Atlas Silkindi: Ayn Rand’ın En Sevilen Romanı Üzerine Derin Bir İnceleme – Susanna Andrews

20. yüzyıl yazar ve filozoflarından Ayn Rand, Objektivizm felsefesi ve kaleme aldığı kurgusal romanlarıyla tanınmaktadır. Yazarın en bilinen kitabı olan "Atlas Silkindi " bu hususta ne anlatmaktadır?

///
2 Okunma
Okunma süresi: 9 Dakika

Ayn Rand, Rusya doğumlu Amerikalı bir yazar ve 20. yüzyıl filozofu idi. Yazarın son ve en iyi bilinen kitabı olan “Atlas Silkindi” 1957 yılında yayımlandı; Rand bu eseri kurgusal yazımının başyapıtı [magnum opus] olarak değerlendiriyordu. Başlangıçta yoğun eleştirilere maruz kalmasına ve eleştirilerin günümüze kadar devam etmekte olmasına karşın, eser popülerliğini sürdürmüş ve yayımlandığı günden bu yana 10 milyon adet nüsha satmıştır. Yayımlanmasından üç gün sonra The New York Times’ın En Çok Satanlar listesinde 13. sırada yer almıştır. Üstelik bir film üçlemesi olarak da beyazperdeye aktarılmıştır!

Bilimkurgu, gizem, aşk ve felsefeyi bir araya getiren Rand, tartışma yaratan görüşleriyle birbirinden farklı pek çok araştırma alanını derinden etkilemişti. Kapitalizmden tutun da mülkiyet haklarına kadar geniş bir yelpazede pek çok konuyu ele alan romanda Objektivizm Felsefesi” ilmek ilmek işlenmiştir. Biz de bu makalede “Atlas Silkindi” kitabının içerdiklerinden bahsedeceğiz.

1. Atlas Silkindi’nin Ortaya Çıkış Hikâyesi

Rand’ın romanın ardında yatan esas gaye, değişime öncülük edebilecek motivasyonu yüksek bireylere duyulan ihtiyacı ve toplumun bu bireylere verdiği nahoş karşılığı gözler önüne sermekti. Hikâye, bu “esas aktörlerin” ortadan kaybolması durumunda neler olacağının tahayyülünü sunmaya çalışmaktadır. Bu durumun yarattığı sonuç, Rand açısından çökmüş bir dünyaya tekabül etmektedir.

Romandaki ilham verici fikir, yazarın, arkadaşı Isabel Paterson ile 1943 yılında arasında geçen bir telefon konuşmasından doğmuştur. Aralarındaki felsefi kurgu yazımı konusundaki tartışmalar sonucunda Rand, kendisinin ve beraber çalıştığı yaratıcı kişilerin eser üretmeyi bırakması hâlinde nelerin yaşanabileceğini sorgulamış ve bu da beraberinde “Atlas Silkindi” kitabının konseptini ortaya çıkarmıştır. Bu eserdeki gayesi, yeni fikirlerin hayata geçirilmesinin önüne geçmenin yaratacağı etkileri göstererek rasyonel kişisel çıkarların taşıdığı değere ışık tutmaktı.

Rand, eserin yayımlanma tarihinden tam 11 yıl önce, 1946 yılında ilk müsveddesini kaleme almaya başladı. Başlangıçta kısa sürede kitabı tamamlama düşüncesiyle hareket ederken, hikâyeyi oluşturan pek çok farklı katmanın derin ve yıllar sürecek bir özveriyi gerekli kıldığını fark etmişti.

Bu özveri, film yapımcısı Hal Wallis ile yaptığı senaryo yazımı sözleşmesinin feshini ve “Hayatın Kaynağı” (1949) adlı film uyarlamasına dâhil olmasını da kapsıyordu. Bu süre zarfında, ağırlıklı kitlesi hayranları olan bir felsefi topluluğa liderlik etti. Aralarından biri, ileride Rand’ın Objektivizm felsefesinin en önde gelen savunucularından ve aynı zamanda gönül ortağına dönüşecek olan Nathaniel Branden’dı. Söz konusu bu topluluk, eserin bölümlerinin müsveddelerini doğrudan dinleyip geri bildirimde bulunuyordu. Rand, başlangıçta adını “Grev” koyduğu romanına tamamıyla enerjisini aktarmıştı. Ardından Yunan mitolojisinde anlatılan Titan Atlas‘ın hikâyesine göndermede bulunmak maksadıyla romanın adını “Atlas Silkindi” şeklinde değiştirme kararı aldı. Titanlar ile Olimposlular arasındaki savaşta kaybeden taraf Titanlar olmuş ve bunun akabinde ceza mahiyetinde Olimposlu Zeus, Atlas’ı dünyayı omuzlarında taşımaya zorunlu kılmıştı. Rand bu durumu, yaratıcı kişilerin omuzlarında taşıdıkları ağır sorumluluğu ve bunu üzerlerinden attıklarında neler olabileceğini ifade etmek üzere bir metafor unsuru şeklinde kullanmaktadır.

2. Atlas Silkindi’nin Ana Karakterleri

Romanın öncülü, çeşitli etki alanlarındaki birkaç köklü uzmanın ortalıktan kaybolmasından kaynaklanmaktadır. Bu karakterler bir zamanlar başarıyla yürüttükleri faaliyetlerini değiştirip daha düşük girişimlerin peşinden koşarlar. Görünüşe bakılırsa toplumun çivisi çıkmaktadır ve romanın başkahramanları Hank Rearden ile Dagny Taggart etraflarındaki çürümüşlüğü anlayıp her fırsatta fark ettikleri hataları gidermeye çalışırlar.

Tanınmış bir sanayici olan Rearden, çöküşe geçen ekonomiyi kurtarabileceğine inandığı “Rearden Metal” adında yepyeni bir alaşım üretmiştir. Ne var ki bu buluşu hükümet, yayın kuruluşları ve bilim insanları tarafından küçümsemeyle karşılanır. Kamuoyu da kendisine sataşmakta, sektördeki tekelleşme arzusu ve açgözlülüğü sebebiyle onu kınamaktadır. İşini ahlaki boyuttan değerlendirmediğinden Rearden buna karşılık vermeyi pek umursamaz. Her ne kadar yaptığı işleri sevse ve bundan bir başarı duygusu hissetse de yine de memnun değildir; yapılan bu eleştiriler ev yaşantısına da sirayet etmekte ve sevgiden uzak bir evliliğin ve cinselliğiyle bağlantılı yaşadığı utanç verici duyguların pençesinde kıvranıp durmaktadır.

Hikâyenin baş kadın kahramanı olan Dagny Taggart, çalıştığı kıtalar arası tren yolu olan “Taggart Transcontinental” şirketinde İşletme Başkan Yardımcılığı yapmaktadır. Tıpkı Rearden’ın yaşadığı çıkmaza benzer şekilde, o da yaptığı işi severek yapmakta ve hem kötü giden ekonomi hem de hükümetin muhalefetiyle yüzleşirken demiryolu şirketi adına büyük bir mücadele vermektedir. Bu şirketin başındaki kişi, liyakatsiz bir lider olan ve mantık dışı kararlara imza atan erkek kardeşi James’tir. Dagny, önünde engel teşkil eden en büyük rakibi olduğuna inandığı yetersizliğini bir türlü kabullenemez. Taggart Transcontinental şirketinde çalışan bir diğer kişi de Dagny’nin asistanlığını yapan çocukluk arkadaşı Eddie Willers‘tır. Onun gayesi, toplumun kendisini şekillendirmede üretkenliğin ve iktidar sahibi kişilere duyulan adanmışlığın taşıdığı önemi açığa çıkarmaktır. Eddie, ancak büyük bir değişim yaratabilme kapasitesine sahip olanlar destek gördüğünde düzgün bir şekilde işleyen ortalama insanı temsil etmektedir.

Objektivizmin kişileştirilmiş somut hâlinin etrafı esrarla kuşatılmış fakat herkesin yakından bildiği bir isme sahip olan esrarengiz bir karakter olan John Galt olduğu söylenebilir. Onun felsefesi her bireyin yaşamdan haz almasını mümkün kılan ahlak anlayışıyla bağdaştırdığı dine karşı sekülerizmi savunmaktadır. Galt bunu şöyle ifade eder: “Ahlakın amacı size acıyla kıvranmayı ve ölmeyi değil, aksine yaşamaktan haz almayı öğretmektir.

Dinin mantığı ve kapitalizmi kınadığını ve dünyadaki yaşamdan haz almaya yönelik arayışları teşvik etmediğine inanmaktadır. Yazdığı karakterler, toplumda yer alan eşitlikçi ideallerden ve hükümetin her alandaki aşırı derecede baskın varlığından memnun değillerdir. Rand’ın “yönetilenlerin rızası” ile güçlendirilmiş ideal devlet ve bireysel özgürlüklere değer veren ideal Kapitalist ekonomi konusundaki görüşleri Galt’ın karakteriyle açığa çıkmaktadır.

3. Atlas Silkindi’nin Başlıca Temaları

Rand, bu romanın başlıca temasının “insanın varoluşunda aklın rolü” olduğunu belirtmiştir. Hikâye genelinde vurgulanan, insanlığın sahip olduğu bilgilerin ve değerlerin tamamını barındıran aklın önemidir. Bunun aksinde, aklın kullanılmamasının kötülüğü nasıl doğurduğu anlatılmaktadır. Bu, yargılama ve gerekçelendirme sürecinde ön planda tutulması gereken mantık ve rasyonalitenin en önemli unsurlar olduğu noktasına varmaktadır.

Romanın başkahramanları yaptıkları işlerin, kendilerinin ve bir bütün olarak toplumun anlaşılmasını en değerli amaç olarak gören düşünürler şeklinde tarif edilmektedir. Bu karakterler kendi şahsi arzularını görmezden gelerek amaçlarına odaklı kalmakta ve değerlerinden asla sapmamaktadır. Karşılaştırırsak, kötücül olarak etiketlenen karakterler gerçekleri görmezden gelir ve duygularına dayanarak hareket ederler. Rand, kişinin duygularıyla harekete geçmesiyle hiçbir şeyin başarılamayacağı görüşünü benimsemektedir.

Daha önce de belirtildiği üzere, bencilliğe karşı özverili yaklaşım arasındaki ikilik pek çok insanın benimsediği ahlaki değerleri sorgulatacak şekilde işlenmektedir. Birçok kahraman ve kötü karakter arasındaki arketipin aksine, kahramanlar bencillikleri ile öne çıkarken kötü karakterler ise bencillikten arınmışlıklarını ve fedakârlıklarını öne çıkarırlar. Bu durumda benciller kınansa da diğer karakter özellikleri genellikle dürüstlük ve başarı gibi övgüye mazhar niteliklerdir.

İki çıkar gözeten insan birlikte hareket ederek ortak bir amaca ulaşmaya çalıştığında, bu girişim sonuç vermekte ve her iki taraf da bundan memnuniyet duymaktadır. Öte yandan, özverili olmak adına kendilerini feda eden karakterler genelde bencillerle özdeşleştirilen özellikleri benimsemektedirler. Rand ayrıca, genel kanıya ters olarak aşkı bencil, cinselliği ise özverili bir biçimde sunmaktadır. Aşkın temelinde bir diğerine değer biçmek yatarken, cinsel ilişkiyse çiftlerle tüm varoluş arasında maddi ve manevi bir birliktelik yaratmaktadır.

4. Atlas Silkindi’nin Temeli Olarak Objektivizm

Rand, romanın ek bölümünde Objektivizm felsefesinin çerçevesini çizmekte ve bu felsefenin hikâyenin öncülüyle nasıl bir ilişki içinde olduğunu şöyle özetler:

Özünde, felsefemin temeli yaşamının ahlaki maksadı olarak kendi mutluluğunu, en ulvi faaliyeti olarak verimli başarısını ve yegâne mutlağı olarak da aklını benimsemiş kahraman bir varlık olarak insan kavramıdır.

Farklı dönemlerdeki siyasal çalkantıları doğrudan yaşayan Rand’ın edindiği deneyimler, bu bireyci inançları beslemişti. Bir Komünist ve Marksist olan Vladimir Lenin‘in liderliğinde gerçekleşen ve 1917’de Rusya’yı Sovyetler Birliği‘ne (SSCB) götüren Bolşevik İhtilali gerçekleştiğinde henüz 12 yaşındaydı. Bu durumdan kaçmak, ailesinin bir zamanlar sürdürdüğü burjuva yaşam tarzının artık vahim bir hâl alması manasına geliyordu. Rand, Büyük Buhran hadisesinin patlak verdiği dönemde Amerika’ya taşındı. Çocukluğunda yaşadığı deneyimler ve ardından gelen süreçte Soğuk Savaş dönemine ilişkin edindiği gözlemler sonucunda ortaya çıkan Komünizm ve Sosyalizm‘e yönelik duyduğu güvensizlik, kolektivizmin bir çözüm olduğu inancına karşı çıkmasına zemin hazırladı.

Özünde “Atlas Silkindi“, Objektivizmin yoğun bir anlatımına dayanan kurgusal bir hikâyedir. Romanın merkezinde, bireylerin ancak kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek yüksek bir ahlaka ulaşabileceklerini savunan “etik egoizm” yer almaktadır.

Hikâyenin cereyan ettiği bu distopik aşamada siyasete, ekonomiye ve iş dünyasına ilişkin yorumlara da sıkça yer verilmektedir. “Yağmacılar” ağır vergilendirme ve devlet mülkiyeti için mücadele ederler. “Beleşçiler” ise üreticilerin yaptıklarından fayda sağlamakla kalmayıp bunu sağlayan kişileri ikiyüzlü bir tutumla hor görmektedirler. Sonunda, romanın kahramanı olan esrarengiz kurgusal karakter Galt işin başındaki kişileri bir araya getirmeyi başararak üretimin durdurulmasını ve yağmacıların kendi başlarının çaresine bakmalarını amacıyla bir grev düzenlenmesini sağlar. Bu son derece tartışma yaratan eser, bilhassa iktidar mevkilerinde bulunan kişileri derinden etkilemeyi günümüzde de başarıyla sürdürmekte ve adeta modern bir klasiğe dönüşmüş bulunmaktadır.


Susanna Andrews – “Atlas Shrugged: Ayn Rand’s Most Famous Novel Explained“, (Erişim Tarihi: 04.10.2023)

Çevirmen: Burak Yıldız

Çeviri Editörü: Yiğit Aras Tarım

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Pop Emperyalizmi – Roger Scruton

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü

Pop Emperyalizmi – Roger Scruton

Soğuk Savaş sırasında Birleşik Devletler hükümeti Amerika’nın dünyadaki imajını korumak için önemli girişimlerde bulundu. Bu dönemde