Mantıksal Pozitivizmin Mantıksızlığı – Michael Huemer

///
1427 Okunma
Okunma süresi: 9 Dakika

Pozitivizm nedir? Basitçe pozitivizm (veya ‘’mantıksal pozitivizm’’) = empirizm + doğrulamacılık.

Empirizm: Sentetik veya a priori bilgi olmadığı tezi.

Doğrulamacılık (veya anlamın doğrulama kriteri): Kabaca, bir cümlenin anlamının doğrulama kriteri tarafından belirlendiği görüşü. Bir cümlenin anlamını kavramak, onun hangi koşullarda doğrulanmış veya çürütülmüş sayılacağını bilmektir. Eğer bir cümle test edilemiyorsa, anlamsızdır.

Bu görüş, açıkça yanlış olması sebebiyle filozoflar arasındaki popülerliğini kaybetmeden önce, 20. yüzyılın başlarından ortalarına kadar oldukça popüler bir görüştü. Ancak herkes mesajı alamadı. Genellikle filozoflar bu görüşten vazgeçtiler, ancak bilim adamları hala mantık(sız)sal pozitivizmden etkilenmekteler ve modern bilimsel teorilerin bir kısmı hala büyük ölçüde pozitivist felsefeye dayanıyor.

Empirizm hakkında daha önce konuşmuştum (https://fakenous.net/?p=2638), o sebeple burada doğrulamacılığın problemine odaklanalım.

[Açığa Kavuşturma: ‘’anlamsız’’ derken ‘’amaçsız’’ demek istemiyorlar. Test edilmeyen teoriler hakkında konuşmanın boş olduğunu söylemiyorlar. Kelimenin tam anlamıyla, test edilemez bir cümlenin hiçbir şey iddia etmediğini söylüyorlar. Böyle cümlelerin önermesel bir içeriği olmadığını söylüyorlar. ‘’Blug trish ithong’’un anlamsız olduğu gibi anlamsız.]

[Nitelikler: Pozitivistler, bahsedilen kaba fikri benimseme kararı aldıktan sonra, görüşü daha az çürütülebilir hale getirmek için biraz değiştirdiler. Örneğin, bir cümlenin kesin olarak doğrulanabilir veya çürütülebilir olması gerekmediğine; lehinde veya aleyhinde bazı deliller olmasının yeterli olduğuna karar verdiler. Ayrıca, bu ‘’anlamsız’’ cümlelerden bazılarının, herhangi bir önerme (bilişsel anlam) ileri sürmeye çalışmadığı sürece, bir şey hakkındaki duygularımızı (duygusal anlam) ifade etmek gibi meşru bir kullanımı olmasına izin verdiler. Yani artık doğrulama kriteri yalnızca bilişsel anlam için geçerli oldu, duygusal anlam için değil.]

Bu Teoride Kafa Karıştıran Nedir?

Pozitivizm İçin Motivasyon

İlk olarak, en başta doğrulama kriteri için motivasyon neydi? Bazı yazılarda, doğrulamacılığın özellikle (anlaşılabilir bir şekilde) uğraşılmak istenmeyen bazı geniş felsefe alanlarını reddetmek için bir rasyonalizasyon olarak tasarlandığı oldukça açıktır (çünkü pozitivistler bazen çıkıp bunu kabul ediyorlar), özellikle kıta felsefesinde. Heidegger’i, Foucault’ı, Derrida’yı düşünün. Bu insanların cümlelerinin ya anlamsız ya da çok az anlamlı olduğunu düşünmek ilk başta akla yatkındır. Öyleyse, bu insanların söylediği hemen hemen her ‘’anlamsız’’ şeyi dışlayan genel bir tez bulalım.

(Not: Carnap’ın ‘’Dilin Mantıksal Analiziyle Metafiziğin Ortadan Kaldırılması’’ isimli ünlü makalesini incelemek ilginçtir, Heidegger’den ‘’Hiçlik hiçtir’’ ifadesini içeren spesifik bir pasajın neden anlamsız olduğunu akılda kalıcı bir şekilde açıklıyor.)

Temel Karışıklık

Yine de, kıta felsefecilerine karşı uygun bir cevap olabilmesi için doğrulama kriterinin hiç yoktan ilk bakışta akla yatkın olması gerekir, en azından bazı insanlar için. Birisi neden doğrulama kriterini mantıklı bulur ki? Genel anlamda, pozitivist yazarlar bunu dogmatik bir şekilde kabul edip ondan sonuçlar çıkarmaya başladılar.

Ama ben bunun için mantıklı bir motivasyon buldum. Teori: bilgi ve hakikat kavramları arasındaki bir karışıklıktan motive oluyor. Bunların neden farklı olduğunu açıklamama gerek olmadığını varsayıyorum, değil mi? Bir önermenin gerçekten doğru olması başka bir şeydir, onun doğru olduğunu bilmemiz bambaşka bir şeydir. Ama yine de bunları karıştırdığınızı varsayalım. O zaman şöyle bir düşünceye sahip olursunuz:

  1. Anlam, hakikat koşullarıdır. Yani bir cümlenin anlamını kavramak, cümlenin hangi koşullar altında doğru veya yanlış olacağını kavramaktır.
  2. Hakikat = bilgi
  3. Öyleyse anlam, doğrulama koşullarıdır. Yani bir cümlenin anlamını kavramak, cümlenin hangi koşullar altında doğru veya yanlış olduğunun bilinebileceğini kavramaktır.

Önerme 1, anlamın makul bir açıklamasıdır. Önerme 2, korkunç bir kafa karışıklığıdır. Eğer mantıklı bir hesapla başladıysanız, devamında korkunç bir kafa karışıklığı yaratın, sonra da doğrulamacılığa ulaşacaksınız. Elbette hiçbir pozitivist yukarıdaki argümanı açıkça söylemez. Karışıklıklarla ilgili mesele, onları tamamen açık hale getirememenizdir, yoksa yanlış yolda olduğunuz zaten açıktır. Yani benim öne sürdüğüm şey şu: (1) makul görünüyor, sonra pozitivistler bilgiyi hakikatle karıştırıyorlar ve (3) de onlara makul görünüyor. Bu arada bu subjektivist safsatanın bir çeşididir (https://fakenous.net/?p=2697). Bir ifadenin hakikatini bizim ona dair bilgimizle karıştırmak, gerçekliği temsillerimizle karıştırmanın bir yoludur.

Elbette hatayı bir kez gördüğümüzde, doğrulamacılığa karşı bir argümanımız olmuş olur:

  1. Anlam, hakikat koşullarıdır.
  2. Hakikat = bilgi değildir.
  3. Öyleyse anlam, doğrulama koşulları değildir.

Anlam, Bileşimseldir

Bir diğer sorun da anlamın bileşimsel olmasıdır. Yani, anlamlı kelimeleriniz varsa ve onları anlamlı şekilde birleştirirseniz, anlamlı bir cümle elde edersiniz. Cümle, tek tek kelimelerin anlamları ve bunların bir araya getiriliş biçimleriyle anlamlı hale gelir; bu cümlenin bütünü için doğrulama koşullarının olmasını gerektirmez.

Örnek: Evimde tespit edilemeyen bir kaplumbağa var diyebilirim. Bu cümle test edilemez. Ancak içindeki her kelime anlamlıdır (ve ‘’tespit edilemeyen’’i sevmiyorsanız, ‘’tespit’’ ve ‘’edilemeyen’’in anlamlı olduğunu unutmayın) ve kelimeler anlamlı olacak şekilde birleşir. Bileşimsel anlamlara izin verirseniz, birinin test edilemez cümleler kuramayacağını garanti etmenin hiçbir yolu yoktur.

Karşı-örnekler

Pozitivistler sürekli olarak kendi teorilerine kanıt olarak bazı belirleyici karşı-örnekleri gösteriyorlardı. Bu işte çok iyiydiler. Sadece, yaptıklarının bu olduğunu kabul etmiyorlardı. Bunun yerine teorilerinden absürd sonuçlar çıkarıp bunların doğruluğunun teorileri tarafından kanıtlandığını ileri sürüyorlardı.

Birinci Örnek

Pozitivistler geleneksel olarak (sözde) test edilemez oldukları gerekçesiyle ‘’Tanrı vardır’’ veya ‘’öteki dünya vardır’’ gibi ifadelerin anlamsız olduğunu söylerler. Bunlar doğrulamacılığın bazı bariz karşı-örnekleridir. Bunlar ‘’anlamlı’’ olmanın sınırında cümleler değildir, (dogmatik bir pozitivist olmayan herkes için) açıkça birer anlamlı cümle örnekleridir.

İkinci Örnek

Pozitivistler aynı şekilde, test edilemez oldukları gerekçesiyle, ‘’kürtaj yanlıştır’’ gibi ahlaki ifadelerin de anlamsız olduğunu söylerler. Tekrardan, bu teorilerine karşı bariz bir karşı-örnektir.

[A.J. Ayer, ‘’kürtaj yanlıştır’’ ifadesinin bir önerme ileri sürmek yerine yalnızca duyguları ifade etmeye hizmet eden bir cümle olduğunu iddia etti. Bu görüş, Frege-Geach problemi tarafından çürütüldü – kabaca sebebi ‘’kürtaj yanlıştır’’ ifadesini önerme özelliği taşıyan bir cümle şekline sokabileceğiniz gerçeğiydi. Örneğin, ‘’… olup olmadığını merak ediyorum’’, ‘’Muhtemelen …dır’’ ‘’Eğer … ise, Q’’ ‘’Durum … değil’’ vb.]

Üçüncü Örnek

Pozitivistler birbiriyle açıkça çelişen bazı teori çiftlerinin aslında aynı anlama geldiğini iddia ettiler. Örneğin, yerçekimi fenomenini açıklamak için Öklid harici bir geometri öne süren görelilik teorisi vardı. Öyleyse, mükemmel bir Öklid teorisi kullanan, ancak yerçekimi alanlarının (ışık ışınları dahil) karşılaştıkları tüm nesnelerin boyutlarında bozulmalara neden olduğunu iddia eden alternatif bir teori var. Reichenbach ve Carnap aynı ampirik tahminleri yaptıkları gerekçesiyle bunların gerçekte aynı teoriler olduğunu iddia ettiler.
(Neden aynı tahminleri yaptıklarını anlamak için Reichenbach’ın Uzay ve Zaman Felsefesi’ne bakınız.)

Tekrardan, bu doğrulamacılığın bariz bir karşı-örneğidir, çünkü açıkça görülür ki ikisi aynı teoriler değildir. (Bu arada, kuantum mekaniğinin farklı yorumlarından kaynaklanan benzer örnekler de vardır. Ve çok daha fazla karşı-örnek verilebilir.)

Sorunu yeniden ifade etmek gerekirse: Mantıksal pozitivizmin bu sonuçlarından her biri, ilk bakışta açıkça yanlış görünmektedir. Demek istediğim, pozitivizme halihazırda bağlı olmayan normal bir insan bunların yanlış olduğunu düşünürdü. Bu sebeple bunların doğru olduğunu düşünmek için iyi bir nedene ihtiyacımız olacaktır (‘’Tanrı vardır’’ anlamsızdır, ‘’Kürtaj yanlıştır’’ anlamsızdır vb.). Pozitivistlerin bunlar için sunduğu tek gerekçe bunlara anlamın doğrulama kriteri aracılığıyla varıyor olmalarıdır. Ancak, anlamlı cümlelerin son derece açık görünen durumlarını açıklayamıyorsa, doğrulama kriterini ilk etapta kabul etmek için hiçbir sebep yoktur.

Sonuçlar

Pozitivizmin neden irrasyonel olduğunu şimdi anlıyor musunuz? Ayrıca neden entelektüel olarak zararlı olduğunu? Sorunlardan bir diğeri, mantık(sız)sal pozitivizmin birçok ilginç soruyu göz ardı etmenize sebep olmasıdır… mesela etik alanının tümü.

Bir başka sorun ise, mantık(sız)sal pozitivizmin 20. yüzyılda bilimsel teorilerimizi de bugün hala etkileri sürecek şekilde kirletmesidir. Yukarıdaki örnek (örnek 3) bunu göstermektedir. Bu örnekte, ampirik kanıtlarla eşit derecede desteklenen, genel göreliliğe alternatif sunan bir teori vardır. Fakat bilim adamları bunu genelde farklı ampirik tahminlerde bulunmadıkları gerekçesiyle görmezden gelirler; bu durum kısmen pozitivizmden etkilenmiştir.

Diğer bir örnek de fizikçilerin tercih edilen referans çerçevesi (tercih edilen bu tarz bir çerçevenin olmaması, özel göreliliğin temel ilkesidir) fikrini kararlılıkla reddetmeleridir. Pozitivistlerin bunu düşünmekteki motivasyonlarından birisi: Tercih edilen bir referans çerçevesi olacaksa da, tüm göstergelerin bunun saptanamaz olduğunu göstermesidir (diğer bir deyişle mutlak hızımızı ampirik olarak ölçemiyor oluşumuz). Eğer böyleyse doğrulanamayan gerçekler de olmalı. Ancak mantıksal pozitivizm sayesinde bu tür gerçeklerin olamayacağını (olsa da kimsenin bundan söz edemeyeceğini) ‘‘biliyoruz’’.

[Not: Pozitivizmin görelilik teorisini nasıl harekete geçirdiğini görmek isterseniz, Albert Einstein’ın İzafiyet Teorisi: Görelilik Kuramı kitabına bakınız. Bu konuda tamamen açık konuşuyor.]

Başka bir örnek kurantum mekaniğinin yorumlanmasını ilgilendirir. Einstein, Bohr ile QM üzerine tartışırken daha önce pozitivist ilkelere başvurduğu için pişmanlık duymuştu. Kabaca bahsetmek gerekirse, Einstein gerçekliğin her zaman tam olarak belirli olduğunu düşündü (biz ne olduklarını bilmesek bile şeylerin belirli özellikleri vardı). İyi bir pozitivist olan Bohr’a göre, eğer bazı bilgi kümeleri prensipte bilinemiyorsa (QM’de olduğu gibi), o zaman bilgi yoktur; yani gerçeklik belirsizdir. Örneğin, bir parçacığın konumunu ve momentumunu aynı anda bilmiyorsanız, o zaman gerçekte hiçbir parçacığın aynı anda hem konumu hem momentumu yoktur.

Bugünlerde öğrencilere düzenli olarak kökleri pozitivist dogmaya dayanan teoriler öğretilmektedir. Filozoflar pozitivizmin yanlış olduğunu 20. yüzyılın sonlarında anlamışlardı, ancak bilim adamları o sıralar filozofları dinlemeyi çoktan bırakmışlardı, bu yüzden de hala pozitivizme dayanan teorilerimiz var.


Michael Huemer – “The Illogic of Logical Positivism“, (Erişim Tarihi: 08.12.2022)

Çevirmen: Yağız Kaygı

Çeviri Editörü: Musa Yanık

Samsun İbrahim Tanrıverdi Sosyal Bilimler Lisesi'nde eğitimine devam etmektedir. Başta psikoloji ve felsefe olmak üzere insan bilimlerine ilgilidir. Daha çok ilgilendiği felsefe alanları zihin felsefesi ve epistemolojidir. Bunlar haricinde öncelikle sinema olmak üzere sanat ve fantastik rol yapma oyunları ilgi alanlarından bazılarıdır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Hayatın Anlamı: Yaşamınıza Anlam Katan Şey Nedir? – Matthew Pianalto

Sonraki Gönderi

Cumhuriyet Gazetesi’ne Konuk Olduk: “Mağara Duvarlarından Akıllı Tabletlere: Eğitime Bakış” – Taner Beyter

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü