Vatanseverlik – Igor Primoratz (Stanford Encyclopedia Of Philosophy)

//
2 Okunma
Okunma süresi: 42 Dakika

Vatanseverlik, filozofların tipik olarak tartıştığı türden sorular gündeme getirir: Bu olgu nasıl tanımlanmalıdır? Milliyetçilik gibi benzer tutumlarla ilişkisi nasıldır? Ahlaki konumu nedir: ahlaki açıdan değerli mi, hatta zorunlu mu yoksa daha çok kaçınmamız gereken bir tutum mudur? Henüz birkaç on yıl öncesine kadar filozoflar konuyla hemen hemen hiç ilgilenmemişlerdir. Historical Dictionary of Philosophy (Tarihsel Felsefe Sözlüğü)’nde yer alan vatanseverlik hakkındaki -terimin 16. yüzyıldan itibaren kullanımını inceleyen- girdide günümüze değin çok sayıda kaynaktan yararlanılmış olsa da bunların çoğu filozof olmayan yazarlara aittir. Dahası, alıntı yapılan birkaç tanınmış filozof arasından yalnızca J. G. Fichte, konuya gelip geçici bir referans olmaktan fazlasını sağlamıştır – buna rağmen Fichte’nin söylemiş olduğu şeylerin çoğu, vatanseverlikten çok milliyetçilikle ilgilidir (bkz. Busch ve Dierse 1989).

Vatanserlik hakkındaki yazınlarla ilgili bu durum 1980’lerde değişmiştir. Yaşanan bu değişiklik, kısmen John Rawls’ın Theory of Justice (Adalet Teorisi, 1971) başlıklı çalışmasında somutlaşmış olan bireyci, liberal ve ahlak felsefesi etrafındaki düşüncelerine yanıt olarak yeniden doğan komüniteryanizme; ayrıca aynı zamanda dünyanın çeşitli yerlerinde de milliyetçiliğin yeniden canlanmasına dayanıyordu. Bu değişimi başlatan şeyse, Andrew Oldenquist’in -soyut ilkeler ve ideallerden ziyade- çeşitli tabiiyetlerin bir konusu olarak ahlak hakkındaki görüşleri (Oldenquist 1982) ve Alasdair MacIntyre’ın vatanseverliğin temel bir ahlaki erdem olduğu argümanlarıydı (MacIntyre 1984). Bazı filozoflar, büyük ölçüde MacIntyre’a yanıt olarak vatanseverliğin ılımlı veya sönük versiyonlarını savunurken (Baron 1989, Nathanson 1989, Primoratz 2002), bazılarıysa her türlü vatanseverliğe karşı çıkmıştır (Gomberg 1990, McCabe 1997, Keller 2005). Günümüzdeyse vatanseverliğin ahlaki referansları hakkında, hiçbir hafifleme emaresi göstermeyen hararetli bir tartışma yaşanmaktadır. Siyaset felsefesinde paralel olarak ilerleyen başka bir tartışmaysa istikrarlı, iyi işleyen bir politikanın ethosu olan milliyetçiliğe alternatif olabilecek bir vatanseverlik biçimi üzerinedir.

1. Kavramsal Konular

2. Normatif Konular

3. Vatanseverliğin Siyasi Önemi


1. Kavramsal Konular

1.1 Vatanseverlik Nedir?

Standart sözlük tanımında vatanserlik “birinin ülkesine olan sevgisi” şeklinde tanımlanır. Bu tanımın, terimin gündelik kullanımdaki temel anlamını karşılıyor olsa da çok zayıf ve ayrıntılandırmaya muhtaç olduğu düşünülebilir. Konuyla ilgili kitap hacmindeki ilk felsefi çalışmada Stephen Nathanson (1993, 34-35) vatanseverliğin şunları içerdiğini belirtir:

  1. Kişinin kendi ülkesi için duyduğu özel bir düşkünlük
  2. Ülkeyle kişisel özdeşleşme duygusu
  3. Ülkenin refahı için hususi olarak endişe duyma
  4. Ülkenin iyiliğini desteklemek için gönüllü bir şekilde fedakârlık yapma

Burada itiraz edilebilecek çok az şey vardır. Düşkünlük ve aşk arasında büyük bir fark yoktur ve Nathanson bu terimleri birbirinin yerine kullanır. Sevgi (veya düşkünlük) genellikle nesnesi için özel bir ilgi veya endişe olarak ifade edilse de, bu gerekli değildir. Ancak ülkesine olan sevgisini özel bir kaygıyla ifade etmeyen bir kişi, vatansever gibi görülmeyebilir de. Bu nedenle, tanımın bu tür kaygıları da içermesi gerekir. Gelgelelim söz konusu kaygılar bu tanıma dahil edildiğinde, kişinin ülkesi için fedakârlık yapma isteği ima edilmiş olacağı için ayrı bir bileşen olarak eklenmesine gerek yoktur. Ülkeyle özdeşleşmenin de “kişinin ülkesi” ifadesinde ima edildiği düşünülebilir ancak bu ifade son derece muğlaktır ve bir ülkenin son derece zayıf, samimiyetsiz bir şekilde “kendisinin” olarak anılmasını da beraberinde getirir. Öyle görünüyor ki birinin, bir ülkenin vatanseveri olabilmesi için, o ülke kayda değer bir his etrafında onun olmalıdır. Bu da en iyi, kişinin ülkesiyle özdeşleşmesinden bahsederek anlaşılabilir. Böylesi bir özdeşleşme, bir kişinin ülkesinin erdemlerinden ve başarılarından gurur duyması; kusurları veya suçlarından dolayı (bunlar reddedilmek yerine kabul edildiği zaman) utanması gibi dolaylı duygularla ifade edilir.

Buna göre vatanseverlik, bir kişinin ülkesine olan sevgisi, onunla özdeşleşmesi ve ülkesiyle yurttaşlarının refahı için özel bir kaygı duyması olarak tanımlanabilir.

Bu olası tanımlardan sadece biri olduğu gibi daha eksiksiz bir vatanseverlik açıklaması bu makalenin kapsamı dışındadır. Böyle bir açıklamanın, bir vatanseverin ülkesinin erdemlerine dair inançları; bir gruba ait olma ve daha kuşatıcı bir hikâyenin parçası olma ihtiyacı; bir bireyin yaşamının dar sınırlarını ve sıradan kaygılarını aşan bir geçmiş ve gelecek ile ilişkili olma; vatanseverliğin gelgitlerini, siyasi ve kültürel etkisini ve daha fazlasını etkileyen sosyal ve politik koşullar gibi pek çok mesele hakkında bir şeyler söylemesi gerekirdi.

1.2 Vatanseverlik ve Milliyetçilik

Hem vatanseverlik hem de milliyetçilik tartışmaları, ikisini ayırt etme başarısızlığı nedeniyle çoğu zaman bir netliğin sağlanamamasıyla gölgelenmiştir. Birçok yazar iki terimi birbirinin yerine kullanmış; buna dikkat edenler arasındaysa çok az yazar, pek de yardımcı olmayan şekilde tanımları birbirlerinden ayırmıştır. 19. yüzyılda Lord Acton, “milliyet” ve vatanseverliği, sevgi ve içgüdüye karşı ahlaki bir ilişki olarak karşı karşıya getirmiştir. Milliyet, “yalnızca doğal veya fiziksel” olan “ırkla bağlantımızdır” derken vatanseverlikse, politik bir topluma karşı ahlaki görevlerimizin farkında olmaktır (Acton 1972, 163). 20. yüzyılda Elie Kedourie tam tersi şekilde milliyetçiliği, insanlığın içinde özgürlüğü ve doyumu bulabileceği temel birimler olarak ele aldığı milletler üzerine bütünsel bir felsefi ve politik doktrin olarak lanse ederken vatanseverliği ise yalnızca kendi ülkesine karşı duyduğu yakınlık olarak ele almıştır (Kedourie 1985, 73–74).

George Orwell’se bu iki olguyu, saldırgan ve savunmacı tutumları açısından karşılaştırmıştır. Milliyetçilik iktidarla ilgilidir: taraftarları, kişiliğini içinde erittiği milleti için olabildiğince fazla güç ve prestij kazanmak ister. Buna göre milliyetçilik saldırgan olsa da, vatanseverlik savunmaya yöneliktir: belirli bir yere ve kişinin en iyi olduğunu düşündüğü yaşam biçimine bağlılık duymanıın yanında, bunu başkalarına dayatma arzusuna sahip değildir (Orwell 1968, 362). Bu iki tutumu birbirinden ayırmanın yolu, politikacılar arasında popüler olduğu gibi günlük hayatta da yaygın olarak kullanılan “bize karşı onlar” mottosunun çifte standardına işaret eden bir bakış açısına yaklaşır. İlk etapta ülke ve ulusun birlikte kullanılmasının ardından ardından vatanseverlikle milliyetçilik, sevginin gücü ve ona duyulan özel ilgi ya da kişinin onunla özdeşleşme derecesi açısından birbirlerinden ayrılır. Bu hisler makul bir ölçüde; başkaları hakkında kötü düşünceler beslemeden veya onlara karşı düşmanca davranışlar sergilemeden ifade ediliyorsa bu, vatanseverliktir; ancak dizginlenmedikleri gibi, birinin başkaları hakkında kötü düşünmesine ve onlara kötü davranmasına neden oluyorsa bu, milliyetçiliktir. Daha açık bir ifadeyle, onlar milliyetçiyken bizim vatansever olduğumuz görülür (bkz. Billig 1995, 55-59).

Vatanseverlik ile milliyetçiliği ayırt etmenin -oldukça basit ve ahlaki sorular gerektirmeyen- başka bir yolu daha vardır. Milliyetçiliği “ülke”, “devlet” veya “idare” ile özdeşleştiren politik “ulus” anlayışını ve bu anlayışla ilintili politik ya da sivil milliyetçilik biçimlerini bir kenara bırakabiliriz. Neticede “ulus” anlayışının bir diğer boyutu olan etnik ya da kültürel anlamlarıyla ilgilenmeli ve de etnik veya kültürel milliyetçiliğe odaklanmalıyız. Bunu yapmak için de söz konusu “ulus” anlayışını açıklamak zorunda değiliz; bu anlayışı ortak ata, tarih ve bir dizi kültürel özellik açısından nitelendirmemiz yeterlidir. Hem vatanseverlik hem de milliyetçilik, belirli bir mahiyete yönelik sevgi, özdeşleşme ve özel ilgiye ihtiyaç duyar. Vatanseverlik söz konusu olduğundaysa bu mahiyet, kişinin vatanı, ülkesidir; milliyetçilik durumundaysa kişinin ulusudur, (terimin etnik/kültürel anlamıyla) milletidir. Bu nedenle, vatanseverlik ve milliyetçilik, aynı tür inanç ve yaklaşımlar olarak görülür ve bu inanç ve yaklaşımların gücünden ziyade, inancın yöneldiği nesneler açısından ayırt edilir.

Elbette, ülke ve ulus arasında; dolayısıyla da vatanseverlik ile milliyetçilik arasında çok fazla örtüşme vardır; bu nedenle biri için geçerli olan şey, diğeri için de geçerli olacaktır. Ancak bir ülke etnik olarak homojen olmadığında veya bir ulus kendine ait bir ülkeden yoksun olduğunda iki kavram yollarını ayırabilir.

2. Normatif Konular

Vatanseverliği eleştiren çok sayıda kişi olmuştur. Vatanseverliğe yönelik en acımasız kişiler, bütün kayda değer görüşlerinin kusurlu olduğuna hükmetmiştir. 19. yüzyılda, Rus yazar ve düşünür Leo Tolstoy vatanseverliği hem aptalca hem de ahlaka aykırı bulmuştur. Aptalcadır; çünkü her vatansever kendi ülkesini en iyisi olarak kabul etmesine karşın, açıkçası sadece bir ülke buna layık olabilir. Ahlaka aykırıdır; çünkü diğer tüm ülkelere karşın, -savaş da dahil olmak üzere-  herhangi bir yolla ülkemizin çıkarlarını desteklememizi emreder ve bu nedenle -bize yapılmasını istemediğimiz şeyleri başkasına yapmamayı öğütleyen- en temel ahlak kuralıyla çelişir (Tolstoy 1987, 97). Son zamanlarda, Tolstoy’un eleştirisi vatanseverliğin çifte hata olduğunu savunan Amerikalı siyaset teorisyeni George Kateb tarafından da desteklenmiştir. Kateb’e göre vatanseverlik “tipik olarak ciddi bir ahlaki hatadır ve kaynağı, bir kafa karışıklığı durumudur” (Kateb 2000, 901). En önemlisi vatanseverlik, bir kişinin ülkesi için ölmeye ve öldürmeye hazır olmasıyla ifade edilir. Ancak bir ülke, “ayırt edilebilir bireylerden oluşan ayırt edilebilir bir toplam değildir”; daha ziyade “bir soyutlama … birkaç gerçek ve birçok hayali unsurun bir bileşimidir.” Özellikle, sınırları belli bir toprak parçası olmanın yanı sıra, “ -doğru veya yanlış- aktarılmış anılar; genellikle yalandan sterilize edilmiş veya kahramanlaştırılmış bir tarih; büyük ölçüde icat edilmiş bir saf akrabalık duygusu; ve yine büyük ölçüde gayri şahsi veya görünmez; aslında soyut sosyal bağlardan…” meydana gelmektedir. Bu nedenle vatanseverlik, “büyük ölçüde hayal gücünün ürünü olan bir soyutlama için ölmeye ve öldürmeye hazır olma halidir” (907).

Bu itirazlardan bazılarına kolaylıkla karşı çıkılabilir. Yetkin bir vatanseverlik kişinin, ülkesinin erdemlerine olan inancını barındırıyor olsa bile o ülkenin diğerlerinden daha iyi olduğu inancını içermesine gerek yoktur. Ayrıca bir ülkenin “ayırt edilebilir bireyler” topluluğu olmaması ve yurttaşları arasındaki sosyal bağların somut ve karşılıklı olmaktan ziyade “büyük ölçüde görünmez ya da şahsi” olması, onun gerçek dışı ya da hayali olduğu anlamına gelmemektedir.

“Hayali cemaat” terimini icat eden Benedict Anderson’un belirttiği gibi, “İletişimin yüz yüze sağlandığı ilkel köylerden daha büyük olan bütün topluluklar … hayal edilmiştir.” “Hayali cemaat”, “gerçek topluluğun” zıttı değil, daha çok üyelerinin yüz yüze ilişkileri olan topluluğun zıttıdır (Anderson 1991, 6).

Benedict Anderson (1936-2015)

Bununla birlikte, vatanseverliğin ahlaki referanslarından ziyade entelektüel yönüne odaklanan daha makul bir eleştiri çizgisi daha vardır. Dahası, Tolstoy’un ve Kateb’in vatansever tarafsızlığın ahlaki meşruiyetini sorgulayan ve vatanseverliğin uluslararası gerilimler ve savaşla bağlantısını vurgulayan argümanları bu kadar kolay çürütülemeyecektir.

2.1 Vatanseverlik ve İnanç Etiği

Bir vatansevere “ülkenizi neden seviyorsunuz?” ya da “neden ona sadıksınız?” diye sorduğunuzda muhtemelen soruyu “ülkenizde, onu sevmenizi veya ona sadık kalmanızı sağlayacak kadar iyi olan şey ne?” şeklinde anlayacak ve ülkesinin erdemleri ve başarıları olduğuna inandığı şeyleri ileri sürecektir. Bu, vatanseverliğin -inançlarımızı ve diğer kanısal durumları değerlendirmek için bir dizi normu içeren- inanç etiği açısından değerlendirilebileceğini gösterir. Simon Keller, vatanseverliği bu bakış açısıyla incelemiş ve onu noksan bulmuştur.

Keller, kişinin bir aile üyesine veya arkadaşına olan sevgi ve sadakatinin, kişinin mizacına bağlı olarak düşük bir beklentiyle birlikte var olabileceğini ancak vatanseverliğin, kişinin ülkesinin onayını içerdiğini savunmaktadır. Vatansever biri ülkesini destekleyecekse, ülkesinin erdemleri ve başarıları hakkındaki inançlarının, nesnel olarak geçerli bazı değer standartlarına ve ülkesinin bu standartlara uygun olup olmadığı sonucuna ulaşmasını sağlayacak geçmiş ve güncel sicilinin, tarafsız bir incelemesine dayanması gerektiğini hesaba katmalıdır. Bununla birlikte, bir vatanseverin sadakati, sırf sahip olabileceği bir dizi erdemi somutlaştırdığı için ülkesine odaklanmayacaktır. Eğer hâl böyle olsaydı, komşu bir ülkenin bu tür erdemlere daha yüksek derecede sahip olduğu fark edildiğinde bir vatanseverin sadakati başka bir ülkeye yönelirdi. Vatansever kişi ülkesine sadıktır çünkü o ülke -ama sadece o ülke- onun ülkesidir; onunki “birincil derecede” bir sadakattir. Bu nedenle vatansever kişi, tarafsız bir şekilde yorumlanan kanıtlara dayalı olsun ya da olmasın, patrianın her tür erdem ve başarı tarafından kutsanmış olduğunu düşünmeye eğilimlidir. Nitekim diğer ülkeler hakkındaki kanaatlerini de farklı yollarla biçimlendirir. Üstelik, vatansever biri olarak sahip olduğu bu motivasyonu da kabullenemeyecektir. Bu da, sahip olduğu bazı inançların gerçek kaynağını kendisinden saklamasına yol açar. Bu, kötü bir inanç biçimidir. Kötü bir inançsa kötüdür; öyleyse vatanseverlik de; kısmen vatansever bir sadakat ile oluşturulan bireysel veya kolektif kimlik de kötüdür. Keller’in görüşüne göre bu, “vatanseverliğin bir erdem değil, kötülük olduğuna yönelik açık bir varsayım” anlamına gelmektedir. (Keller 2005, 587-88).

Bu tasvir, vatanseverlik üzerine sahip olduğumuz bilgiler çerçevesinde doğru görünüyor. Yine de Keller, vatanseverliğe karşı duruşunu abartıyor olabilir. Birinin ülkesine olan sadakati sorgulandığında, “Burası benim ülkem, benim evim; ona sadık olmak ve iyiliği uğruna özel ilgi göstermek için başka bir nedene ihtiyacım yok” cevabını verebilir ancak bu, çok tatmin edici bir cevap olmasa da J.B. Zimmermann’ın “bir kişinin ülkesine olan sevgisi … çoğu durumda bir eşeğin ahırına olan sevgisinden başka bir şey değildir” ifadelerine katılabiliriz (Nathanson 1993, 3’ten alıntılanmıştır). Ancak her halükârda vatanseverlik, aptalca, benmerkezci ve irrasyonel olarak nitelendirilmektedir. (Argümanının daha sonraki bir açıklamasında (2007, 80–81) Keller’in bir ikilem içinde olduğu görülüyor.)

2.2 Vatanseverliğin Ahlaki Konumu

Birçok kimse vatanseverliği, doğduğumuz ve büyüdüğümüz ülkeye duyduğumuz bağlılığın doğal ve yerinde bir ifadesi; bu ülkenin topraklarında, halkı arasında ve yasalarına uygun olarak yaşamanın kazanımları için minnettarlık duymak olarak düşünmektedir. Ayrıca bu kimseler, vatanseverliği kimliğimizin önemli bir bileşeni olarak görmekte ve daha ileri giderek vatanseverliğin ahlaki olarak zorunlu olduğunu, hatta ahlakın özü olduğunu iddia etmektedir. Bununla birlikte, ahlak felsefesinde ahlakı esasen evrensel ve tarafsız olarak anlayan ve yerel, kısmi bağlılığı ve sadakati dışlayan büyük bir gelenek vardır. Bu geleneğin taraftarları, vatanseverliği bir tür grup egoizmi; evrensel adalet ve ortak insani dayanışma talepleriyle çelişen, ahlaki olarak “kendine” karşı keyfi bir taraf tutma olarak düşünme eğilimindedir. Bu tür vatanseverlikle ilgili bir sakınca, vatanseverliğin saldırgan ve tehlikeli şekilde dışlayıcı olmasıdır. Kişinin kendi ülkesine olan sevgisi, karakteristik olarak diğer ülkelere karşı nefret ve düşmanlıkla eş güdümlü olduğu gibi militarizmi teşvik etme eğilimindedir ve uluslararası gerginlik ya da çatışmalara yol açar. Tolstoy ve Kateb’in yukarıda bahsedilen vatanseverliğe yönelik ahlaki itirazları da bu doğrultudadır.

Öyleyse vatanseverliğin ahlaki konumu nedir? Soru tek bir cevabı kabul etmez. Dolayısıyla vatanseverliğin beş biçimini belirleyebiliriz; bunların her birinin de kendi değerlerine göre yargılanması gerekir.

2.2.1 Aşırı Vatanseverlik

Machiavelli prenslere, siyasi koşullar vaatlerini bozmak, halkını aldatmak, onları ayrıştırmak ve bazen zalimce yollara başvurmak, geniş ölçekte şiddet kullanmak gibi eylemleri gerektirdiğinde, prensin işini yapabilmek istiyorsa bu eylemleri gerçekleştirme konusunda istekli olması gerektiği yönündeki telkinleriyle (iyi ya da kötü) bir üne sahiptir. Prenslik yönetiminin hangi kısımlarını ele aldığımıza bağlı olarak bu eylemler vatanseverlikle ilgili olabilecekleri gibi olmayabilir de. Ancak Machiavelli’nin öğretisinin pek bilinmeyen bir yanı vatanseverlikle ilgilidir çünkü bu düşüncelerini bir cumhuriyetin politikacılarına ve sıradan vatandaşlarına da aktarmaktadır. “Bir kişinin ülkesinin güvenliği tamamen alınacak bir karara bağlıysa, adalete veya adaletsizliğe, nezakete veya zulme ya da bu kararın övgüye değer veya rezil olmasına dikkat edilmemelidir” (Machiavelli 1998 [1518], 515). Bir kişinin ülkesinin en önemli çıkarları, onunla çatışabilecek herhangi bir ahlaki düşünceyi geçersiz kılar.

Bu tür bir vatanseverlik aşırı olsa da hiç de ender rastladığımız bir durum değildir: Ülkelerinin temel çıkarlarının tehlikede olduğu düşünüldüğünde hem politikacılar hem de sıradan vatandaşlar tarafından sıklıkla benimsendiği gibi, basit ve açık bir şekilde, “Haklı ya da haksız da olsa bizim ülkemiz!” sözleriyle özetlenmiştir. Ahlakın reddi anlamına geldiği için, bu tür vatanseverliğin ahlaki konumu hakkında söylenecek fazla bir şey yoktur. “Haklı ya da haksız da olsa bizim ülkemiz!” yaklaşımı, haklı olamaz.

2.2.2 Güçlü Vatanseverlik

“Vatanseverlik erdem midir?” başlıklı ufuk açıcı dersinde Alasdair MacIntyre, vatanseverliği belirli evrensel değerlere ve ilkelere yönelik liberal bir bağlılıkla karşılaştırır. Liberal açıdan, tıpkı matematiğin ilkeleri ile onu kimden öğrendiğimizin ve ona bağlılığımızın bir ilgisinin olmaması gibi ahlaki ilkeleri nerede ve kimden öğrendiğimiz, bu ilkelerin içerikleriyle ve onlara olan bağlılığımızla aynı derecede ilgisizdir. MacIntyre içinse bu ahlaki ilkeleri nereden ve kimden öğrendiğimiz, hem ona bağlılığımız hem de içeriği açısından belirleyici bir öneme sahiptir.

Böyle bir ahlak yoktur ki bu ahlak her zaman belirli bir topluluğun ahlakı olsun. Ahlaki kuralları ancak “topluluğun yaşam tarzı içinde ve onun sayesinde” anlayabilir ve içselleştirebilirsiniz (MacIntyre 1984, 8). Ahlaki kurallar, yansıttıkları ve teşvik ettikleri belirli iyiler açısından değerlendirilir. Ancak bu iyiler, her zaman bir topluluğun yaşam biçiminin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınır. Birey, ancak kendi topluluğu tarafından bu şekilde bilgilendirildiğinde ahlaki bir fail haline gelir. Ayrıca ahlaki yaşamında topluluğu tarafından kabul edildiği için kişi olarak yaşar ve gelişir. “… Ben sadece ahlaki bir etken olabilirim çünkü bizler ahlaki etkenleriz … Topluluğumdan koptuğumda, tüm gerçek yargı standartlarına olan bağlılığımı kaybetme eğiliminde olacağım” (10-11).

Yalnızca topluluğumun ahlakını temsil eden bir üyesi olmak kaydıyla yaşamımızı sürdürürsek, o zaman kimliğimiz topluluğumuzun kimliğine, tarihine, geleneklerine, kurumlarına ve özlemlerine bağlı olur. Bu nedenle,

Ülkemin tarihinde kök salmış vaziyetteki kendi bireysel hayatımın canlandırılmış anlatısını anlamıyorsam … Milletimin hangi suçlarını telafi etmekle yükümlüyüm, milletime ne gibi faydaları için şükran duyuyorum kabilinden başkalarının bana ya da benim başkalarına ne borçlu olduğumuzu anlamayacağım. Bana neyin borçlu olunduğunu ve benim ne borcum olduğunu anlamak ile parçası olduğum toplulukların tarihini anlamak… birbirlerinden farklı değildir. (16)

Bu, MacIntyre’ı vatanseverliğin ahlakla çelişmemesi gerektiği sonucuna götürür; vatanseverlik daha ziyade merkezi bir ahlaki erdem ve gerçekten de ahlakın temelidir.

Vatansever sadakatin nesnesi kişinin ülkesi ve devletidir; ancak bu, bir vatanseverin ülkesinde iktidardaki herhangi bir hükümeti destekleyeceği anlamına gelmez. Burada MacIntyre’ın konumu, ikisini birleştirme eğiliminde olan popüler bir vatanseverlik türünden farklıdır. MacIntyre, vatanseverin bağlılığının iktidarın statükosuna değil, “bir proje olarak tasarlanan ulusa” yöneldiğini söylemektedir (13). Ülkenin gerçek karakteri, tarihi ve özlemleri adına, birisi ülkenin hükümetine karşı çıkabilir. Bu kapsamda, bu tür bir vatanseverlik eleştirel ve rasyoneldir. Ama en azından patrianın bazı “büyük çıkarları” olan kimi uygulamaları ve projeleri, sorgulama ve eleştirel incelemenin ötesinde olmalıdır. Bu kapsamda MacIntyre, gerçek vatanseverlik olarak gördüğü şeyin “temelde mantıksız bir tutum” olduğunu kabul eder (13). Ancak daha rasyonel ve dolayısıyla daha kısıtlı bir sadakat, gerçek vatanseverlik yerine “iğdiş edilmiş” olacaktır.

Bu vatanseverlik açıklaması birçok itirazla karşılaşır. MacIntyre’ın vatanseverlik görüşünün komüniter temelleri – yani topluluğun, birey üzerindeki ahlaki önceliğine ilişkin görüşü- sorgulanabilir; komüniterlikten vatanseverliğe yönelmiş olması hatalı bulunabilir:

Onun komüniter ahlak anlayışı doğru olsa ve ahlaki gelişim süreci, grup sadakatinin merkezi bir erdem olarak ortaya çıkmasını sağlasa bile, vatanseverliğin önemi hakkında hiçbir sonuca varılamaz. Birincil bağlılığımızın borçlu olacağı grup, ahlaki anlayışımızı edindiğimiz grup olacaktır. Ancak bu grubun bir bütün olarak toplum ya da herhangi bir siyasi birim olması gerekmediği gibi kişinin ailesi, şehri veya dini de olabilir. Ulusun, ahlakın kaynağı ya da sadakatimizin birincil hak sahibi olması şart değildir. (Nathanson 1989, 549)

Yine bir başka itiraz, güçlü vatanseverliğin temelde mantıksız karakterine; –patrianın “büyük çıkarlarının” sorgulanamaz olması gerektiği konusundaki ısrarına- odaklanacaktır.

MacIntyre kabul eder ki “bazen vatanseverlik, ulusumun genel çıkarı için çok önemli olan bazı girişimlerin başarısı, -bu girişimin başarısı insanlığın yararına olmadığı zaman- benim desteğimi ve çalışmamı gerektirebilir …” (14). Eğer öyleyse, bu tür bir vatanseverlik evrensel adalet ve ortak insan dayanışması gibi temel ahlaki kavramların reddini içeriyor gibi görünecektir.

Tolstoy ve diğer eleştirmenler, vatanseverliğin bu kavramlarla bağdaşmadığını; büyük bir egoizm olduğunu; bir kişinin ülkesi için özel ve oldukça saldırgan bir ilgi olduğunu ve uluslararası gerilimlerin ve savaşın başlıca nedeni olduğunu savunmuştur. Bu, vatanseverliğe yönelik haklı bir itiraz değildir. Vatanseverlik, bir kişinin ülkesinin refahı için özel bir endişe olarak tanımlanır ve bu, onun için dışlayıcı ve saldırgan bir endişe ile aynı şey değildir. Ancak bu itiraz, MacIntyre tarafından savunulan vatanseverlik türüne karşı getirildiğinde yerinde ve hatırı sayılır bir güce sahip olur. MacIntyre’ın vatanseverleri, ülkesinin çıkarlarını hassas ve dolayısıyla münhasır olmayan bir yolla, birtakım konularda destekleyebilir. Ancak, ülkesinin eleştirinin ötesinde olan ve mantıksız bir şekilde desteklenmesi gereken “büyük çıkarları” söz konusu olduğunda, kaygısı kaçınılmaz olarak dışlayıcı ve büyük olasılıkla saldırgan hale gelecektir. Adalet, dar görüşlü terimlerden ziyade evrensel bir bağlamda ele alınıyorsa; ortak insani dayanışma hatrı sayılır bir ahlaki düşünce olarak kabul ediliyorsa; barışa büyük bir önem veriliyor ve savaş da ancak insancıl olduğunda ahlaki olarak caiz görülüyorsa bu tür bir vatanseverlik reddedilmelidir.

2.2.3 Ilımlı Vatanseverlik

Güçlü vatanseverliği reddetmek, hiçbir özel yükümlülüğü kabul etmeyen ve “kendimize” karşı taraf tutmaya izin vermeyen kapsamlı bir tarafsızlık benimsemeyi gerektirmez. Kendi ülkemize ve yurttaşlarımızın hiçbir taraf tutmasına izin vermeyen daha kısıtlı olan kozmopolit bir konumu benimsemeyi de gerektirmez. Bu aşırılıklar arasında dikkate değer bir orta yol vardır. Bu orta yolu keşfetmek, bazı filozofları hem evrensel hem de öznel bir bakış açısını -hem evrensel adaletin koşullarını ve insanlığın beklentilerini; hem de patriaya ve yurttaşlara duyulan ilgiyi- barındıran uzlaşmacı görüşler inşa etmeye yöneltmiştir.

Böylesi bir yol, Marcia Baron (1989) tarafından savunulan “liberal ahlakla uyumlu vatanseverlik” veya kısaca “liberal vatanseverlik”tir. Baron, tarafsızlık ve tarafgirlik arasındaki çatışmanın göründüğü kadar derin olmadığını savunmaktadır. Ahlak, farklı ahlaki değerlendirme düzeyleriyle ilgili oldukları için her iki tür düşünceye de izin verir. Bir düzeyde, ülkemize yönelik olanlar da dahil olmak üzere belirli taahhütlerimizi ve bağlılıklarımızı hesaba katmakta genellikle haklıyızdır. Başka bir düzeyde, bu tür taahhütler ve bağlılıklar üzerinde, bunların uygun kapsamını tanımlamak ve ağırlıklarını belirlemek için evrensel ve tarafsız bir bakış açısıyla düşünebiliriz ve düşünmeliyiz de. Örneğin, “belirli konularda ve sınırlar dahilinde, bir Amerikalı için bir Amerikalı olarak yargıda bulunması ve Amerikan çıkarlarını ilk sıraya koyması iyidir” sonucuna varabiliriz (Baron 1989, 272). Böyle bir durumda tarafsız ve evrensel bir bakış açısından, tarafgirliğin ve özel kaygıların meşru ve gerçekten değerli olduğu hükmüne varılabilir. Bu, bu konularla ilgili olarak ve aynı sınırlar içinde, bir Kübalı için bir Kübalı olarak yargıya varmanın ve Küba çıkarlarına öncelik vermenin de iyi olduğu anlamına gelir, vb. Aslında, ailemize, arkadaşlarımıza veya yerel topluma karşı özel yükümlülüklerimiz ve tercihlerimiz hakkında böyle düşünüyoruz; bu tür bir tarafgirlik sadece bizim için değil, herkes için meşru ve gerçekten değerlidir.

MacIntyre’ın görüşüne göre, genel olarak tarafgirlik ve özelde vatanseverlik, yalnızca bir ahlaki değerlendirme düzeyinde ve başka bir üst düzeyde tarafsızlık geçmişine karşı işleyen içerik ve ağırlıktan yoksundur. Öte yandan Baron için, MacIntyre’in son derece tikelci vatanseverliği mantıksız ve ahlaki açıdan tehlikelidir. Baron, ülkenin gücüne ve iktidarda olan hükümetin belirlediği çıkarlarına odaklanan popüler vatanseverlik anlayışını da sorunlu bulmaktadır. O, ülkenin kültürel ve ahlaki mükemmelliğine olan ilgiyi vurgular. Bunu yaparak, vatanseverliğimizin ülkemize yönelik ciddi, hatta radikal eleştirilere müsaade edeceğini ve uluslararası arenada ihtilaf ve çatışma doğuran bir güç olmayacağını savunmaktadır.

Diğer bir orta yol görüşü, Stephen Nathanson (1989, 1993) tarafından öne sürülen “ılımlı vatanseverlik”tir. O da, MacIntyre’ın güçlü vatanseverliği ile kozmopolitlik arasındaki seçimi reddetmekte ve ahlakın gerektirdiği tarafsızlığın, farklı ahlaki düşünce düzeylerini ayırt ederek belirli bağlara ve özel yükümlülüklere izin verdiğini savunmaktadır. Batı ahlakının önemli bir belgesi olan On Emir’de, buna iyi bir örnek bulunmaktadır. Emirlerin ifadesi çoğunlukla evrenseldir, tarafsızdır; ama aynı zamanda bize “babanı ve anneni onurlandır” demektedir.

Nathanson ve Baron tarafından savunulan vatanseverlik türü, farklı fakat birbiriyle ilintili bazı hususlar bakımından ılımlıdır. Dizginlenmemiş değildir: vatanseverlere hiçbir koşulda ve hiçbir şekilde ülkesinin çıkarlarını korumasını emretmez. Ahlakın bireysel ve müşterek hedeflerimize yönelik arayışımıza getirdiği kısıtlamaları kabul eder. Örneğin, vatanseverin ülkesi için savaşması gerekebilir; ancak yalnızca bu savaş insancıl olduğu ve insancıl kaldığı sürece. Hem aşırı hem de güçlü vatanseverliğin taraftarları, nedeni adil olsun ya da olmasın, kendilerini ülkeleri için savaşmaya mecbur hissedeceklerdir. Aşırı vatanseverler de ne şekilde olursa olsun kazanmak için savaşacaktır. MacIntyre’ın güçlü vatanseverliğinin taraftarlarının da bunu yapıp yapmayacağı tartışmalı bir konudur. Yapmaması halinde bunun nedeni, kendi toplumlarının ahlakının, ister tikelci tipte olsun (“bir Alman komutanı esirleri infaz etmez”), isterse bazı evrensel ahlaki ilkeleri birleştirerek olsun (“bir komutan esirleri infaz etmez”), savaşa belirli sınırlamalar koymasıdır.

Ilımlı vatanseverlik dışlayıcı değildir. Onun taraftarı, ülkesine ve yurttaşlarına özel ilgi gösterecek; ancak bu onun diğer ülkeler ve onların sakinleri için endişelenmesine engel olmayacaktır. Dahası, bu tür bir vatanseverlik, kişinin ülkesi ve yurttaşları için kaygısını belirli koşullar altında hükümsüz kılarak genel olarak insanlık adına kaygılanmasına imkân verir. Bu tür bir vatanseverlik, makul derecede insanîlik ile uyumludur. Bunun aksine hem aşırı hem de güçlü vatanseverlik, bu çıkarlar çatışmaya girdiğinde bir kişinin ülkesinin ve yurttaşlarının (önemli) çıkarlarına, diğer ülkelerin ve onların sakinlerinin çıkarlarına göre daha fazla ağırlık verir.

Son olarak, ılımlı vatanseverlik eleştiriye kapalı, koşulsuz veya benmerkezci olmadığı gibi böyle bir vatanseverliğin taraftarı için de, ülkenin kendi ülkesi olması yeterli değildir. Ayrıca, ülkesinin belirli standartlara uymasını bekleyecek ve böylece onun refahı için desteğini, bağlılığını ve özel ilgisini hak edecektir. Bunu yapmakta başarısız olursa desteğini geri çekecektir. Hem aşırı hem de güçlü vatanseverlik taraftarları ise, ülkelerini koşulsuz olarak sevmekte ve onun “güvenliği” veya daha genel olarak “büyük çıkarları” söz konusu olduğu sürece, yaptığı her şeyin yanında durmaktadırlar.

Baron ve Nathanson, bir kişinin ülkesine ve yurttaşlarına hiçbir bağlılık ve sadakate izin vermeyen kapsamlı bir kozmopolitlik ile (ülkenin ahlakının ayrılmaz bir parçası haline gelenler hariç) evrensel ahlaki mülahazaları reddeden aşırı ya da güçlü vatanseverlik arasında bir orta yol bulmuşlardır. Genellikle vatanseverliğe karşı ileri sürülen ana itirazların vatanseverliğin sadece aşırı veya güçlü türleri için geçerli olduğunu, ancak “liberal” veya “ılımlı” türleri için geçerli olmadığını göstermişlerdir. İkinci vatanseverlik türünün tarafsız adaletle veya ortak insani dayanışmayla çatışması gerekmez. Bu nedenle, katı bir kozmopolitanizmin bazı taraftarları dışında herkes tarafından ahlaki açıdan itiraz edilemez olarak değerlendirilecektir.

Ancak hem Baron hem de Nathanson, tercih ettikleri vatanseverlik türünün ahlaki açıdan itiraz edilemez olduğunu göstermek ile ahlaki açıdan gerekli veya erdemli olduğunu göstermek arasında net bir ayrım yapamıyor ve bazen ilkini göstererek ikincisini de gösterdiklerini varsayıyor gibi görünmektedir. Yine de iki iddia arasında bir boşluk vardır ve ikincisi, ılımlı vatanseverlik için daha güçlü bir gerekçeye ihtiyaç duymayı sürdürmektedir.

2.2.4 Sönük Vatanseverlik

Ilımlı vatanseverliğin ahlaki açıdan zorunlu olduğu -aileye veya arkadaşlara özgü görevlere benzer şekilde, ülkemizin ve yurttaşlarımızın refahı için özel ilgi gösterme yükümlülüğümüz olduğu- iddiası hangi bağlamda ele alınmalıdır?

Minnettarlık, vatanseverlik görevi için öne sürülen gerekçeler arasında muhtemelen en popüler olanıdır. Maurizio Viroli, Platon Crito’da konuşan (51c-51d) Sokrates’in ağzından şöyle yazar:

… Ülkemize karşı ahlaki bir yükümlülüğümüz var çünkü ona borçluyuz. Ülkemize hayatımızı, eğitimimizi, dilimizi ve en talihli durumlarda özgürlüğümüzü borçluyuz. Ahlaklı biri olmak istiyorsak, en azından kısmen kamu yararına hizmet ederek aldığımızı geri vermeliyiz (Viroli 1995, 9).

Hem Sokrates hem de Viroli, ülkemizin bize sunduğu faydaları abartmaktadır; kesinlikle doğmak veya büyütülmek karşılığında herhangi bir minnet borcu, patriadan çok ebeveynleredir. Ama ülkemizden aldığımız önemli faydalar vardır; iddia, onlara minnettar olmamız gerektiğidir ve bunu yapmanın uygun yolu, ülkenin ve yurttaşların refahı için özel ilgi göstermektir.

Buradaki endişelerden biri, minnettarlığın normalde kişilerarası ilişkilerde söz konusu olmasıdır. Ayrıca büyük ve kişisel olmayan kuruluşlara -okulumuza, mesleğimize ve hatta ülkemize- minnettarlık duyduğumuzdan söz edebiliriz. Ancak bu, bu kuruluşlar adına hareket eden belirli kişilere minnettarlığa atıfta bulunmanın kestirme bir yolu gibi görünmektedir. Sağlanan herhangi bir menfaatten dolayı şükran borcu oluşmaz. Kazara veya kasten ama yanlış sebepten dolayı bir menfaat sağlanmışsa (örneğin bir hayırseverin kamusal imajı için), minnettarlık yersiz olacaktır. Yalnızca kasıtlı olarak ve haklı sebeple, yani kendi iyiliğimiz için kaygılanarak bize fayda sağlayanlara (görgü kurallarının yalın “teşekkür ederim”i yerine) ahlaki bir minnet borcumuz vardır. Dolayısıyla büyük ve karmaşık bir grubun veya kurumun eylemlerinin gerekçeleri hakkında rahatça konuşamayız.

Belki vatandaşları bir bireyler bütünü olarak düşünebiliriz. Onlarla beraber yaşamanın bize sağladığı kazanımlar için onlara bir minnet borcumuz var mıdır? Yine bu, genel olarak yasalara saygılı davranışlarda bulunmalarında ya da toplumsal iş birliğine katılmalarındaki nedene bağlı olsa da bu kişilerin hepsi hatta çoğu bile ortak bir amaç gütmemiştir. Bazıları, bunun nedenlerini fazla düşünmeden üzerine düşeni yapmaktadır; bazıları ise bunu yapmanın uzun vadede en ihtiyatlı yaklaşım olduğuna inanmaktadır; bazılarıysa fedakarca hareket etmektedir. Yalnızca -kesinlikle küçük bir azınlık olan- bu son gruba duyduğumuz minnettarlık yerinde bir duyumdur.

Dahası, minnettarlık, bir bedel olarak değil; yalnızca özgürce, hediye olarak verilen bir fayda için uygundur. Ancak ülkemizin bize sağladığı faydaları çoğunlukla, karşılığını genel olarak yasalara itaat ve özellikle de vergilendirme yoluyla ödediğimiz faydalardır.

Kişinin ülkesinden elde ettiği kazanç, adalet meselesini gündeme getirmek açısından vatanseverlik göreviyle ilgili kabul edilebilir. Birinin ülkesi, başka herhangi bir insana borçlu olduğumuzun ötesinde hiçbir şey borçlu olmadığımız; yabancıların yaşadığı bir ülke değildir. Daha çok, çok çeşitli faydalar üreten ve dağıtan ortak bir teşebbüstür. Bu faydalar, ülkede yaşayan, teşebbüse katılan, yönetime borçlu ve bağlı olanların iş birliği ile mümkün olmaktadır. İşbirliğini düzenleyen ve sorumlulukların ve menfaatlerin dağılımını belirleyen kurallar, diğer şeylerin yanı sıra yurttaşların refahı için yabancılar tarafından duyulmayan özel bir ilgiyi zorunlu kılar. Richard Dagger’ın dediği gibi:

Yurttaşlar önceliğe sahiptir çünkü bunu onlara mütekabiliyet olarak borçluyuz. Vatandaş olsun ya da olmasın herkesin saygı ve ilgimizi talep etmeye hakkı vardır. … ama ortak teşebbüslerde bize katılanların özel tanınma talepleri vardır. Onların iş birliği, teşebbüsün avantajlarından yararlanmamızı sağlar ve adalet, karşılık vermemizi gerektirir. […] Siyasi teşebbüsün oluşturduğu özel ilişkinin dışında kalanlara göre, vatandaşlarımıza öncelikle özel bir statü vermeliyiz. […] [Vatandaşlarımızın] bizden -[vatansever] vatandaşların öncelikli olduğu fikrini de kapsayacak şekilde genişleyen- bir talebi vardır. (Dagger 1985, 446, 443)

Bu argüman, vatanseverlik meselesini siyasi yükümlülük meselesiyle ve vatansever mefhumunu vatandaş mefhumuyla birleştirir. Örneğin bir binada kiracılar arasındaki gayri resmi iş birliğinin aksine, bir ülke ölçeğinde iş birliği bir dizi kanunla düzenlenir. Böylesi bir iş birliği teşebbüsünde kişinin üzerine düşen, sadece yasalara uymak ve bir vatandaş olarak hareket etmektir. Ülkemizin kanunlarına uymak gibi ahlaki bir görevimiz olup olmadığı, siyasal yükümlülük başlığı altında tartışılan modern siyaset felsefesinin temel konularından biridir. Siyasi yükümlülüğün önemli bir veçhesi, adalettir. Bu veçhe, ülkemizin kanunlarına uymak, vatandaş olarak hareket etmek gibi ahlaki bir görevimiz olduğunu ve bu görevin adalet olduğunu göstermektedir. Bir ülkenin kanunlarına uymamak, mütekabiliyete riayet etmemek, yurttaşlardan yararlanmamak, onlara adil davranmamaktır. Oysa bir vatansever aynı zamanda bir vatandaş iken, bir vatandaş zorunlu olarak bir vatansever değildir. Vatanseverlik, patriayave vatansever yurttaşlara dair özel bir ilgiyi gerektirir ki bu, yasaların bir kişiyi ne yapmaya mecbur bıraktığının ve bir vatandaş olarak kişinin ne yaptığının ötesinde, vatansever olarak ne yaptığına dair; yani, hakkaniyet içinde yapılması gerekenin ötesinde bir endişedir. Bununla birlikte, -devlet hukukuna ek olarak, bu ölçekteki iş birliğinin, ülkenin ve yurttaşların refahı için özel bir endişe uyandıran bir ahlaki kurala dayandığı ve bu kurala göre düzenlendiği şeklindeki sorgulayıcı varsayım dışında- bu endişeyi göstermemek, adaletsiz olamaz. Dagger, yurttaşlarımızın hakkımızda sahip olduğu iddianın, bu tür endişeleri “kapsayacak şekilde genişlediğini” iddia ediyor, ancak bu genişlemeyi destekleyecek hiçbir argüman sunmuyor.

Bazı filozoflar, vatanseverlik görevini iyi sonuçlarına dayandırmaya çalışırlar (sonuççuluk hakkındaki maddeye bakınız). Evrensel ve özel diğer görevler gibi, ülkemizin ve vatandaşlarımızın refahına özel ilgi duyma görevi, bunun benimsenmesinin iyi sonuçlarıyla doğrulanmış olur. Özel görevler; temel, evrensel görevlerimize aracılık eder ve bunların en etkili şekilde yerine getirilmesini mümkün kılar. İyilik yapma kapasitemiz kaynaklarımız ve koşullarımızla sınırlı olduğu için gerekli olan bir ahlaki emek bölümü oluştururlar. Her birimiz bir şekilde bize yakın olan kişilere, olmayanlara göre daha fazla yardımcı olabilir; önce “kendimize” bakmak suretiyle, insanlığın iyiliğini mümkün olan en iyi şekilde destekleriz.

Vatanseverler, ülkelerine olan sevgilerinin ve sadakatlerine yönelik bu açıklamayı, vatanseverlik olarak düşündükleri şeye yabancı bulacaklardır. Bu açıklama kişinin ülkesinin ve yurttaşlarının refahı için özel ilgi gösterme görevini, kişilere bazı evrensel görevler vermenin bir aracı olarak sunar. Vatanseverlik görevi, ahlaki gücünü bu evrensel görevlerin ahlaki gücüne borçludur. Ancak bu durumda da, vatanseverlik anlayışının bir savunucusunun kabul ettiği gibi, “görünüşe göre ‘vatandaşlarımızın’ o kadar da özel olmadığı ortaya çıkar” (Goodin 1988, 679). Genel olarak insana duyduğumuz ilgiyi uygulamaya koymanın en etkili yolundan sadece bu kişiler yararlanırlar. Vatansever ile vatan ve vatandaşlar arasındaki özel ilişki -sevgi ve özdeşleşme ilişkisi- çözünmüştür.

Sonuççu açıklamanın aksine, çözünmeyen, daha ziyade bu ilişkiyi vurgulayan bir vatanseverlik görevi görüşü de vardır; bu da, vatanseverliğin ilişkisel bir görev olduğu görüşüdür (bkz. özel yükümlülükler maddesi, bölüm 4) ve bu görüşse, özünde değerli olan ve ilişkili olduğumuz kişilerin refahı için özel önem taşıyan görevleri içeren özel ilişkiler anlayışına dayanmaktadır. Bu tür görevler, bu ilişkileri yaratmanın veya sürdürmenin araçları değil, daha ziyade onların ayrılmaz bir parçasıdır; sadece anlaşılabilir ve haklı çıkarılabilir, tıpkı bu ilişkilerin (başka pek çok şeyi içermesine rağmen) yalnızca kendilerine ait özel görevleri içerdiği şeklinde anlaşılabilmesi gibi. Örneğin, arkadaşının iyiliği için özel ilgi gösterme yükümlülüğü olduğunu reddeden kişi, artık ilgili kişiyi bir arkadaş olarak algılamadığını ve ona bir arkadaş gibi davranmadığını, (kendisince) arkadaşlığın kaybolduğunu gösterir. Birinin, insanların genel olarak arkadaşlarının iyiliği için özel ilgi gösterme görevi olduğunu inkâr etmesi, o kişinin arkadaşlığın ne olduğunu anlamadığını gösterir.

Andrew Mason, vatandaşlarla ilişkimizde somutlaşan değere, yani ortak yurttaşlığa dayalı olarak, yurttaşların refahına özel ilgi gösterme görevi bağlamında bir görüş ileri sürmektedir. “Vatandaşlık” derken sadece yasal statüyü kastetmez; bu terimi eşit itibar gerektiren ahlaki bir anlamda ele alır. Bu anlamda vatandaşlık, doğası gereği değerli bir ilişkidir ve vatandaşların birbirlerine olan belirli özel görevlerine dayanır. Peki yurttaşlığın önemli bir araçsal değeri varsa, kendi içinde ne kadar değerlidir?

Vatandaşlığın özünde bir değeri vardır, çünkü bir kişi, vatandaş olması nedeniyle, diğer üyeleriyle eşit statüye sahip olduğu ve bu şekilde tanınma sağladığı müşterek bir bedenin üyesidir. Bu müşterek beden, üyelerinin varoluş koşulları üzerinde (hiçbir üyenin bireysel olarak sahip olmadığı derecede) önemli bir kontrole sahiptir. Onlara kanun ve politikaların belirlendiği kültürel ortama katkıda bulunma, bu kanun ve politikaların oluşumuna doğrudan ve dolaylı olarak katılma fırsatları sunar. (Mason 1997, 442)

Mason iddiasını şöyle sürdürür:

Vatandaş olmanın bir parçası da özel yükümlülükler üstlenmektir: bu yükümlülükler, taahhüt edilmesi gereken şeye veya sadık yurttaşlara tatmin sağlar ve katkıda bulundukları daha geniş ilişkiler ağının iyiliği ile gerekçelendirilir. Vatandaşlar bilhassa, kamusal hayata tam anlamıyla katılma ve diğer yurttaşların ihtiyaçlarına öncelik vermekle yükümlüdür. (442)

Bu iki özel görevden ilki, vatanseverliğe özgü olmayıp, vatandaşlıkla ilgili olduğu için bir kenara bırakılabilir. Söz konusu olan ikincisidir. Gerçekten vatandaşlara karşı özel bir ilgi yükümlülüğümüz varsa ve bu bir ilişkiye dair bir görev ise, bunun sebebi onlarla olan ilişkimizin özünde değerli ve bu görevle bağlantılı olmasıdır. İlişkimizin içsel değeri hakkındaki iddia tartışmalı bir nokta olarak düşünülebilir. Ancak bu kabul edilse bile, iddia edilen görevle ilgili yargıya karşı çıkılabilir. Birisi, ülkesinin ve yurttaşlarının refahı için, ülkesinin yasalarının emrettiği ve insanlar ve insanlık için sahip olduğu ilginin ötesinde, özel bir kaygılanma görevi olduğunu inkâr ederse, bu nedenle o kişi (eşit durumda olma anlamında) vatandaş olmaktan çıkar mı? Vatandaşların genel olarak böyle bir yükümlülüğü olduğunu inkâr ederse, bu (bahsi geçen bağlamda) vatandaşlığın ne olduğu konusundaki anlayış eksikliğini ele verir mi? Bir kimse hayati tehlike arz eden bir durumdaki iki yabancıyla karşılaşırsa ve yalnızca birini kurtarabilirse, kendi vatandaşı olanı kurtarmak için ilk bakışta ahlaki bir görevi var mıdır? Mason’un pozisyonu, onu her durumda “evet” cevabını vermeye mahkûm etse de bu üç iddianın üçü de mantıksızdır (Primoratz 2009).

O halde vatanseverliğin bir görev olduğu iddiasının tüm ana argümanları ciddi itirazlarla karşı karşıyadır. Vatanseverlik için yeni, daha ikna edici bir durum olmadıkça, vatanseverliğin ahlaki bir görev olduğunu düşünmek için iyi bir nedenimiz yok.

Peki vatanseverlik bir sorumluluk değilse, ahlaki açıdan değerli olduğu söylenebilir mi? Başkalarının iyiliği için, hepimizden istenen diğerkâmlık derecesinin çok ötesinde endişe gösteren biri, (haddizatını aşan erdeme bir örnek olarak) ahlaki anlamda geri kalanımızdan daha iyi bir insan olarak kabul edilir. Vatanseverlik, bir kişinin ülkesinin ve yurttaşlarının refahı için özel bir ilgi, diğer insanlara ve topluluklara borçlu olduğumuzun ötesinde bir endişedir. Vatansever bir kişi, ahlaki olarak geri kalanımızdan daha iyi bir insan değil midir? Vatanseverlik fuzuli bir erdem değil midir?

Bu tür erdemin standart bir örneği, Rahibe Teresa’nın ya da Sınır Tanımayan Doktorlar’ın gösterdiği, aşırı kötü durumda olanlara duyulan ilgi türüdür. Ancak onlar, başkaları için daha mütevazı bir kaygıyı hepimize düşen ahlaki bir görev haline getirmeleri nedeniyle ahlaki erdemin örnekleridir. Aynı ahlaki değer, yani muhtaç insanlara sempati ve yardım, genel bir ahlaki görev olarak başkaları için belirli bir endişe düzeyine dayanır ve böylesi bir endişenin neden önemli ölçüde daha yüksek bir ahlaki ideal olduğunu açıklar. Ancak bu açıklama vatanseverlik durumunda geçerli değildir. Vatanseverlik başkaları için endişe görevinin bir diğer uzantısı değildir; bu benim ülkem için özel bir endişe çünkü benim ülkem; benim yurttaşlarım için özel bir endişe çünkü onlar benim yurttaşlarım. Ulaşabildikleri tüm muhtaç, hasta ya da ölmekte olan kişilere endişe duyan Rahibe Teresa ve Sınır Tanımayan Doktorlar’ın aksine, vatanseverin endişesi tanım gereği seçicidir; ve seçim “benim” kelimesiyle gerçekleştirilir. Ancak “benim” kelimesi, belirli bir duruşun ahlaki açıdan değerli olduğunu gösteren bir tartışmada tek başına hayati bir rol oynayamaz. Eğer bu mümkün olsaydı, aşiretçilik, ırkçılık veya cinsiyetçilik gibi diğer tarafgirlik türleri de aynı nedenle ahlaki açıdan değerli olabilirdi.

Vatanseverlik ne ahlaki bir görev ne de haddizatını aşan bir erdemse, tüm ahlaki iddiaları sönüktür. Olumlu bir ahlaki önemi yoktur. Ahlaki açıdan hakkında söylenecek bir şey yoktur. Hepimiz yerler ve insanlar hakkında çeşitli tercihler yaparız; irili ufaklı birçok grupla özdeşleşme, onları bir anlamda bizimmiş gibi düşünme ve üyelerine bir dereceye kadar özel ilgi gösterme eğiliminde oluruz. Ancak bu tercihler, özdeşleşmeler ve endişeler başka açılardan önemli olsa da, olumlu ahlaki önemden yoksundurlar. Belli sınırlar içinde tutuldukları ve ancak kendi içlerinde ahlaki açıdan kayıtsız kaldıkları sürece ahlaki açıdan caizdirler. Aynısı vatanseverlik için de geçerlidir (Primoratz 2002).

2.2.5 Etik Vatanseverlik

Şimdiye kadar incelenen dört tür vatanseverlik, patrianın dünyevi, yani ahlaki olmayan çıkarları olarak adlandırılabilecek olanı savunmaya ve geliştirmeye çalışıyordu: siyasi istikrarı, askeri gücü, zenginlikleri, uluslararası arenadaki etkisi ve kültürel canlılığı. Vatanseverler, bu çıkarların destekleneceği boyut bakımından farklılık gösterirler: aşırı ve güçlü vatanseverlik taraftarları nihayetinde her boyuta gideceklerken, vatanseverliği ılımlı veya sönük olanlar, bu arayış için belirlenen evrensel ahlaki düşüncelerin sınırlarına saygı duyacaklardır. Marcia Baron ayrıca, bir kişinin ülkesinin gelişmesine yönelik vatansever ilginin ülkenin “ahlaki gelişimini” de kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısında bulunmuştur (bkz. yukarıdaki 2.2.3).

Bu nedenle Baron’un konumu, alışılageldik, dünyevi vatanseverlik ile onun ayırt edici etik türü olarak tanımlanabilecek şey arasında orta yoldur. Bunların ikincisi, ülkenin refahını sıradan, ahlaki olmayan bir anlamda bir kenara bırakarak belirgin bir ahlak refahına, ahlaki kimliğine ve bütünlüğüne odaklanır. Bu türden bir vatansever, patriaya olan sevgisini, ülkenin kaynaklarını, doğal güzelliğini, tarihi mirasını koruyarak ya da onu zengin, güçlü, kültürel açıdan üstün veya dünya sahnesinde etkili kılarak ifade etmez. Bunun yerine, ülkenin ahlaki gereklilikleri karşıladığından ve hem ülke içinde hem de uluslararası alanda ahlaki değerleri desteklediğinden emin olmaya çalışır. Ülke sınırları içinde adil ve insancıl bir toplum için çalışacak ve ülkenin sınırlarının ötesinde adil hareket etmesini sağlamaya çalışacak ve ne kadar uzak ya da yabancı olursa olsun ihtiyacı olanlarla ortak insani dayanışma gösterir. Aynı zamanda ülkenin geçmişteki ahlaki sicilleri ve bugünkü sonuçlarıyla da ilgilenir. Ülke tarihinin karanlık yüzünü araştıran, geçmişte işlenen yanlışları kabul eden ve bunlara -ister özür dileyerek ister düzeltmeler yaparak- uygun yollarla karşılık veren ve bu tür yanlışların tekrar işlenmemesini sağlayan projeleri destekler.

Bu türden, belirgin bir şekilde etik tipte bir vatansever, her zaman ve her yerde adaletin yerine getirildiğini, haklara saygı duyulduğunu, insani dayanışmanın işlediğini görmek isteyecektir. Ancak vatanseverliği, -bu ilke ve değerlerin genel olarak hayata geçirilmesi gerektiği endişesinden daha kalıcı ve daha derinden hissedilen bir şekilde- ülkesinin bu ahlaki ilke ve değerlerin rehberliğinde yönetilmesi kaygısı ile iş başında olacaktır. Kendi ahlaki kimliğini ülkesininkiyle bağlantılı olarak ve patrianın ahlaki sicilini kendi ahlaki sicili olarak kabul edecektir. Daha dünyevi tipte bir vatanseverin aksine, ülkesinin dünyevi erdemlerinden ve başarılarından büyük gurur duymayabilir. Ülkesinin ahlaki sicilinden, duyması gerektiği zaman gurur duyar. Ancak vatanseverliği, her şeyden önce ülkesine ve yurttaşlarına eleştirel bir yaklaşımla ifade edilecektir: onları eleştirel ahlaki incelemeye tabi tutmaya ve bunu bir vatansever sıfatıyla yapmaya kendini ehil hissedecek ve gerçekte kendini böyle adlandıracaktır.

Daha sıradan, dünyevi türden vatanseverler olmak için ahlaki bir nedenimiz olmasa da, kendi ülkemizin ahlaki gelişmişliğine özel ilgi göstermek için nedenlerimiz var. Kural olarak, birisi haksızlığa uğradığında, bundan bir başkası yararlanır. Bir ülke adaletsiz/insanlık dışı bir uygulamayı sürdürdüğünde ya da adaletsiz/insanlık dışı bir yasa veya politikayı yürürlüğe koyup uyguladığında, en azından birtakım kişiler ve bazen de vatandaşlarının çoğu bundan fayda görür. Bazen böyle bir uygulama, mevzuat veya politika ülke sınırlarının ötesindeki insanları etkiler; bu gibi durumlarda, bir bütün olarak nüfus faydalanabilir. Adaletsizliğin veya temel insani dayanışmanın olmayışının sorumluluğu, kararları verenlere ve bunları uygulayanlara aittir. Aynı zamanda bu tür kararlara ve bunların uygulanmasına destek verenlere de uzanır. Ancak bu bağlamda bazı sorumluluklar, kararların alınmasında veya uygulanmasında hiçbir rolü olmayan ve hatta destek bile sağlamayan, ancak böyle bir uygulamanın, kanunun veya politikanın sağladığı faydaları kabul edenlerin üzerine de düşülebilir.

Ahlaksız uygulamaları, yasaları veya politikaları tasarlama veya yürürlüğe koymada hiçbir rolü olmayan, bunları desteklemeyen veya bunlardan fayda sağlamayan, ancak ülkenin vatandaşı olmaktan çeşitli şekillerde yararlananlar da bu suç ortaklığından bir dereceye kadar paylarını alır. Bir toplum veya yönetime üyelikten ve onunla özdeşleşmekten; aidiyet, destek ve güvenlik duygusundan bu tür üyelik ve özdeşliğin karşılanması yönünden önemli psikolojik fayda sağlanabilir. Söz konusu gayri ahlaki uygulamalar, kanunlar veya politikalar hakkında bilgi sahibiyken veya bunları bilmemek için hiçbir mazeretiniz olmadan bu tür faydaları kabul eden birisi de bu yanlışlardan sorumlu olabilir. Elbette bu yanlışlara nedensel bir katkı yapmaz, onların gidişatı üzerinde hiçbir kontrolü yoktur ve onlardan fayda görmez. Ancak zulmedenlerle olan ilişkisinin faydalarının kabul edilmesi, bu yanlışları onaylama ve haklı olarak, suçlananlar sınıfına katılma olarak görülebilir. Suç ortaklığı ve üzerine yıkılacak suç da daha azdır – ama yine de biraz ahlaki sorumluluk taşıyor ve bu nedenle ahlaki açıdan biraz suçlanmayı hak ediyordur. İyi bir niyetle şu söylenemez:

Bu hataların benimle hiçbir ilgisi yok. Onlara hiçbir şekilde bulaşmıyorum.

Bu doğruysa, ülkemizin ahlaki kimliği ve bütünlüğüne yönelik özel bir ilgi geliştirmemiz ve uygulamamız için bir nedenimiz var. Bunu yaparak, kendi ahlaki kimliğimizin ve bütünlüğümüzün önemli bir yönüne katılmış olacağız. Daha olağan, dünyevi türden vatanseverlik ne ahlaki olarak gerekli ne de erdemli olsa da, en iyi durumda ahlaki olarak cevaz verilirken, etik vatanseverlik oldukça yaygın bazı koşullar altında ahlaki bir görev olabilir (Primoratz 2006).

3. Vatanseverliğin Siyasi Anlamı

Ahlak felsefecileri, evrensel ahlaki mülahazaları belirli bağlılıklar ve sadakatlerle uzlaştırma sorununun bir örneği olarak vatanseverliğin durumunu tartışırken, siyaset teorisyenleri öncelikle iyi düzenlenmiş yönetimin bir ethosu ve milliyetçiliğe bir panzehir olarak vatanseverlikle ilgilenir. Ulus-devletin yükselişinden bu yana, vatandaşlar arasında dayanışmayı sağlayan ve onlara kamusal hayata katılma ve kamu yararı için fedakarlıkta bulunma motivasyonu veren devlet birliğinin politik öncesi temeli olarak bir tür milliyetçiliğin vazgeçilmez olduğu yaygın bir şekilde kabul edilmiştir. Roger Scruton’un belirttiği gibi, “liberal bir devletin güvende olması için, vatandaşların ulusal çıkarları devletin çıkarından farklı bir şey olarak anlamaları gerekir. Sadece birincisi, ikincisinin bağlı olduğu fedakar ruhu içlerinde uyandırabilir” (Scruton 1990, 319). Ancak 20. yüzyıl boyunca milliyetçiliğe yönelik güven derinden sarsılmıştır. Bu da siyaset teorisyenlerini alternatifler aramaya yöneltmiştir. Bazıları, kesin olarak siyasi bir vatanseverliğin, milliyetçiliğin tehlikelerinden kaçınarak onun birleştirici işlevini yerine getirebileceğini savunmuştur. Bu “yeni vatanseverlik” ortak ata, dil veya kültür gibi politik öncesi bağları bir kenara koyar veya en azından onlara yapılan vurguyu kaldırır ve kişinin siyasi topluluğuna, yasalarına, kurumlarına ve bunları mümkün kılan haklara ve özgürlüklere olan sevgisini ve sadakatini emreder.

Nasyonal sosyalizmin berbat sicili göz önüne alındığında, özellikle Alman düşünürlerin milliyetçilikten uzaklaşmadığı sürece vatanseverlik konusunda şüphe duymaları şaşırtıcı değildir. 1959 gibi erken bir tarihte, siyaset teorisyeni Dolf Sternberger, anavatan kavramının yeni bir anlamını gerekli görmüştür. “Anavatan, kendimiz için yarattığımız ‘cumhuriyet’tir. Anavatan, hayat verdiğimiz anayasadır. Anavatan, yalnızca onu tanıttığımızda, kullandığımızda ve onu koruduğumuzda gerçekten keyif aldığımız özgürlüktür” (Sternberger 1990, 12). 1979’da, Federal Cumhuriyet’in 30. yıldönümünde, bu terimlerle anlaşılan patriaya bağlılığı tanımlamak için “anayasal vatanseverlik” (Verfassungspatriotismus) terimini icat etmiştir (13–16). Bu terim daha sonra Jürgen Habermas tarafından, kamusal yaşamdaki politik öncesi, yani ulusal ve kültürel bağlılıkların üstesinden gelinmesi ve bunların yerine yeni, ulus ötesi, tamamen özgür ve demokratik bir devletin yasalarında ve kurumlarında somutlaşan siyasi kimlik konulması bağlamında benimsenmiştir. Habermas, anayasal vatanseverlikle ifade edilen ve güçlendirilen bu kimliğin, Batı Avrupa’daki çoğu ülkenin etnik ve kültürel heterojenliği göz önüne alındığında, bu tür bir devlet için sağlam bir temel sağlayabileceğini savunuyor. Ayrıca bu, daha ileri bir Avrupa entegrasyonunu kolaylaştırabilir ve bu ülkeleri cezbeden “refah şovenizmine” bir panzehir olabilir.

Anayasal vatanseverlik, “yeni vatanseverliğin” en çok tartışılanıdır, ancak tek çeşidi değildir. Bir diğeri ise, John H. Schaar tarafından “doğal vatanseverliğe” izin vermeyecek kadar etnik ve kültürel açıdan heterojen olan ülkelere uygun olarak savunulan “sözleşmeli vatanseverlik”tir. Schaar’ın paradigmatik örneği, vatandaşları “kan veya din; gelenek veya toprak; bir şehrin duvarları ve gelenekleri ile değil, fakat siyasi bir fikirle … bir sözleşme ile, bir dizi ilkeye bağlılık ve belirli taahhütleri sürdürmek ve ilerletmek için bir vaat değişimi ile birbirine bağlı olan” (Schaar 1981, 291) Amerika Birleşik Devletleri’dir. Yine bir başka türü, ulus-devletin hizmetinde kullanılmadan ve milliyetçiliğe bulanmadan önceki vatanseverliğe geri dönüş çağrısı yapan Maurizio Viroli tarafından ileri sürülen “özgürlük vatanseverliği”dir: kişinin, devletinin yasalarına, kurumlarına ve bunları mümkün kılan yaygın özgürlüğe karşı sevgisi (Viroli 1995).

Vatanseverliğin bu yeni, kesinlikle politik versiyonu hem sempati hem de şüphecilikle karşılanmıştır. Buna sempati duyanlarsa Avrupa anayasal vatanseverliğinin umutlarını tartışmaktadır (bkz. Müller 2007, 93–139). Şüpheciler, tüm siyaset-öncesi bağlılıklardan ve kimliklerden kopuk vatanseverliğin yalnızca çok zayıf bir kimlik duygusu ve siyasi katılım için çok zayıf bir motivasyon yaratabileceğini ileri sürmüşlerdir – neticede anlaşılan odur ki, “vatanseverlik tek başına yeterli değil”dir (Canovan 2000).

Kaynakça

  • Acton, Lord, 1972, “Nationality,” Essays on Freedom and Power, Gloucester: Peter Smith, 141–70.
  • Addams, Jane, 2004, “Patriotism in Time of War,” Midwest Studies in Philosophy, 28: 102–18.
  • Anderson, Benedict, 1991, Imagined Communities: Reflections on the Origins and Spread of Nationalism, rev. ed., London: Verso.
  • Anderson, John P., 2003, “Patriotic Liberalism,” Law and Philosophy, 22: 577–95.
  • Appiah, Kwame Anthony, 2005, The Ethics of Identity, Princeton: Princeton University Press.
  • Archard, David, 1995, “Three Ways to Be a Good Patriot,” Public Affairs Quarterly, 9: 101–13.
  • –––, 1999, “Should We Teach Patriotism?” Studies in Philosophy and Education, 18: 157–73.
  • Arneson, Richard J., 2005, “Do Patriotic Ties Limit Global Justice Duties?” Journal of Ethics, 9: 127–50.
  • Audi, Robert, 2009, “Nationalism, Patriotism, and Cosmopolitanism in an Age of Globalization,” Journal of Ethics, 13: 365–81.
  • Axinn, Sidney, 1986, “Honor, Patriotism and Ultimate Loyalty,” in Avner Cohen (ed.), Nuclear Weapons and the Future of Humanity, Totowa: Rowman & Allanheld, 273–88.
  • –––, 1987, “Loyalty and the Limits of Patriotism,” in Kenneth Kipnis and Diana T. Meyers (eds.), Political Realism and International Morality, Boulder: Westview Press, 239–50.
  • Bader, Veit, 1999, “For Love of Country,” Political Theory, 27: 379–97.
  • –––, 2005, “Reasonable Impartiality and Priority for Compatriots: A Critique of Liberal Nationalism’s Main Flaws,” Ethical Theory and Moral Practice, 8: 83–103.
  • Baron, Marcia, 1989, “Patriotism and ‘Liberal’ Morality,” in D. Weissbord (ed.), Mind, Value, and Culture: Essays in Honor of E.M. Adams, Atascadero: Ridgeview Publishing Co., 269–300. Reprinted with a postscript in Primoratz (ed.), 2002.
  • Billig, Michael, 1995, Banal Nationalism, London: Sage Publications.
  • Blattberg, Charles, 2003, “Patriotic, Not Deliberative, Democracy,” CRISPP: Critical Review of International Social and Political Philosophy, 6: 155–74.
  • Boutros, Victor, 2003, “Patriotism and International Aid: An Analysis of Alasdair MacIntyre’s ‘Is Patriotism a Virtue?’,” Contemporary Philosophy, 25: 9–16.
  • Boxill, Bernard B., 2009, “Frederick Douglass’s Patriotism,” Journal of Ethics, 13: 301–17.
  • Breda, Vito, 2004, “The Incoherence of the Patriotic State: A Critique of ‘Constitutional Patriotism’,” Res Publica, 10: 247–65.
  • Brighouse, Harry, 2006, “Justifying Patriotism,” Social Theory and Practice, 32: 547–58.
  • Busch, Hans Jürgen, and Ulrich Dierse, 1989, “Patriotismus,” in Joachim Ritter and Karlfried Gründer (eds.), Historisches Wörterbuch der Philosophie, Basel: Schwabe & Co., Vol. 7: 207–17.
  • Cafaro, Philip, 1995, “Patriotism as an Environmental Virtue,” Journal of Agricultural and Environmental Ethics, 23: 185–302.
  • Callan, Eamon, 2006, “Love, Idolatry, and Patriotism,” Social Theory and Practice, 32: 525–46.
  • –––, 2010, “The Better Angels of Our Nature: Patriotism and Dirty Hands,” Journal of Political Philosophy, 18: 249–70.
  • Canovan, Margaret, 2000, “Patriotism Is Not Enough,” British Journal of Political Science, 30: 413–32. Reprinted in Primoratz (ed.), 2002.
  • Cohen, Joshua (ed.), 1996, For Love of Country: Debating the Limits of Patriotism, Boston: Beacon Press.
  • Coons, Christian, 2002, “Wellman’s ‘Reductive’ Justification for Redistributive Policies that Favor Compatriots,” Ethics, 111: 782–87.
  • Cronin, Ciaran, 2003, “Democracy and Collective Identity: A Defence of Constitutional Patriotism,” European Journal of Philosophy, 11: 1–28.
  • Dagger, Richard, 1985, “Rights, Boundaries, and the Bonds of Community: A Qualified Defense of Moral Parochialism,” American Political Science Review, 79: 436–47.
  • Dombrowski, Daniel, 1992, “On Why Patriotism Is not a Virtue,”International Journal of Applied Philosophy, 7: 1–4.
  • Fullinwider, Robert K., 1992, “The New Patriotism,” in Claudia Mills (ed.), Values and Public Policy, Orlando: Harcourt Brace Jovanovich, 449–54.
  • –––, 1996, “Patriotic History,” in Robert K. Fullinwider (ed.), Public Education in a Multicultural Society: Policy, Theory, Critique, Cambridge: Cambridge University Press, 203–28.
  • Gaffney, James, 1993, “Patriotism: Virtue or Vice?” Philosophy and Theology, 8: 129–47. A revised version is reprinted in Igor Primoratz (ed.), 2007, Politics and Morality, Basingstoke: Palgrave Macmillan.
  • Gilbert, Margaret, 2009, “Pro Patria: An Essay on Patriotism,” Journal of Ethics, 13: 319–46.
  • Gomberg, Paul, 1990, “Patriotism Is Like Racism,” Ethics, 101: 144–50. Reprinted in Primoratz (ed.), 2002.
  • –––, 2000, “Patriotism in Sports and in War,” in Torbjorn Tannsjo and Claudio Tamburrini (eds.), Values in Sport, London: Taylor & Francis, 87–98.
  • Goodin, Robert E., 1988, “What Is So Special about Our Fellow Countrymen?” Ethics, 98: 663–86. Reprinted in Primoratz (ed.), 2002.
  • Gordon, Rupert H., 2000, “Modernity, Freedom, and the State: Hegel’s Concept of Patriotism,” Review of Politics, 62: 295–325.
  • Habermas, Jürgen, 1992, “Citizenship and National Identity: Some Reflections on the Future of Europe,” Praxis International, 12: 1–19. Reprinted in Habermas, Between Facts and Norms: Contributions to a Discourse Theory of Law and Democracy, William Rehg (trans.), Cambridge, MA: MIT Press, 1998.
  • Hand, Michael, 2011, “Should We Promote Patriotism in Schools?” Political Studies, 59: 328–47.
  • Hughes, Martin, 1989, “Is Patriotism a Virtue?” Cogito, 3: 98–104.
  • Hulas, Maciej, and Stanislaw Fel (eds.), 2015, Intricacies of Patriotism: Towards a Complexity of Patriotic Allegiance, Frankfurt am Main: Peter Lang.
  • Kateb, George, 2000, “Is Patriotism a Mistake?” Social Research, 67: 901–24; reprinted in G. Kateb, Patriotism and Other Mistakes, Ithaca: Yale University Press, 2006.
  • Kedourie, Elie, 1985, Nationalism, 3rd edition, London: Hutchinson.
  • Keller, Simon, 2005, “Patriotism as Bad Faith,” Ethics, 115: 563–92.
  • –––, 2007a, The Limits of Loyalty, Cambridge: Cambridge University Press.
  • –––, 2007b, “Are Patriotism and Universalism Compatible?” Social Theory and Practice, 32: 609–24.
  • –––, 2009, “Making Nonsense of Loyalty to Country,” in Bodewijn de Bruin and Christopher S. Zurn (eds.), New Waves in Political Philosophy, Basingstoke: Palgrave Macmillan, 87–104.
  • Khan, Carrie-Ann Biondi, 2003, “The Possibility of Liberal Patriotism,” Public Affairs Quarterly, 17: 265–90.
  • Klampfer, Friderik, 1998, “Can the Appeal to the Intrinsic Value of Citizenship Really Help Us Justify Special Duties to Compatriots?” in P. Kampits, K. Kokai and A. Weiberg (eds.), Applied Ethics: Proceedings of the 21st International Wittgenstein Symposium (Volume 1), Kirchberg am Wechsel: Austrian Ludwig Wittgenstein Society, 358–63.
  • Kleingeld, Pauline, 2000, “Kantian Patriotism,” Philosophy & Public Affairs, 29: 313–41.
  • –––, 2003, “Kant’s Cosmopolitan Patriotism,” Kant–Studien, 94: 299–316.
  • Kleinig, John, Simon Keller, and Igor Primoratz, 2015, The Ethics of Patriotism: A Debate, Oxford: Wiley Blackwell.
  • Kodelja, Zdenko, 2011, “Is Education for Patriotism Morally Required, Permitted or Unacceptable?” Studies in Philosophy and Education, 30: 127–40.
  • Königs, Peter, 2012, “Patriotism: A Case Study in the Philosophy of Emotions,” Grazer Philosophische Studien, 85: 299–309.
  • Macedo, Stephen, 2011, “Just Patriotism?” Philosophy and Social Criticism, 37: 413–23.
  • Machiavelli, Niccolò, 1998 [1518], The Discourses, B. Crick (ed.), L.J. Walker (trans.), Harmondsworth: Penguin Books.
  • MacIntyre, Alasdair, 1984, Is Patriotism a Virtue? (The Lindley Lecture), Lawrence: University of Kansas. Reprinted in Primoratz (ed.), 2002.
  • Mason, Andrew, 1997, “Special Obligations to Compatriots,” Ethics, 107: 427–47.
  • McCabe, David, 1997, “Patriotic Gore, Again,” Southern Journal of Philosophy, 35: 203–23. Reprinted in Primoratz (ed.), 2002.
  • McHugh Griffin, Michelle, 2007, “As a Woman I Have No Country,” Peace Review, 10: 255–59.
  • Michelman, Frank I., 2001, “Morality, Identity and Constitutional Patriotism,” Ratio Juris, 14: 253–70.
  • Miller, David, 2005, “Reasonable Partiality towards Compatriots,” Ethical Theory and Moral Practice, 8: 63–81.
  • Miller, Richard W., 1997, “Killing for the Homeland: Patriotism, Nationalism and Violence,” Journal of Ethics, 1: 165–85.
  • Müller, Jan-Werner, 2007, Constitutional Patriotism, Princeton: Princeton University Press.
  • Montague, Phillip, 1994, “Patriotism and Political Obligation,” Journal of Social Philosophy, 25: 44–56.
  • Moore, Margaret, 2009, “Is Patriotism an Associative Duty?” Journal of Ethics, 13: 383–99.
  • Nathanson, Stephen, 1989, “In Defense of ‘Moderate Patriotism’,” Ethics, 99: 535–52. Reprinted in Primoratz (ed.), 2002.
  • –––, 1993, Patriotism, Morality, and Peace, Lanham: Rowman & Littlefield.
  • –––, 2009, “Patriotism, War, and the Limits of Permissible Partiality,” Journal of Ethics, 13: 401–22.
  • –––, 2016, “Immigration, Citizenship, and the Clash Between Partiality and Impartiality,” in Ann Cudd and Win-chiat Lee (eds.), Citizenship and Immigration, New York: Springer, 137–52.
  • Nussbaum, Martha, 2012, “Teaching Patriotism: Love and Critical Freedom,” University of Chicago Law Review, 79: 215–51.
  • Oldenquist, Andrew, 1982, “Loyalties,” Journal of Philosophy, 79: 173–93. Reprinted in Primoratz (ed.), 2002.
  • Orwell, George, 1968, “Notes on Nationalism,” Collected Essays, Journalism and Letters, Sonia Orwell and Ian Angus (eds.), London: Secker & Warburg, vol. 3, 361–80.
  • Papastephanou, Marianna, 2017, “Patriotism and Pride beyond Richard Rorty and Martha Nussbaum,” International Journal of Philosophical Studies, 25: 484–503.
  • Primoratz, Igor, 2002, “Patriotism: A Deflationary View,” Philosophical Forum, 33: 443–58.
  • –––, 2006, “Patriotism: Worldly and Ethical,” in Igor Primoratz and Aleksandar Pavković (eds.), Identity, Self-Determination and Secession, Aldershot: Ashgate Publishing, 91–106.
  • –––, 2009, “Patriotism and the Value of Citizenship,” Acta Analytica, 24: 63–67.
  • Primoratz, Igor (ed.), 2002, Patriotism, Amherst: Humanity Books.
  • Primoratz, Igor, and Aleksandar Pavković (eds.), 2007, Patriotism: Philosophical and Political Perspectives, Aldershot: Ashgate Publishing.
  • Sardoc, Mitja (ed.), 2020, Handbook of Patriotism, Cham: Springer.
  • Schaar, John H., 1981, “The Case for Patriotism,” Legitimacy in the Modern State, New Brunswick: Transaction Books, 285–311. Reprinted in Primoratz (ed.), 2002.
  • Scruton, Roger, 1990, “In Defence of the Nation,” The Philosopher on Dover Beach, Manchester: Carcanet, 299–328.
  • Shue, Henry, 1988, “Mediating Duties,” Ethics, 98: 687–704.
  • Singer, Peter, 2002, One World: The Ethics of Globalization, New Haven: Yale University Press.
  • Somerville, John, 1981, “Patriotism and War,” Ethics, 91: 568–78.
  • Soutphommasane, Tim, 2012, The Virtuous Citizen: Patriotism in a Multicultural Society, Cambridge: Cambridge University Press.
  • Sternberger, Dolf, 1990, Verfassungspatriotismus (Schriften, Vol. 10), Frankfurt/M.: Insel Verlag.
  • Tan, Kok-Chor, 2004, Justice without Borders: Cosmopolitanism, Nationalism and Patriotism, Cambridge: Cambridge University Press.
  • Tolstoy, Leo, 1987, “On Patriotism” and “Patriotism, or Peace?” Writings on Civil Disobedience and Nonviolence, Philadelphia: New Society Publishers, 51–123, 137–47.
  • Toth, Szilard Janos, 2019, “Justifying Republican Patriotism,” Philosophy and Society, 30: 287–303.
  • Van Hooft, Stan, 2009, “Political Patriotism,” Journal of Applied Ethics and Philosophy, 1: 20–29.
  • Vandevelde, Toon, 1997, “Communitarianism and Patriotism,” Ethical Perspectives, 4: 180–90.
  • Vincent, Andrew, 2009, “Patriotism and Human Rights: An Argument for Unpatriotic Patriotism,” Journal of Ethics, 13: 347–64.
  • Viroli, Maurizio, 1995, For Love of Country: An Essay on Patriotism and Nationalism, Oxford: Oxford University Press.
  • Weil, Simone, 1952, The Need for Roots, trans. A.F. Wills, London: Routledge & Kegan Paul.
  • Wellman, Christopher Heath, 2000, “Relational Facts in Liberal Political Theory: Is there Magic in the Pronoun ‘My’?” Ethics, 110: 537–62.
  • –––, 2001, “Friends, Compatriots, and Special Political Obligations,” Political Theory, 29: 217–36.
  • White, John, 2001, “Patriotism without Obligation,” Journal of Philosophy of Education, 35: 141–51.
  • Woolf, Virginia, 1938, Three Guineas, London: Hogarth Press.
  • Zmora, Hillay, 2004, “Love of Country and Love of Party: Patriotism and Human Nature in Machiavelli,” History of Political Thought, 25: 424–45.

Akademik Araçlar

Diğer İnternet Kaynakları

  • [Öneriler için lütfen yazarla iletişime geçin.]

İlgili Maddeler

cemaatçilik | sonuççuluk | kozmopolitlik | egoizm | tarafsızlık | sadakat | milliyetçilik | yükümlülükler: özel | siyasi yükümlülük | sorumluluk: kolektif

Teşekkür

Bu makalenin taslağı hakkındaki faydalı yorumları için Simon Keller, Stephen Nathanson ve Thomas Pogge’a teşekkürler.

İlk olarak 1 Haziran 2009 Pazartesi günü yayınlanmış; 26 Nisan 2017 Çarşamba günü önemli tashih görmüştür. [SPE]


Çevirmen Notu: Türkçe literatürümüz açısından oldukça değerli olan bu metnin çevrilmesi sürecinde sunduğu katkılar için Semih Gözen Esmer’e teşekkür ederim.


Igor Primoratz-Patriotism”, (Erişim Tarihi:27.01.2021)

Çevirmen: Ensar Kıvrak

Çeviri Editörü: Semih Gözen Esmer

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Modal Gizlilik Argümanı - Jonathan David Garner