal psikolog Ziva Kunda ve filozof Paul Thagard bu meseleyle ilgili bulabildikleri tüm çalışmaları tablolaştırdıklarında yargılarımız üzerinde kişilik özelliklerinin etkisinin oldukça büyük olduğu sonucuna vardılar. Bu gibi durumlarda stereotiplerin etkisi çok azla hiç yok arasında değişiyor. Diğer yandan, kişisel bilgi olmadığında ya da belirsiz olduğunda, insanlar stereotiplerine güveniyor ki bu durumlarda dahi stereotip yanlılıkları çok yüksek olmuyor.

Son yıllarda bilimsel psikoloji, geçerliliğine ve güvenilirliğine yöneltilmiş tehditlerle çevrelenmiş durumda. Sahtekarlıkların ifşası, kuşkulu çalışma metodları, ünlü çalışmaları tekrarlamanın zorlukları ve tamamen haksız bir şekilde varılan sonuçlar hep gün yüzüne çıkmıştır. Tüm bunları düşündüğümüzde, kişi psikologların tüm dünyaya, stereotip doğruluğu ve kişisel özelliklere büyük oranda bağlılık gibi iki geçerli, birbirinden bağımsız şekilde tekrarlanabilir, güçlü fenomen bulduklarını haykırmasını bekleyebilir. Ama böyle olacağını düşünüyorsa yanılmış olur.

Stereotiplerin yanlışlığına dair öğütler hala ders kitaplarını ve stereotipleştirme eleştirilerini domine ediyor. Çoğu insan öncelikle sağ kanatla bağdaştırılmış iklim değişimi ve evrime olan inançsızlığı ‘bilimin reddedilmesi’ olarak görür. Buna karşı, açıkça görülüyor ki bilim reddiyesi insanların sahip oldukları stereotiplerin büyük oranda doğruluğuna ve rasyonalitesine dair karşı konulamaz boyutta kanıtlara rağmen sosyal bilimcilerin direnişinde gayet canlı ve iyi durumdadır.

Eğer bu kadar ciddi miktarda kanıt stereotiplerin sözde ‘yanlışlığına’ dair firkinizi değiştiremiyorsa ne değiştirebilir? İdeolojilerin ve dinlerin aksine, bilimler yeni kanıtlarla karşı karşıya geldiklerinde kendilerini düzeltirler ve umuyorum ki siz de bu kanıtları kabul edeceksiniz. Bu yazıdaki hiçbir şey kimseyi ayrımcılığa karşı mücadele etmekten caydırmamalı. Buna karşın, umuyorum ki yazılanlar ‘stereotipler hatalıdır’ şeklindeki uzun zamandır süregelen iddiaya karşı küçük çaplı bir bilimsel düzeltme vaktinin geldiğine sizi ikna edebilmiştir.

Lee Jussim- “Truth in stereotypes”, (Erişim Tarihi: 20.07.2020), Erişim Kaynağı: https://aeon.co/essays/truth-lies-and-stereotypes-when-scientists-ignore-evidence

Çevirmen: Yiğit Aras Tarım

Çeviri Editörü: Beyza Nur Doğan

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Fizikalizme Karşı Bilgi Argümanı – Tufan Kıymaz

En Güncel Haberler Sosyal Bilimler