Totalitarizm – (Felsefe Sözlüğü)

//
484 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

Giriş

Totalitarizm, otoriter politik bir sistemi tanımlar veya kamusal ve özel sektörlerin neredeyse tüm özelliklerinin düzenlenmesini ve kontrol edilmesini ifade eder. Totaliter rejimler, öznelerinin üzerinde politik, sosyal ve kültürel bütüncül bir kontrol geliştirirler ve genellikle de karizmatik bir lider tarafından yönetilirler. Genellikle Totalitarizm, tipik olarak bir diktatör tarafından liderlik edilen tek bir ana partiyi içerir; tüm nüfusu, resmi devlet ideolojisine destek için harekete geçirme teşebbüsü ve ekseriyetle baskıyı, iş, işçi sendikaları, kiliseler ve siyasi partilerin devlet tarafından kontrolünü zorunlu kılan, devletin ereklerine paralel olmayan aktivitelere karşı bir tahammülsüzlüktür. Totaliter bir rejim esasında, ileri teknoloji bir sosyal kontrol gerektiren otoriter devletin modern bir formudur.

Totaliter rejimler veya hareketler, umudu kırılmış topluluklara şanlı fakat hayal ürünü bir gelecek vadetme eğilimindedirler. Batı demokrasilerini ise çok zayıf, hazza çok düşkün ve yüce bir sebep uğruna fedakârlıkta bulunamayacak kadar bencil insanların oluşturduğu ve değerlerinin ahlâka ters olduğu olduğu yönünde resmeder. Gizli polis, devlet kontrolündeki kitle iletişim araçları aracılığıyla yayılan propagandalar, kişilik kültleri, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, tek partili devletler, kitlesel gözetim kullanımı, gözdağı verilmesi ve terör taktikleri gibi çeşitli araçlarla kendilerini siyasi iktidarda tutarlar.

Totalitarizmin, birincil olarak hayatta kalmak ve bunun gibi şeylere ilgili olan sosyal toplumda, dini kuruluşlarda, mahkemeler ve basında değişebilen derecelerde bir özerkliğe olanak verebilen diktatörlükle veya otokrasiyle aynı olması şart değildir. Totaliter bir rejim, öteki taraftan devletin her şeyi kapsayan ideolojisine karşı tek bir bireysel ve kurumsal özerklik dahi bulunmamasını zorunlu kılar. Yine de uygulamada,Totalitarizm ve diktatörlük çoğunlukla el ele giderler.

“Totalitarismo”, terimi ilk olarak 20. yüzyılın ortasında Faşist İtalya’da “Faşizmin filozofu olan ” Giovanni Gentile (1875 – 1944) ve  Benito Mussolini (1883 – 1945)” tarafından kullanıldı. Esasında, “her şeyi kucaklayan, bütünsel bir devletin rahatlatıcı varlığını ifade etmesi amaçlanmıştı fakat hemen sonra tehlikeli çağrışımları ve Liberalizm ve demokrasiyle ile olan rencide edici karşılaştırılmaları harekete geçirdi.

Totalitarizmde politik olarak sağa ya da sola yakınlık zorunlu değildir. Çoğu totaliter rejimler Faşist ve aşırı milliyetçi olarak bilinseler de Stalin’in Sovyetler Birliği’nin ve Mao Zedong’un Çin Halk Cumhuriyeti’nin yozlaşmış Komünizmi de tabiatlarında eşit şekilde totaliterlerdi ve bu bağlamda “Totaliter İkizler ” ifadesi, Komünizm ve Faşizm arasında bağlantı kurmak için kullanılmıştır.

Totalitarizmin Tarihçesi

Totalitarizmin, bin yıl öncesinde Çin’i birleştirmesinde Qin Dynasty’e yardım eden başbakan Li Si (280 – 208 B.C.)’nin politik liderliği altındaki antik Çin’de var olduğu öne sürülebilir. Yönetici konumdaki Legalizm felsefesi altında, politik aktiviteler tavizsiz bir şekilde sınırlandırılmış, tüm literatür yerle bir edilmiş ve Legalizmi desteklemeyen âlimler tartışma veya yasal bir süreç olmadan ölüme mahkûm edilmişlerdi.

M.Ö 336’da, Büyük İskender’in yükselişinden önceki birkaç yüzyıl boyunca, Totalitarizme çok benzer bir şey, antik Yunan’daki savaş başlatmaya ve sürdürmeye istekli bir devlet olan Sparta’da hâkimdi. “Eğitim sistemi”  totaliter askeri topluluğun bir parçasıydı ve devlet makinesi, çocukların yetiştirilmesine inecek kadar hayatın her yönünü dikte etmişti.

Plato’nun Devlet’inde bahsi geçen kast temelli katı toplum, Plato’nun belirttiği amacın (adalet arayışında) zıttına, birçok totaliter nitelik barındırıyordu ve vatandaşların devlete hizmet etmekten başka bir şey yapmıyor oldukları aşikârdı. 1651’deki Leviathan’ında Thomas Hobbes, vatandaşlarının güvenlik ve emniyet karşılığında devlet üzerindeki haklarının birçoğundan vazgeçmeye hevesli olduğu hem sivil hem de dini güç üzerinde çalışan mutlak bir monarşiyi öngördü. Niccolò Machiavelli’nin Prens’i, devletin, yalnızca vatandaşları baskı altında tutmak için elindeki her şeyi ne pahasına olursa kullanma konusunda hiçbir tereddütte olmaması gereken yöneticinin faydaları için bir araç olduğu üzerine tartışan totaliter temalara değindi.

Birçok yorumcu, ilk gerçek totaliter rejimlerin, 20. Yüzyılın ortalarında, Birinci Dünya Savaşı’nı müteakip karışıklık döneminde, yani modern silahların ve iletişimin sofistikeliğinin, totaliter hareketlerin gücü birleştirmelerine olanak sağladığı noktada meydana çıktığı hakkında fikirler ileri sürer:

  • Joseph Stalin (1878 – 1953) yönetimindeki Sovyetler Birliği, 1928’den 1953’e dek.
  • Benito Mussolini (1883 – 1945) ) yönetimindeki İtalya, 1922’den 1943’e dek.
  • Adolf Hitler (1889 – 1945) yönetimindeki Nazi Almanya’sı, 1933’ten 1945’e dek.
  • Francisco Franco (1892 – 1975) yönetimindeki İspanya,  1936’dan 1975’e dek.
  • António de Oliveira Salazar (1889 – 1970) yönetimindeki Portekiz, 1932’den 1974’e dek.

Diğer daha yakın tarihli örnekler ise daha fazla veya daha az derecelerde şunları içerir: Mao Zedong yönetimindeki Çin Halk Cumhuriyeti, II. Kim Sung yönetimindeki Kuzey Kore, Fidel Castro yönetimindeki Küba, Pol Pot yönetimindeki Kamboçya, Nicolae Ceausescu yönetimindeki Romanya, Hafız Esad yönetimindeki Suriye, Ayetullah Humeyni yönetimindeki İran ve Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak.


Totalitarianism, (Erişim Tarihi: 25.09.2021)

Çevirmen: Didar Akın

Çevirmen: Beyza Nur Doğan

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Deneycilik/Empirisizm (Felsefe Sözlüğü)

Sonraki Gönderi

Doğrulamacılık (Felsefe Sözlüğü)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü