Sınırlamalar ve Hayvanlar – Robert Nozick

469 Okunma
Okunma süresi: 11 Dakika

Ahlaki yan sınırlamalarının durumunu ve içeriğini, bu denli katı yan sınırlamaların getirilmesinin uygun karşılanmadığı canlı varlıkları, yani insan olmayan hayvanları ele alarak aydınlatabiliriz. Hayvanlara yapabileceklerimizin herhangi bir sınırı var mıdır? Hayvanlar sadece nesnelerin sahip olduğu ahlaki statüye mi sahip? Bazı amaçlarımız bize hayvanlardan çok fazla şey talep etme hakkını veriyor mu? Onları kullanmamıza izin veren nedir?

Hayvanlar bir değere sahiptir. İnsanların, en azından, bazı yüksek düzey hayvanlara ne yapılabileceği konusunda müzakerelerinde bu meseleye bir miktar ağırlık vermeleri gereklidir. Bunu kanıtlamak zordur. (İnsanların bir değeri olduğunu kanıtlamak da zordur!) Önce belirli örnekler ve sonra argümanlar üreteceğiz. Müziklerin ritmine göre parmaklarınızı şıklatmak isteminizin ve bazı garip nedensel bağlantılarla parmaklarınızı şıklatmanızın, mutlu, sahipsiz 10.000 ineği büyük acılar ve ıstırabın ardından veya acısız ve anında ölmesine neden olacağını biliyorsunuz diyelim, bu durumda parmaklarınızı şıklatmanız tamamen doğru olur mu? Bunu yapmanın ahlaki olarak yanlış olduğunu gösteren bir nedeni var mıdır?

Bazıları, insanların bunu yapmamasını çünkü bu tür davranışların insanları vahşileştirdiğini ve sadece zevk için bireylerin hayatlarını alma eğilimlerini arttırdığını söylüyorlar. Kendi içlerinde ahlaki açıdan sakıncasız olmayan bu davranışların, istenmeyen bir ahlaki yayılmaya sahip olduğunu söylüyorlar. (Böyle bir yayılmanın, örneğin, kendisinin dünyadaki en son insan olduğunu düşünen biri için olma olasılığı olmasaydı her şey farklı olurdu.) Ama böyle bir yayılma neden olmalı? Eğer hayvanlara sebep ne olursa olsun herhangi bir şey yapmak tamamen doğru ise, o halde eğer bir insan hayvanlarla insanlar arasındaki keskin çizgiyi fark edip bunu eylemleri sırasında aklında tutarsa, neden hayvanları öldürmek onu vahşileştirsin ve insanlara zarar verme veya onları öldürme olasılığını arttırsın? Kasaplar (üzerinde bıçaklarla dolaşan insanlardan) daha mı çok cinayet işliyor? Eğer beyzbol sopasıyla bir beyzbol topuna vurmaktan hoşlanıyorsam, bu aynı şeyi birinin kafasına yapmamın tehlikesini de arttırıyor mu? İnsanların beyzbol topundan farklı olduğunu anlama yeteneğim yok ve bu anlayış yayılmayı durdurmuyor mu? Hayvanlar sözkonusu olduğunda işler neden farklı olsun? Açıkçası yayılmanın gerçekleşip gerçekleşmediği empirik bir sorudur; ancak, en azından bu makalenin okuyucuları arasında, farklılıklar çizebilecek ve onlarla farklı bir şekilde hareket edebilecek sofistike insanlar için bir bilmece vardır.

Bazı hayvanlar değerli ise, bunlar hangi hayvanlardır? Bunların değerleri nedir? Bu nasıl belirlenir? Hayvan yemenin sağlık için gerekli olmadığını ve Birleşik Devletler’deki insanlar için hâlihazırda eşit derecede sağlıklı diyetlerden daha ucuz olmadığını (bulguların desteklediğine inandığım gibi) varsayalım. Öyleyse, hayvan yemekten elde edilen kazanç damak zevkleri, tatsal lezzetler, lezzet çeşitliliğidir. Bunların gerçekten hoş, keyifli ve ilginç olmadığını iddia etmiyorum. Soru şu: Onlar, ya da sadece hayvanlardan ziyade hayvan yiyerek elde edilen marjinal katkı, hayvanların yaşamlarına ve acılarına verilecek ahlaki ağırlıktan daha mı fazladır? Hayvanların bir değeri var ise, hayvansal olmayan ürünler yemekten elde edilen ekstra kazanç, ahlaki maliyetten daha mı büyüktür? Bu sorulara nasıl karar verilebilir?

Kıyaslanabilir olaylara bakmayı deneyebiliriz, bu olaylarda aldığımız kararları önceki olaylara genişletebiliriz. Örneğin, sadece eğlence için hayvanları avlamanın ve öldürmenin uygun olmadığını varsaydığım avcılık durumuna bakabiliriz. Amacı ve eğlenceli tarafı hayvanların izlerini sürmek, onları sakat bırakmak ya da öldürmek olduğu için avcılık özel bir olay mıdır? Diyelim ki bir beyzbol sopasını savurmaktan hoşlanıyorum. Sopayı savurabileceğim tek yerde bir inek duruyor. Ne yazık ki sopayı savurmam ineğin kafasını parçalamam demek. Ama bunu yapmaktan zevk almıyorum; buradaki zevk, kaslarımı çalıştırmak, sopayı iyi savurmak vb. eylemlerden geliyor. Bunu yapmamın bir yan etkisi olarak hayvanın kafatasının parçalanması talihsiz bir durumdur. Elbette, sopayı sallamayı bırakıp, eğilip ayak parmaklarıma dokunup başka bir egzersiz yapabilirdim. Ancak bu sopayı sallamak kadar eğlenceli olmaz; bu durumdan o kadar eğlence, zevk veya keyif alamayacağım. Öyleyse soru şu: Hayvana zarar vermeyi içermeyen mevcut en iyi alternatif etkinlikle karşılaştırıldığında sopa savurma ekstra zevkini elde etmek için sopayı savurmam uygun olur mu? Bunun yalnızca günümüzün sopa sallanmasının özel zevklerinden bahsetme meselesi olmadığını varsayalım; her gün aynı durumun farklı bir hayvanla ortaya çıktığını varsayalım. Getirdiği ekstra zevk için hayvanları öldürüp yemeye izin veren, fakat getirdiği ekstra zevk için beyzbol sopası savurmaya izin vermeyen bir ilke var mıdır? Bu ilke nasıl bir şey olur? (Bu, et yeme ile daha iyi bir paralellik mi teşkil eder? Hayvan, bir kemiğini çıkartıp en iyi beyzbol sopasının yapılmak üzere öldürülür; başka malzemelerden yapılan beyzbol sopaları aynı zevki tam olarak vermezler. Kendi kemiğinden yapılan bir beyzbol sopasını kullanmanın getirdiği ekstra zevki elde etmek için bir hayvanı öldürmek doğru bir şey midir? Öldürmek için yerinize başka birini kiralamanız ahlaki açıdan mazur görülebilir mi?)

Bu tür örnekler ve sorular, bir kişinin nasıl bir çizgi çizmeyi istediğini, ne tür bir pozisyon almak istediğini görmesine yardımcı olabilir. Bununla birlikte, tutarlılık tartışmalarının olağan sınırlamaları ile karşı karşıyadırlar; bir kez bir çatışma gösterildiğinde, hangi görüşün değişeceğini söylemezler. Savrulan sopayı bir hayvanı öldürmekten ve yemekten ayırmak için bir ilkeyi ortaya koymayı başaramadıktan sonra, sopanın savrulmasının gerçekten kabul edilebilir olduğuna karar verilebilir. Ayrıca, benzer olaylara bu şekilde yaklaşmak, farklı türdeki hayvanlara kesin ahlaki ağırlık vermemize pek yardımcı olmaz. 

Buradaki örnekleri sunmadaki amacım, hayvanları yeme meselesi değil, ahlaki yan sınırlamaları kavramının izini sürmektir. Fakat şunu söylemeliyim ki, Amerikalıların bugün yemekten elde edebileceği ekstra faydalar bunu yapmayı haklı çıkarmıyor. Bu sebeple yapmamalıyız. Burada, her yerde karşımıza çıkan ve yan sınırlamalarla da bir şekilde ilgisi bulunan bir argümandan bahsetmeden geçemeyeceğiz: İnsanlar hayvanları yedikleri için, yemeselerdi ulaşamayacakları sayıda hayvan yetiştiriyorlar. Bir süre için var olmak, hiç olmamaktan iyidir. Böylece (argüman şu sonuca varıyor), kendilerini yeme alışkanlığımız olduğu için hayvanların durumu daha iyi diyebiliriz. Her ne kadar bu bizim hedefimiz olmasa da, şans eseri, onlara fayda sağladığımız ortaya çıkıyor! (Zevkler değişseydi ve insanlar hayvanları yemeyi artık zevkli bulmaz hale gelseydi, o hayvanların mutluluğuyla ilgilenen kişiler bu hoş olmayan göreve sıkı sıkıya bağlanıp aynı zamanda onları yemeye devam ederler miydi?) Sanırım, insanlar hakkındaki paralel argümanın pek inandırıcı olmadığını ifade edersem, hayvanlara insanlarla aynı ahlaki değerin verilmesi gerektiğini söylediğimde yanlış anlaşılmam. Nüfus artışı problemlerinin her çift veya grubun çocuklarını önceden belirlenmiş bir sayı ile sınırlamasına neden olduğunu düşünebiliyoruz. Bu sayıya ulaşan herhangi bir çift, ilave bir çocuğa sahip olmayı ve üç yaşına (veya yirmi üç) geldiğinde onu kurban etmeyi ya da gastronomik amaç için kullanmak üzere elden çıkarmayı önerebilirler. Gerekçelendirmek için, eğer buna izin verilmezse çocuğun hiçbir şekilde var olamayacağını ifade edebilirler ve tabii ki çocuk için bir kaç yıl yaşamak hiç yaşamamaktan daha iyi bir şeydir. Bununla birlikte, bir kişi var olduğunda, genel varlığına dair net bir katkı olan her şey, onu yaratanlar tarafından bile yapılamaz. Var olan bir kişinin kendisini yaşatmaktaki amaçları bu hakları ihlal etmek olanlara karşı bile bazı hakları vardır. Çocuk sahibi olmayı tercih etmek için izin almaları gerekli olan anne babaların her şeyi yapmalarına izin veren ve aynı zamanda çocukların doğmuş olmalarının doğmamış olmalarından daha iyi olmasını sağlayan bir sisteme yapılan ahlaki itirazları takip etmek için gösterilen çabalara değer. (Bazıları, tek itirazların izni doğru bir şekilde uygulamadaki zorluklardan kaynaklandığını düşünecektir.) Bir kez var oldular mı hayvanların da kendilerine karşı yapılan davranışlar karşısında birtakım hakları oluşabilir. Bu haklar insanlarınki kadar önemli olmayabilir. Ancak bazı hayvanların sadece birisinin bu haklardan birini ihlal edecek bir şey yapmak istemesinden dolayı ortaya çıkması, bu hakkın var olmadığını göstermez.

Aşağıda belirtilen, hayvanlara karşı yapılan davranışlarla ilgili durumu ele alalım. Kolayca başvurabilmemiz için, bu durumu “hayvanlar için faydacılık, insanlar için Kantçılık” olarak etiketleyelim. Şöyle der:

(1) tüm canlıların mutluluğunu en üst düzeye çıkaralım;

(2) insanlara yapılabileceklerin üzerine katı sınırlamalar koyalım.

İnsanlar başkalarının yararına kullanılamaz veya feda edilemez; hayvanlar, diğer insanların veya hayvanların yararı için, ancak bu yararlar verilen zarardan daha büyükse, kurban edilebilir. (Faydacı pozisyonun bu tam doğru olmayan beyanı bizim amaçlarımız için yeterli sayılabilir ve tartışmada daha kolay ele alınabilir.) Ancak, toplam faydacı çıkar, hayvanlara verilen faydacı zarardan daha büyük olduğunda, devam edilebilir. Bu faydacı bakış açısı, hayvanları normal faydacılığın saydığı kadar insan sayar. Orwell’ın ardından bu görüşü şöyle özetleyebiliriz: tüm hayvanlar eşittir, ancak bazıları diğerlerinden daha eşittir, (Daha büyük bir toplam fayda dışında hiçbiri feda edilemezler sadece çok daha ciddi şartlar altında edilebilir, fakat hiçbir zaman, insan olmayan hayvanlar için edilemezler. Yukarıdaki (1) maddede sadece faydacı standarda uymayan fedakârlıkları hariç tutmayı söylüyorum, faydacı bir amacı resmi bir emir haline getirmeyi kastetmiyorum. Bu pozisyona negatif faydacılık diyeceğiz.)

Şimdi, bir değeri olan hayvanlarla ilgili argümanı farklı görüşlere sahip insanlara yöneltebiliriz. Bir insana yapılabilecek şeylere karşı katı yan sınırlamalar getiren “Kantçı ” ahlak felsefecisine şunu söyleyebiliriz:

Siz faydacılığı, bir başkasına ve bir başkası için feda edilmesine olanak verdiği ve bu nedenle bir insanın başka insanlara karşı meşru olarak nasıl davranabileceği konusunda katı sınırlamalar getirmeyi uygun görmediği için yetersiz buluyorsunuz. Ancak, insanlar ve taşlar arasında davranışına ahlaki açıdan bu tür sınırlamalar gelmeyen fakat aynı zamanda bir nesne olarak görülmeyen bir şey olabilir mi? İnsanların bazı özelliklerini çıkartarak veya azaltarak, bu ara varlığı elde etmemiz beklenir. (Ya da belki de bu ara ahlaki statüdeki varlıklar, bazı özelliklerimizin kaldırılması ve bizimkinden farklı başka özelliklerin eklenmesiyle elde edilir.)

Şöyle bir mantık yürütülebilir. Hayvanlar ara varlıklardır ve faydacılık da ara pozisyon. Soruya oldukça farklı bir açıdan yaklaşabiliriz. Faydacılık, hem ahlaki açıdan en önemli şeyin mutluluk olduğunu hem de bütün varlıkların birbirleriyle değiştirilebilir olduğunu varsayar. Bu bağlaç, insanlar için geçerli değildir. Fakat (negatif) faydacılık, bağlacın geçerli olduğu tüm varlıklar için doğru değil midir? Hayvanlar için geçerli değil midir?

Faydacı bir kişiye şunu söyleyebiliriz:

Eğer sadece haz, ıstırap, mutluluk gibi tecrübeler (ve bu tecrübeler için kapasite) ahlaki açıdan geçerli ise, o zaman, ahlaki hesaplamalar yapılırken, hayvanlar, bu kapasitelere ve tecrübelere ne oranda sahip olduklarına göre değerlendirilmelidirler. Yatay çizgilerin alternatif politikaları ve eylemleri, sütunların ise farklı bireysel organizmaları temsil ettiği ve her girdinin, politikanın organizmaya getireceği faydayı temsil eden bir matris oluşturun. Faydacı teori, her politikayı yatay çizgideki girdilerin toplamına göre değerlendirir ve bizi, toplamı minimal olan bir eylemde bulunmaya ya da bir politikayı kabul etmeye yönlendirir. Her sütun, ister bir insan olsun isterse bir hayvan, eşit olarak ele alınır ve bir kez sayılır. Her ne kadar görüşün yapısı onlara eşit muamele etse de, kendileri ile ilgili gerçeklerden dolayı hayvanlar kararlarda daha az önem taşırlar. Eğer hayvanların zevk, acı ve mutluluk kapasiteleri insanlarınkinden az ise, hayvanların sütunlarındaki matris girdileri genellikle insanların sütunlarındakinden daha düşük olacaktır. Bu durumda, hayvanlar, alınacak nihai kararlarda daha önemsiz faktörler olacaktır.

Bir faydacı, hayvanları bu çeşit bir eşit muameleden mahrum bırakmanın zor olduğu görüşündedir. Hangi zeminlerde insanların mutluluğunu hayvanlarınkinden ayırt edip sadece insanlarınkine önem verilebilir ki? Tecrübeler, belli bir düzeyin üzerinde olmadıkları zaman fayda matrisine sokulmasalar bile, elbette ki bazı hayvan tecrübeleri faydacılık yanlısının dikkate aldığı bazı insan tecrübelerinden daha büyüktür. (Bir hayvanın herhangi bir anestezi yapılmadan canlı canlı yakılmasını bir insanın hafif kızgınlığıyla karşılaştırın.) Bentham’ın hayvanların mutluluğuna aynen bizim açıkladığımız şekilde önem verdiğini ifade edebiliriz.

“Hayvanlar için faydacılık, insanlar için Kantçılık” ifadesine göre, hayvanlar, diğer hayvanların ve insanların kazancı için kullanılırlar, fakat insanlar kendi istekleri dışında hayvanların kazançları için asla kullanılamazlar (zarar verilemezler, kurban edilemezler). Hayvanların menfaati için insanlara hiçbir şey yapılamaz. (Hayvanlara zulmü engelleyen kanunların ihlal edilmesi durumunda verilen cezalar da dâhil midir?) Bu kabul edilebilir bir sonuç mudur? 10.000 hayvanı, hayvanların acı çekmesine neden olmayan bir kişiye hafif bir rahatsızlık vererek, acı verici acılardan kurtaramaz mıyız? Yan sınırlamanın, katlanılmaz acıdan kurtarılacak olan insanlar söz konusu olduğunda mutlak olmadığı düşünülebilir. Bu nedenle, belki de, hayvanların ıstırabı söz konusu olduğunda, fazla olmasa da yan sınırlama da gevşer. Her bakımdan tam bir faydacılık yanlısı (hayvanlar ve insanlar için, bir grupta birleştirilmiş), daha da ileri gider ve bir hayvanın daha büyük acı çekmesini önlemek için bir insana (biraz) acı verebileceğimiz görüşünü savunur. Bu izin verici ilkenin amacı, insana daha fazla acı çekmekten kaçınmak olsa bile, kabul edilemez bir şekilde güçlü görünüyor!

Faydacı teori, başkalarının feda edilmesinden sonra ortaya çıkan faydadan diğerlerinin kaybettiğinden anormal derecede fazla kazançlar elde eden fayda canavarlarının ortaya çıkma olasılığından dolayı zor duruma düşüyor. Çünkü bu görüş kabul edilemez bir şekilde, toplam faydayı artırmak için hepimizin canavarın kesiminde feda edilmesini gerektiriyor gibi görünüyor. Benzer şekilde, eğer insanlar feda edilen hayvanlara kıyasla çok daha fazla haz alıyorlarsa, hayvanların neredeyse her zaman feda edilmesini gerektiren (ya da buna izin veren) “hayvanlar için faydacılık, insanlar için Kantçılık” ilkesinin, hayvanları insanlara göre daha aşağı bir konuma yerleştirdiğini düşünebiliriz.

Faydacı bakış açısı yalnızca hayvanların mutluluğu ve acısını saydığına göre hayvanların acı çektirilmeden öldürülmesini doğru bulur mu?  Faydacı bakış açısına göre, insanların gece vakti önceden ilan edilmeden acı çektirilmeden öldürülmesi uygun olur mu? Faydacılık, insanların sayısı söz konusu olan kararlara gelince yetersiz olma gibi bir kötü şöhrete sahiptir. (Kabul edilmeli ki, bu alanda yeterliliğin ortaya çıkması zordur.) Toplam mutluluğun en üst düzeye çıkarılması için, net faydaları pozitif olana ve dünyadaki varlıkların diğerlerine sağladığı faydanın getirdiği zararı engellemek için yeterli olana kadar insanları eklemeye devam etmek gerekir. Ortalama faydanın en üst düzeye çıkarılması, eğer kendisini coşkulu ve ortalamadan daha mutlu yapacaksa, bir kişinin başka herkesi öldürmesine izin verir. (Öyle yapmamalı demeyin çünkü ölümünden sonra ortalama, diğerlerini öldürmemektense ortalamanın altına düşecek.) Öldürdüğünüz insanın yerine hemen onun yerine geri kalan hayatı kadar mutlu bir hayata sahip olacak başka bir kişiyi (bilim kurgu biçiminde, bir çocuğa sahip olarak veya tam yetişkin bir insan yaratarak) koyduğunuz takdirde bir kişiyi öldürmeniz onaylanabilir mi? Üstelik ne toplam faydada net bir azalma ne de dağılım profilinde bir değişme olacaktır. Cinayeti sadece potansiyel kurbanlardaki endişe hislerini önlemek amacıyla mı yasaklarız? (Faydacı biri onların hangi konularda endişelendiğini nasıl açıklar ve mantıksız bir korku olarak görmesi gereken bir şey üzerine gerçekten bir politika inşa edilebilir mi?) Açıkçası, bir faydacının bu tür meseleleri ele alabilmek için görüşüne eklemeler yapması gerekmektedir; belki de ek teorinin ana teori haline geldiğini ve faydacı görüşleri bir köşeye ittiğini görecektir.

Fakat faydacılık en azından hayvanlar için yeterli değil mi? Bence değil. Ancak sadece hayvanların hissettiği tecrübeler geçerli değilse, ne geçerlidir? Burada bir sürü soru ortaya çıkar. Bir hayvanın hayatına ne kadar saygı gösterilmelidir ve buna nasıl karar verebiliriz? Sınıflandırılmamış bir varlık kavramı mı ortaya koymak gerekiyor? Genetik mühendisliği tekniklerini kullanarak buna razı olan doğal köleler yaratabilir miyiz? Doğal hayvan köleler? Bu hayvanların evcilleştirilmesi midir? Faydacılık, hayvanlar için bile her şeye cevap veremiyor, ama soruların yoğunluğu bizi korkutmakta.

Kaynak: Nozick, Robert. Anarchy, State, and Utopia. New York: Basic Books. 1974, s. 35-42, çev. Emre Can Özuslu

Mersin Üniversitesi Felsefe Bölümü lisans eğitimine devam ediyor. Felsefenin hemen her alanına ilgili olmakla birlikte özellikle metafizik, zihin felsefesi ve dil felsefesiyle ilgileniyor. Felsefe dışındaki ilgi alanları ise nörobilim-bilişsel bilimler, evrimsel psikoloji, politik iktisat ve fiziktir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Sonuççuluk’u Anlamak: Rachels'ı Eleştirmek – Taner Beyter

Sonraki Gönderi

Zombiler* - Tom Polger

En Güncel Haberler Analitik Felsefe