Alfred Ayer (Felsefe Sözlüğü)

///
281 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

Sir Alfred Jules (“Freddie”) Ayer (daha çok Alfred Ayer veya A.J. Ayer olarak anılır) (1910-1989), Analitik Felsefe geleneğine mensup 20. yüzyıl İngiliz filozofu olup genellikle Mantıksal Pozitivizm’i Britanya’da tanıtması ve hareketin fikirlerini popülerleştirmesiyle bilinir.

Ayer kendisini Locke ve Hume’un İngiliz Ampirist geleneği ile Bertrand Russell gibi daha çağdaş filozofların ardılı olarak görmekte olup felsefi bilgilerinin derinliği açısından, genellikle, 20. yüzyıl İngiliz filozofları arasında Russell’dan sonra ikinci sıradaki kişi olarak kabul edilir.

Yaşamı

Alfred Ayer, kıta Avrupa’sı kökenli zengin bir ailenin çocuğu olarak 29 Ekim 1910’da Londra/İngiltere’de dünyaya geldi. Annesi Reine, Hollandalı-Yahudi bir ailedendi; babası Jules Louis Cyprien Ayer ise İsviçreli bir Kalvinist idi. Londra’nın varlıklı insanlarının yaşadığı muhit olan St. John’s Wood bölgesinde büyüdü ve önce Eastbourne’daki Ascham St. Vincent erkek hazırlık okulunda ve ardından ise epey prestijli bir okul olan Eton Koleji’nde eğitim gördü.

Erken olgunlaşan ama yine de haylaz bir çocuk olan Ayer, kendisini hep bir yabancı gibi hissederdi. Küçük yaşlardan itibaren akranlarını Ateizm’e yönlendirmeye girişmenin yanı sıra 16 yaşındayken felsefeye epey ciddi bir ilgi göstermeye başlamıştı: Ayer’i bilhassa Bertrand Russell’ın “Sceptical Essays“i ile G. E. Moore’un “Principia Ethica”sı epey etkilemişti.

1929 yılında Oxford Üniversitesi’nde Christ Church College’da burs kazandı ve buradaki felsefe hocalarından Gilbert Ryle (1900 – 1976) onu Wittgenstein’ın “Tractatus”u ile tanıştırdı. Gündelik Dil Felsefesi hareketinin önemli bir figürü haline gelen Ryle, genç Alfred’in, Mantıksal Pozitivizm hareketinden doğan ve o dönemler epey etkili olan Viyana Çevresi’nin liderlerinden olan Moritz Schlick (1882 – 1936) ile bir süre kadar çalışmasına da olanak sağladı. 1933’ten 1944’e kadar Oxford’daki Christ Church’te öğretim ve araştırma görevlisi olarak çalıştı.

Ayer, II. Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu’nun gizli istihbarat ve casusluk birimi olan Özel Harekat İdaresi için çalıştı ve Londra’daki Fransız direniş hareketinin örgütlenmesine yardım etti. II. Dünya Savaşı’nın ardından ise epey popüler bir BBC tartışma programı olan “The Brains Trust”ın bir katılımcısı olarak tanınmaktaydı. Toplumsal konularda tanınan bir tartışmacı ve aşk avcısıydı (dört kez evlendi), ayrıca Londra kulüplerine gidip dans etmekten ve Tottenham Hotspur Futbol Kulübü’nün “Prof” adıyla tanınan bir siması olmaktan hoşlanıyordu. Mesafeli duruşu ve dik burunluluğu konusunda ününe rağmen arkadaş çevresinde siyaset, edebiyat ve felsefe alanında bir çok ünlü bulunuyordu.

Ayer, 1946 ile 1959 yılları arasında University College London’da Zihin ve Mantık Felsefesi’nin Grote Profesörü idi (ismini George Grote‘den almıştır). Wykeham Oxford Üniversitesi’nde Mantık Profesörü olduğunda ise 1978’e dek bu pozisyonda çalışmalarına devam etti. 1947’den ölümüne kadar Honorary Associate of the Rationalist Press Association (Rasyonalist Basın Derneği’nin Onursal Üyeliği), 1951’den 1952’ye dek Aristoteles Derneği’nin başkanı ve 1965’ten 1970’e dek ise İngiliz Hümanist Derneği başkanlığı yaptı.

1950’li ve 1960’lı yıllarda Ayer, Avrupa ile Güney Amerika’da ve daha sonra da Çin, Rusya, Hindistan ve Pakistan’da yoğun konferans turları yaptı. New York Eyaleti’ndeki Bard College’da misafir profesör olarak hizmet vermek de dahil olmak üzere ABD’de birkaç kez konuşma yaptı ve ders verdi. 1963’te ikinci eşi olan Dee Wells’den Nicholas adında bir oğlu oldu ve görünüşe göre Nicholas’ın üzerinde epey bir etkisi olmuştu. Bu süre kadar, ilk kez II. Dünya Savaşı’ndan önce katıldığı İngiliz İşçi Partisi’nde aktif olarak yer aldı. Diğer birçok nişan ve unvanların yanı sıra, 1970 yılında şövalyelik unvanını aldı.

Genellikle sözünü sakınmayan bir ateist olarak tanınmasına rağmen onun için “ignostik” daha yerine bir tanım olacaktır. (İgnostik: “Tanrı”nın doğrulanabilir bir hipotez veya anlamlı bir kavram olmadığına inanan kişi demektir). Bunların yanı sıra, 1988’de, ölümünden kısa bir süre önce, ölümden sonra yaşam olmadığına dair katı tutumunu zayıflatan sıra dışı bir ölüme-yakın deneyim yaşadıktan sonra çok daha fazla bir üne sahip olmuştu; ki bu deneyim onu “What I saw when I was dead” adlı bir makale yazmaya itti. 27 Haziran 1989’da akciğer yetmezliğinden (aslında Collapsed lung/pneumothorax’dan) dolayı Londra’da vefat etti.

Çalışmaları

Ayer’in, felsefi olarak zor olan bir konunun tüm iskeletini etkileyici derecede yalın birkaç paragrafta ortaya koyabilmesini sağlayan açık, anlaşılır ve öğretici bir yazma tarzı vardı. Felsefi bilgisinin derinliği göz önüne alındığında 20. yüzyıl İngiliz filozofları arasında Bertrand Russell’dan sonra sık sık onun adı geçer.

İki otobiyografinin yanı sıra; hepsi de kendi çalışmalarında kalıcı bir etki yaratan Bertrand Russell, G.E. Moore, David Hume ve Voltaire üzerine kitaplar kaleme aldı. Kendisini Locke ve Hume ve Russell gibi daha çağdaş filozoflar tarafından inşa edilen İngiliz Emprisizm’i çizgisinde görüyordu.

Ayer, adı “Dil, Doğruluk ve Mantık” adlı kitabına 23 yaşında Oxford’da genç bir öğretim görevlisi iken başlayıp üç yıl sonra 1936’da yayınlamıştı. Bu kitap, bir 20. Yüzyıl Analitik Felsefe ve Mantıksal Pozitivizm klasiği olarak kabul edilmekte olup hala tüm dünyadaki felsefe derslerinde okunmaktadır. Ayer bu kitap ile (o dönemdeki Viyana Çevresi tartışmalarının odağında yer alan bir mesele olarak) doğrulama ilkesini daha popüler hale getirdi; bu ilke ampirik anlamı olmadığı sürece (yani duyu verisine yaslanmadığı veya empirik içerikten yoksun olduğu sürece) bir ifadenin anlamsız olduğu görüşüdür.

Ayer sözünü ettiğimiz bu kitapta, bilinçli bir insan ile bilinçsiz bir makine arasındaki ayrımı, “farklı algılanabilir davranış türleri” arasındaki bir ayrıma dönüştürdüğünü ileri sürmüştür (bu, bir yapay zeka veya makine bilincinin 1950 Turing testini önceleyen tartışmalı bir argümandır). Bununla beraber Ayer, hiçbir zaman terk etmediği Duygusalcı (Emotivist) bir etik teori ortaya koydu. (Bu teori; ahlaki yargıların, öncelikle kişinin kendi tutumu ile başkalarının tutum ve eylemlerini değiştirmek için tasarlanmış buyrukların ifadesi/dışavurumu olduğunu savunan bir tür Ahlaki Anti-realizm veya Non-Cognitivism yaklaşımıdır).

Ayer’in sonraki çalışmaları arasında “Foundations of Empirical Knowledge” (1940), “The Problem of Knowledge” (1956) ve “Logical Positivism” (1966) yer almakta olup, o, 1973 yılında ise “Central Questions of Philosophy”i yayınlamıştır. Söz konusu bu kitap, Mantıksal Pozitivist bakış açısının geniş kapsamlı bir örneğiydi: Bu kitaba göre (Metafizik, Teoloji ve Estetik’in tamamı dahil olmak üzere) geleneksel olarak “felsefe” olarak adlandırılan şeyin büyük bir kısmı doğru veya yanlış olarak değerlendirilebilecek konularla alakalı değildi ve bu yüzden de onları tartışmak bile anlamsızdı. Bahsettiğimiz bu iddialar ve sentetik a priori bilgi olasılığını tamamen reddetmesi, onu, diğer İngiliz filozoflar arasında oldukça sevilmeyen biri haline getirdi. Ayer uzun yıllar boyunca J.L. Austin (1911 – 1960) ile Peter Strawson (1919 – 2006)’nın Gündelik Dil Felsefesi’ne karşı apaçık bir şekilde devam eden kavgasını sürdürmeye devam etti.

Alfred Jules Ayer’in Kitapları


Kaynak (Erişim Tarihi)

Çevirmen: Taner Beyter

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

George Edward Moore (Felsefe Sözlüğü)

Sonraki Gönderi

Pisagorculuk (Felsefe Sözlüğü)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe