İdam Cezası Mitlerini Çürütmek – Iqrak Sulhin

//
3 Okunma
Okunma süresi: 12 Dakika

10 Ekim, Dünya İdam Cezasıyla Mücadele Günü. Endonezya, idam cezasının hâlâ yürürlükte olduğu birkaç ülkeden biri. Çeşitli çevrelerden gelen birçok redde rağmen Endonezya hükümeti, hâlâ idam cezasının suça karşı etkili bir caydırma yöntemi olduğuna inanıyor.

Politik Hukuman Mati di Indonesia (Endonezya’da İdam Cezasının Politikası) adlı kitapta, idam cezasının caydırıcı etkisine dair araştırmaların Endonezya’da henüz yapılmadığını yazdım. Ampirik verinin eksikliğinin yanı sıra, dünya çapındaki diğer argümanlar ve araştırmalar idam cezasının caydırıcı etkisinin bir mit olduğunu göstermiştir.

İdam Cezasının Arkasındaki Mantık

Kriminolojinin cezai yaptırımları çalışan bir dalı olan penolojide, idam cezasının caydırıcı bir etkisi olduğu fikri, 18. yüzyılda Batı hukuk sistemine klasik faydacılık düşüncesinin tesiri ile doğmuştur.

Klasik faydacılık, Jeremy Bentham ve John Stuart Mill’in ortaya attığı etiğe teorik bir yaklaşımdır. The Philosophy of Law (Hukuk Felsefesi) kitabıyla Immanuel Kant gibi onlardan önceki filozoflar cezayı, ahlaki bir yükümlülük olarak görüyordu. Kant, yaptırımları iyiliği teşvik etme girişimi olarak değil, bir suçun failine direkt bir ceza olarak görüyordu.

Klasik faydacılık aynı zamanda cezaların bakış açısını amacına veya sonucuna doğru kaydırdı. Faydacılık yaklaşımına göre bir yaptırım, en çok sayıda insana en çok faydayı sağlayabilirse meşrudur. Eğer suç, kamu güvenliği oluşturmak için önlenebilirse o zaman ceza meşrudur.

O halde idam cezası, insanları suç işlemekten etkili biçimde korkutabilen bir yaptırım türü olarak görülür. İdam cezası, “mahkeme tasdikli yasal öldürme eylemi” olduğu için değerli değildir. İdam cezası, en başta insanları suç işlemekten caydırmak gibi belli bir yararı olduğu için değerlidir.

Endonezya’da İdam Cezası

Endonezya’da idam cezası, sömürge döneminden beri yürürlükte. Hollanda Doğu Hint Adaları Genel Valisi Herman Daendels, idam cezasını sömürgelerdeki ayaklanmaları bastırmak için bir metot olarak kullandı. İdam cezasının yasal temeli Hollanda sömürge ceza hukukunda, 1 Ocak 1918’de resmileştirildi (Wetboek van Strafrecht voor Indonesia (WvSI)). WvSI içindeki hükümler, Endonezya’nın bağımsızlığından sonra bile ülkenin ceza kanunu olarak kaldı.

Sömürge döneminden bugüne Endonezya’da idam cezası, sayısız feragate rağmen hâlâ uygulanıyor. Ret çoğunlukla Uluslararası Af Örgütü, Kayıp İnsanlar ve Şiddet Mağdurları Komisyonu (The Commission for Missing Persons and Victims of Violence [KontraS]) ve Politika Araştırmaları ve Müdafaa Enstitülüsü (The Institute for Policy Research and Advocacy [Elsam]) gibi sivil örgütlerden geliyor.

İdam cezasını reddetmelerinin sebebi, idam cezasının insan haklarını ihlal etmesiyle ve aynı zamanda adil bir yargılama güvencesi sunmamasıyla ilgili. İnsan Haklarının Korunması İçin Ulusal Komisyon (The National Commission for the Protection of Human Rights [Komnas HAM]) da Endonezya’daki idam cezası uygulanmasının yeniden gözden geçirilmesini öneriyor.

Ancak öyle görünüyor ki bunları görmezlikten geliyor ve idam cezasını uygulamaya devam ediyor.

Dünya çapında ilgi gören en sansasyonel idam cezası davası 2015’te gerçekleşti. 18 Ocak ve 29 Nisan 2015’te hükümet, uyuşturucu ile bağlantılı suçlardan hüküm giyen 14 mahkûmu idam etti.

Başkan Joko “Jokowi” Widodo, kanunu icra edeceğini ve ulusu parçalayan uyuşturucu sorununu yok edeceğini beyan etti. Jokowi’nin idam cezası konusundaki duruşu kararlı bir davranış ve uyuşturucuya karşı bir savaş çağrısı olarak görülüyor. Jokowi, idam cezasının, hükümetin gelecek kuşakları koruma sorumluluğunun bir tecellisi olduğuna inanıyor.

Caydırıcılık Miti

Penolojist K.G. Armstrong cezayı, aynı ihlali tekrar etmemeleri ve başkalarını aynı suçtan caydırmak için bir suçluya acı çektirmenin bir yolu olarak görür.

Ancak idam cezasının gelecekteki suçlara karşı caydırıcı bir etkisi olabileceği iddiası birçok kez çürütüldü. Özellikle ABD’de birçok çalışma, bu caydırıcı etki konusunda şüphe uyandırdı.

Şüphenin asıl sebebi, idam cezasının etkisiyle ilgili ampirik veri toplamanın zorluğuyla alakalı. 1996’da sosyolog Michael L. Radelet ve kriminolog Ronald L. Akers, idam cezasının caydırıcı etkisini kanıtlamak için araştırma etiği tarafından kısıtlanabilecek bir metoda ihtiyacımız olabileceğini belirtti. Nihayetinde, idam cezasının caydırıcı etkisini bir idamdan önce ve sonra ölçmek etik değil.

O zaman kullanılabilecek bir metot, idam cezasına tabi olan bir suçun istatistiklerini bir idamdan önce ve sonra alıp veriyi karşılaştırmaktır. Ancak sosyolog David Johnson’ın Japonya’da ve Güney Kore’de yaptığı araştırmalar, Japonya’daki idam cezalarının azalması sonucunda cinayet davalarının da azaldığını gösteriyor. 1950’lerde Japonya’daki yıllık ortalama idam sayısı 25’ken 1980’lerde bu ortalamanın sadece 1.5’a düştü. Bu süreçte cinayet davaları da %80 azaldı.

Diğer yandan Güney Kore’de ise 1997’de 23 kişinin idam edilmesinden önceki ve sonraki yıllar arasında cinayet vakalarının sayısında elle tutulur bir fark yoktu. Bu veriler, idam cezasının suçu kontrol etme becerisini sorguluyor.

Caydırıcı etkiyi ölçmekle ilgili bir diğer problem de suç miktarında azalma olsa bile, bu azalma diğer etkenler tarafından etkilenmiş olamaz mı? Hukuk profesörü Stuart Banner, Amerika’daki cinayetler için caydırıcı etkinin; nüfus yoğunluğu, refah eşitliği, eğitim ve din seviyesi gibi diğer etkenlerden ayrı tutulamayacağını buldu.

Yukarıda bahsedilen etkenler suç sayısını etkiliyor. İdam cezasının caydırıcı etkisini kanıtlamaya çalışan diğer çalışmalar, bu yabancı faktörleri sabit görme eğilimindedir.

Kriminologlardan Minimal Destek

Radelet ve Akers’in araştırması, kriminologların idam cezasına minimal destek verdiğini gösteren dikkate değer veriler sundu. İdam cezasının müebbet hapisten daha yüksek bir caydırıcı etkiye sahip olmadığı ve olmayacağı sonucuna vardılar

Radelet, 2009’da hukuk danışmanı Traci L. Lacock ile benzer bir metotla başka bir çalışma yürüttü. 94 kriminoloğun dahil olduğu araştırma, kriminologlardan sadece %2,6’sının idam cezasının insanları cinayetten caydırabileceği fikrine katıldığını gösterdi. Kalan %86,9 ise bu fikre katılmadı. Bu demek oluyor ki ABD’deki önde gelen kriminologların sadece ufak bir kısmı idam cezası tehdidinin cinayeti azaltabileceğine inanıyor. Birçoğu ise müebbet hapsin daha güçlü bir caydırıcı olduğuna inanıyor. Diğer bir deyişle kriminologlar, idam cezasının suçu azaltabileceğine dair güçlü ampirik veriler ile desteklenmediğine katılıyorlar.

Klasik faydacılık ceza teorisinin temeli olarak görülse de Ahlak ve Yasama İlkelerine Giriş eserinde Jeremy Bentham, belirli yaptırımların artık göz yumulamayacağı belli koşullar olduğunu açıkladı. Bu koşullar, cezaların artık suçu önleyemediği veya daha iyi iş çıkarabilecek alternatif yaptırım türlerinin olduğu durumları içerir.

Minimal kanıt ve ampirik verilerden sağlanan destek nedeniyle, Endonezya hükümeti ölüm cezası uygulamasını yeniden değerlendirmelidir.


Iqrak Sulhin – “Busting the myths of the death penalty“, (Erişim Tarihi: 13.07.2022)

Çevirmen: Çağan Fırtına

TOBB Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı'nı tamamladı, şu an ODTÜ İngiliz Edebiyatı yüksek lisans öğrencisidir. 18. yüzyıldan günümüze İngiliz edebiyatı en büyük tutkularından. Sosyoloji, psikoloji ve siyaset felsefesi ile akademik olarak ilgili. Orta seviye Almanca bilgisine sahip.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Bir Gökkuşağı Gibi – Keith Frankish

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü