… Ve Yanıtları – Arda Denkel

22 Okunma
Okunma süresi: 3 Dakika

Sayın Kuntman’ın 1,2, 5 ve 6 sayılı notlarında saptadıkları dışında eleştirilerimin yerini bulmuş olduğu kanısındayım. Şimdi geri kalanlara kısaca değineceğim. (1’e ilişkin) Sayın Kuntman, önerdiğim girilmezlik kavramıyla, değindiği uç durum dışında hesaplaşmıyor. Oysa girilmezliğin böylece kavranması, onun ortaya attığı özgün savların birçoğunun geri çekilmesini gerektirecek, ya da bu savların uygulama alanını böylesi uç durumlar içine sınırlayacaktır. Böylece de kuramın artık genel bir iddiası kalmamış olacaktır. Çünkü iki nesnenin tüm nitelikleri çok benzer (ve “en az” bir anlamda farklı) olsa bile, bunlar girilmez kalacaktır. Sayın Kuntman’ın kuramının yalnızca ayırtedilmez (eşnitelikli) nesneler için geçerli olduğunu varsaymaksa akla şu soruyu getiriyor: Tüm nitelikleri tam benzer olan nesneler somut dünyada deneysel anlamda gerçekten var mı? Leibniz’i anımsayalım: Gidin bakın, böyle iki nesne bulabilecek misiniz, diyor. Büyüteç altında iki süt damlası bile çok farklı görünür, diye ekliyor. Bosonlar gibi, doğrudan gözlemlenemeyen “cisimlerin” nitelikçe eş olup aynı yeri paylaşabildiklerini söylemek deneysel değil, dolaylı deneyime dayalı kuramsal bir önerme yapmaktır. Yalnız, Sn Kuntman’ın haklı olduğu bir nokta var. Girilmezlik, eş nitelikli iki nesne için, karşıt niteliklerin dışlayıcılıklarıyla açıklanamayacaktır. Bunun için gereken ek açıklamanın yeri burası değil, çünkü eleştiri altında bulunan kuram burada benimki değil. Yine de, duruma şöyle bir bakalım: İki çok benzer süt damlasının yavaş yavaş bütün ayrılıklarını giderebildiğimizi varsaysak da, bunların böylece birden birbiri içine geçebilir olacağını söyleyecek değiliz, elbet. Böyle bir şeye soyut ve mantıksal olarak bir engel kalmıyor olsa da, somutlar evreninde bu tür bir şey gerçekleşemeyecektir. Çünkü nitelikler, eş olduklarında da, örtüşerek değil eklenerek birleştirilebilen şeylerdir.

(2.’ye ilişkin) Korkarım, buradaki karşıt örnek bir dile getirilişin çekiciliğinin çok ötesine aşıyor. Nesnenin alan için zorunlu olmadığını ortaya koymak için kaynak nesnesi bulunmayan bir alan gösterebilmek yeterlidir. Elektromanyetik alanını şimdi saptadığımız bir eski yıldız arak kendi içine göçmüş, ve kara delik olmuştur. Bu kara deliğin Hawking’in saptadığı gibi (örneğin bkz. A. Brief History of Time, Bantam Press, 1988, s. 104-113.) kimi parçacıklar ve radyasyon yaydığı söylenebilecektir. Ancak önemli olan, radyoteleskopumuzun şimdi “algıladığı” alanın kaynak nesnesinin bu kara delik olmayışı, kara deliğin yaydığı şeyin bu alan olmayışı ve bu alanın kaynak nesnesinin artık varolmayışıdır. Bir yıldız ile onun sonra dönüştüğü kara deliği, sırf uzay-zamandaki süreklilikleri nedeniyle özdeş sayamayız.

(5.’e ilişkin) Alanlı nesnelerin itişmeleri savına değinerek, Sn Kuntman bu olgunun makroskopik ölçekte gözlemlenemeyeceğini söylüyor. Küçükler ürerine değil de orta boy nesnelere ilişkin olarak konuşuyor olmamıza karşın, itişmenin burada da gözlemlenemeyecek ölçüde zayıf kaldığını varsayalım. Ya peki gök cisimleri? Bildiğimiz kadarıyla dünyaya düşen bir meteor, ya da çarpışan iki büyük gök cismi de, mekanik anlamdaki vuruşları hiç yumuşamadan ve iç içe geçip ayrılmadan, ya parçalanıyorlar, ya da biri öbürüne gömülüyor. Yer gibi çok büyük bir cisim üzerine düşen uçaklar da hiçbir itilişle karşılaşmıyorlar. Şimdi, bu durumlar da yeterince makroskopik değil denirse, ya da alanlar yalnızca küçükler boyutunun gözlemlenemeziliği içinde etkili sayılırlarsa (oysa çekim alanları hiç de böyle değil!), artık “makroskopik ölçekte gözlemelenemez”in (dolaylı olsa da) hiçbir deneysel anlamı ve değeri bırakılmamış olmaz mı?

Not: Yeri gelmişken sormak isterim. Nesneleri çevreleyen alan her halde tek bir alan olarak düşünülmeyecek. Çekim, elektromanyetik, vb. alanlar söz konusu olmalı.

Bunlar değişik doğalı şeyler değil mi? Sn Kuntman bunların tümünü aynı torbaya koyup hepsine ayrımsız olarak ‘‘alan” deyiverirken bir sıkıntıya yol açmıyor mu? (6.’ya ilişkin) ‘Nesne ile onun uzaysal bölümü olan alan tabii ki özdeş değildir; ama Sn Kuntman’ın kuramında yer aldığı anlamdaki alan, ‘nesnenin bir bölümü, bir parçası olarak ondan ayrı, veya başka bir şey de değildir. Eğer ‘nesne alanı kapsıyorsa, her ‘nesnenin her yerde olduğu sonucu kaçınılmazdır. Çünkü bir alan nerelere yayılıyorsa, onun bölümü olduğu ‘nesne de oralara yayılıyordun Bu tıpkı benim, bölümlerin olan kolum ve bacağımın kapladığı alanları kaplıyor olmam anlamındadır. Çün­kü zaten ben bu gibi uzaysal bölümlerin toplamından oluşuyorum. Buna göre, farklı ‘nesnelerin alanları örtüşecek ve her birinin çekirdeği öbür hepsinin alanıyla, Sn Kuntman’ın alan-çekirdek girilmezliğini yadsıdığı ölçüde örtüşecektir. Sn Kuntman yanıtında ‘nesne ile nesneyi (çekirdeği) karıştırıyor olabilir mi? Çünkü söylediklerinden ancak çekirdeklerin de örtüşmek durumunda olmadıkları (apaçık doğru) sonucu çıkarsanabilir ki, böyle bir şeyi zaten kimse yadsımış değildir.

Sayın Kuntman’a bu ilginç konuları böylesi düzeyli bir biçimde gündeme getirdiği için teşekkür ederim.

Arda Denkel


Bu içerikte söz konusu edilen Kuntman’ın yazısı için: Denkel’in Eleştirileri Üzerine Notlar – M. A. Kuntman


Not: Bu içerik ilk kez “Denkel, Arda. ‘… Ve Yanıtları’, Felsefe Tartışmaları, 1988, 4 (33-34)” da yer almış olmuş gerekli izinler doğrultusunda yayınlanmaktadır. Bu içerik geçmişteki mecmu/basılı halinden Taner Beyter ve Can Kalender tarafından el yordamıyla sitemizde yayınlanabilecek hale getirilmiştir.

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Denkel'in Eleştirileri Üzerine Notlar - M. A. Kuntman

Sonraki Gönderi

Felsefede Karıştırma - Arda Denkel

En Güncel Haberler Arda Denkel Kitaplığı

Alanlı Nesne – Arda Denkel

Önce bir iki küçük noktaya değinmek istiyorum. Alanların seyreklik ve yoğunluğundan söz ederken, Sayın Kuntman’ın kendisi