Veganlığın Öncüleri: Kısa Bir Tarihçe – Berk Efe Altınal

/
10 Okunma
Okunma süresi: 42 Dakika

– Bana bir bardak viski ver, susadım!

– Süt içmelisin. Süt kan yapar.

– Hayır, kana susamış değilim.

1944 yılının Kasım ayında, The Vegetarian Society’den, hayvan eti haricindeki hayvansal ürünlerin kullanımı konusunda süren tartışmaların ardından kopan Donald Watson, Leslie Cross ve diğer 23 öncü veganın yayınladığı ve 500 adet basılıp dağıtılan Vegan News isimli gazetenin ilk sayısının arka kapağında bu küçük şiir yer alıyordu. Bu kopuş, neredeyse 20. yüzyılın başından itibaren, vejetaryen beslenmenin hayvanlardan elde edilen diğer malzemeleri de dışlaması gerektiği yönünde tartışmalar yürüten Vegetarian Society üyelerinin bu reformu gerçekleştirememelerinin ardından ortaya çıktı.

Hayvan bedeninin kendisinin gıda malzemesi olarak kullanılmasına (hayvan etine) karşı çıkışın çok daha eski tarihlerden beri sürdüğünü ancak veganlığın, ya da hayvan kullanımına doğrudan karşı çıkışın ise yeni bir olgu olduğunu düşünürüz. Zaman zamansa Platon, Aristo gibi son derece ilgisiz kişilerin de dahil edildiği ‘tarihteki veganlar’ konulu görselleri dolaşır sosyal medyada; ne var ki bunlar herhangi bir kanıta dayanmayan, çoğunlukla da yanlış ve yanıltıcı listelerdir. Yine de, hayvan bedenlerinin gıda olarak kullanımına yönelik ahlaki karşı çıkışların yer aldığı oldukça eski bir metinde veganlığa dair bir tartışma bulunur. Bu metin, 234–305 yılları arasında yaşamış olan Porphyry’nin Hayvan Gıdalarından Kaçınmak Üzerine isimli metnindir. Metinde, hayvan eti tüketmekten kaçınmamak gerektiğini öne süren çeşitli argümanlara yer verilir. Bunlardan biri şu şekildedir:

Eğer, bir kişi hayvanları yok etmenin adaletsiz olduğunu düşünüyorsa, böyle biri ne süt kullanmalıdır, ne yün, ne koyun ne de bal. Çünkü nasıl ki bir insanın giysilerini aldığınızda onu incitmiş olursanız, koyunu da kırktığınız zaman incitmiş olursunuz. Çünkü ondan aldığınız yün, onun kıyafetidir. Süt de aynı şekilde, sizin için değil, onu alması gereken yavru hayvan için üretilmiştir. Arı da balı kendisi için gıda olsun diye toplar, siz onu ondan alıp kendi keyfiniz için kullanın diye değil. [1]

Bu sözler, hayvansal gıdalardan kaçınmanın ne kadar uygulanamaz ve abartılı olduğunu vurgulamak için söylenmiş olsa dahi, o dönemde de hayvanlara yönelik adil olma arayışı içerisinde olan bir kişinin yalnızca hayvan eti kullanmamakla yetinip, diğer hayvan sömürü ürünlerini kullanmaya devam etmesinin ne derece tutarsız bir duruş olduğunun görülmekte olduğunu gösteriyor.

Yüzyıllar önce hayvanların ahlaki olarak değerli olduklarını kabul eden ve bu tutarsızlığı fark edip vegan olarak yaşayanlar olduysa dahi, elimizde onlardan geriye kalan yazılı metinler olmadığından bunu bilmemiz pek mümkün değil. Bu durumun istisnalarından biri 11. yüzyılda yaşamış Arap filozof ve şair Ebü’l Ala El-Maarri (973–1057). El-Maarri , ‘Artık Tabiattan Çalmıyorum’ isimli şiirinde, hayvanların etini yemediğini, sütlerini ve yumurtalarını ya da hayvanlardan elde edilen diğer malzemeleri kullanmadığını anlatıyor.[2]

Beslenme söz konusu olduğunda, hayvansal ürünleri içermeyen beslenmenin uygulandığı çeşitli örnekler 19. yüzyıldan itibaren görülmeye başlanmış. Örneğin, Harvard’da kurulan Fruitlands isimli ütopyacı zirai komünden Charles Lane (1800–70) beslenmelerini şöyle tarif ediyor: ‘Tabaklarımızı kirletecek ya da bedenlerimizi yozlaştıracak hayvansal malzemeler, et, tereyağı, peynir, yumurta ya da süt bulunmuyordu’ [3]

Lewis Gompertz

1824 yılında, Lewis Gompertz’in (1783–1861) Moral Inquiries: on the situation of man and of brutes [tür. Ahlaki İncelemeler: insanın hayvanlar karşısındaki durumu üzerine] isimli kitabı yayınlandı. Kitap, hayvanların etleri için öldürülmesinin ahlaki olarak yanlış olduğunu savunuyor olmasının yanı sıra, yumurta ve süt ürünlerinin kullanımını tartışan bir bölüme sahipti. Bölümde, sütün buzağı için olduğu fikri savunuluyordu.

Gompertz, aynı yıl Society for the Prevention of Cruelty to Animals’ın [SPCA, tür. Hayvanlara Zulmün Önlenmesi için Topluluk] kurucuları arasında yer aldı. Fakat topluluk içerisinde bu fikirleri savunan tek kişiydi. Kısa süre sonra, hayvan kullanımını ve hayvanların gıda amacıyla öldürülmesini savunan kişilerce gizli bir dini tarikata üye olmakla itham edildi. Ardından, topluluğun diğer üyeleri grubun Hristiyan değerlere sahip olması gerektiğini öne sürerek, Yahudi olması gerekçesiyle Gompertz’i hareketin dışına itti.[4] SPCA, bugün İngiltere Kraliyet ailesinden aldığı Royal ünvanıyla birlikte RSPCA adını taşıyor ve sözde-mutlu yöntemlerle elde edilmiş ölü hayvan bedenlerinin ve beden çıktılarının üzerinde onay damgaları bulunuyor.

Yine 1850 yılında yayınlanan The British and Foreign Medico-chirurgical Review tıbbi dergisinde, vejetaryenlik ile ilgili makalede, ABD’li Sylvester Graham’ın (1794–1851) sözlerine yer veriliyor ve kendisinin hayvan etine karşı çıktığı kadar hayvanlardan elde edilen süt, yumurta gibi malzemelere de karşı çıktığı belirtiliyor. Makalenin yazarları, gerçekten vejetaryenlik olarak anılacak beslenmenin bu beslenme biçimi olması gerektiğini yazmışlar. [5] Ancak bu tarihte, Vegetarian Society kurulmuş ve vejetaryenliği hayvan eti tüketmekten kaçınmak olarak tanımlamıştı.

Kopuşa Doğru Tartışmalar

Leah Leneman’ın Britanya’da Veganlığa Doğru 1909–1944 başlıklı makalesi[6], bu dönemde Vegetarian Society içindeki tartışmalara ve Donald Watson ve arkadaşlarının Vegan Society’i kurmalarına varan ayrışmaya yer verir. Makalede bu tartışmalar, o dönem topluluğun yayın organı olan The Vegetarian Messenger içerisinden takip edilir.

1909 yılında, dergide yayınlanan bir okuyucu mektubunda, erkek civcivleri öldürmeden yumurta üretiminin sürdürülebilir olmadığı anlatılır. 1910 yılında ise Britanya’daki ilk vegan yemek kitabı olarak kabul edilen No Animal Food isimli kitapta benzer bir bağlantı süt üretimi ve bu üretim esnasında öldürülen buzağılarla ilgili olarak dile getirilir:

Hayvanları katletmeden et yemek nasıl imkansızsa, hayvanları katletmeden süt ürünleri tüketmek de aynı biçimde imkansızdır. Muhtemelen kaç inek doğuyorsa, o kadar boğa da doğar. Oysa çok sayıda ineğin üzerinde damızlık amacıyla kullanmak için bir boğa yeterlidir ve boğalar uzun yıllar yaşar. Peki eğer insani vicdanımız bizi kasapları göreve çağırmaktan alıkoyuyorsa, doğan erkek buzağılara ne olacak?

Yayında, 1912 yılında derginin editörü Newcombie tarafından kaleme alınan bir yazıda vejetaryenlerin ikiye ayrıldığı ve bu ayrışmanın sebebinin yumurta ve süt tüketip tüketmemek olduğu belirtilir. Yazıya göre, bu ürünleri tüketmeyenler azınlıkta olmakla birlikte, daha akla yatkın gerekçelere sahiptirler. Hatta 1923 yılında, yayının editör yazısında, vejetaryenler için doğru konumun tüm hayvansal gıdalardan uzaklaşmak olduğu ve pek çok reformcunun da bu yöne geçtikleri yazmaktadır.

Ne var ki, hayvan eti haricindeki hayvansal gıdaların ve hayvanlardan elde edilen diğer ürünlerin de hayvanlara zarar verdiği ve ölümlerine yol açtığı topluluk içinde tartışmaya yol açtıkça, bu argümanlara karşı günümüzde de sıkça rastlanılan bir cevap ortaya çıkar. Bu argümana göre ‘şimdilik’ hayvan etinden uzaklaşmak bir adım olarak görülmeli, yolun yarısı olarak kabul edilmelidir. Dergi 1934–42 yılları arasında böyle bir görüşe yer verir. Bu görüş daha önce de dile getiriliyordu. Örneğin 1912 yılında dergide yayınlanan bir mektupta, aslında süt ve yumurtanın daha insani bir beslenme ortaya çıkana kadar kabul edilebilecek malzemeler olduğundan söz edilir. Aynı yıl, bu mektuba cevap yazan Eric MacKenzie “İnsanlar daha insani bir beslenmeyi beklerken hayatları gelip geçiyor. Bu esnada da çoğunlukla civcivlerin ve buzağıların öldürülmesine katkıda bulunmaya devam ediyorlar.” der ve ekler “Hayvan salgıları olmadan yaşayamayacağını söyleyenlere karşı ne sabrım ne de sempatim var.” Tarih MacKenzie’yi haklı çıkartmışa benziyor, çünkü aradan 100 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hala bu geçiş aşaması ve yolculuk(!) sürüyor ve hala süt ve yumurta tüketimi için hayvanlar köleleştirilip öldürülüyor.

1942 yılına gelindiğinde, Watson ve arkadaşları, topluluk içinde hayvan eti dışında kalan diğer hayvansal gıdaların tüketilmemesi için bir alt grup oluşturmak istediklerini belirtirler. Ancak, bu talepleri dönemin genel sekreterliği tarafından, grup içi bölünme yaratacağı gerekçe gösterilerek reddedilir.

1943’te Leslie Cross, dergiye yazdığı bir yazıda şunları söyler:

Bir süt ineği üretmek, sadece bir sömürü değil, aynı zamanda yürek parçalayıcı bir kötülüktür. Süt ve sütten elde edilenler, acı ve ızdırap ürünleridir ve sevginin kanununa karşı yapılmış iğrenç birer saldırıdır.

Cross’un bu makalesine cevap yazan R.G. Clark, böyle bir yaşamın imkansız olduğunu, kendisinin ülke ülke gezdiğini ve zaman zaman bu gezileri esnasında süt ve yumurta ürünleri tüketmekte olduğunu, bir keşiş gibi yaşamak istemediğini yazar. Clark’ın görüşü, bugün de, refahçı hareket tarafından sahiplenilen ve Peter Singer tarafından savunulan görüşe oldukça yakındır. Clark, kendisini vejetaryen ya da esnek-vejetaryen olarak adlandıran ve hayvan kullanımına bütünüyle karşı olanları yobaz ya da keşiş olarak adlandıran bir geleneği başlattığının farkında mıydı acaba?

Veganlık

Vegetarian Society’nin genel sekreterliğinin topluluk içinde et harici hayvansal ürünlere karşı bir alt grup kurulmasına izin vermemesinin ardından, Watson, Cross ve onlarla aynı fikirde olan diğerleri, bu hareketi içeriden değiştirmeye çalışmak yerine ayrı bir iş yapmaya karar verdiler.

1944 yılının Kasım ayında The Vegan Society ilk 25 üyesiyle birlikte kurulur ve topluluğun yayın organı Vegan News yayınlanır ve dağıtılır. İlk sayı Watson tarafından yazılmış uzunca bir metinden ibarettir. [7]

Metin, hayvan kullanımı konusunda açık bir etik duruşa yer verir:

Nasıl ki geçmişteki medeniyetler, kölelerin sömürülmesi üzerine kurulu idiyse, açıkça görebiliyoruz ki şu anki medeniyetimiz de hayvanların sömürülmesi üzerine kurulu ve insanlığın ruhani kaderinde bir zamanlar hayvan bedenlerinden elde edilen ürünlerle beslenmiş olduğumuz fikrinin tiksintiyle karşılanacağı günlerin yattığına inanıyoruz.

Ve vegan kelimesinin kullanımı hakkında da bir açıklama getirir:

‘Vejetaryen’ ve ‘Frutaryen’ kelimeleri ineklerin ve tavukların ‘meyvelerini(!)’ tüketmeye izin veren topluluklar ile ilişkilendirilmiş olduğu için yeni ve uygun bir kelime üretmemiz gerekti. Bu derginin ilk sayısı olduğundan ‘Vegan News’ ismini kullandım. Bu ismi benimseyebiliriz, böylece beslenme biçimimiz VEGAN beslenme olarak kabul edilir ve biz de VEGANLAR arasında sayılırız.

Watson, 1947 yılında Vejetaryen Kongresi’ne davet edilir ve orada veganlık üzerine bir konuşma yapar. Konuşmada şunları söyler:

Bir vegan, daha fazla süt ürünü tüketme alışkanlığı sürdürülüyor olacağından vejetaryenliğin bir manası olmadığına inanır. Aslında, süt kullanımı hayvan bedeninin yemek olarak kullanımından bile daha büyük bir suçtur, ne de olsa anneliğin sömürülmesini ve buzağının mezbahaya götürülüp öldürülmesini içerir. Bu sebeple, süt ineği tarladan alınıp katledilen boğadan bile daha çok ızdırap çeker. [8]

İlk günlerde anlatılar, pratikte tüm hayvansal ürünleri beslenmeden çıkartmak üzerine kurulu olsa da daha sonraki yayınlar ve konuşmalar, meselenin sadece beslenmeden ibaret olmadığını, veganların her alanda hayvan kullanımına karşı olduklarını açığa kavuşturur. Veganlık, Vegan Society başkan yardımcısı Cross tarafından 1949 yılında “hayvanların insanlar tarafından gıda, barınma, çalışma, av, deney için kullanılmasının ve istismar içeren diğer tüm kullanımlarının sona ermesine çalışmak” şeklinde tanımlanır. Cross 1955’te yaptığı bir konuşmasında veganlığı şu şekilde tarifler:

Neyse ki, veganlık kelimesi açık ve basit bir anlama sahip. Anlamı şu: insanların hayvanları sömürmeden yaşaması gerektiği öğretisi. Tanım meselesi elbette çok önemli bir mesele olduğundan, sizden bunu hatırlamanızı isteyeceğim ki ‘veganlık’ dediğim zaman hepimiz aynı şeyi aklımıza getiriyor olalım. Veganlık, o halde, insanların hayvanları sömürmeden yaşaması gerektiği öğretisidir.

Cross, hayvanlarla ilgili problemi insanların hayvanları kendi amaçları için kullanabilecekleri bir eşya, bir mal olarak görmeleri olarak tarifler ve veganlığın kölelik karşıtı bir duruş olduğunu ortaya koyar:

Veganlık, özünde bir özgürlük öğretisidir. Hayvanları insana olan esaretlerinden özgürleştirken, insanları da hayvanları kendi amaçları için kullanmak konusunda ahlaki bir hakka sahip olduklarına dair yanlış bir inanca olan esaretlerinden özgürleştirir. [9]

1979’daki tanım ise şu şekildedir:

Hayvanların gıda, giyim ya da başka amaçlarla maruz kaldıkları sömürü ve zulmün her türlüsünden -uygulanabilir olan en mümkün mertebede- kaçınan ve buna ek olarak insanların, hayvanların ve çevrenin yararına, hayvan kullanımı içermeyen alternatiflerin geliştirilmesini ve kullanımını destekleyen felsefe ve yaşam biçimidir. Beslenme söz konusu olduğunda, hayvanlardan tamamen veya kısmi olarak elde edilen ürünlerin reddedilmesini ifade eder.

Veganlığın Yayılması ve Bugünkü Durum

Donald Watson, Leslie Cross ve diğer veganların hayvan kullanımına karşı tutarlı bir etik konum belirlemeleri ve bu fikri açık bir şekilde savunmaya başlamalarının ardından veganlık hızla yayılmaya başladı. Daha ilk sayıda Watson 100 tane cevap mektubu aldı. Birkaç sene içinde diğer ülkelerde de vegan topluluklar oluşmaya başladı. Kendisine vegan diye ilk 25 kişiden 71 sene sonra bugün dünyada artık kendisini vegan olarak tanımlayan milyonlarca kişi var. Dünyanın her yerinde, henüz vegan olmayan yani hayvanların haklarını ihlal etmeyi sürdüren kişileri bilgilendirmeye ve veganlığı yaygınlaştırmaya kararlı çok sayıda vegan fikri yaymaya devam ediyor.

Watson, Vegan News’in ilk sayısında şu sözleri söylüyordu:

İdeallerimizi yerine getirmesi için gelecek nesillere güvenmek konusunda her zaman, gelecek nesillerin bizim ideallerimize sahip olmaması tehlikesi vardır. Evrim, ileri doğru olabileceği gibi geriye doğru da olabilir, işin gerçeği eğer varolan standartlar korunmaz ve yeni bakış açıları onurlandırılmazsa yanlış yöndeki çekim kuvveti her zaman çok güçlüdür.

20. yüzyılın başındaki tartışmalar, Watson’ı haklı çıkartacak biçimde, benzer söylemlerle bugün de sürmeye devam ediyor. Vegan öncülerin kurmuş oldukları Vegan Society’nin kendi sözcüleri bugün, veganlığın herkes için olmadığını söyleyebilmekteler. 2014 yılında, Vegan Society sözcüsü Oakes, katıldığı BBC Radyo programında veganlığın herkes için, hatta pek çok kişi için olmadığını söyledi.[10] Oysa, 1974 yılında aynı dernek tarafından yayınlanan Pioneers of the New Age [Yeni Bir Çağın Öncüleri] başlıklı kitaptaki makalesinde Leslie Cross şunları yazıyordu:

Eğer eşim ve ben bu düzenlemeyi İkinci Dünya Savaşı’nın kurak ve karneyle malzeme dağıtılan yıllarında gerçekleştirebildiysek ve çocuğumuzu o günlerde vegan bir beslenmeyle büyütebildiysek, bugün çok daha iyi koşullar altındayken herhangi birini aynısını yapmaktan alıkoyacak ne var ki? [11]

Ve bugün, vegan olmaya karar veren herhangi bir kişiye edindiği deneyimleri paylaşarak yardım edecek, her dilden, her kültürden milyonlarca vegan varken, yeterince sağlıklı bir vegan beslenmeyi nasıl sürdürebileceğimizi anlatan çok sayıda bilimsel makale söz konusuyken[12], vegan olmanın 1970’lerdekinden çok daha kolay olduğu bir gerçek.

Ancak, 2015 yılına geldiğimizde, topluluk, ‘Vegan rujları sevmek için, vegan olmanıza gerek yok’ ve benzeri sloganlara sahip bir halkla ilişkiler kampanyası başlattı. [13] Bunun sebebi olarak da, insanlara doğrudan vegan olun demek yerine onları hayvanlara verdikleri zararı azaltacak biçimde esnek veganlığa ya da vegan tüketiciliğe yönlendirmenin daha iyi bir fikir olacağını gösterdiler.

2010lu yıllardan itibaren hayvan hareketinde popüler olan başka bir hareket ise Direct Action Everywhere [tür. Doğrudan Eylem Her yerde] ya da DxE olarak bilinen bir hareket. Aralarında veganların da bulunduğu pek çok genç aktivistin dikkatini çeken bu hareket, bir takım büyük fast food mekanlarında eylemler düzenliyor. Hareketin internet sitesinde ise, aktivistlere gerçekleştirdikleri eylemlerde veganlıktan bahsetmemeleri gerektiği, veganlığın sadece bir tüketim ve hayat tarzı meselesi olduğu ve gerçekte etik temelin veganlık değil aktivizm olduğu anlatılıyor. [14] Fakat, eğer veganlıktan bahsedilmeyecekse ve hayvanları kullanmamak bir ‘tüketim ve hayat tarzı meselesi’ ise ne için aktivizm?

Veganlığı savunmak yerine, esnek veganlık ya da vegan tüketicilik adı verdikleri bir çeşit hayvan kullanımı pratiğini savunmaya karar veren bir Vegan Society ile, bir adalet arayışı olan veganlığı bir tüketim biçimi ve yaşam tarzı olarak gösterip aktivistlere vegan kelimesinden bahsetmemelerini tavsiye eden bir aktivistler topluluğu refahçı tabloyu tamamlayan iki yapboz parçası gibi değil mi?, Oysa, veganlığın öncülerinden Leslie Cross veganlığın ‘her zaman insanların kendi ilerlemeleri için hayvanları sömürmeden yaşamaları gerektiği felsefesi anlamına geldiğini ve geleceğini’ söylüyor, veganlığı serflerin ve kölelerin özgürleşmesiyle bir tutulması gereken bir özgürlük hareketi olarak görüyordu. [15]

Kendisine hayvan hareketi diyen büyük STK-mekanizması ise veganlık fikrinden uzak durmakta ya da veganlığı üzerine onay damgalarını yapıştırdıkları sözde-mutlu-sömürü ürünleriyle (örneğin serbest gezen tavuk yumurtası ya da otla beslenen dana eti gibi) beraber hayvanlara verilen zararı azaltmak için atılabilecek adımlardan biri olarak görmekte. Bunun en tatsız örneklerinden biri bundan 10 yıl önce, başta yeni refahçılığın öncüsü Hayvan Özgürleşmesi kitabının yazarı Peter Singer’ın da imzaladığı ancak adında vegan kelimesi geçen bir dizi örgüt ve grubun da destek verdiği bir mektup. Mektup, ABD’deki bir organik ürünler marketi zinciri olan Whole Foods’a Çiftlik Hayvanları Şefkat Standartları dedikleri bir hayvan refahı standartı programından ötürü, hayvan örgütlerinin minnettarlıklarını ve desteklerini iletiyor. [16] Hayvan haklarını koruması gereken bir hareket, daha nazik olduğunu öne süren katillere ve köle efendilerine minnettar ve onları destekliyor!

Bütün bunlara sebep olarak da, toplumun henüz vegan mesaja hazır olmadığı, dünyanın bir gecede vegan olmayacağı, veganlığı tavizsiz bir biçimde savunmanın ‘yobazlık’ ya da ‘aşırıcılık’ olduğu fikri savunuluyor. Oysa, Watson, Vegan News’in ilk sayısında şunu söylüyordu:

Zamanın yeterince olgunlaşmadığı eleştirisi reformumuza dair genel bir eleştiri. Ama, insanların kararlılığı tarafından olgunlaştırılmadığı müddetçe zamanın kendiliğinden olgunlaşmış olduğu bir tane bile reform var mıdır?

Ve açık ki, Watson’ın reform derken kast ettiği, hayvanların sözde daha iyi ve şirketler için de daha verimli [17] koşullarda kullanılması için gerçekleştirilen hayvan refahı reformları değil, hayvan kullanımını sona erdirecek olan veganlıktı.

Öncü Veganların İdeallerini Üstlenmek

Bugün Watson, Cross ve fikirdaşları tarafından var edilen Vegan Society dahil olmak üzere, hayvan hareketi veganlığı benimsemezken, 1996 yılından itibaren Gary L. Francione tarafından geliştirilen Hayvan Haklarına Abolisyonist Yaklaşım, veganlığı kendisine hayvan hakları hareketi diyen herhangi bir hareketin asgari etik konumu olarak görür. Eğer hayvanlara zarar vermenin ve onları öldürmenin yanlış olduğunu düşünüyorsak, bunun tek anlamlı ve tutarlı pratik karşılığı vegan olmaktır. Çünkü, hayvanların zarar görmesi ve öldürülmesi bir sonuçtur ve bu sonucun sebebi hayvanların insanların malı ve kaynağı olarak görülüyor olmalarıdır. Francione’a göre, sorun hayvanları kullanma biçimlerimiz değil, kullanımın kendisidir.

Hayvan Haklarına Abolisyonist Yaklaşım, hayvanları nasıl daha ‘insani’ biçimlerde köleleştirebileceğimizin yollarını arayan, şirketleşmiş ve ideallerden uzaklaşmış, reformculuk ve ümitsizlik içindeki hayvan hareketini bir kenara bırakmayı önerir. Bunun yerine, veganlığı temel almalı ve hayvanların mülk statüsünü ortadan kaldırmak için veganlık yönünde bir toplumsal dönüşümü mümkün kılmak için henüz vegan olmayanlarla anlamlı ve dönüştürücü biçimlerde diyaloğa girmemiz gerektiğini anlatır.

Geldiğimiz noktada her yıl 56 milyar kara hayvanı ve trilyonlarca deniz hayvanı sadece insanların damak zevki için öldürülüyor ve aynı anda bir o kadarı yeniden köle olarak dünyaya getiriliyor. Bunun yanında, giyim, deney, eğlence, taşımacılık, spor gibi keyfi sebeplerle milyonlarca hayvan köle olarak doğuyor, yaşıyor ve öldürülüyor. Dahası, gelişmekte olan ülkelerde hayvan bedeni ve beden çıktılarına olan ilgi artmakta ve 2050 yılına kadar bu sayıların ikiye katlanacağı öngörülüyor. Bunun ne kadar devasa bir ahlaki yanlış olduğunu tahayyül etmek bile çok zor.

Durum buyken, yaşanan bu büyük haksızlığın ve sistematik şiddetin farkındaysak eğer ve bunun yanlış olduğunu biliyorsak yapmakla yükümlü olduğumuz birkaç şey var. Bunlardan ilki, asgarisi ve en önemlisi vegan olmak. Çünkü, hayvanların mülk statüsüne hayvanları bir eşya gibi kullanmaya devam ederek karşı çıkamayız. Bu, düşünme ve olayları etik açıdan değerlendirebilme yetisi olan bir birey olarak üzerimize düşen bir sorumluluk. [18]

Vegan olmak bir asgari ancak vegan olduktan sonra, eğer hayvan kullanımını sona erdirmek istiyorsak yapmamız gereken birkaç şey daha var. Bunlardan ilki, hayvan hakları hakkında kendimizi eğitmek. Hayvan hareketinin geçmişini öğrenmezsek, yapılan hataları tekrarlamaya mahkumuz demektir. Bugün, veganlığın bir beslenme biçimi olduğunu öne süren, veganlığın ‘vejetaryenliğin bir alt kategorisi olarak ele alınması gerektiğini’ iddia eden, veganlığın hayvanların hakları olduğu gerçeğinden doğan asgari yükümlülüğümüz değil de bir tüketim ve hayat tarzı meselesi olduğunu öne sürenler, Watson’ın, Cross’un ve diğer öncü veganların bu mücadeleyi başlatırken, motivasyonlarının bir adaletsizliğe son vermek olduğunu örtbas etmeye çalışmakta. Ancak, bu geçmişi bilerek ve hayvan hareketinin nasıl olup da hayvan kullanımını savunan bir pozisyon edindiğini irdeleyerek mücadelemizin tarihine ve değerlerine sahip çıkabiliriz.

Bunun yanı sıra, teorik olarak kendimizi güçlendirmezsek, hayvan haklarının temelinde yatan felsefi arka planı kavramak için çalışmazsak, savunduğumuz herhangi bir fikrin hangi kaynaklardan geldiğini bilemeyiz. Kendimizi doğru bilgilerle donatmak, bizi henüz vegan olmayanların sorularını doğru ve akla yatan bir şekilde yanıtlayan iyi bir veganlık savunucusu yapar.

Ve son olarak da, veganlığı savunmaya devam etmeliyiz. 19. yüzyılın sonundan itibaren, hayvanları kullanmanın yanlış olduğunu söyleyen, bu fikri hayatına geçiren ve diğerlerine de bunu yapmanın doğru ve adil olduğunu anlatanlar sayesinde bugün dünyanın her yerinde milyonlarca vegan var. Kendisine hayvan savunucusu diyen STKları bir kenara bırakan çok sayıda vegan sorumluluğu üstleniyor ve veganlığı anlatmak, yaygınlaştırmak için harekete geçiyor. Bunu hepimiz yapmalıyız. Veganlığı yaygınlaştırmak için çalışmaya devam edersek, Leslie Cross’un tarif ettiği vegan dünyayı mümkün kılabiliriz:

Örneğin, kasaplar olmayacak ve sütçü (eğer hala varsa) vegan süt dağıtıyor olacak. Köyler buzağısı için yas tutarak ağlayan ineklerin sesleriyle sarılı olmayacak. Mezbahalar olmayacak, dirikesim laboratuvarları olmayacak ve kimse eğlence olsun diye hayvanları avlamayacak… […] Bütün bunlar rüya gibi geliyor. Bunları gerçekleştirmek için üstümüze düşeni yapmalıyız. Yeni bir dönüşümün ilk aşamalarındayız. Biz öncüleriz.[11]


Not: Bu yazı ilk olarak Vegan Abolisyon dergisinin 6. sayısında (Güz-2015) yayınlanmış olup yazarından alınan izin doğrultusunda 19.06.2022 tarihinde Taner Beyter tarafından sitemize uyarlanmıştır.


Dipnotlar

  1. Porphyrius, Abstinentia I-21
  2. http://abolisyonistveganhareket.org/post/163246106246/
  3. http://transcendentalism.tamu.edu/fruitlands
  4. http://www.tikkun.org/article.php/Nathan ve http://www.vegsource.com/john-davis/lewis-gompertz—jewish-vegan-and-co-founder-of-the-rspca-in-1824.html
  5. http://bit.ly/1JroloH
  6. Leneman, L. (1999). No animal food: the road to veganism in Britain, 1909–1944. Society and Animals, 7:11, 219–228 www.ivu.org/history/vegan-from-1909.pdf
  7. http://www.ukveggie.com/vegan_news/vegan_news_1.pdf
  8. https://www.vegansociety.com/sites/default/files/uploads/Ripened%20by%20human%20determination.pdf
  9. http://www.candidhominid.com/p/vegan-story.html
  10. https://youtu.be/DoVPximPFw8?t=3m
  11. http://www.candidhominid.com/p/out-of-dust-of-war.html
  12. http://www.vegansociety.com/whats-new/campaigns/love-vegan
  13. http://abolisyonistveganhareket.org/post/142476828006/
  14. http://directactioneverywhere.squarespace.com/faq/
  15. http://www.candidhominid.com/p/surge-of-freedom.html
  16. http://bit.ly/1Eu8iYA
  17. http://bit.ly/1JqBKes
  18. “Nasıl vegan olurum?” sorusunun cevabı için iyi bir çevrimiçi kaynak: www.VeganOluyorum.com adresinde bulunmaktadır.

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Eleştirel, Çok-yönlü ve Yenilikçi Düşünce – Doç. Dr. Nazif Muhtaroğlu

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü