Yanlış Anlaşılan Üç Teist Filozof: Aquinas, Pascal ve Paley – Berat Mutluhan Seferoğlu

690 Okunma

Felsefe tarihindeki bazı filozoflar günümüzde kum torbası gibi görülür. Kum torbası gibi görülen bu filozofların argümanları orijinal bağlamlarından koparılır, argümanların sahip olduğu incelikler kırpılır ve lisans öğrencilerinin kafa göz dalmaları için hazır hale getirilir. Bu yazıda, Tanrı’nın varlığına inanmamız için sundukları argümanlarla meşhur olan ve haksızlık edilen ‘kum torbası’ filozofların üçünden bahsedeceğim: Thomas Aquinas, Blaise Pascal ve William Paley.

Önce Thomas Aquinas’tan ve onun meşhur ‘Beş Yol’undan bahsedeyim. Beş Yol, Tanrı’nın varlığını kanıtlama amacı güden beş argümana verilen isim. Bunların bir kısmı kozmolojik argümanın, bir kısmıysa teleolojik argümanın türleri. Bu argümanların ayrıntıları şimdilik pek önemli değil. Kilit nokta, Beş Yol metninin aslında bir tür ‘özet’ olması. Beş Yol’un içinde bulunduğu Summa Theologiae hali hazırda Hristiyan olanlar için yazılmış bir teolojiye giriş kitabı. Hem Summa, hem de Beş Yol Aquinas’ın felsefesinin çok küçük bir bölümünü temsil ediyor.

Ama Aquinas’ın Tanrı’nın varlığı hakkında söylediği tek şey Beş Yol’muş gibi bir algı mevcut. Beş Yol’da muallakta bırakılan noktalar üzerinden Aquinas’ın argümanları eleştiriliyor. İyi de Beş Yol, Aquinas’ın argümanlarının dayandığı Aristotelesçi metafiziksel arka planı vermeyen ve bu argümanlara yapılan eleştirileri cevaplamayan, özetin de özeti bir metin. Beş Yol ne Aquinas’ın neden sonsuz geriye gidişin belli türlerinin mümkün olmadığını düşündüğünü, ne de Aquinas’ın ilk nedenin Tanrı olması gerektiğini düşünmek için sunduğu nedenleri açıklıyor. Aquinas’ı ‘İlk nedenin Tanrı olduğunu niye düşünelim ki?’ diyerek eleştirdiğimiz zaman sanki Aquinas bu konuda hiçbir şey dememiş gibi bir izlenim yaratılıyor. Halbuki Aquinas sadece bu soruya yüzlerce sayfa ayırıyor. Elbette nihai anlamda Aquinas Tanrı’nın varlığını kanıtlayamamış olabilir. Ama sanki Aquinas bu eleştiriden haberdar değilmiş ve ilk nedenin neliği hakkında hiçbir şey söylememiş gibi onu eleştirmek hiç de adil değil. Skolastik felsefe geleneğinin en büyük filozofunun ve binlerce sayfa yazmış, hayatını Tanrı konusuna vakfetmiş birinin yapılabilecek en temel eleştirilerin farkında olmadığını düşünmek açıkça kendini beğenmişlik değil mi?

Dahası var. Aquinas’ın olamayacağını düşündüğü sonsuz geriye gidiş, daha önce de belirttiğim gibi, farklı türden bir sonsuz geriye gidiş. Aquinas zamandaki olayların sonsuz geriye gidişinin ya da sonsuz geçmişin olamayacağını söylemiyor. Aquinas’ın söylediği şey ‘hiyerarşik’ ya da  ‘ordered per se’ serilerin sonsuz bir şekilde geriye gidemeyeceği. Bu ayrımın detaylarına bu yazı kapsamında değinmeyeceğim. Sadece arada bir kere öğrenildiği zaman makul görünen bir fark olan iki farklı seriden bahsettiğini düşünmeniz yeterli. Pek çok kişinin düşündüğünün aksine Aquinas evrenin zamanda bir başlangıcı olduğunun akıl yoluyla bilinemeyeceğini ve bunu bilmek için vahye ihtiyacımız olduğunu düşünüyordu. Ancak yine de belli türden sonsuz geriye gidişlerin imkansız olduğunu iddia ediyordu. Aquinas’ın bu iddiası doğru olmayabilir. Mesela belki sonsuz geriye gidişin farklı türleri arasında yaptığı ayrım yanlıştır. Belki de bu dediği sonsuz geriye gidiş türü açısından bile sonsuz geriye gidiş sıkıntı yaratmıyordur. Ama bunlar, Aquinas’ın yanıldığını göstermek için ‘Neden bir ilk neden olsun ki?’ demekten daha fazlasının yapılması gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.

Bahsedeceğim, haksızlık edilen ikinci teist filozofsa Blaise Pascal. Pascal’ın kötü şöhretli ‘kumarı’ felsefe tarihinde en fazla yanlış anlaşılan argümanlardan biri olabilir. Argüman popüler anlayışa göre şunu söylüyor: Eğer Tanrı varsa ve Tanrı’ya inanırsam sonsuz bir yaşam kazanırım. Tanrı varsa ve Tanrı’ya inanmazsam sonsuz azapla karşılaşırım. Eğer Tanrı yoksa inançlıysam da inançsızsam da hiçbir şey kaybetmem. Bu durumda bir kumar oynamam ve Tanrı’ya inanmam daha makul görünüyor.

Bu argümana yapılan üç klasik eleştiriyi ele alalım: a) Tanrı’nın varlığının ihtimalinin çok düşük olması durumunda argüman çöker, b) Tanrı’nın bizim yalandan iman ettiğimizi bilmesi nedeniyle onu kandıramayız, dolayısıyla kumar oynayarak iman etmemiz mantıklı değil, c) Kumar oynayarak iman etmenin bir kıymeti yok zira hakiki iman böyle bir şey değil.

İlk eleştiri geçersiz çünkü Pascal Tanrı’nın yokluğuna ikna olmuş bir ateisti değil, kararsızları muhatap alıyor. Eğer Tanrı’nın varlığı sizin için az çok ‘açık’ bir seçenekse ve inançsızsanız kumar sizi muhatap alıyor, Tanrı’nın yokluğuna ikna olanları değil. İkinci eleştiri geçersiz, çünkü kumar size ‘yalandan iman edin’ demiyor. Eğer Tanrı’nın varlığı sizin için az çok açık bir seçenekse dini faaliyetlerde bulunmanızı, dini topluluklarla bir araya gelmenizi, kiliseye gitmenizi, dua etmenizi istiyor Pascal. Pascal bu sayede, dolaylı yoldan, başta taklidi olan imanınızı hakiki bir imana dönüştürebileceğinizi düşünüyor. Pascal’ın Tanrı’ya samimiyetsiz bir şekilde iman etmenizi isteyecek kadar aptal olduğunu umarım düşünmemişsinizdir… Bu eleştiri Pascal’ın kumardan bahsettiği ünlü yazısında ele alınan ve cevaplanan ilk eleştiri zaten! Üçüncü eleştiriye de ikinci eleştiriye verilen cevap verilebilir. Pascal kimseden salt kumar oynayarak iman etmesini istemiyor. Sadece inanç ve inançsızlığın arasında kalmış biriyseniz ‘orijinal inanç sıçramasını’ kumar oynayarak yapmanızı, dini faaliyetlerle haşır neşir olmanızı ve bu sayede hakiki bir imanı süreç içerisinde edinmenizi istiyor. Dolayısıyla salt oynanan kumar nedeniyle iman etmiyorsunuz, sadece iman etmeye giden süreci kumar oynayarak başlatıyorsunuz.

Haksızlık yapılan üçüncü, ve bu yazı için son, teist filozofsa William Paley. Paley’in Doğal Teoloji kitabındaki Saatçi argümanı, pek çok kişi tarafından ölesiye eleştirilen bir argüman. Özellikle felsefeye giriş derslerinde bu argümanın en fazla tartışılan Tanrı argümanı olduğunu söylememiz mümkün. Ayrıca, Paley’in argümanının David Hume’un Doğal Din Üzerine Diyaloglar eserindeki tasarım argümanı eleştirisi tarafından tam anlamıyla çürütüldüğü de sürekli bir şekilde, üstelik kelli felli felsefe profesörleri tarafından, iddia edilmekte. Peki bu doğru mu?

Bunun doğru olmadığını düşünmek için birkaç nedenimiz var. İlk olarak, Hume’un kitabı 1779’da, Paley’in Doğal Teoloji’si ise 1802’de yayınlandı. İkincisi, Paley Hume’u okumuştu ve kitabında Hume’a yapılan referanslar vardı. Üçüncüsü, Hume’un tasarım argümanına yaptığı eleştirilerin ciddi bir bölümü Paley’in kitabının tasarım argümanıyla ilgili bölümlerinde sunulmuş ve eleştirilmişti. Örneğin Paley, saatlerin nasıl var olduğunu daha önce tecrübe etmediğimiz için onların tasarımla ortaya çıktığını söyleyemeyeceğimiz ve kötü tasarım örneklerinin tasarım argümanını çürüteceği gibi Humecu eleştirileri kitabının tasarım argümanıyla ilgili bölümünde cevaplamaya çalışmıştı. Elbette Paley’in argümanının başarısız olması ve Hume’un eleştirilerinin başarılı olması mümkün. Ama Paley’i zaten cevap verdiği eleştirileri hiçbir çaba harcamadan ‘üzerine fırlatarak’ çürütmeye çalışmamız da saçma görünüyor. En azından Paley’in Humecu eleştirilere nasıl cevap verdiğini öğrenmeden ve bu cevapların başarısına/başarısızlığına göre Paley’in argümanını değerlendirmeden Paley’in Saatçi argümanını hakkaniyetli bir şekilde değerlendirmiş olamayız.

Sonuç olarak Aquinas’ın Beş Yol’u, Pascal’ın Kumar’ı ve Paley’in Saatçi Argümanı çoğumuzun düşündüğünden daha nüanslı argümanlar. Bu argümanlara yapılan eleştirilerin büyük bir bölümü, hele ki felsefeye giriş derslerinde bu argümanların sunuluş biçimleri, argümanların ve onları sunmuş filozofların hakkını vermiyor.

Neden günümüzde yaşayan filozoflar bile geçmişte yaşamış filozofları yanlış bir şekilde eleştiriyor ve öğrencilere yanlış bir şekilde aktarıyor? Ben bunun en az üç nedeni olduğunu düşünüyorum. İlk olarak eski kaynakları okumak pek çok günümüz filozofuna göre bir vakit kaybı. Eski filozofları okumanın ve anlamaya çalışmanın, hele ki Aquinas gibi felsefi kafa yapısının günümüzden çok farklı olduğu filozoflar düşünülürse, fırsat maliyeti çok yüksek. Güncel literatürü takip etme zorunluluğu varken geçmişte yaşamış belli filozoflar üzerinde uzmanlaşmayan filozoflar esas kaynakları deşmek istemiyor. İkincisi, pek çok filozof için doğal teoloji projesi en baştan başarısızlığa mahkum. Bundan dolayı projenin detaylarını öğrenmek çoğu günümüz filozofuna ‘umutsuz’ bir çaba gibi görünüyor. Son olarak, bence, analitik felsefeye içkin bir problem var. Pek çok analitik filozof, günümüz filozoflarının geçmişte yaşayan filozoflara kıyasla bariz bir şekilde daha ‘zeki’ olduğunu ve geçmiş filozoflardan almamız gereken önemli bir şeylerin olmadığını düşünmek istiyor. Bunun bir nedeni geçmiş filozofların anlayış ve hayat görüşü olarak günümüz filozoflarıyla taban tabana zıt olmalarının yanı sıra bazen bize deli saçması görünen pek çok şeyi apaçık gerçeklermiş gibi savunmaları.

Bu ufak yazıdan çıkarılmasını istediğim iki ders var. İlk ders şu: Eskiden yaşamış filozofların argümanlarıyla karşılaştığınız zaman, argüman size bariz bir şekilde saçma görünürse, temkinli olun. Karşılaştığınız argümanın ‘esas argüman’ın ciddi şekilde çarpıtılmış bir versiyonu olması ihtimalini göz önünde bulundurun. İkincisi; argümanın kısa sunumunda verilmemiş bir arka planın olabileceğini ve argümanın savunucularının yapılabilecek en bariz eleştirilere muhtemelen kendi zamanlarında cevap vermiş olduklarını aklınızdan çıkarmayın.

Din felsefesi esasen bu tavsiyelere uyulmaya başlandıktan sonra ilgi çekici bir hal alıyor. Özellikle çoğu ateist için ilk bakışta bir avuç aptalın ve vasat filozofun inançlarını umutsuz bir şekilde savunma çabası gibi görünen din felsefesi, bu ufak tavsiyelere uyulmasıyla beraber hem kendi içinde ilginç hem de özellikle ateistler açısından ilgi çekici felsefi problemlerle dolup taşan bir alan haline geliyor. Din felsefesiyle ilgilenmeye başladığınızda fark etmeniz gereken ilk şey, hangi görüşü benimsiyor olursanız olun karşı tarafta bulunan çok zeki ve bilgili kişilerin olduğu gerçeği. Bu yazıyı teist filozoflar üzerinden yazmış olsam da aynı temaya sahip bir yazıyı teistleri muhatap alıp ateist filozoflar üzerinden de yazabilirdim. Ancak ateistler genelde teist filozofların farkında olup onları yanlış bir şekilde eleştirirken, teistler genelde felsefe tarihindeki meşhur ateist filozofların dahi farkında değiller. Teistlerin temel problemi ateist filozofları yanlış bir şekilde eleştirmeleri değil, onların adını bile duymamış olmaları. Bu nedenle yazıyı o şekilde yazmam durumunda bu yazının onda biri kadar bile ilginç olmayacağını düşünüyorum.

İleri Okuma Önerileri

Aquinas, Pascal ve Paley’in argümanlarını doğru bir şekilde anlamak için gidilmesi gereken ilk yer elbette birincil kaynaklar. Paley’in Doğal Teoloji’sinin ilgili bölümleri ve Pascal’ın Kumar’ı Pojman ve Rea’nın Philosophy of Religion: An Anthology’sinde mevcut. Pascal’ın Kumarı’nı daha iyi anlamak için James Franklin’in Two Caricatures, I: Pascal’s Wager makalesi okunabilir. Aquinas’ın Beş Yol’unu daha iyi anlamak içinse Edward Feser’ın yazdığı hemen hemen bütün kitaplar okunabilir. Feser; The Last Superstition, Aquinas: A Beginner’s Guide, ve Five Proofs of the Existence of God kitaplarının ilgili bölümlerinde Aquinas’ın argümanlarını Aristotelesçi-Thomist metafizikteki bağlamına oturtuyor ve geleneksel eleştirilere verilen cevaplarıyla beraber gayet anlaşılır bir şekilde sunuyor. Paley’in kendi sunumu açık olduğundan ve Humecu eleştirilere yaptığı eleştirileri içerdiğinden dolayı Paley için başka bir makale okumanıza gerek yok.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Tanrı’ya Dair Ahlaki Argümanlar (1): Kanıt Temelli Biçimler - John Danaher

Sonraki Gönderi

İnsan Doğası Derken Neyi Kast Ediyoruz? – Taner Beyter

En Güncel Haberler Analitik Felsefe