Çift Etki Doktrini: Niyetler Etik Açısından Önemli Midir? – Gabriel Andrade

/
1084 Okunma
Okunma süresi: 7 Dakika

Birisine zarar vermek ne zaman ahlaki olarak izin verilebilirdir?

Bu sorunun yanıtlarından biri, çift etki doktrini (ya da kısaca “ÇED”) tarafından sunulur. ÇED, zarardan daha ağır basan iyi sonuçlara da yol açacaksa ve zarar sizin gerçekleştirmeyi niyetlendiğiniz bir şeyden ziyade eyleminizin sadece bir “yan etkisi” ise, birisine zarar vermenin izin verilebilir olduğunu iddia eder. [1]

Bu makalede, ÇED’i tanıtmaya çalışacağız.

1. Tramvay Problemi

ÇED’i daha iyi anlamak için şunu hayal edin: Bir tramvay beş insanı ezecek; frenler çalışmıyor, ancak siz bir kolu çekerek tramvayı sadece bir kişinin ezileceği başka bir yola yönlendirebilirsiniz.

Kolu çeker miydiniz? Çoğu insan (yaklaşık %90) bunu yapmanın izin verilebilir olduğunu söylüyor. [2]

Şimdi, farklı bir senaryo hayal edin: Bir tramvay beş insanı ezecek; birisi rayların üzerindeki yaya köprüsünde duruyor ve siz bu kişiyi köprüden iterek vücudunun tramvayı durdurmasını sağlayabilirsiniz. Böylece beş kişi kurtulacak, fakat itilen adam ölecek.

Adamı iter miydiniz? Çoğu insan (yaklaşık %70) bunun izin verilebilir olmadığını söylüyor. [3]

Ancak neden kolu çekmek izin verilebilirken, adamı köprüden itmek izin verilebilir değildir?

Buna bir cevap şu şekilde verilir: İlk senaryoda adamın öleceğini öngörüyorsunuz fakat amacınız bu değil. Amacınız bu değil, çünkü onun ölümü, sizin beş kişiyi kurtarma “planınızın” bir parçası değil. Onun ölmesine ihtiyacınız yok: Eğer o, tramvay yönlendirildiğinde bir şekilde kaçabilirse, sizin planınız yine de başarılı olur.

Ancak ikinci senaryoda, onun ölümü sadece sizin eyleminizin öngörülen bir yan etkisi değildir. Diğer beşini kurtarmak için onun ölmesi gerekir. Eğer itilseydi, ancak bir şekilde köprüye geri zıplasaydı, diğer beşini kurtarma “planınız” suya düşerdi.

ÇED, bu farkı şöyle açıklamaktadır: ÇED, zarardan daha ağır basan iyi sonuçlar doğuracaksa, birine zarar vermenin izin verilebilir olduğunu ve eyleminizin öngörülen bir “yan etkisi” olduğunu, niyetlenilen bir şey olmadığını iddia etmektedir. Dolayısıyla, ilk senaryoda zararı öngörüyor fakat niyetlemiyorsunuz, oysa ikinci senaryoda ise planınızın bir parçası olarak zararı niyetliyorsunuz. Beş kişiyi kurtarmanın iyi sonuçları bir kişiyi öldürmenin zararlarından daha ağır bastığından, kolu çekmek izin verilebilirdir, ancak adamı itmek yanlıştır. [4]

2. Uygulamalar

ÇED’in gerçek hayatta bazı durumlara nasıl uygulandığına bakalım.

2.1 Askeri Etik

Savaşta sivilleri öldürmek izin verilebilir midir? Terörist eğitim kampına bir bomba bıraktığınızı ve yüz tane terörist öldürdüğünüzü, fakat -ikincil hasar olarak- on tane sivil öldürdüğünüzü düşünün.

ÇED’e göre bu, izin verilebilir birşeydir ve dahası, sivillerin öleceğini öngörebilmek de mümkündür. Önemli olan, amacınızın onları öldürmek olmamasıdır: Eğer bomba sivilleri öldürmeden teröristleri öldürseydi, planınız yine de başarıya ulaşacaktı. [5]

Peki bir düşmanı, teslim olması için zorlamak adına, sivilleri öldürmeye ne demeli? (Hiroşima’daki gibi)? [6] Bu, izin verilebilir midir?

ÇED’e göre bu, izin verilemezdir. Bu eylem ile -savaşın daha çabuk bitmesini sağlayarak- daha fazla hayatı kurtarmış olsanız bile, düşmanınızı teslim olmaya zorlamak adına onların (sivillerin) ölmesine ihtiyacınız vardır. Sivillerin üzerine atılan bomba, bir şekilde onları öldürmezse (ve böylece düşman teslim olmazsa), planınız başarısız olur.

2.2 Tıp Etiği

Tartışma adına, kürtajın fetüse zarar verdiği için yanlış olduğunu varsayalım. [7] Sonuç olarak fetüsün öleceğini bilseniz dahi hamile bir kadının hayatını kurtarmak adına kanserli rahmini almak yine de izin verilebilir midir?

ÇED’e göre izin verilebilirdir. Siz fetüsü hedef almıyorsunuz; fetüsü kurtarırken rahmi ortadan kaldırabilseydiniz, buna itiraz etmezdiniz. Fetüsün ölümü, eyleminizin niyetlenilmeyen bir yan etkisidir.

Şimdi, hamile kadın diyabet olduğu ve hamileliği doğum sırasında ölme riskini artırdığı için fetüsü öldürmeyi düşündüğümüzü varsayalım. Burada ölüm riskini azaltmak adına fetüsün ölmesine ihtiyacınız vardır: Fetüsün ölümü sadece bir yan etki olamaz. Fetüs kadının vücudunda hayatta kalırsa, bu durum annenin doğum sırasında ölme riskini azaltma amacını boşa çıkaracaktır.

Ötanazi konusunda, ölümcül derecede hastalığa sahip olan bir hasta yoğun acı çekiyorsa, bu eylem muhtemelen hastanın ölümüne yol açacak olsa bile, bir doktorun morfin iğnesi yapması ahlaki midir? [8] ÇED’e göre, evet. Doktor ağrıyı hafifletmeye çalışıyor; hastanın ölümü öngörülebilir, fakat niyetlenilen bu değildir.

Bunun aksine, hasta hekimden intiharına yardımcı olmasını isterse ve hekim de buna uyarsa, hekim yalnızca acıyı hafifletmeye çalışmaz, aksine hastayı kasten öldürmeye çalşmış olur. Bu, ÇED’e göre etik değildir.

3. İtiraz

ÇED’in neye izin verilip verilmeyeceğine ilişkin kararları birçok insanın sezgileriyle örtüşmektedir. Fakat yine de itirazlara açıktır.

ÇED’e yönelik yaygın itirazlardan biri de uç durumlara yöneliktir. Bir teröristin, milyonlarca insanı öldürecek saatli bir nükleer bombanın yerini bildiğini fakat bu bilgiyi açıklamayı reddettiğini varsayalım. Teröristi sorgulayanlar, onun iş birliği yapmasını sağlayacak tek yolun reşit olmayan çocuğuna işkence yapmaktan geçtiğini biliyorlar. Çocuğa işkence etmek, nükleer bir felaketi önlemek için bu planda gerekli bir adımdır: Ona kasıtlı olarak zarar verebilirsiniz. Dolayısıyla, ÇED’e göre teröristin çocuğuna işkence etmek yanlıştır.

Ancak bir masum çocuğa işkence etmekten kaçınmak adına milyonlarca insanın (birçok masum çocuk da dâhil) ölmesine izin vermemiz gerektiğini söylemek mantıksızdır. Dolayısıyla, felaketi önlemek adına ÇED’i es geçmek izin verilebilir görünüyor.

Ancak bir “felaket” nedir? [9] 10 kişi ölse, bu bir felaket olarak sayılabilir mi? Sayılamazsa, eşik nedir? 100 kişi? 1,000 kişi? 1 milyon kişi? Cevap net değil.

4. Sonuç

Birçokları için, ÇED sezgisel olarak çekicidir. Ancak bazı durumlar, bu ilkenin katı bir şekilde uygulanmasının bazen problem yaratacağını göstermektedir. [10]


Notlar

  • [1] Çift etki doktrini Orta Çağ felsefesine ve savaş ve nefsi müdafaa ahlakına ilişkin tartışmalara kadar uzanmaktadır. Aziz Augustine, kişinin kendini savunmak için öldürmeye etik olarak asla yetkili olmadığına, çünkü bunun bir tür egoizm olacağına inanıyordu. Ancak diğer bilginler aynı fikirde değildi. Thomas Aquinas, nefsi müdafaanın saldırganı öldürmek gibi kötü bir sonuç doğursa da ilgili kişinin hayatını engellemek gibi iyi bir sonuç doğurduğunu savunmuştur.
    ÇED’nin tarihçesine genel bir bakış ve ÇED’nin alternatif formülasyonları için, bkz. McIntyre (2018).
  • [2] Bkz. Greene (2014).
  • [3] Bkz. Edmonds (2014).
  • [4] Immanuel Kant’ın etiğinin tramvay problemine uygulanışını görmek için, bkz. Deontoloji: Kantçı Etik (Andrew Chapman). Ayrıca, bkz. Sonuçculuk (Shane Gronholz).
  • [5] Bkz. Fotion, N. Ve Elfstorm (2020).
  • [6] 1945 yılında Amerika Birleşik Devletleri, Japon şehirleri Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atarak yaklaşık 200.000 sivilin ölümüne neden oldu. Kısa bir süre sonra Japonlar teslim oldu ve İkinci Dünya Savaşı sona erdi. Bombardımanın gerçekten Japonların teslim olmasına yol açıp açmadığı konusunda tarihsel bir tartışma vardır. Ancak bir diğer etik tartışma, bombalamalar Japonları teslim olmaya sevk etmiş olsa bile, sivillerin hedef alınmasına ahlaki açıdan izin verilip verilmeyeceği üzerinedir.
  • [7] Bu konuya giriş için, bkz. Kürtaj Etiği – (Nathan Nobis). En azından başlangıç aşamasındaki bilinç öncesi fetüslerin kürtajdan zarar gördüğü varsayımına ilişkin bir tartışma için, bkz. Ekendahl, K. Ve Johansson, J. (2022).
  • [8] Bu konulara giriş için, bkz Ötanazi veya İyi Ölüm (Nathan Nobis).
  • [9] Bkz. Walzer (1973).
  • [10] Eylemlerimizden etkilenen kişi ya da varlıkların sayısının ahlaki yükümlülüklerimizle potansiyel ilgisi üzerine bir tartışma için, bkz. Çoğunluğu mu Kurtarmalı Azınlığı mı: Sayıların Ahlaki Bağlamı.

Referanslar


İlgili Yazılar


Gabriel AndradeThe Doctrine of Double Effect: Do Intentions Matter to Ethics?“, (Erişim Tarihi: 01.09.2023)

Çevirmen: Mustafa Calp

Çeviri Editörü: Musa Yanık

Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü son sınıf öğrencisi. İlgi alanı zihin felsefesi ve Daniel Dennett ile Paul Churchland'ın bilinç ile ilgili görüşleri üzerine çalışıyor. Felsefede ilgisini en çok çeken konu ise bilincin gizemi.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Teknoloji ve Dönüşüm – Helena Moradi

Sonraki Gönderi

Ludwig Wittgenstein Gottlob Frege’ye Karşı: Mantık ve Dil Arasında – Luke Dunne

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü