Corona Virüsü Bazı Felsefi Soruları Tekrar Sormamız Gerektiğini Hatırlatıyor – Taner Beyter

326 Okunma
Okunma süresi: 7 Dakika

2019 yılının sonlarında Çin’in Wuhan bölgesindeki bir hayvan pazarında ortaya çıktığı düşünülen yeni tip Corona virüsünün etkisinin devam ettiği günlerdeyiz. Virüs yayılımı kısa bir zamanda pandemi halini aldı, ki yakın zamanda da birçok iktisadi kurum ve kuruluş ülke ekonomilerinin resesyona girdiğini ilan etti. Kısa süre içerisinde, bu pandeminin yarattığı başta ekonomik olmak üzere psikolojik, siyasal ve toplumsal etkileri hepimiz yaşamaya başladık. Öyle görünüyor ki bu süreç kısa sürede sonlanmayacak; artık “Corona’dan öncesi ve sonrası” şeklindeki başlıklar atılmaya başlandı bile. Ancak tüm bunlar içerisinde bir dizi felsefi soru pandemi günlerinde tekrar sorulmayı hak ediyor gibi duruyor.

Epistemik Sorumluluklarımızın Önemi

Malum iki ünlü bilim insanından (Oytun Erbaş ve Canan Karatay) biri ülkemizde virüs yayılırken bizim genlerimizin buna karşı dirençli olabileceği ve maske takmanın çok önemli olmadığını söyledi. Diğer bilim insanı ise salgına karşı kelle paça çorbası içilmesinin önemi üzerine konuştu. Yeterince emin olmadan ve empirik verilerle desteklenmeden böylesi iddialar öne sürenlerin ikisi de doktordu. Epistemik anlamda bir tür sorumsuzluk örneği ile karşı karşıyayız gibi duruyor. Neden epistemik anlamda diyoruz peki? Çünkü epistemik olarak sahip olduğumuz doğru inançlarımız varsa, erdem epistemologlarının ifade ettiği gibi bu doğru inançları gerekçelendirebildiğimiz ölçüde bir tür epistemik sorumluluk sahibi de olmuş oluruz. Gerekçelendirme unsurunun epistemolojik olarak en asli işlevlerinden biri bu tür normatif bir içeriğe sahip olması ve özneyi sorumlu kılmasıdır. Peki burada ne tür bir sorumsuzluktan söz ediyoruz?

Her şeyden önce söz konusu iki doktor kendi alanlarında epistemik otoritedir gibi görünüyor; “epistemik otorite” kavramını hatırlayalım.

Önerme-1: “S, T tarafından G alanında doğruluk iddiasıyla bildirilen her önermeyi prensipte tanırsa, o zaman T, S için G alanında epistemik bir otoriteye sahiptir.”

Önerme-2: “Her insan en azından bir alanda diğer insanlar için epistemik otorite olabilir.” (1)

Eğer iki önerme de doğruysa; diş doktoru Bahar diş ağrım konusunda, matematik öğretmeni Osman matematik sorularında, lokmacı Yusuf lokma yapımı konusunda ya da Celal Şengör jeoloji konusunda epistemik otorite olarak görülebilir.

Sözünü ettiğimiz iki doktor bu bağlamda epistemik olarak otoritedir gibi görünüyor, her ne kadar uzmanlık alanları viroloji veya pandemi olmasa da. Ancak epistemik olarak doğru inançlarını gerekçelendirememiş görünüyorlar, yani iddialarına dair bir güvence veya temellendirme unsuru söz konusu değildir. Hatta öyle ki söz konusu “inançların” gerekçelendirilmesinin zor olduğunu virüsün genlerimize rağmen ülkemizde yayılması ve Dünya Sağlık Örgütü’nün kelle paçaya yönelik bir açıklamada bulunmamış olmasıyla temellendirebiliriz. Sanıyoruz ki bu durumda biz gerekçelendirilmiş bir doğru inanç sahibiyiz; Türk geni (?) Covid-19 virüsüne karşı dirençli değildir, gerekçelendirmemizin temeline Sağlık Bakanlığı her gün kaç kişinin hastalığa yakalandığını duyurarak işaret ediyor olsa gerek. Bu durumda “gerekçelendirilmemiş”; bir erdem ya da yetiye dayanmayan “inançlarını” bilgi olarak sunmuş olmaları itibariyle söz konusu iki doktor, epistemik bir hataya düşmüş ve erdem epistemologlarını -tekrar- bir konuda haklı kılmışlardır:

“… öyleyse bizim yaklaşımımıza göre bilmek, bir yeti ya da entelektüel erdem yoluyla inanmaktır.” (2)

“Bilgi, entelektüel erdem ya da güvenilir yetiye dayanan doğru inançtır.” (3)

Felsefeciler Her Konuda Epistemik Otorite Değildir

Birçok zanaat, meslek, uğraş ve disiplinde olduğu gibi felsefede de uzmanlık alanları vardır. Öyle ki bir felsefecinin felsefenin tüm alanlarında uzman olması çok zor görülür bir durumdur. Buna dair en güzel örnekleri felsefecilerin toplumsal olaylar karşısındaki tavırlarında gözlemleyebilirsiniz. Bazen felsefeciler kendi uzmanlık veya çalışma alanlarının dışına çıkarak oldukça cesur ve çoğu zaman sorumsuz açıklamalar yapma hatasına düşerler. Aslında söylemek istediğimiz şey şu; felsefeci veya filozoflar entelektüel dağın zirvesinde olan, hakikate ulaşmış ve özellikle seçilmiş “düşünür starlar” değildirler; ve onlar her konuda epistemik bir otorite gibi davranma hakkına sahip değildirler, düşüncesizce açıklama yaparlarsa bu açıklamalarından dolayı kınanmayı en az bir politikacı, mühendis veya doktor kadar hak ederler. Sanıyoruz Kıta düşünürlerinden Agamben bu konuda çağdaş bir örnek olmayı başardı.

Giorgio Agamben

Agamben’in talihsiz yazısı bu talihsizliğini ilk elden başlığı ile gösteriyordu: “Covid-19: Gerekçesiz Bir Acil Durumun Yarattığı İstisna Hali” (4) Agamben, bu yazısında İtalya hükümetinin özgürlükleri kısıtlayacağından dem vurarak yalnızca İtalya Ulusal Araştırma Konseyi’nin (NRC) açıklamasına dayanarak mevcut salgınının varsayımsal bir salgın olduğunu iddia etti. Hükümetin panik havası yarattığını iddia ederek yazısına devam etti. Tam anlamıyla bir paranoyaklık örneği olabilecek yazısını yalnızca NRC’nin açıklamasına dayandırarak epistemik sorumluluğunu en azından bir felsefeci olarak yerine getirmediğini söyleyebiliriz Agamben’in. Neden paranoyaklıktan söz ettiğimizi ise söz konusu yazının 8. maddesindeki şu ifade ile anlayabiliriz:

“Terörizmin istisnai önlemler almaya bahane olarak kullanılma ihtimali tüketildiğinde, bir salgın icat etmenin her türlü kısıtlamanın ötesinde böylesi önlemleri genişletmeye ideal bir bahane olduğu pekala söylenebilir.”

İtalya’daki salgının yol açtığı ölümlere ve olumsuzlara baktığımızda (bu yazı kaleme alındığı sırada İspanya, İtalya ve ABD salgından dolayı en çok ölümlerin olduğu ülkeler arasındadır) Agamben’in yüzüne karşı şu cümleyi kurmak gerekir: “Felsefeciler her konuda epistemik otorite değildir, belli türden epistemik sorumluluklarını ihlal etmemelilerdir.”

Diğer yandan mevcut pandemi sonrası dünyanın artık eskisi gibi olup olmayacağını bilmiyoruz. Ancak en azından bu pandemi, felsefenin farklı alanlarına dair bazı soruları tekrar sormamız gerektiğini hatırlattı:

Fırsatçılığın Nesi Kötü?

Bu yazıyı kaleme aldığımız sırada Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Bakanlık bünyesinde yer alan Reklam Kurulu’nun mart ayı içerisinde gerçekleştirilen 294 ve 295 sayılı toplantılarında, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili mevzuata aykırı uygulamaları tespit edilen 198 firma hakkında 10 milyon 90 bin 60 lira idari para cezası uygulanması kararı alındığı belirtildi. Öğrenebildiğimiz kadarıyla bu firmaların bir kısmı “fiyat artışı” sebebiyle böylesi bir ceza almış. (5) Bu haberin içeriği üzerinde büyük resmi görmek, mevcut iktisadi yapı üzerine büyük puntolu çıkarımlarda bulunmak tam anlamıyla işgüzarlık olurdu. Diğer yandan aynı gün sahte “nano maske”lerin piyasada görülmeye başlandığı da dillendirilmeye başlandı. (6) Ancak bu haberin göz ardı edilebilir bir yanı da yok gibi duruyor; mevcut iktisadi belirsizlik devam ederken böylesi bir haber kimileri için “fırsatçılık”tan başka bir şey değildir ve ahlaken yanlıştır. Şimdi problem bir felsefeci için tam burada başlıyor olsa gerek; “Fırsatçılığın nesi kötü?”

“Fırsatçılık” üzerine ahlaki bir tartışma içine girmeden evvel bir diğer tartışmayı hatırlayalım. Virüsün basit bir grip olmadığı ve diğer ülkelere de yayıldığı haberi duyulur duyulmaz birçok insan kolonya ve tuvalet kâğıdı ile bakliyat stoku yapmaya başladı. İhtiyacından çok çok çok fazlasını yani marketlerdeki bütün el temizleme jelleri ve kolonyaları alan istifçiler sayende diğer insanlar ellerini temizleyebilecek malzeme bulamadığı için muhtemelen hastalığın yayılımı daha hızlı artmış ve istifçilerin de virüse yakalanma ihtimali yükselmiş görünüyor; acaba bu örnek, fırsatıçılığın ahlaken yanlış olduğunu göstermek için yeterli bir kar-zarar hesabı çerçevesi sunabilir mi? 

Diğer yandan fırsatçılık tartışmasının uluslarası boyutu Çin üzerinde tartışmaya açılmış gibi görünüyor. Çin’in bu pandemi krizini bir tür fırsata çevirdiği ve uluslararası arenada diğer ülkelere yardımlar yaparken dış siyasette kendine alan açmaya çalıştığı dillendiriliyor. Eğer öyleyse bu fırsatçılığın nesi kötüdür? Fırsatçılık nedir? Fırsatçılık kötü ise onu kötü yapan şey metaetik bir yargı mı, sonuçlar üzerinden yapılacak hesaplamalar mı yoksa deontolojik bir sınır mı?

Olumsuz Olandan Çıkan Olumlu Şey

Küresel Isınma sonucu yaşanan hava kirliliğinde azalma (7) belki de bu pandemi sırasında birçok kişinin düşüneceği en son şey olsa gerek. Ama hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde pandemi etkisiyle yaşanan ekonomik durgunluk sonucunda gökyüzüne dünyayı öldüren zararlı gaz salınımı azaldı. Uzun bir zamandır bilim insanlarının ve çevre örgütlerinin, küresel ısınma ve zararlı gazlara yönelik eylem planlarını hükümetlere kabul ettirerek onları harekete geçirmeye çalıştığını yakından takip eden biriyim. Ancak şu işe bakın ki yıllardır devam eden bunca uğraş sonucunda gerçekleşmeyen şey, pandemi sonucunda kısa bir sürede “kendiliğinden” gerçekleşti. Bu bize sonuçculuk yaklaşımının (consequentialism) etik pozisyonunu düşündürüyor. Eylemlerin sonuçları üzerinden değerlendirilmesi yeterli bir ahlaki ölçüt müdür?

Farklı türden canlıların ve gelecek nesillerin yaşamında olumsuzluklar doğurmamak için bir pandeminin yayılmasını beklemek zorunda değiliz. Küresel ısınma her ne kadar çevre etiği içerisinde ele alınsa da, diğer canlılar ve gelecek nesillere dair de belirli türden ahlaki sorumluluklarımız olduğunu bize hatırlatıyor olmalı, değil mi?

Göçmenler

Dünyanın farklı bölgelerinde kendi yurtlarından uzakta olan ve çoğunlukla belirsizlik içerisinde sınırlarda bekleyen göçmenler var. Pandemi sürecinde bu göçmenlere kendi vatandaşları kadar yardım eli uzatmaya kimler gönüllü olacak? Hükümetlerin önce kendi vatandaşları sonra göçmenlere yardım etmesi ahlaken kabul edilebilir mi? Bu soruyu yalnızca, “Elbette önce vergi verenler, yani vatandaşlar! Vergi paralarının dönüşünü onlar hak eder.” diyerek cevaplayacaksanız; Yunanistan sınırında kalmış 3 yaşındaki küçük çocuğun yüzüne karşı da aynı cümleyi kurabildiğinizi varsaymak gerekir (bazı insanların sanki bir övünç kaynağıymış gibi -elbette bu kurabileceğim bir cümledir- diyerek cevaplayacağını biliyorum). Sorumuz önemli çünkü öyle görünüyor ki göçmen kamplarında da virüs hızla yayılmaya başladı. (8) Örtük olarak sormak istediğimiz şey insan hayatının ne kadar ve neden değerli olduğudur.

Hayvanlar Üzerinde Deney

Covid-19 virüsüne karşı ilaç geliştirmek için hayvanlar üzerinde de deney yapılıyor. Hayvanlar üzerinde deney yapmak her koşulda “reddedilebilir” veya “kabul edilebilir” midir? Mevcut pandemiyi durdurmak için halihazırdaki yapılan hayvan deneylerini ne tür bir etik yaklaşım ile düşünmemiz daha makuldür?

Affedebilmek

Tüm bu sorular içerisinde belki de en dikkat çekici olanlardan biri cezaevlerinde mahkumlara belirli şartlar altında af gelmesi yönündeki tartışmalar. Hukukçular ve politakacılar bir süredir tartışma içerisinde; hapishaneleri tamamen boşaltacak mıyız? Tüm suçlardan hüküm giyenleri tahliye edecek miyiz? Hangi suçlardan dolayı hüküm giymiş olanları tahliye etmeyeceğiz ve neden? Belli suçlardan hüküm altında olanları ölüme mi terk etmiş olacağız?

Devlet nedir?

Salgın günlerinde siyaset felsefesi en yoğun tartışmaların döneceği alanlardan biri olacak gibi duruyor. Karantina ve yasaklar çerçevesinde devletler hiç olmadıkları kadar “rahat” hareket etme imkanını buldular. Agamben’in işaret etmek istediği tehlike belki de bu “rahat”lıktı. Devletler temel hak ve özgürlüklerimizi bir bir kötülükten korumak için askıya alma konusunda artık daha cesurlar. Peki bu yönde bir yetkiyi onlara kim verdi? Bizi kötülükten korumak için daha ne kadar ileriye gitme hakları vardır? Devletin yetkilerinin sınırı nedir? 

(1) Bochenski, J. M., Otorite Nedir? Otorite Mantığına Giriş, çev.Hilal Görgün, Küre Yayınları, s.20, 2018.

(2) Sosa E., “Introduction: Back to Basics”, Knowledge in Perspective, Selected Essays in Epistemology, (Cambridge: Cambridge University Press) 1995, s. 10).

(3) Sosa E., “Intellectual Virtue in Perspective”, Knowledge in Perspective, Selected Essays in Epistemology, (Cambridge: Cambridge University Press) 1995 s. 277.

(4) http://positionswebsite.org/giorgio-agamben-the-state-of-exception-provoked-by-an-unmotivated-emergency/

(5) https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/ticaret-bakanligi-fahis-fiyat-uygulayan-firma-isimlerini-acikladi-472453.html

(6) https://gazetekarinca.com/2020/04/piyasada-hizla-yayilan-nano-maske-tehlikesi/

 (7) https://www.theguardian.com/environment/2020/mar/23/coronavirus-pandemic-leading-to-huge-drop-in-air-pollution?utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter

 (8) https://www.aljazeera.com/news/2020/04/woman-greece-refugee-test-positive-coronavirus-200401111738369.html

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, din, epistemoloji ve siyasetle ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Felsefe Röportajları #5 Nebi Mehdiyev

Sonraki Gönderi

Anlatılamayan Şeyler Hakkında Ne Söylenebilir? - Silvia Jonas

En Güncel Haberler Analitik Felsefe