Kuşkuculuğun Demokratik Erdemleri – Scott F. Aikin ve Robert B. Talisse

//
19 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

Kuşkuculuk, bilginin ulaşılamaz olduğu görüşüdür. Karşımıza çeşitli güçlerde çıkar. En güçlü versiyonunda, şimdiye kadar herhangi birinin herhangi bir şey biliyor olduğunu genel anlamda reddeden tüm bilgiler üzerine bir tezdir. Fakat daha yaygın olarak, kuşkuculuk sınırlandırılmıştır. Belirli bir türden bilginin olasılığının reddidir. Örneğin ahlaki kuşkuculuk, doğru ve yanlışın, iyi ve kötünün bilgisi gibi bir şey olmadığı görüşüdür. Dış dünya kuşkuculuğu ise, bir kişinin zihninin dışındaki konularda bilgi sahibi olamayacağı tezidir. Demek istediğimi anlamışsınızdır.

Düşününce, hepimiz bu kısıtlı anlamıyla en azından bazı meselelerde kuşkucuyuz. Muhtemelen iddia edilen bir tür bilgi hakkında veya başka bir konuda kuşkucusunuzdur. Ve birçok insan kuşkucu olmanın, insanlar çarpıcı iddialarda bulunduklarında sahip olunacak yararlı bir tutum olduğunu düşünür. Yine de, kuşkuculuk filozoflar arasında kötü bir üne sahiptir. Öyle ki tüm entelektüel programlar sadece kuşkucuları yenmek amacıyla tasarlanmıştır.

Yine de kuşkuculuk, en azından eski çeşitlerinde, bir erdem taşır. Ve bu erdem sağlıklı bir demokrasi için elzem olduğu gibi günümüz siyasetinde de saldırı altındadır.

Hem Akademi’de* hem de Pyrrhoncu okullarda temsiliyet bulan antik kuşkucu geleneğin temel kavrayışı entelektüel alçakgönüllülüğün bir erdem olduğu şeklindeydi. Bilmediğinizi, cevaplara sahip olmadığınızı kabul etmek bir zayıflık değildir. Esasen, bu alçakgönüllülük ve telkin yeteneğimiz sayesinde yalnızca başkalarının değil aynı zamanda kendi saçmalıklarımızı da kesme yeteneğine sahibizdir.

Akademi’dekiler, kişinin birçok konudaki çeşitli argümanları inceledikçe cevaplardan daha az emin hale geldiğini fark ettiler. Daha sonraki Pyrrhoncular, oldukça kısa bir yol ile kusurlu kanıtsal desteği ya da basitçe döngüsel nedenselliği açığa çıkaran, bir dizi kuşkucu mecaz ve kuşkucu meydan okumaya giden kısa yollar geliştirdiler. Hayatımızı yönlendiren büyük fikirler konusundaysa, kesinliğinden emin olduğumuz şeylerin çoğu neredeyse hiçbir zaman eleştirisiz bir şekilde kabul edilmiyor. Bunun ışığı altında, antik kuşkucular yargılarımızı ertelememiz gerektiğini öğütlediler ve eğer yargıda bulunmak istiyorsak yargımızın tüm tarafları dikkate alacak şekilde gerçekleşmiş bir sürecin sonunda mütevazı bir şekilde verilmesi gerektiğini düşündüler.

Günümüzdeyse, neredeyse anında verilmiş yargıları provoke eden bir dünyada yaşıyoruz. Öfke, destek, kızgınlık ve sempati çağrıları altında boğulur haldeyiz. Çoğu bağlamda, sessizliğin bir çeşit ortaklık oluşturduğu ve yargıdan kaçınmanın başlı başına bir destek olduğu açık bir şekilde norm düşüncedir. Vakit esastır! Görüşlerinizin duyulmasına izin verin, çünkü ne olursa olsun, bir görüş bildirmiş gibi anlaşılacaksınız.

Yine de, bu durum bilginin işlenmesinin gittikçe güçleştiği bir zamanda anlık-hükümler verme kültürünü desteklemiş oluyor. Eski moda manipülasyon teknikleriyle birleştirilmiş karmaşık yalan haber ve deepfake* imkanlarının olduğu bir dünyada, George Orwell’ın gözlemlediği üzere, kişinin basitçe gözünün önündekini görmesi dahi bir mücadeledir.

Göz kırpmaksızın yapılan yargılamaların değerlendirilmesinin kısmen girişimcilik olduğu sonucundan kaçınmak zordur. Siyasetten bağımsız olarak, epistemik anlamda hepimiz muhafazakarızdır. Yani, bir kez bir görüş oluşturduğumuzda bilişsel anlamda ona bağlı kalmaya bağlıyızdır. Psikolojik anlamda silahlarımıza sıkıca tutunmaya eğilimliyizdir. Ve böylece, kanıtları değerlendirmemiz kısmen bu kanıtların önceden sahip olduğumuz inançları ne dereceye kadar desteklediğine bağlıdır. Bizler doğrulama yanlılığından muzdaribiz. Bunun da ötesinde, inançlarımız kendileri lehindeki kötü akıl yürütmeleri tespit etmemizi de engelliyor. Ünlü bir çalışmada, kabul edilebilir bulduğumuz sonuçlara sahip oldukları zaman argümanlardaki biçimsel (formel) safsataları tespit etme olasılığımızın daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Son olarak, çoğu inancımız onayladığımız şeyler değil bizi biz yapan şeylerdir. Sosyal çevrenizdeki pozisyonunuzun tüm önemli meselelerde doğru şeyi söylemenize nasıl bağlı olduğunu ve pozisyonunuzu tehlikeye düşürebilecek meselelerde nasıl emin olmadığınızı düşünün. Belki de artık o çevrede olup olmadığınızı dahi düşünebilirsiniz. İnançlar için ortadaki risk yüksektir ve bir kez bu inançlara sahip olduğumuzda onları tutma eğilimindeyizdir.

Fikir pazarı daha çok içerik sağlayıcıların tatmin edici bulmamızın beklenebileceği görüntü ve mesajlar sağlayarak ilgimizi çekmek için rekabet ettikleri, zihinler için bir markettir. Hedef kitle tahmin edilebilir yollarla şekillendirilebilseydi bu durum içerik satıcılarının ticari çıkarlarını geliştirmelerine yardımcı olurdu. Dolayısıyla anlık yargıların önemi şudur: mümkün olduğunca hızlı bir şekilde gemiye binmeye teşvik ediliriz ki sonrasında bizi denetim altında tutacak bir bilgi rejimi, tatmin edici bir anlatı inşa edilebilsin.

Tüm bunların demokrasi için korkunç bir haber olduğunu söylemeye gerek yok. Her ne kadar yurttaşlara özellikle günün siyasetiyle meşgul olduklarını hissettirse de, aslında her şey giderek daha ayrıntılı olan bir pazarlama meselesidir. Dahası, gerçek politikanın sıkı çalışması algılarımızı büyük çaplı ticari çıkarları sağlama amacıyla kullanılır. Yargılama kapasitemiz bu şekilde dış kaynaklara bırakıldığında, sonunda onları kaybederiz. Sonunda, diğer tarafın bize yansıttığı en kötü tasvirlere giderek daha fazla uyarak birbirimizin korkulukları* haline geliriz.

Antik kuşkucu gelenek ısrarlı onay çağrıları karşısında dahi yargıyı geciktirmenin önemini öğretir. Anlık olandan geriye çekilme sanatını kişinin kendisini dünyadan soyutlaması şeklinde değil ancak yaptığı yatırımları başarılı bir şekilde ölçmesi için kullanacağı bir strateji olarak öğretir. Yani, kuşkucu görüş, bir inanca beslenecek uygun miktarda güveni değerlendirebilmek için öncelikle yargıyı geciktirmeyi öğrenmenin şart olduğunu söyler.

Bir demokraside, siyasi eşitler arasında paylaşılmakta olan kendi kendini yönetme projesi bizleri kendi içimizde entelektüel alçakgönüllülüğün gücünü sürdürmeye davet eder. Yeni ya da yeni dikkate alınan kanıtlar ışığında yargılarımızı ayarlamaya, düzeltmeye ve yenilemeye hazır bulunmalıyız. Başkaları tarafından ikna edilebilir olmayı sürdürmeliyiz. Ve kendi görüşlerimize fazla bağlanmaktan kaçınmalıyız.

İkna edilebilir ve yeni kanıtlara açık olmak sizinle fikir ayrılığı yaşayanları duyabilmeniz ve nedenlerini birer neden olarak görebilmeniz anlamına gelir. Bu, sonunda ikna edileceğinizi garantilemez ancak uygun bir demokratik tarzda onlara eşitleriniz olarak davrandığınız anlamına gelir. Fikir ayrılığı yaşadığınız insanları akıl yürütme konusunda eşit görmemenizle ilgili problem onları ortaklaşa yönetim projesinde de eşitleriniz olarak görmüyor olmanızdır. Onlar yalnızca birer engeldir. Bu, kişinin yurttaşlarına karşı takınacağı demokratik bir tavır değildir.

Ortadaki büyük ironi şu ki kuşkucular günün sonunda yalnızca çok az görüşün onaylanmaya değer olduğunu düşünseler de aynı zamanda neredeyse tüm görüşlerin incelemeye değer olacak kadar ciddiye alınması gerektiğini benimsemişlerdir. Buradaki anahtar demokratik anlayış yurttaşlarımızın görüşlerini bizlerle siyasi eşitler oldukları için ciddiye almamız gerektiği yönündedir. Bunu yapabilmek için önceden belirlemiş olduğumuz yargılarla ortaya çıkmanın çekiciliğine direnmeli ve hızlıca inançlar oluşturma yönündeki eğilimlerimizi yavaşlatmanın bir yolunu bulmalıyız.

Anlık yargılarla dolu mevcut siyasi kültürün kendisi bu kuşkucu erdemlere karşı işliyor ve kuşkucu erdemler aynı zamanda iyi bir demokratik vatandaşlığın da merkezindeki erdemler olduğu için bu anlık yargı kültürü demokrasiye karşı da hareket etmiş oluyor.


  • *Akademi: Burada antik-Yunan filozoflarından Platon’un kurduğu bir felsefe okulu olan Akademi’den bahsedilmektedir.
  • *deepfake: Deepfakes, mevcut bir görüntü veya videoda yer alan bir kişinin, yapay sinir ağları kullanarak bir başka kişinin görüntüsü ile değiştirildiği bir medya türüdür. (https://www.wikiwand.com/tr/Deepfake)
  • *korkuluk: Burada korkuluk, korkuluk safsatası (strawmen fallacy) olarak geçen ve karşı görüşü olduğundan çok daha zayıf, karikatürize bir şekilde tanımlayarak karşı görüşten yaratılan bu korkuluğa saldırmayı tanımlayan mantık safsatasından gelmektedir.

Scott F. Aikin ve Robert B. Talisse, “The Democratic Virtues Of Skepticism“, (Erişim Tarihi: 11.04.2021)

Çevirmen: Yiğit Aras Tarım & Göktuğ Koca

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Kadın Bir Halk Elçisi: Ivy Litvinov’un Unutulmuş Diplomasisi - Brigid O’Keeffe

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

Hex, Tam Bilgili Oyunlar ve Strateji Çalma

Bu yazımızda 1942’de Piet Hein tarafından bulunan ve 1947’de bağımsız olarak John Nash tarafından tekrar keşfedilen Hex oyununu inceleyeceğiz. Hex, hücreleri altıgen