Robert Nozick Analitik Felsefenin Temeline Hiciv Bombasını Nasıl Koydu? – Brad Baranowski

205 Okunma
Okunma süresi: 6 Dakika

Liberteryenler hayli geçimsiz insanlardır. Gerek “von Hayek mi von Mises mi daha iyidir?” tartışmaları; gerek Avusturya-Chicago ekonomi ekollerinin arasındaki çekişme; gerekse de Ayn Rand nesnelcileri [1] ve Circle Bastiat [2] arasındaki kavga olsun -sol cenahın yüzünü kızartan bir ayrışmaydı- liberteryenizmi etkisi altına almıştır. Haliyle oyunculardan biri havlu atmaya karar verdiğinde gözler ona çevrildi.

Robert Nozick [3] anlaşmazlıklardan kaçınan birisi değildi. Harvard’a geldikten beş yıl sonra “Anarşi, Devlet ve Ütopya” [4] isimli kitabını yayımladı. John Rawls’ın henüz yayımladığı mihenk taşı niteliğindeki çalışması Adalet Teroisi’ne [5] cevap olarak liberteryen davayı sınırlı hükümet için ana hatlarıyla tanımladı. Adalet Teorisi pek çok kişi tarafından yetersiz görülürken; Anarşi, Devlet ve Ütopya’da nahoş, çirkin olarak değerlendirildi. Hatta bir eleştirmen Nozick için “hayattaki en büyük zevki vergiler hakkında dert yanmak olan ortalama bir benzin istasyonu sahibi” yorumunu yapmıştı.

Nozick’in söz konusu ünlü kitabı İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından “Anarşi, Devlet ve Ütopya” ismiyle dilimize çevrildi.

Bu tarz eleştiriler can yakıcıydı. Nozick’in kitabı, “minimal devlet fikri ilham verici bir vizyon değil mi?” diye sormuştu. Koruma sağlama ve sözleşmeleri takip etme yükümlülükleriyle sınırlandırılmış bir devlet fikri kulağa sade ve zarif geliyordu. Böyle bir devlet sanatın yeterli olduğu kadar büyüleyici bir biçimiydi. Bu güzelliği diğerleri neden görmemişti? Nozick’e göre bunun cevabı Anglo-Amerikan düşüncesi üzerine çöken bir hastalıktı. Bu hastalık entelektüel yaşantıyı savlar ve karşı savlardan oluşan bir düzeye indirmişti. Neden olduğu bu değişim hiçbir yerde Nozick’in kendi disiplininde, felsefede olduğu kadar etkili değildi.

Savaş sonrası Amerikan felsefe kürsüleri güzel bir hayat için gerekli içgörüyü sağlamak söz konusu olduğunda pek meşhur değildi. Kendisini mantıkla sınırlamış olan analitik feslefenin etkisi altında kalan felsefeciler, etik gibi daha kapsamlı alanları ihmal ediyor; hatta bu alanlarla ilgilenmeye tenezzül etmiyordu. Analitik felsefenin önde gelen savunucularından Hans Reichenbach,Bilimsel Felsefenin Doğuşu[6] adlı kitabında şunları söylüyordu:

“Felsefelerinden ahlaki yönergeler türetmeyi amaçlayan düşünürler size yalnızca sahte kanıtlar sunabileceklerdir.”

Ancak “kanıt” her şeyi ince eleyip sık dokuyan bu yeni felsefe için her şey demekti.

Nozick, altmışların başında Princeton Üniversitesinde felsefe yüksek lisansını yaptı. Tezini mantıksal yaklaşımlar ve karar mekanizmaları üzerine yazdığı gibi, farklı birkaç konuyla daha ilgilendi. Analitik felsefeciler fakültenin çoğunu oluşturuyor, etik ve estetiğe burun kıvırıyorlardı. Bir yüksek lisans öğrencisi anılarında “Havada sanki bir saflık vardı.” şeklinde bir ifadeye yer veriyordu. Profesörler iyiler ve kötüler arasında felsefi bir kavganın yaşanacağına inanıyorlardı. Daha sonraysa iyi ve kötü hakkında konuşan kişiler kolay lokma olarak görülecekti. Mesela çalışmaları sayesinde bir çok tez yazılmasını sağlayan felsefeci W.V.O Quine 1953’te bilim felsefesinin felsefe için yeterli olduğunu bildiriyordu. Diğer alanlar tasfiye edilmeliydi.

Seksenlere gelindiğinde Nozick bu felsefi sorgulamayla yeterince vakit geçirmişti. Nakavt edici bir argümanla okuyucuyu sonuca varmaya zorlayan analitik felsefenin üslubundan şikayet ediyordu. Bu üslup yüzünden tartışmalar sıfır toplamlı oyuna [7] dönüyordu. Eğer kaybeden taraf karşı fikrin argümanını kabul etmezse kendi zihinsel zayıflığının kurbanı olarak “ölüyordu.” Bu saldırgan tutumun yan etkileri arasında bir de entelektüel çeşitliliğin takdir edilmesi vardı. Nozick, felsefeyi dinginleştirmeyi arzuluyordu.

Bu çabasında yalnız da değildi. Neredeyse aynı zamanlarda üç saygın analitik felsefeci de önceki neslin inşa ettiği “değer” tartışmalarının kavramsal barikatlarını yıkmak üzere disiplin içinde entelektüel bir gerilla savaşı başlattı.

1979’da Douglas Hofstadter, biçimsel mantığın anlaşılmaz olduğu şeklinde yaygın görüşe karşı çarpışırken Gödel, Escher, Bach[8] adlı eserinde bilincin kendi kendini referans veren bir garip döngüye[9] nasıl düştüğünü gösteriyordu. Aynı yıl, Richard Rorty, Philosophy and the Mirror of Nature [10] adlı eserinde “kendini kandıran çaba” şeklinde isimlendirdiği akademik epistemolojiye karşı bir darbe düzenledi. Bu çarpışmaları takiben Alasdair MacIntyre, Erdem Peşinde [11] isimli eserinde çağdaş meta-etik düşüncesini karşısına aldı; çağdaş ahlaki düşüncenin tarih dışı varsayımlarının karanlık bir çağ yaratmış olmasını kınıyor ve eleştiriyordu.

“Konuşmak istiyorum bir elmanın saflığı ve onurunu, bir çileğin tahrik edici hazzı ve cazibesini…”

Nozick, Philosophical Explanations [12] ile yeni bir saldırı hattı oluşturdu. İşaret ettiği felsefecilerin bilim adamı edasıyla bir şeyleri kanıtlamaya çalışmayı bırakması daha iyi olacaktı. Ona göre düşünürler bu dürtüden dolayı, felsefenin nasıl da duygu ve heyecanı harekete geçirebileceğini gözden kaçırıyorlardı. Böylece felsefenin altında pek çok yaklaşımın var olabilmesine imkan tanınacağı gibi, felsefenin kendisi de fikirlere, değerlere ve anlama yeni biçimler kazandıran ve kendisine yönelik mitsel bir güce sahip olan, sanatsal bir biçime dönüşecektir. Hem böyle bir bakış açısı felsefecilere kim olduklarını da hatırlatırdı; sanatçılar gibi hayatlarını şekillendirmekte, yaşamakta özgür; kıymetli ve nadide.

Felsefenin kavramsallaşmasındaki bu büyük değişim Nozick’i de özgürleştirdi. Artık o, modern şiirin keşfi ve Hindu teolojisinden ebeveynliğin anlaşılması, duygular ve kişisel aydınlanmaya kadar birçok konuyla ilgileniyordu. O ana kadar benimsediği üslubunun yerini sonraki kitabı olan The Examined Life’ta [13] bariz bir serbest nesir almıştı. Bu kitabı da yaşam, ölüm ve meyveler hakkında resmiyetsiz fikirlerden oluşuyordu. “Konuşmak istiyorum bir elmanın saflığı ve onurunu,” simgesel bir pasajda bunları söylüyor ve ekliyordu: “bir çileğin tahrik edici hazzı ve cazibesini…”. Kendisindeki bu değişime dikkat çekerken bu çilek meselesine bir seferinde kahkahalarla güldüğünü itiraf etmişti. Bazı okuyucularıysa gülmeye devam ediyordu mesela İngiliz filozof Bernard Williams, Nozick’in son çalışmalarını bir kahvaltı reklamını izlemeye benzetiyordu.

Hicvi tarafı bir yana, Nozick meslektaşlarının saygınlığını kazandı. Bir eleştirmenin ifadesiyle içinde bulunduğu camiayı, gerici felsefeden[14] kurtaran gözü kara bir nefer gibiydi. Tartışmaları bir kenara bırakıp açıklama yapmaya girişme isteği sayesinde felsefe, halka iyi bir hayat yaşama konusunda dersler verme sorumluluğunu yeniden keşfetti. Kanadalı felsefeci Ian Hacking’in düşüncesine göre felsefenin yeniden doğuşundan aşağı bir şey değildi bu. Bu çığırtkanlığın içindeki ironi önceki on yılda özelleşmenin ahlaki faydalarını savunan bir adamın, artık felsefenin entelektüel kamuya [15] olan yöneliminde elebaşı olmasıydı.

Siyaset felsefesi kadar epistemolojide de ses getiren çalışmalara imza atan Nozick, 2002 yılında hayatını kaybetti.

Elbette bu tarz politik uyuşmazlıkları gözden kaçırmak kolaydı. Nitekim Nozick de kaçırdı. Liberteryenizmi bir joie de vivre [16] sahibi olduysa, aslı raison d’être’yi [17] sulandırdığı için olmuştu. Öğrenciler de Nozick’in Philosophical Explanations’ta çekiştiği Max Weber ya da Karl Marx’ı okumalıydılar. Toplumun nasıl işlediğine dair bir anlayış sundukları için değil, bilakis öne çıkan bu politik teorisyenlerin kitapları Human Accomplishment’in [18] bir parçası oldukları için. Çünkü bu kitaplar yalnızca toplumun nasıl işlediğine yönelik bir yaklaşım sunmamakla beraber, insanlığın çabalarının, edinimlerinin ve başarılarının bulunduğu uzun liste içinde de yer almaktadırlar. Kapital, [19] nasıl sıkı çalışılacağını gösteren bir kitap olmaktan ziyade, sıkı çalışmanın timsali olan bir kitaptı.

Aynı yaklaşım Nozick’in kendi çalışmasına da uygulandı, The Examined Life’ta “bir vakit takındığım liberteryen tutum şimdi oldukça yetersiz görünüyor” diyordu. Bu noktadan sonra liberteryenliğini alttan alta yaşayacak ve devletin yıkımındansa kendi gelişimine odaklanacaktı. Her ne kadar bu itiraf “Anarşi, Devlet ve Ütopya” hayranlarını şoka uğratsa da yazarın entelektüel gelişiminin görülür bir sonucuydu. En nihayetinde o, “Görüşlerinizi başkalarına kabul ettirmeye çalışmak -politikanın modus operandisi- felsefi açıdan anlamsız bir görevdir.” diyen birisiydi. Nozick için liberteryenizmin ideoloji olarak miadını doldurmuştu. Artık biri diğerinden daha iyi ya da kötü olmayan – en azından tartışmaya kapalı- bir hayat tarzına dönmüştü.


Brad Baranowski- “How Robert Nozick Put a Purple Prose Bomb Under Analytical Philosophy”, (Erişim: 15.05.2020), Çeviri Kaynağı: https://aeon.co/ideas/how-robert-nozick-put-a-purple-prose-bomb-under-analytical-philosophy

Çevirmen: Arif Adalar
Çeviri Editörü: Semih Gözen

[1] Objektivist.

[2] The Circle Bastiat, Murray Rothbard’ın arkadaşları ve öğrencileri tarafından kurulup 1953-59 yılları arasında etkinlik gösteren grup.

[3] 1938-2002.

[4] Anarchy, State, and Utopia (1974).

[5] A Theory of Justice (1971).

[6] The Rise of Scientific Philosophy (1951).

[7] Zero-Sum Game, bir oyun ya da ekonomik sistemde bir katılımcının kazanç ya da kayıplarının diğer katılımcıların kazanç ve kayıpları toplamına eşit olduğu bir durumdur.

[8] Gödel, Escher, Bach: An Eternal Golden Braid (1979).

[9] Strange Loop, hiyerarşik bir sistemde birkaç seviyeden geçen döngüsel bir yapıdır. Sistem içinde sadece yukarı veya aşağı hareket ederek, kişinin başladığı yerde kendini bulmasıyla ortaya çıkar.

[10] 1979.

[11] After Virtue (1981)

[12] 1981.

[13] 1989.

[14] Obscurantist Philosophy.

[15] Intellectual commons.

[16] Fr. Yaşama sevinci.

[17] Fr. Varoluş amacı.

[18] Human Accomplishment: The Pursuit of Excellence in the Arts and Sciences, 800 B.C. to 1950 (2003).

[19] Das Kapital (1867)

“How Robert Nozick Put a Purple Prose Bomb Under Analytical Philosophy” Amerikan düşünce ve politakası alanında tarihçi ve History Lab’in (Wisconsin-Madison Üniversitesi tarafından yürütülen bir yazı merkezi) direktörü olan Brad Baranowski tarafından yazılmıştır. Baranowski, Madison/Wisconsin’de yaşamını sürdürmektedir.

Ankara Üniversitesi İngilizce İlahiyat bölümü lisans öğrencisidir. Felsefe tarihi ve din felsefesi başlıca odaklarını oluştururken hobi olarak keman, ahşap oyma ve sinema ile ilgilenir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Kelimelerin Ne Anlama Geldiğine Kim Karar Veriyor? - Lane Greene

Sonraki Gönderi

Kadın Bir Filozof 17. yüzyıldaki Kadın Düşmanlığına Meydan Okuyor - Allauren Samantha Forbes

En Güncel Haberler Analitik Felsefe