Ateizm Bir İnanç mıdır? – Berat Mutluhan Seferoğlu

120 Okunma
Okunma süresi: 11 Dakika

İnanç kelimesi ateistlerin çoğunun pek sevmediği bir kelime. Bu nedenle ateizmin bir inanç olduğu iddia edildiği zaman pek çok ateistten memnuniyetsiz sesler yükseldiğini görüyoruz. Bunun tamamen haksız nedenlerle olduğunu düşünmüyorum. İnanç kelimesine olan antipatinin önemli bir nedeni ateistlerin eleştirmenlerinin ateizmin bir inanç olduğunu söyleyerek ateistleri köşeye sıkıştırmaya çalışmaları. Mesela ateizm de, tıpkı dini inançlar gibi bir inançsa, ateistlerin kendilerini teistlerden daha rasyonel bireyler olarak göremeyecekleri pek çok teist tarafından iddia edilmiştir. Eğer ateizmin bir inanç olduğunu kabul etmek gerçekten de teizm ve ateizmin birbirine epistemik açıdan denk olduklarını kabul etmemizi gerektirmekteyse bu durumda ateistlerin inanç kelimesine duydukları antipati son derece anlaşılırdır.

Bu yazıda ateistlerin önemli bir bölümün ateizmin bir inanç olduğunu reddetme yönündeki nedenlerinin makul olduğunu iddia edeceğim. Dahası, inanç kelimesine duyulan antipatinin de bu kelimenin belli bir anlamını benimsenebilecek yegane anlam olarak görmekten kaynaklanan haksız bir antipati olduğunu öne süreceğim. Son olarak, ateizmin bir inanç olduğunu söylememizin, alternatif tanımlama biçimlerine kıyasla, çeşitli nedenlerle daha makul olduğunu göstermeye çalışacağım.

Ateizm bir inanç mıdır ve bir inançsa bu ateizm açısından bir kusur mudur? Bu sorulara cevap verebilmek için inanç kelimesinden ne anlamamız gerektiğini açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. İnanç kelimesinin bu soru açısından önem taşıyan üç farklı kullanımı olduğunu söyleyebiliriz:

  • 1. Bir şeyi kanıta dayanmadan doğru kabul etmek.
  • 2. Bir dini doğru kabul etmek.
  • 3. Herhangi bir önermeyi doğru kabul etmek.

Özellikle Yeni Ateizm’in yükselişiyle ateistlerin ciddi bir bölümü inanç kelimesini bir şeyi kanıtı olmadan -hatta bazı durumlarda karşıt kanıtlara rağmen- kabul etmek olarak anlamaya başladı. İnanç kelimesini bu anlamda kullananlar inanç ve bilgi kavramları arasında keskin bir ayrım yaparlar ve “Evrime inanıyor musunuz?” gibi soruların saçma olduğunu düşünürler: “Evrim bir gerçektir, kanıtları vardır ve dolayısıyla evrim ‘inanılan bir şey’ değildir.” derler.

Yeni Ateizm: Dawkins, Harris, Hitchens ve Dennett’in başını çektiği ateist ekolün adıdır.

Ancak inanç kelimesinin en yaygın kullanımı ve özellikle felsefe literatüründe rastladığımız kullanımı ‘bir önermeyi tasdik etme/bir önermenin doğru olduğunu kabul etme’ şeklindedir. TDK Büyük Türkçe Sözlük, inanç kelimesinin verilen dört anlamı arasında “Bir şeyi kanıt olmadan kabul etme” anlamına yer vermemektedir. Kuşkusuz kelimeler zaman içinde anlam değişikliği yaşayabilirler ve sözlükler de her zaman kelimelerin bütün meşru kullanım biçimlerini veremezler. Yani burada kesinlikle ‘Sözlükte böyle bir anlam olmadığına göre kavramın bu şekilde anlaşılması söz konusu olamaz’ demiyorum. Ancak inanç kelimesinin en yaygın kullanımları arasında bu kullanımın bulunmaması, bu kullanımı yegane meşru kullanım olarak görmek suretiyle ateizmin bir inanç olduğuna karşı çıkan ateistlerin iddiaları açısından ciddi bir sıkıntı yaratmaktadır. Kelimenin bu kullanımı büyük ihtimalle Yeni Ateizm’le beraber yayılmıştır.

Diyelim ki inanç kelimesinin yegane meşru anlamı kanıt olmadan kabul etmek. Bu durumda ateizm bir inanç mıdır? Bu sorunun yanıtı “Olabilir de olmayabilir de.” şeklindedir. Bir ateist, karşı tarafın argümanlarını değerlendirmeden, tamamen sezgisel gerekçelerle ve kişisel eğilimleri nedeniyle ateist olmuş olabilir. Ailesinden ve kültüründen ateizmi görüp benimsemiş olabilir. Hatta sadece dindarlara olan nefretinden dolayı Tanrı’ya inancını yitirmiş de olabilir. Ateistlerin tamamı rasyonel bir şekilde, argümanları inceleyerek ateist olmuştur dememiz mümkün değil. Bu yüzden en azından bazı ateistlerin kabul ettikleri ateizmin bu ilk anlamda bir inanç olduğu söylenebilir. Ancak bu, bütün ateistler için doğru değildir. Ateizm inanç kelimesinin bu anlamı açısından bir inanç olabilir, ancak öyle olması gerekmez.

Ateizmin inanç kelimesinin ikinci kullanımına göre (Dini inanç) bir inanç olup olmadığını görmek için din kavramının kapsamlı bir tanımını yapmamız gerek. Ancak bunu yapmak son derece zordur. Zira öne sürülebilecek her din tanımının istisnası olan, o tanım kriterlerine uymayan dinlere rastlamaktayız. Burada ele aldığım soru açısından esas problem bir inanç sisteminin din olarak sınıflandırılabilmesi için Tanrı inancını da temel inanç kaideleri arasına dahil etmesinin gerekip gerekmediğidir. Budizm’in Tanrısız versiyonlarını ve kişisel Tanrı’ya inanmayan bazı New Age inançlarını din olarak sınıflandırmalı mıyız? Eğer sınıflandıramayacaksak, yani din olmak bir inanç sisteminin Tanrı inancını da barındırmasını gerektiriyorsa ateizm tanım gereği bir dini inanç olamaz.

Bununla beraber din felsefesi çevrelerinde dini inancı Tanrı’ya inancı gerektirecek şekilde tanımlamanın pek doğru olmadığı yönünde bir görüş birliği olduğu söylenebilir. Din felsefecileri bir inancın dini inanç olarak görülebilmesi için sahip olması gereken özellikler arasına bir veya birden fazla varlığa karşı dini bir tavırla bağlı olmak (Bu varlığın ne olduğunun belirtilmediğine dikkat edin.), bu bağlılığı yansıtan ritüellerle uğraşmak ve belli türden bir ‘dini’ hayat görüşüne uygun yaşamaya çalışmak gibi şeyleri dahil ederler. Bu durumda dini inancı Tanrı’ya inancı gerektirmeyen bir şekilde tanımlamamız daha makul görünmektedir. Dolayısıyla ateistlerin en azından bazı dinleri ateizmden vazgeçmeden kabul edebilecekleri sonucuna ulaşıyoruz. Ancak bu durum, bizzat ateizmin kendisinin bir din olduğunu göstermez. Ateistler farklı yaşam görüşlerini benimseyebilirler. Bütün ateistlerin sahip olduğu ortak “Ateizm ritüelleri” ya da bir “Ateist hayat tarzı” yoktur. Bu nedenle ateizmin kendisinin bir dini inanç olduğu iddiası temelden yoksundur.

İnanç kelimesinin son olarak ele alacağım kullanımı -yani bir önermeyi doğru kabul etmek- kelimenin hem başlıca sözlük anlamıdır, hem de felsefi tartışmalarda en fazla kullanılan anlamıdır. Ateizmin inanç olup olmadığı yönündeki felsefi tartışmanın temelinde de esasen inanç kelimesinin bu anlamı vardır. Daha açık bir şekilde problemi ifade edecek olursam:

Ateistler “Tanrı yoktur.” önermesinin doğruluğunu onaylamak zorunda mı? Yani ateistlerin “Tanrı yoktur.” inancına sahip olmaları gerekli mi? Yoksa bir ateistin “Tanrı vardır.” önermesine inanmaması ateist olması için yeterli midir?

Felsefi literatüre ilk olarak Antony Flew’in ‘The Presumption of Atheism’ (Ateizm Varsayımı) makalesiyle giren ateizm tanımı ateizmin Tanrı’ya inanmamak veya Tanrı inancının yokluğu olduğudur. Özellikle Yeni Ateizm’in etkisiyle ateizmin bir inanç olarak değil de Tanrı inancının yokluğu olarak tanımlanması gerektiği görüşü ateistler arasında popülerlik kazanmıştır. Ancak bu tanımın kullanışsız ve fazlasıyla gevşek olduğunu düşünmemiz için nedenler vardır. Ateizmin Tanrı inancının yokluğu şeklinde değil de Tanrı’nın yokluğunun kabulü şeklinde tanımlanmasını makul kılan bazı gerekçelere değinmeden önce tanım tartışmasının amacından bahsetmem gerek.

Ateizmin tanımı tartışmasının verimsiz bir tartışma olduğu ve tanımlar üzerinde tartışmanın vakit kaybı olduğu sık sık ifade edilir. Bunun nedeni ateizmin çok anlamlı bir terim olmasıdır. Kelimenin birden fazla uygun kullanımı vardır ve tarafların ateizm kavramını hangi şekilde kullandıkları değil, benimsedikleri pozisyonların detayları önemlidir. Dolayısıyla ateizmin tanımı tartışmasını bir kenara bırakmamız ve önemli felsefi fikir ayrılıklarına odaklanmamız daha sağlıklı olabilir.

Ateizmin tanımı tartışmasına karşı yukarıda belirtilen tavrı kısmen benimsediğimi söyleyebilirim. Nihai olarak önem arz eden tarafların felsefi kabulleridir, ateizm gibi kelimeleri ne anlamda kullandıkları değil. Ancak bu noktada iki şeye dikkat çekmem gerek. İlk olarak ateizmin Tanrı’nın yokluğunu kabul etmek anlamında bir inanç olduğu yönündeki tanıma şiddetli bir şekilde karşı çıkanlar neredeyse her zaman bu tanımı benimseyenlerdir. Yani ben tanımı yapmanın birden fazla makul yolu olduğunu düşünsem de ateizmin sınırlarını keskin bir şekilde belirleme kaygısı olan ben değilim, bu ateizm tanımını benimseyenler. Dolayısıyla benim yapmak istediğim şey ateizmi Tanrı’nın var olmadığı inancı şeklindeki tanımı benimsememiz için bir takım makul gerekçelerimiz olduğunu ve bu gerekçelerin alternatif tanımlar lehindeki gerekçelere ağır bastığını göstermeye çalışmaktan ibaret. Tanrı inancının yokluğu şeklindeki alternatif tanımın makul/meşru bir tanım olmadığını değil, daha makul bir alternatifin olduğunu savunacağım. İkinci olaraksa ateizm gibi çok anlamlı kavramların ‘gerçek’, ‘objektif olarak doğru’ tanımları olabileceğini düşünmüyorum. Ancak belli amaçlar açısından daha uygun tanımların olabileceğini ve bazı tanımların diğerlerinden makul olduğunu düşünüyorum. Ateizm kavramı, dışarıdaki bir gerçekliğe denk düşmesi nedeniyle ‘gerçek/doğru bir tanıma sahip olan’ şeylerin aksine (Mesela su molekülünün 2 Hidrojen ve 1 Oksijen’den oluşan molekül olduğu şeklindeki tanımı ele alın) dışarıdaki bir şeye denk düşmesi nedeniyle nihai olarak doğru bir tanıma sahip olan kavramlardan değildir. Bu nedenle benimsediğim ateizm tanımının daha makul olduğunu gösterirken öne süreceğim gerekçeler benimsediğim tanımın belli açılardan daha kullanışlı ve kavramın tarihini düşünecek olursak daha uygun olduğunu göstermenin ötesinde ‘doğru bir ateizm tanımı’ vermeyi amaçlamayacaklar.

Bu noktaları akılda tutarak, ateizmin Tanrı inancının yokluğu şeklinde değil de Tanrı’nın var olmadığını kabul etmek/buna inanmak şeklinde tanımlanması için ne gibi gerekçelere sahibiz?

İnancın yokluğu tanımına yapılabilecek itirazlardan biri bu tanımın kullanışlı olamayacak kadar geniş olduğudur. Mesela bu tanıma göre bir köpeği ve hatta bir masayı bile ateist olarak kabul edebilirmişiz gibi görünür. Çünkü bu şeylerin Tanrı’ya inançları yoktur. Hatta bu şeylerin Tanrı’ya inanmaları mümkün bile değildir. İnancın yokluğu şeklindeki tanım bebekler, insan dışı hayvanlar ve cansız varlıklar gibi Tanrı konusunda herhangi bir şekilde fikir sahibi bile olamayacak varlıkları kapsaması nedeniyle makul görünmemektedir. Çünkü ateist olarak nitelemeyi makul bulmadığımız şeyler bu tanıma göre ateist olmaktadır.

Öte yandan bu ‘aşırı kapsayıcılık’ problemine inancın yokluğu tanımını benimseyenler şu şekilde yanıt vermeye çalışabilir: Ateizm Tanrı inancının yokluğudur, ancak Tanrı inancı olmayan her şey ateist değildir. Belli türden varlıklar -özellikle de inançlara sahip olabilecek varlıklar- Tanrı’ya inanmamaları halinde ateist olurlar. Herhangi bir inanca sahip olamayacak varlıklarsa -Tanrı inançları olmadığı doğru olsa da- ateist olamazlar. Bir taş hiçbir şeye inanamaz. Dolayısıyla Tanrı’ya inanmaması bir taşı ateist yapmaz.

Bu cevap tanımın aşırı kapsayıcı olması problemini bir dereceye kadar çözebilir. Ancak söz konusu tanımın tek problemi bu değildir. Bunun yanı sıra inancın yokluğu tanımı agnostisizmin ateizmden ayrı bir kategori olduğunu reddetmemiz gerektiği sonucunu doğurur. Elbette agnostisizmin teistik ve ateistik versiyonları mevcuttur. Teistik agnostikler Tanrı’ya inanmakla beraber Tanrı’nın var olduğunu bilmediklerini ya da bunun bilinemeyeceğini kabul ederler. Haliyle ateizmin Tanrı’ya inancın yokluğu şeklinde tanımlanması bütün agnostiklerin ateizm kategorisine dahil edilmelerine neden olmaz. Ancak Tanrı’ya inanmayan bütün agnostikler bu tanıma göre ateist olmak zorundadır. Pek çok ateist sırf bu yüzden -bazı agnostikler Tanrı inancına sahip olmadıkları için- agnostisizmi ayrı bir kategori olarak kabul etmemizin doğru olmadığını ve onların da ateist olarak nitelendirilmeleri gerektiğini savunur. Ancak agnostisizm anlamlı ve ateizmden ayrı bir kategori gibi görünmektedir. Ayrımı bu şekilde yapmak, agnostisizm terimini ortaya atan Thomas Huxley’in kendisini ateistlerden ayırmak isteme çabasıyla daha paralel bir agnostisizm portresi çizmektedir. Üstelik ateizm kavramının akademik literatürdeki kullanımına baktığımız zaman Tanrı inancının yokluğu yönündeki tanımlamanın ateizmin ‘geleneksel’ tanımı olmadığını görürüz. Bu tanımı ortaya atan Antony Flew, tanımı ortaya attığı The Presumption of Atheism makalesinde ortaya koyduğu ateizm tanımının felsefi literatürdeki tanımdan farklı olduğunu ve bu tür ateizme agnostisizm denmesinde bir sakınca görmediğini söylemiştir. Bu yüzden inancın yokluğu şeklindeki tanım, felsefe tarihinde ateizm teriminin geleneksel olarak tanımlanma biçimine aykırı olduğu gibi süregelmiş ateizm-teizm tartışmalarının içeriğine dair de yanlış bir izlenime sahip olmamıza neden olmaktadır. Felsefe tarihindeki ateizmi yansıtmak açısından ‘Tanrı’nın var olmadığı yönündeki inanç’ şeklindeki tanım, ‘Tanrı inancının yokluğu’ tanımından çok daha kullanışlıdır.

Son olarak ateizmin Tanrı’nın yokluğu yönünde pozitif bir iddia olarak tanımlanmasını daha makul kılan bir neden de sadece iddiaların doğru ya da yanlış olabilmeleridir. Eğer ateizmin Tanrı’nın var olması halinde yanlış olacağını düşünüyorsanız ateizmin Tanrı’nın yokluğu yönünde bir iddia içerdiğini söylemeniz gerekir. Nitekim ateistlerin büyük bir bölümü ateizmin doğru ya da yanlış olabileceğini kabul ederler. Ancak ateizmin “yanlış” veya “doğru” olabilmesi, onun doğruluk değeri alabilecek en az bir önermeyi içerdiğini ve dolayısıyla inancın yokluğu olarak tanımlanmasının doğru olmadığını ima eder. Hiçbir konu hakkında inanç sahibi olmayan bir kişi olduğunu düşünün. Bu kişinin herhangi bir konuda yanılıyor olması mümkün müdür? Mümkün değil gibi görünmektedir. Bu kişi herhangi bir konu hakkında ne haklı çıkabilir ne de haksız. Tıpkı uzaylılarla iletişim kurmamız halinde uzaylıların varlığıyla ilgili herhangi bir görüş bildirmiyorsak konu hakkında yanıldığımızın söylenememesi gibi Tanrı’ya inanmayan ancak Tanrı’nın var olmadığına da inanmayan birinin de Tanrı’nın var olması halinde “yanıldığı” söylenemez. Eğer ateistler ateizmin doğru ya da yanlış olabileceğini düşünüyorlarsa ateizmin Tanrı’ya inancın yokluğundan fazla bir şey olduğunu da kabul etmeliler gibi görünüyor.

İnancın yokluğu tanımını benimseyen biri bu argümana nasıl cevap verebilir? Bir kere ateizm bir inanç olarak değil de inanmama durumu olarak tanımlansa bile bu inançsızlığın makul olması ya da olmaması söz konusu olabilir. Tanrı’nın varlığı kanıtlanırsa, Tanrı’ya inancın yokluğu makul olamayacağı için ateizm de makul olamaz. Bu durumda ateizmin yanlış olduğunu söyleyemesek bile makul olmadığını söyleyebiliriz.

Bu cevabın problemi Tanrı’nın var olduğu ancak Tanrı inancının makul olmadığı bir durumda ateistlerin herhangi bir şekilde yanıldıklarını söylememizi imkansız kılmasıdır. Tanrı’ya inanmamanın makul olacağı bir durumda bile Tanrı varsa ateizmin yanlış olacağını söylemek daha makul görünmektedir. Ateizmi pozitif bir iddia -yani bir inanç- olarak formüle etmemiz halinde Tanrı’nın var olduğu ancak Tanrı’ya inancın da makul olmadığı bir durumda da ateizm yanlış olabilir.

Kısacası ateizmin Tanrı’nın var olmadığını iddia ettiğini, yani bir önermenin doğru kabul edilmesi anlamında bir inanç olduğunu, söylemek çeşitli nedenlerle daha makul görünüyor. Bu ateizmin bir dezavantajı mı? Bana kalırsa hayır. Ateizmin burada bahsettiğim anlamda bir inanç olması herhangi bir şekilde ateistlere karşı kullanılabilecek bir durum değil. Zira inanç kelimesinin bu tanımına göre 1+1’in 2’ye eşit olduğunu doğru kabul etmek de bir “inanç”tır. Bir şeyin inanç olması onun ne derece temellendirildiği konusunda bize hiçbir şey söylemez. Bir inanç gayet sağlam temellere sahip olabilir veya temelsiz ya da irrasyonel bir inanç olabilir. Bu yüzden pek çok ateistin inanç kelimesinden duyduğu rahatsızlık yersizdir.

Bu yazıda inanç kelimesinin üç kullanımı açısından ateizmin bir inanç olup olmadığını inceledim. İnanç kelimesinin ilk incelediğim kullanımı olan “Bir şeyi kanıtsız doğru kabul etmek” kullanımına göre ateizmin bir inanç olabileceğine ya da olmayabileceğine ve bunun hangi gerekçelerle ateist olunduğuna bağlı olduğu sonucuna vardım. İnanç kelimesinin ikinci incelediğim kullanımı olan “Bir dini doğru kabul etmek” kullanımına göre ateizmin bir inanç (dini inanç) olmadığını, ancak ateizm en azından bazı dinlere inancı imkansız kılmadığı içim ateistlerin dini inanca sahip olmasının da olmamasının da mümkün olduğunu iddia ettim. İnanç kelimesinin incelediğim son kullanımı olan “Herhangi bir önermeyi doğru kabul etmek” şeklindeki kullanıma göreyse ateizmin bir inanç olduğunu düşünmemizin son derece makul olduğuna ve bunun ateistleri tedirgin etmesi gereken bir kusur olmadığını savundum. Ateizm çok anlamlı bir terim olsa da çeşitli nedenlerle ateizmin bu son kullanıma göre bir inanç olduğu tanımın daha makul olduğunu iddia ettim.

Bilkent Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde lisans eğitimine devam etmektedir. Başta metafizik ve din felsefesi olmak üzere felsefenin çoğu alanıyla ilgilenir. Felsefe dışındaki ilgi alanları evrimsel psikoloji, metal müzik ve RPG oyunlarıdır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Mantıkçı Paradigma ve Gündelik Dil Felsefesi - Bilal Bekalp

Sonraki Gönderi

Sosyalizmin Sorunları - Talha Gülmez

En Güncel Haberler Analitik Felsefe