OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Kötülük Problemine Karşı Özgür İrade Savunusu ve Eleştirel Bir Değerlendirme – Taner Beyter

1087 Okunma
Okunma süresi: 21 Dakika

Felsefe tarihindeki en tartışmalı konulardan biri uzun zamandır din felsefesi literatüründe tartışılmaya devam eden kötülük problemidir. Çağdaş din felsefesinde Plantinga ve Mackie arasındaki tartışmalarla daha da alevlenen “Kötülük Problemi” tartışmaları tüm güncelliğini korumaktadır. Bu yazımızda Kötülük Problemi’nin genel bir şemasını çizmeye çalışacak; Plantinga’nın Özgür İrade Savunusuna değinecek ve bu savunmayı eleştirmeye çalışacağız.

Giriş

Din felsefesi alanında Tanrı’nın varlığı lehinde ve aleyhinde öne sürülen argümanlar çerçevesinde Kötülük Problemi’nin oldukça sağlam bir konumu vardır. Kimi eleştirmenler Kötülük Problemi’ni Tanrı’nın yokluğu lehinde en güçlü argüman olarak görmektedir. Kötülük Problemi’nin kökenleri felsefe tarihinde Epiküros‘a kadar dayanmaktadır. Epiküros mutlak bilgili, mutlak güçlü ve ahlaken kusursuz bir Tanrı’nın varlığı ile yeryüzündeki kötülüklerin çeliştiğini öne sürmüştür. Epiküros yeryüzündeki kötülüklere dair açıklama talep ederken bu açıklamanın mutlak bilgili, mutlak güçlü ve ahlaken kusursuz bir Tanrı olmayabileceğini düşünmektedir. St. Augustine, Thomas Aquinas, Leibniz, David Hume ve daha bir çok başka düşünür bu tartışamalara dahil olmuş ve Tanrı’nın varlığının kötülükle uyuştuğunu savunmak adına teodiseler veya Tanrı’nın varlığının aleyhinde akıl yürütmeler ortaya koymaya çalışmışlardır.

İskoç filozof David Hume, Epiküros’un ortaya attığı problemi tekrar ele almış ve tartışmaların alevlenmesini sağlamıştır. Epikuros’a atfedilen görüş şudur:

“- (Tanrı) kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor?

O halde güçsüzdür.

– Gücü yetiyor da istemiyor mu?

O halde kötü niyetli bir Tanrı’dır.

– Hem gücü yetiyor hem de kötülüğü istemiyor mu?

O halde kötülük nereden geliyor?”

Problemin temel kavramı olan “kötülük” üzerinde durmak yararlı olacaktır. Kötülükleri ilk elden ikiye ayırmak mümkündür: Ahlaki kötülükler ve doğal kötülükler. Ahlaki kötülükler insanlar arasındaki ilişkilerden, insanların karakter ve davranışlarından doğup haksızlık yaratan veya acı veren eylemler olarak bilinir, örneğin; insan öldürmek, yalan söylemek, hırsızlık vb. Doğal kötülükler ise insanın iradesinden bağımsız olarak var olan sel, deprem, meteor yağmuru, kanser vb. şeyler doğal kötülüğün biçimleridir.

Din felsefesinde felsefeciler bu konuyu ele alırken en kaba şekliyle iki tür kötülük problemi biçiminin olduğundan bahsederler; “Mantıksal Kötülük Problemi” ve “Delilci Kötülük Problemi”. Kimileri için Epiküros’un söz ettiğimiz argümanı kökensel olarak Mantıksal Kötülük Problemi’ne daha yakın görünmektedir, çünkü o, Tanrı’nın sıfatlarıyla kötülüğün varlığı arasında çelişki olduğu iddiasındadır. Kötülük Problemi’nin bu mantıksal türü 20. yüzyılda J.L. Mackie tarafından savunulmuştur. Mutlak bilgili, mutlak güçlü ve ahlaken kusursuz olarak tanımlanan bir Tanrı ile yeryüzündeki kötülüklerin çeliştiğine dair Mackie şöyle yazar:

“…dini inançların akli bir destekten mahrum olduğu değil, fakat bundan da öte onların gerçekten akla aykırı olduğu, temel teolojik öğretinin birçok parçasının birbirleriyle tutarsız olduğu gösterilebilir.”

Mackie’ye göre teistler kötülük probleminden kurtulmak için aşağıdaki önermelerin birini seçmelidir:

  • “Mutlak bilgili, mutlak güçlü ve ahlaken kusursuz bir Tanrı yoktur.”
  • “Kötülük iyiliğin zıddı değildir.”
  • “Mutlak kudretli bir Tanrı’nın yapabileceklerinin bir sınırı vardır.”

Zamanla Kötülük Problemi’ne dair tartışmaların ciddi bir bölümü Delilci Kötülük Problemi eksenine kaymış ve kötülüklerin belli bir miktarda ve türde oluşunun teistik açıdan izahının mümkün olup olmaması üzerinde durulmuştur. Edward Madden başta olmak üzere birçok ateist felsefeci yeryüzündeki kötülüklerin teizm açısından makul bir izahının bulunmadığını ve maksatsız-manasız kötülüklerin varlığının teizm açısından sorun teşkil edeceğini öne sürmüştür.

Hem Mantıksal Kötülük hem de Delilci Kötülük Problemi’nin teizm açısından sorun çıkarmadığını öne süren teist felsefecilerden belki de en önemlisi olan Alvin Plantinga’nın düşünceleri bu tartışmada oldukça önemli bir konuma sahiptir. Plantinga’nın savunmasını ve bizim karşı argümanımızı incelemeden önce probleme daha yakından bakalım.

Mantıksal Kötülük Probleminin Sınırları ve Plantinga

Geleneksel teistlerin bir kısmı, tarih boyunca kötülüğü Tanrı’nın iradesinden ziyade insanın iradesine yükleyerek açıklamaya çalışmıştır. Kötülük insanların eylemlerinden doğar ve bu ahlaki kötülüğü doğurmak demektir. 

Mantıksal Kötülük Problemi; teizmin tanrı tanımına dair bazı iddialar ile kötülükler arasında bir tutarsızlık olduğunu öne sürer. Paul Draper hangi iki önermenin mantıksal olarak çeliştiğini ortaya koymak için basit bir formülasyon kullanır:

  • “(1) Eğer Tanrı varsa, bu durumda E ortaya çıkmaz.
  • (2) E ortaya çıkmaktadır.
  • Böylece, (3) Tanrı yoktur.”

Draper’in ortaya koyduğu bu formülasyonunu aklımızda tutarak,  geleneksel teizm aynı anda şu iki önermeyi kabul ettiğini öne sürebiliriz:

  • Mutluk bilgili, mutlak güçlü ve ahlaken kusursuz bir Tanrı vardır.
  • Yeryüzünde kötülükler vardır.

Başarılı bir kötülük problemi argümanı öne sürmek için, kötülük hakkında bilinen bir gerçek ele alınmalı ve bu gerçeğin ortaya çıkması için Tanrı’nın ahlaken geçerli bir sebebe sahip olmadığı veya sahip olmasının mümkün olmadığı öne sürülmelidir. Tekrar Draper’in bir diğer formülasyonuna dönelim:

  • “(1)Eğer Tanrı varsa, S’nin tüm elemanları var olamaz.
  • (2)S’nin tüm elemanları var olmaktadır.
  • Böylece, (3) Tanrı yoktur.”

Mackie’ye göre “Teist Tanrı’nın sıfatları” ile “yeryüzündeki kötülükleri” aynı anda kabul etmek bir tutarsızlık içerir ve ikisini aynı anda tutarlı bir şekilde kabul etmek mümkün değildir. Teizm bu iki önermeyi aynı anda içerdiği için ciddi bir çelişkiye sahip olmalıdır. Ancak Mackie bu çelişkinin aşikar bir biçimsel (formel) çelişki olmadığını söyleyip çelişkiyi açığa çıkarmak için bazı ek önermelere ihtiyaç duyduğunu söyler. Bunlar şu şekildedir:

  • Ahlaken iyi bir varlık elinden geldiğince kötülüğü ortadan kaldırmak ister.
  • Mutlak kudretli bir varlığın yapabileceklerinin sınırı yoktur.

Bu sıfatlara sahip bir Tanrı söz konusu olduğunda yeryüzündeki kötülüklerin varlığı ile Teizmin iddiaları arasında bir uyumsuzluğun var olduğu, bu ek önermeleri de göz önüne aldığımız zaman görünüyor gibidir. Teist filozof Alvin Plantinga, Mackie’nin iddasına karşı meşhur Özgür İrade Savunusu (Free Will Defense) ile karşı çıkmış ve görünürdeki tutarsızlığı açıklama girişiminde bulunmuştur. Eğer Mackie bu sıfatlara sahip bir Tanrı ile kötülüğün varlığının mantıksal olarak imkansız görüyorsa Plantinga’nın bu iki önermenin imkansız olmadığını ve beraber var olmalarının mümkün olabileceğini göstermesi yeterlidir. Bu nokta oldukça önemli; Plantinga’nın iki önermenin de doğru olduğunu kanıtlama zorunluluğu yoktur; o sadece iki önermenin de aynı anda doğru olmasının mümkün olduğunu savunacaktır. Plantinga şöyle bir evren tasvir eder:

“Bazen önemli ölçüde özgür olan (ve özgür olarak, kötülükten daha çok iyilik yapan) varlıkların olduğu bir dünya, hiç özgür varlık içermeyen fakat diğer her şeyin aynı olduğu bir dünyadan daha değerlidir. Şimdi, Tanrı özgür yaratıklar yaratabilir fakat onların sadece doğru olanı yapmalarına neden olamaz veya bunu şart koşamaz.  Çünkü eğer öyle yaparsa, onlar önemli derecede özgür olamazlar; onlar doğru olanı özgürce yapamazlar. Ahlaki iyiye yetenekli yaratıklar yaratmak için, o halde, Tanrı hem onları kötülük yapabilmeye de yetenekli yaratıklar yaratmak zorundadır; Tanrı onları hem kötülük yapmada serbest bırakıp hem de kötülük yapmaktan alıkoyamaz. Vakıa şudur ki, Tanrı önemli derece özgür olan yaratıklar yaratmıştır; ne yazık ki onlardan bazıları özgürlüklerini kullanmada yoldan çıkmıştıştır: işte ahlaki kötülüğün kaynağı budur. Ancak bu yaratıkların bazen yoldan çıkması vakıası, ne Tanrı’nın mutlak kudretine, ne de onun iyiliğine karşı bir delili oluşturur; zira Tanrı ahlaki kötülüğün meydana gelmesini ancak ahlaki iyinin imkanını ortadan kaldırarak önleyebilirdi.”

Plantinga şu konuda haklı gibi gözünüyor: özgür iradeleri ile seçim yaparak iyiyi seçenlerin eylemi sürekli iyiyi seçen robotların eyleminden daha değerlidir. Tanrı mutlak kudretli olduğu için insanları sürekli iyiyi seçen robotlar gibi yaratabilirdi ancak bu özgürlüğün var olmasını mümkün kılmazdı. İyi ve kötü gibi seçeneklerin bulunduğu bir dünya özgürlüğün var olması için yeterli gibi görünmemektedir. O zaman Tanrı’nın insanların özgürlüğüne değer vermesini mümkün görüp bu değerin bir eylemle açığa çıkması için gerekli koşulların Tanrı tarafından yaratılmış olmasının mümkün olduğunu da kabul etmek gerekiyor gibi görünüyor. Bu gerekli koşullar özgürlüğün var olduğu bir mümkün dünyadaysa özgürlüğün belli bir sonuca ulaşmasını temin etmek neden Tanrı’nın görevi olsun ki? İnsanlar için özgürlüğün mümkün kılındığı bir dünyada insanın bu özgürlüğünün sonucu neden Tanrı’ya atfedilsin ki? Özgür bir insandan kötülük yapmamasını istemek pek mümkün görünmemektedir.

Özgür İrade Savunusu’nun ana önermeleri şu şekildedir:

  • Tanrı mantıken özgürce iyiyi seçebilen veya sürekli iyiyi seçmeye programlanmış robotlar yarabilir.
  • Özgürce iyiyi seçebilmek robot gibi iyiyi seçmeye programlanmış olmaktan daha değerlidir.
  • Tanrı’nın özgür yaratıklar yaratması, özgür olmayan robotlar yaratmasından daha değerlidir.
  • Tanrı yarattığı özgür yaratıklar doğası gereği iyi ve kötü arasından birisini seçecektirler.
  • Tanrı özgür yaratıklar yarattıysa, bu yaratıkların kötüyü seçmelerini engellemek gibi bir yükümlülüğü yoktur.
  • Tanrı mutlak kudretlidir, ancak içinde ahlaki iyiliğin olduğu ama ahlaki kötülüğün olmadığı ya da ahlaki kötülüğün olduğu ama ahlaki iyiliğin olmadığı bir dünya yaratmak onun gücü dahilinde değildir. Tanrı’nın yarattığı evrenler sonuç itibariyle böyle evrenler olabilir ama Tanrı bu evrenlerin özellikle bu şekilde olmasını sağlayamaz. Bu mutlak kudretli bir varlık için bile böyledir çünkü aksi, yani herkesin iyi seçimlerde bulunmasının Tanrı tarafından sağlanması, mantıksal olarak çelişkilidir.

Mackie ve Flew gibi eleştirmenler önemli oranda özgürlük sahibi olup sürekli ahlak açısından doğru olanı seçen yaratıkları barındıran bir dünyanın mümkün olabileceğini düşünmektedir. Buna göre Plantinga’nın Özgür İrade Savunusu hatalı olmalıdır. Mackie şöyle itiraz etmektedir:

“(Tanrı) neden insanları her zaman özgürce iyiyi seçecek surette yaratmadı?”.

Mackie açıkça şöyle söylemektedir: “Şunu soracağım: Eğer Tanrı insanları kendi özgür tercihleri ile bazen iyi olanı ve bazen kötü olanı seçebilecek biçimde yarattıysa, neden onları her zaman iyiyi seçecek biçimde yaratmadı? Bir insanın bir veya birkaç durumda iyiyi özgürce seçmesinin önünde mantıksal bir imkansızlık yoksa her durumda da iyiyi özgürce seçmesinin önünde mantıksal bir imkansızlık olmamalıdır. O halde insan masum robot yaratmak ve özgürce hareket edip bazen yanlış yapan varlıkları yaratmak arasında bir tercihle karşı karşıya kalmamış demektir: Tanrı’nın her zaman doğruyu yapan özgürce seçimde bulunan varlıklar yaratma imkanı vardı. Açıktır ki, onun bu imkandan yararlanmaması onun kadir-i mutlak ve mutlak iyi olmasıyla çelişkilidir.” *

İnsanların  özgür olmaları durumda Tanrı’nın insanların eylemlerini kontrol edip edemeyeceği sorulabilir. Plantinga gibi kimi düşünürler birazdan açmaya çalışacağımız fikirler çerçevesinde, özgür bir insanın eylemlerine Tanrı’nın müdahale edemeyeceğini öne süreceklerdir. Bu durumda kadir-i mutlak bir Tanrı’dan söz etmek mümkün görünüyor mu? Tanrı’nın insanlara özgür irade vermesi, neden insanların eylemlerini kontrol edemediğini anlamına gelmek zorunda? Belki de Tanrı, insanların eylemlerini kontrol etme yükümlülüğünden kaçınmaktadır. Özgür yaratılmış insanlar iyi seçerken Tanrı onlara müdahale edebilir, ancak kötüye yöneldiklerinde müdahale ederek eylemlerini sınırlandırabilir. Tanrı’nın bunu yapabilecek olmasına rağmen yapmadığı bir durum söz konusu olursa oldukça ciddi problemler olmalıdır. Belki Tanrı özgür iradelerine müdahale etme gücüne sahip olmasına rağmen kötüye yönelen bir insana müdahale etmiyorsa; kötüye yönelen insanın eylemi kötü olmadığı içindir. Özgürlük yüce iyiliklerden biri olarak, kötüye yönelen bir insanın durdurmamayı gerektirebilir çünkü özgürlük gibi bir değer, kötüye yönelinse bile engellenmemelidir belkide. Eğer özgürce kötülüğe yönelen bir insanın eylemine müdahale etmiyorsa , belki de Tanrı’nın şöyle düşündüğünü hayal edebiliriz; “Özgürlük, kötüyü seçmekten daha değerlidir, bu eyleme müdahale ederek özgürlüğü kısıtlayarak bir değer kaybına neden olmamalıyım.” Özgürce kötülüğe yönelen bir eyleme müdahale etmek, hem özgürlüğü hemde kötülüğü kaybetmek anlamına gelecektir.

Bu noktada mutlak kudret sıfatına sahip bir Tanrı’nın mutlak kudretinin sınırlarının ne olup ne olmayacağı sorusu akla gelir. Mutlak kudret şöyle tanımlanabilir: İçinde bizatihi çelişki olmayan herhangi bir durumu var etme/temin etme gücü. Doğal olarak mutlak kudret bu tanım gereği mantık dışı şeyleri gerçekleştirme kabiliyetini içermemelidir. Tanrı özü itibariyle mümkün olabilecek nesneleri yaratabilir; ancak evli bekar, dikdörtgen yuvarlak yada yaşlı bebek gibi şeyler yaratamaz. Eğer özü itibariyle evli bekar olmuyorsa; Tanrı evli bekarlar yaratma gücüne sahip olmamalıdır ve bu durum onun mutlak kudretine zeval veriyor olamaz. Tanrı’nın sıfatlarıyla yeryüzünde evli bekarların var olmaması durumunu beraber düşünürsek bu konuda Tanrı’nın sıfatlarına yönelik eleştiri getirmek de  anlamsız olacaktır. Eğer buradan yola çıkarak düşünürsek özü itibariyle özgür olan bir yaratık; bir şeyi yapmak yada yapmamak konusunda da özü itibariyle özgür olmalıdır. Özü itibariyle özgür olan bir yaratığın sürekli iyiyi seçiyor olması durumunun mümkünlüğü bekar evli olmasını tasavvur etmek gibidir. Özgür bir yaratık bu durumda iyi veya kötü olan birşeyi seçerken kendi özü gereği hiç bir dışsal belirlenmeye maruz kalmamış olmalıdır; yani Tanrı ona iyi veya kötüyü seçerken etki etmemelidir. Çünkü bu durum özü gereği özgür olmakla çelişiyor gibi duruyor. Bu durumda Tanrı özü itibariyle özgür olan yaratıkların iyi veya kötüyü seçmesine etki edemez. İçinde yer alan bütün yaratıkların sürekli iyiyi seçtikleri bir dünya mümkün görünse de, böyle bir dünya yaratmak Tanrı’nın kudreti dahilinde değildir. Plantinga’ya göre, özgür yaratıkların kendi seçimleriyle böyle bir dünyanın var olmasına yardım etmeleri gerekecektir. Bu argümanlar çerçevesinde düşünürsek Tanrı istediği her dünyayı yaratabilir gibi görünmüyor. Mackie, Plantinga’nın bu anlayışının Tanrı’nın mutlak kudret sıfatını muhafaza ederek, kadir-i mutlak bir Tanrı’nın yapamayacağı şeyler olduğunu da söyleyerek anlamını sınırladığını iddia etmektedir. Kötülük Problemi’ni çözme girişimlerden biri olarak belki de Tanrı’nın mutlak kudreti sınırlandırılmalıdır, koşulsuz mutlak kudret zaman içerisinde/zamana tabii veyahut zamanda varolan bir varlığa atfedilemez ise, yani Tanrı ve eylemler zaman içerisinde değilse, her hangi bir kudret neden Tanrı’ya atfedilsin ki? Bu tartışma bir diğer yandan Mackie’ninde ifade ettiği şekliyle Mutlak Kudret Paradoksu’yla ilişkili bir hal almaktadır, ancak yazımızın sınırları dahilinde olmadığı için değinmeyeceğiz.

Alvin Plantinga

Tanrı’nın özgür iradeli yaratıklara müdahale edip etmemesi durumu; tartışmayı determinizm ve bağdaşırcılık; dolayısıyla özgür irade problemi zeminine taşımaktadır. Bağdaşırcı görüş (compatibilist view); hangi nedenden dolayı olursa olsun özgür irade ile gerçekleştirilen bir eylemin determinizmle mantıksal olarak bağdaşacağını/uyuşacağını öne sürer. Örneğin bağdaşırcı görüşe göre; şuan felsefe kitabı okumak, kabaca, benim özgürce yaptığım bir şey olacaktır çünkü bunu herhangi bir dışsal engelin ya da olağanüstü koşulun altında yapmış olmuyorum. Bağdaşırcılar belli türden bir belirlenmenin özgür irade için gerekli olduğunu düşünüp belirlenmiş olmanın tek başına özgür iradeyle çeliştiğini düşünmezler. Mackie veya Flew gibi bağdaşırcılar böylece argümanını şöyle sunacaktır:

  • Tanrı mutlak kudretli, mutlak bilgili ve ahlaken kusursuzdur.
  • Ahlaki iyi içerip ahlaki kötü içermeyen bir dünya mantıksal olarak mümkündür.
  • Özgür irade ve determinizm bağdaştığı için Tanrı hem kişilerin eylemlerini belirleyip hem de özgür bireyler yaratabilirdi.

Bağdaşmazcı özgürlük görüşüne göreyse (incompatibilist view of freedom) özgür irade ile gerçekleştirilen bir eylem determinizmin hiç bir türüyle mantıksal olarak bağdaşmaz. Eğer felsefe kitabı okuyorsam bu benim özgür seçimimdir; eğer coğrafya öğretmenim dünyanın şeklini çizmem için beni kesin olarak yönlendirecek bir kimyasalı bana vermek suretiyle bunu yapmamı garantiye alırsa ve dünyanın şeklini çiziyorsam bu determinizm içerir ve bağdaşmazcılara göre özgür bir eylem olmaz. Plantinga’nın Özgür İrade Savunusu bu görüş üzerinden şekillenmektedir. Bir kişi “f” eylemini “z” zamanda gerçekleştirmekte özgürdür, ancak bir kişi, herhangi bir neden ya da herhangi bir kanunun etkisiyle “f” eylemini gerçekleştirmek veya gerçekleştirmemek için “z” zamanda zorlanmıyorsa. Eğer bu açıklama tatmin edici ise Özgür İrade Savunusu problemden kurtulmuş olabilir. Peki Özgür İrade Savunusu doğal kötülükleri yani insan iradesi ve özgürlüğünü içermeyen eylemlerden doğan kötülükleri açıklayabilir mi? Bizim doğal kötülük olarak gördüğümüz deprem, orman yangınları veya meteor yağmuru; Plantinga’nın bahsettiği mümkün senaryolardakinden birine göre bu dünyadaki insan dışı varlıkların özgür iradesinin bir sonucu olabilir. Pek tabi ki o, bizim göremeyeceğimiz veya varlığını tespit edemeyeceğimiz insan dışı yaratıkların varlığını kanıtlamaya çalışmıyor veya var olup olmadıklarını tartışmaya açmıyoruz. İnsandışı varlıkların var olması ve bu varlıkların özgür eylemlerinin bir sonucu olarak bir meteor yağmurunun gerçekleşmiş olabileceği mümkün bir dünyanın varlığının mantıken düşünmek yeterlidir. Çünkü burada Plantinga bir teodise değil, savunma sunmaktadır. Savunmalar Tanrı’nın bir şeyi yapmasının “hakiki sebepleri” olduklarını değil, sadece mantıksal olarak tutarlı bir senaryo sunabildiklerini iddia ederler. Bu savunmayı kabul etmek insan dışı bu türden varlıkların var olduğunu kabul etmesek dahi mümkündür.

Plantinga’nın Özgür İrade Savunusu ve Değerlendirilmesi

Plantinga yöntem olarak şöyle bir yol çizmektedir. Eğer “a” ve “b” önermeleri arasında bir tutarsızlık olduğu iddaa ediliyorsa; bu iki önerme arasında tutarlılığı ispat etmek için hem “a” hem de “b” önermesiyle çelişmeyen ve aynı anda iki önermeyi de onaylayan bir “c” önermesininde hep beraber varolabileceği bir mümkün dünya tasviri kurmak yeterlidir. Önermelerin aynı anda aralarında bir tutarlılık olması yeterlidir; herhangi bir önermenin fiili olarak doğru olması yada gerçek olması önemli değildir. Özgür İrade Savunusu’nda “a” önermesi olarak Teizmin işaret ettiği Tanrı’yı, “b” önermesi olarak kötülüklerin yeryüzündeki varlığını düşünebiliriz. Özgür İrade Savunusu’nun bu iki önerme ile tutarlı bir “c” önermesi kurması yeterlidir.

Plantinga, her insanın sürekli sadece iyi olanı yapmasının mantıken mümkün olduğu konusunda karşı tarafla uzlaşının olduğunu söyler. Tanrı’nın özü gereği özgür olan canlılar yarattığı bir dünyanın var olduğunu kabul edelim ve tartışma alanını biraz daha genişletelim. Şu önermeleri kabul edelim.

  • Eğer Tanrı özü gereği özgür canlılar yarattıysa onların iradelerine müdahale etmek zorunda değildir.
  • Tanrı’nın özgür canlılara müdahale edemiyor oluşu onun kadir-i mutlak olmasıyla mantıken çelişmez.
  • Bu durumda kötülük ve iyilik arasında özgür seçim yapan yaratıkların eylemleri, özgür olmaları ile tutarlı ve Tanrı’ya atfedilemez bir durumdur.

Peki aynı koşulları sağlayarak az iyilik ve çok iyilik arasında seçim imkanı barındıran senaryo mümkün olsaydı; özgür iradeye zeval gelmiş olur muydu? Bize gelmezmiş gibi geliyor. Az iyi ile çok iyi arasında seçip yapan özgür iradeli bir canlı bu eylemini özgürce gerçekleştirir ve eyleminden dolayı Tanrı’nın herhangi bir belirlenimine de ihtiyaç duymaz. Böyle bir mümkün dünya bağmazcı görüşü onaylayabilir; az iyi, iyi ve çok iyi eylemlerden birini özgürce ve Tanrı dahil hiçbir dışsal belirlenime ihtiyaç duymadan seçebilirsiniz.

Argümanımızın geliştirilmeye ve desteklenemye ihtiyaç duyan öncüllerini şöyle formüle edelim:

  • (1) Tanrı her şeye kadir, mutlak güçlü ve ahlaken kusursuz olandır.
  • (2) Tanrı her şeye kadir ise mantıken mümkün olan durumları yaratabilir.
  • (3) Özgürce iyiliği seçen insanların eylemleri, sürekli iyiyi seçmeye programlanmış insanların eylemlerinden daha değerlidir.
  • (4) Tanrı her şeye kadir ise, bir mümkün durum olarak dünyada az iyi, iyi, çok iyi gibi iyiliğin ortaya çıkabileceği koşulları ve dereceleri yaratabilir.
  • (5) Özü gereği özgür olan canlılar için az iyi, iyi, çok iyi gibi eylemlerden istediğini seçebilmek ahlaki özgürlük için yeterlidir.
  • (6) Özü gereği özgür olan canlıların az iyi, iyi, çok iyi gibi eylemlerden istediğini seçebiliyorsa, Tanrı’nın yarattığı insanların ahlaki özgürlüğe sahip olmaları için ahlaken kötü olan şeyleri yapabilmeleri gerekmez.
  • (7) Dolayısıyla ahlaki özgürlüğün olduğu bir dünya için ahlaki kötülük yapabilme yeteneği gerekmez.

(6) no’lu önerme Plantinga’nın bağdaşmazcı görüşünü; yani determinizmle özgür eylemlerin uyumluluk gösteremeyeceği önermesini onaylamaktadır. Tartışmanın bir kısmı bağdaşırcılık ve bağdaşmazlık arasında devam ederken, bir diğer yandan Delilci Kötülük Problemi’ne de kapı açmaktadır. Yeryüzünde Doğal kötülük olarak tanılanabilecek deprem ya da meteor yağmuru gibi kötülükler insan dışı varlıkların az iyi, iyi ve çok iyi eylemlerinden biri olabilir mi peki? Tasvir ettiğimiz bu mümkün dünyada (az iyi, iyi ve çok iyi içeren) doğal kötülükler, insan dışı varlıkların eylemlerinden doğuyor olamaz. Çünkü bu doğal kötülüklerden biri insanların acı çekmesi gibi bir olaya sebep olduğu için sezgisel olarak kötü olarak görünür. Tasvir ettiğimiz mümkün dünyada doğal kötülükler; maksatsız/manasız olma görünme özelliğini korumaktadır; ve bu durum da Delilci Kötülük Problemi’ni onaylar.

Tasvir ettiğimiz şekliyle ahlaki kötülüklerin olmadığı ve farklı derecelerde ahlaki iyiliklerin olduğu bir mümkün bir dünya olursa özgürlüğün ortaya çıkmasını engelleyecek bir durum söz konusu olmaz. Bu mümkün dünyada özgür eylemlerin sonuçlarında oluşacak ahlaken kötü şeylerin var olması da mümkün değildir. Tasvir ettiğimiz bu mümkün dünyada farklı iyilik dereceleri arasında sürekli seçim yapabilen ama robot olarak değil de özgür iradesiyle bu eylemi gerçekleştiren canlılar bulunabilir. Böylece özgür iradeleriyle iyiyi seçenlerin eylemleri iyiyi seçmiş robotların eylemlerine göre daha değerli hale gelir. Ancak tasvir ettiğimiz mümkün dünyada iyilikleri hangi anlamda kullandığımız eleştirmenlerin dikkatini çekecektir.

İyilik ve kötülüğün nasıl tanımlandığı tasvir ettiğimiz mümkün dünya için oldukça önemlidir. St. Augustine’nin ortaya attığı biçimiyle iyiliği kötülüğün noksanlığı olarak tanımlama eğilimi sergilemiyoruz. Geleneksel anlamda da iyilik ve kötülüğün birbirlerinin zıttı olduğu ve birinin bilinmeden diğerinin bilenemeyeceği gibi bir anlayışı kabul etmiyoruz.

Gevşetilmiş anlamıyla az iyilik, iyilik ve çok iyilik de birbirinin zıttı mıdır? Öncelikle tasvir ettiğimiz mümkün dünya sınırları içerisinde düşünelim. Hiçbir kötülük olmaksızın iyiliğin bilinip bilenemeyeceği konusunda bir sorun var mı? Her şey iyiliğin derecelerinden oluşsaydı, iyiliğin sınırlarını bilebilir miydik ya da derece olarak farklı iyilikleri birbirinden ayırabilir miydik?

Eğer mümkün bir dünyada her şey az iyi, iyi ve çok iyilerden oluşsaydı ve kötülük diye bir şey var olmasaydı; bu farklı derecelerdeki iyilikleri yine birbirinden ayırt edebilirdik gibi görünüyor. Örneğin; 1 aç kediye mama vermek ile 40 aç kediye mama vermek arasında iyilik bakımından bir derece farkı var gibidir. Bu iki eylem iyilik bakımından birbirinden kolayca ayırt edilebilmektedir. Ya da var olan bir orman yangınından 5 insanı kurtarmakla 50 insanı kurtarmak arasında da bir fark var gibi görünüyor. Az iyi, iyi ve çok iyi zorunlu olarak birbirini tamamlayıcı değil, karşılıklı zıt olarak da görünmüyorlar. Ancak yine de eylemlerimiz de bize bir kıyas imkanı vermektedir. Eylemlerimizi değerlendirirken bazıları için az iyi bazıları için çok iyi gibi bir değerlendirmeyi yapmamız ahlaken mümkündür. Mackie her şeyin zıddı olması gerektiği ilkesinin bizim dilimize ve düşüncemize ait bir ilke olduğunu, ontolojik bir ilke olamayacağını düşünür. Bu durumda kötülük olmadan iyiliğin olamayacağı şeklindeki görüş Tanrı’nın katlanmak zorunda olduğu bir kural değildir; Tanrı her şeyi iyiliğin çeşitli dereceleri olarak yaratabilir. Eğer eleştirmen iyiliklerin ve kötülüklerin zıt olduğunu bir kural olarak kabul ediyorsa bu zıtlığı neden kabul ettiğini sorabiliriz. Toplam iyilik ve toplam kötülük miktarları birbirlerine eşit olduğu için mi zıttırlar? Az miktarda kötülük varsa çok miktarda iyilik mümkün ve makul mu görünür? Dünya’daki tüm iyiliklerin iyilik olduğunu bilmek için tek bir kötülük olan bir bebeğe işkence edilmesi zorunlu bir koşul mudur?

Dünya’daki kötülüklerin varlığı ile Tanrı’nın varlığının çelişmediğini ve makul bir kötülükler gerekçesi olduğunu kabul edelim. Belki de tutarsızlık içeren kötülüğün bizatihi varlığı değil, bu kötülük miktarının kendisidir. Kötülüklerin ve iyiliklerin beraber varolduğu mümkün bir dünyada özgür iradesiyle yaşan bir canlı az miktarda kötülük ve çok miktarda iyilik olsaydı, yine özgür iradesiyle hareket edebilirdi gibi görünüyor. Plantinga muhtemelen Tanrı’nın şuan ki kötülük miktarına sahip dünyadan, daha az kötülük miktarına sahip bir mümkün dünyanın Tanrı’nın kudreti dahiline olmayacağını düşünmeye devam edecektir.

Sonuç

Teist bir Tanrı’nın varlığı ile yeryüzündeki kötülüklerin uyuşup uyuşmadığını kısaca ele almaya çalıştık. Kötülük Problemi’ne dair öne sürdüğümüz eleştiri veya değerlendirmeyi deizmin Tanrı tasavvuru veya politeizmin farklı sıfatlara sahip tanrılarına yöneltmek pek mümkün görünmüyor. Kötülük Problemi’nin hangi sıfatlara sahip Tanrı ile uyuşup uyuşmadığını belirlemek tartışmanın doğrultusu için oldukça önemli bir konuma sahiptir. Belirlenen sıfatlara göre tasavvur edilen Tanrı’nın sıfatları değiştikçe argümanlar ve tartışma alana değişebilmektedir. Örneğin; Kadir-i Mutlak olarak tanımlanan bir Tanrı’nın bu sıfatı ile kötülüğün varlığının uyuşup uyuşmadı sorusu, bizi Mackie’nin öne sürdüğü Mutlak Kudret Paradoksu gibi konulara itebilir.

Yazımızda öne sürdüğümüz önermeler şunlardır;

  • Teizmin Tanrı’sı varsa mutlak güçlü, mutlak iyi ve ahlaken kusursuzdur.
  • Sürekli iyiyi seçen robotlar yerine özgür iradeleri ile iyiyi seçen eylemler daha değerlidir.
  • İyilik sezgisel olarak derece farkı içerir; az iyilik ve çok iyilik mümkündür.
  • Tanrı sürekli iyiliği seçen robotlar yerine özgür iradeleri ile az iyilik ve çok iyilik arasında çok iyiliği seçen eylemleri daha değerli görebilirdi.
  • Az iyilik ve çok iyilik arasında çok iyiliği seçmek özgür iradenin açığa çıkması için yeterlidir.
  • Tanrı bu dünyayı az iyi ve çok iyi arasında eylemler için bir tarzda yaratabilirdi, kötülük var olmak zorunda değildir.
  • Kötülüğün varlığı ile Tanrı’nın varlığı çelişir.

Bu önermeler dizisinde iyilik ve kötülüğü nasıl tanımladığımız önermelerin ele alınma biçimini değiştirebilir. Bu nedenle düşüncelerinden bahsettiğimiz Mackie ve Plantinga’da iyilik ve kötülülüğün nasıl tanımlandığı noktasında bir değerlendirmeye girişirler.

Önermeler dizimize şöyle bir eleştiri yöneltilebilir; az iyi, iyi, çok iyi arasında seçim yapma özgürlüğü mü daha değerli bir özgürlüktür yoksa kötülüğün dereceleri ve hemde iyiliğin dereceleri arasında seçim yapmak mı daha değerlidir? Önermelerimize yönelen bu eleştiri  makul gibi görünmektedir. Ancak bu eleştirinin argümanımızı sarsmadığını düşünüyoruz.

Eleştirmene şu cevap verilebilir; tecavüz etmek yada soykırım yapmak gibi eylemler bu türden özgürlüğe değer midir? Eğer bu türden bir özgür iradenin faturası bu türden kötülüklerse bu yüksek bir fatura gibi görünmez mi? Kötülük ve iyilik arasında seçim yapılabilen ve kötülüklerin bulunduğu bir dünya mı daha tercih edilebilir yoksa iyiliklerin dereceleri arasında tercih yapılabilen özgür iradenin daha kısıtlı olduğu ancak ahlaki kötülüklerin bulunmadığı bir dünya mı daha tercih edilebilir? İyilikler arasında tercih yapmak eğer ki ahlaki sınamaya zeval getirmiyorsa , bizce sadece kısıtlı bir özgür iradenin olması yeterlidir. Özgürlükten bir derece feragat ederek yeryüzündeki kötülükleri ortadan kaldırmak mümkünse, bu daha tercih edilebilir görünmektedir.

* (aktaran Peterson ve Hasker, Din Felsefesi Seçme Metinler, çev.Rahim Acar, Küre Yay., İstanbul, 2013)

Not: Bu metin Nisan 2018’deki Öncül Analitik Felsefe Dergisi’nin başlangıç sayısında yayınlanmıştır.

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, din, epistemoloji ve siyasetle ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

2 Yorum

  1. “Ahlaken iyi bir varlık elinden geldiğince kötülüğü kaldırmak ister.”Bence verilen örnekler hatalı. Bir orman yangınından 50 insan kurtarabilecekken bir kişiyi kurtardığımızı düşünelim. Diğer 49 kişinin ölümüne sebep olmuyor muyuz aslında? Sırf canımız istemediği için 49 kişiyi öldürmüş olmadık mı? Kedi besleme örneğine gelecek olursak. Zengin bir insan otomatik olarak daha avantajlı oluyor çünkü daha fazla kediyi besleme imkanı var. Fakirin böyle bir imkanı bile yok. Burada az-çok iyiliğin yanlış belirlendiğini düşünüyorum.

  2. Öncelikle yazarın ellerine sağlık, oldukça yararlı bir makale olmuş.
    Ahmet Mücahit Gündüz beyin yorumuna katarak birşey söylemek istiyorum bende,
    ”Az iyi, iyi ve çok iyi”nin olduğu bir dünyada, bir orman yangınından 50 kişiyi kurtarmak beni çok iyi yapar. Ahmet Bey’in de dediği gibi o yangından sadece canım istediği için 1 kişiyi kurtarsam bu beni az da olsa iyi yapıyor.
    Ama geride kalan 49 kişiyi ölüme terkettiğim bu senaryo da, ölen kişiler için ”az iyi, iyi ve çok iyi” kavramlarından söz edebilir miyim? Yaptığım şey dolaylı da olsa o insanlar için mutlak kötülük değil midir? Dolayısıyla kötülüğün olmadığı bir dünya düşünmek bu noktada oldukça kafamı karıştırdı ve açıkçası imkansız gibi geldi.
    Yorumlarınızı bekliyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Seküler Bir Ahlakın Olanaklılığına Dair Bir Metaargüman - Talha Gülmez

Sonraki Gönderi

Fiziksel Dizgeler, Yapılar ve Özellikler - Erwin Marquit

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

Tanrı Nerede? – Edward Feser

Yıllar boyunca bu blogda tartışılan ana meselelerden bazıları hakkında bir düşünüş yolu olduğunu düşündüğüm bir analojiden