Bilim ve Din Diyaloğu: John Polkinghorne’a Saygıyla

//
366 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

Bilimi ve dini eşit şekilde ciddiye almak istiyorum. Onları birer rakip olarak değil, birbirinin tamamlayıcısı olarak görüyorum. Ortak oldukları en önemli şey, her ikisinin de aranacak ve bulunacak bir hakikat olduğuna inanmalarıdır. Elbette iki sorgulama biçimi, gerçeği farklı bakış açılarından görür, bilim, dünyanın süreçlerini incelerken, din, olup bitenlerin arkasında ilahi bir anlam ve amaç olup olmadığı konusunda daha derin bir sorunla ilgilenir.[1]

John Polkinghorne

John Polkinghorne (1930-2021), bilim ve din arasındaki diyaloğun son 30 yıldaki en önemli isimlerinden birisidir.  Çalışma hayatının çoğunu, Cambridge Üniversitesi’nde geçiren Polkinghorne, Trinity College’da matematiksel fizik alanında doktora yapmıştır. 1968′ yılından itibaren parçacık fiziğinde önemli bir figür olmuş ve Kraliyet Cemiyeti’ne üye olarak seçilmiştir. Polkinghorne teolojik araştırmalara yönelmek için, 1979’da Cambridge Üniversitesi Matematiksel Fizik profesörlüğü görevinden istifa etmiş ve 1982’de rahip olmuştur. Ölümüne dek, kapsamlı yazıları ve dersleri ile Hristiyanlık ile bilim arasında bir diyalog olabileceğini göstermeye çalışmıştır. 1997 yılında şövalye unvanına layık görülmüş, 2002 yılında yüksek prestijli Templeton ödülünü kazanmıştır. Aynı yıl Uluslararası Bilim ve Din Derneği’nin ilk başkanı olarak görev yapmıştır.[2]

 Hayatımın yarısını, en küçük madde parçalarının davranışını anlamak için matematiği kullanarak teorik temel parçacık fiziğinde çalışarak geçirdim. 1979’da İngiltere Kilisesi’nde rahiplik eğitimi almaya başladığımda, Cambridge’deki sandalyemden çok farklı bir meslek üstlenmek için istifa ettim. Konuyla ilgili herhangi bir hayal kırıklığı nedeniyle fizikten ayrılmadığımı hep vurgulamak isterim. İçgörülerime değer veriyorum ve ilerlemelerine akılcı bir ilgi göstermeye çalışıyorum. 25 yıl boyunca, bilim için epey şey yaptığımı ve farklı bir şeyler yapma zamanımın geldiğini hissettim.

Rahip olarak birkaç yıl hizmet ettikten sonra, Cambridge’in akademik dünyasına geri döndüm. Çünkü artık, bilim ve dinin birbiriyle nasıl ilişkili olduğu hakkında düşünmenin ve yazmanın zamanı gelmişti ve yeni mesleğimin merkezide bu olacaktı.[3]

Polkinghorne’un bilim ve teoloji arasındaki ilişki hakkındaki ilk kitabı olan The Way the World Is 1983 yılında yayınlanmıştır. Bu kitap, Ian Barbour’un 1966’da yayınladığı Issues in Science and Religion ve Arthur Peacocke’ın 1971 yılında yayınladığı Science and the Christian Experiment isimli kitaplarından sonra yeni bir aşamaya karşılık gelir. Polkinghorne’un Cambridge’e döndüğü yıl, One World (1986) adlı kitabı ve kısa bir süre sonra Science and Creation (1988) ve Science and Providence (1989) adlı iki kitabı daha okuyucuyla buluştu. Polkinghorne bu üç eseriyle sadece bilim-teoloji diyaloğu üzerine sonraki tüm çalışmalarını karakterize edecek olan olağanüstü etkili bir iletişim tarzını ortaya koymakla kalmadı, aynı zamanda takip eden 20’den fazla kitapta bunu savunmaya devam etti.[4]

Her kuşak, inanç anlayışını anlamak ve bunları kendi zamanına, kendi tarzında ve kendi haline getirmek zorundadır. Yirmi birinci yüzyılda bizim için bu, bilim ve din arasındaki diyaloğun taşıdığı en büyük anlamdır.[5]

Polkinghorne’un en temel iddaası, Hıristiyan inancının temel unsurlarının bilimsel ilerleme tarafından tehdit edilmediğidir. Ona göre bilim, bunların çoğunun daha sofistike ve çağdaş bir şekilde yeniden formüle edilmesi için kaynaklar sağlar. Bilim çağında hiç kimsenin Hristiyan inancının güvenilirliğini Polkinghorne kadar etkili bir şekilde savunmadığını söylemek muhtemelen doğrudur ve onun birçok kitabı etkileyici derecede büyük bir okuyucu kitlesini de kendisine çekmiştir. Onun temel varsayımı, teoloji ve bilimin gerçekliğin nihai doğasına yakın şekilde yaklaşımlar sağladığıdır.[6]

Bugün bazı militan ateist din karşıtları, dini inançların sadece mantıksız olduğunu iddia ederek teolojik argümanlara ilişkin üzücü bilgisizliklerini ortaya koyuyorlar. Daha dengeli ve açık olan inançsız kişiler bile bazen bu tuzağa düşebiliyor. Din konusunda hem hüzünlü hem de temkinli olan çok sayıda bilim insanı arkadaşım var. Hüzünlüdürler; çünkü dürüst bir bilimin anlamlı ve gerekli her soruyu ele almayı veya cevaplamayı iddia edemeyeceğini görürler.[7]

Polkinghorne’un yukarıda saydığımız eserleri dışında: The Analytic S-Matrix (1966) ve Models of High Energy Process (1980) gibi araştırma düzeyindeki metinleri; Matematiksel fizik üzerine The Particle Play (1979), The Quantum World (1984),  Rochester Roundabout (1989) ve Quantum Theory: A very short introduction (2002) gibi bir dizi popüler kitabı da vardır. Bunun dışında bilim-din diyaloğuna yönelik çok sayıda kitabı da bulunmaktadır: One World: The interaction of science and theology (1986), Science and Creation: The search for understanding (1988), Science and Providence: God’s interaction with the world (1989), Reason and Reality: The relationship between science and religion (1991), Science and Christian Belief  (1994), Searching for truth: A scientist looks at the Bible (1997), Belief in God in an Age of Science (1998), Faith, Science and Understanding (2000), Science and Trinity (2004), and Quantum Physics and Theology (2007).[8]

Bilim ve teolojideki hakikat arayışı, zamanımızın en önemli entelektüel faaliyetlerinden ikisidir. Benim için karşılıklı etkileşimlerini anlamaya çalışan topluluğun bir parçası olmak çok büyük bir ayrıcalıktı. Bilimin ve dinin gerçekten dost olduğuna ama düşman olmadığına inanıyorum. Gerçeğe, bilimin ve dinin gözüyle baktığımda “iki gözlü” olduğumu söylemekten hoşlanıyorum ve bu tür bir dürbünün, görmenin her iki gözün de kendi başına elde edebileceğinden daha derin görmemi sağladığına inanıyorum.[9]


Dipnotlar


Kaynakça:

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Türk Felsefecilerden Seçme Analitik Felsefe Makaleleri- Taner Beyter

Sonraki Gönderi

Karl Popper - Stephen Thornton (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

Etik (Felsefe Sözlüğü)

Giriş      Etik (ya da Ahlak Felsefesi), insanların nasıl hareket etmeleri gerektiği sorusuyla, doğru davranışın tanımıyla