Doğa Yasaları – Michael Zerella

127 Okunma
Okunma süresi: 4 Dakika

Bu makalede, bilim insanlarının ve bilim felsefecilerinin doğa yasalarını bilimsel bilginin ayrılmaz bir parçası olarak görmelerinin ana nedenlerini inceleyeceğiz. Doğa yasalarının pratik uygulamalarıyla ilgili ortaya çıkabilecek bazı zorlukları tartışacak ve doğa yasalarının gerçekten var olup olmadıklarına dair güncel tartışmalara yüzeysel bir şekilde bakacağız.

1. Bilimsel Bilgiyi Güvenceye Almak

Doğa yasaları, örneğin Newton’un hareket yasaları ve enerjinin korunumu yasası, doğanın temel özellikleri olduğu varsayılan olağanüstü düzenliliklerdir. [1] Doğanın temel özelliklerini öğrendikçe, onları her türlü fenomeni açıklamak (veya tahmin etmek) için kullanabiliriz ki bu da bilimin bu kadar başarılı olmasını sağlayan şeydir. Basit bir örnek olarak, bir kilogramlık bir cismin 5N’lik bir kuvvete maruz kaldıktan sonra 5 m/s^2 de hızlandığını gözlemlediğimizi varsayalım. [2] Eğer nesnenin neden bu şekilde hızlandığını anlamak istiyorsak, Newton’un 2. hareket yasasını anlamamız gerekir.

Geleneksel bilim görüşüne [3] göre (en azından Aristoteles’e kadar geriye gidiyor), bilim doğa hakkında kesin gerçekleri sağlayabilir. Filozofların herhangi bir şey hakkında tartışılmaz gerçekleri sağlayabileceğine inandıkları tek akıl yürütme tarzı tümdengelimdir ve bu nedenle, doğa hakkındaki gerçekleri ortaya koymak için bilimsel akıl yürütmenin tümdengelimi takip etmesi gerektiği varsayılmıştır (örneğin, Carnap, 1966; Hempel, 1962). Tümdengelimsel bir argüman, tümdengelimsel açıdan geçerli olması, yani argümanların öncüllerinin doğru olması koşuluyla ilgili sonucun doğruluğuna ilişkin bir güvence sağlaması amacıyla öne sürülmüş olan bir argümandır. Bu biçime sahip olan argümanlara “tümdengelimsel olarak geçerli’’ argüman denir. (Ç.N: ‘’tümdengelimsel olarak geçerli’’ yerine sadece ‘’geçerli’’ teriminin kullanılması durumu son derece yaygındır) Yukarıdaki örneğimiz aşağıdaki gibi geçerli bir argümana dönüştürülebilir:

  1. Bir cismin kütlesi 1 kg’dır ve 5N’luk bir kuvvete maruz kalır.
  2. Herhangi bir nesne için, nesne X kuvvetine maruz kalırsa ve nesnenin kütlesi Y ise, nesnenin ivmesi X/Y olur.
  3. Dolayısıyla, bu cismin ivmesi 5 m/s^2 dir.

Birinci öncül, başlangıç koşullarını açıklar. İkinci öncül, Newton’un 2. hareket yasasıdır ve sonuç, olgunun bir açıklamasıdır. Her iki öncül de doğruysa, o zaman sonucun (3) da doğru olması gerektiğini garanti ederler ve bir fenomen için, neden doğruluğunun kesin olduğunun verilen öncüllerle ispat edilmesinden daha iyi bir açıklama bekleyebilir miyiz? Temel öncüllerin doğru olduğunu bildiğimiz hâlde henüz sonucun doğruluğunu gözlemlemediysek, açıklama bir tahmin hâline gelir. Aydınlanma Çağı’nın sonuna kadar, çeşitli olguları açıklamak ve öngörmek için doğa yasalarını kullanmada tekrarlanan başarı, evrenin bilim insanlarının mevcut koşullarının kesin bir açıklamasını verdiklerinde, gelecekte herhangi bir noktada evrenin tam durumunu tahmin edebildikleri dev bir saat mekanizması gibi olduğu fikrini popüler hâle getirdi.

Elbette, tümdengelimsel bir argümanın sonucunun doğruluğunu başarılı bir şekilde garanti etmesi için, öncüllerin kendilerinin doğru olması gerekir. Yukarıdaki örneğimizde, bir nesnenin ve olayın bir açıklaması olduğu için dikkatli bir ölçüm ilk önermenin doğruluğunu destekleyebilir. Bununla birlikte ikinci öncül, tek bir olayın doğrudan gözleminden ziyade bir genellemedir ve normalde böyle bir genellemenin gelecekte de geçerli olacağına dair hiçbir garanti yoktur. Ünlü bir örnek olarak şunu verebiliriz: Geçmişte, tamamı beyaz olan on bin kuğu gözlemlesek bile, gözlemlenen bir sonraki kuğunun siyah olmayacağını garanti edemeyiz. Öte yandan bir doğa yasası, sadece bir düzenlilik veya geçici bir modellemeden ziyade, evrenimiz hakkında zorunlu bir gerçektir. Dolayısıyla, her iki öncülün de doğru olmasını sağlamak için, ikinci öncül bir doğa yasası olmalıdır.

2. Pratik Zorluklar    

 Uygulamaya geldiğimizde, bir doğa yasası tarafından öngörülen ile gerçekte gözlemlenen arasında tutarsızlıklar ortaya çıkabiliyor (örneğin, Cartwright, 1983; Mitchell, 1997 bakabilirsiniz). Yukarıdaki örneğimizde, temel öncülleri göz önüne aldığımızda, nesnenin ivmesinin tam olarak 5 m/s^2 olması çok düşük bir ihtimaldir, çünkü hassas bir şekilde ayarlanmış bir ortamda bile diğer önemli faktörlerin (hava direnci veya diğer kuvvetler gibi) her zaman nesne üzerinde görmezden gelinemeyecek bir etkisi vardır. Bu soruna yanıt olarak geleneksel görüşün savunucuları, eğer mevcut tüm koşulları ve faktörleri bilebilirsek ve bunları hesaba katabilirsek (pratikte mümkün olmayan bir olasılık olsa bile) mükemmel bir tahmin etme başarısı elde edeceğimizi savunuyorlar.

Ne yazık ki, problem kendini sürekli gösteriyor ve fizikten ulaştığımızda daha belirgin hâle geliyor. Jeoloji, biyoloji ve psikoloji gibi alanlarda, incelenen dinamik sistemler son derece çeşitli ve sürekli değişen bir yapıya sahiptir, dolayısıyla gözlemlediğimiz bir düzenlilik neredeyse hiçbir zaman evrensel veya istisnasız değildir. Eğer bu, bu tarz disiplinlerin herhangi bir gerçek doğa yasası içermediği anlamına geliyorsa, bu tür alanların bilimsel statüleri ciddi şekilde tehdit altındadır çünkü geleneksel görüşe göre, gerçek bilimsel bilgi her zaman doğa yasalarına dayanır. Bu probleme karşı yaygın olarak önerilen bir çözüm, bu disiplinlerdeki yasaların, ilgili alandaki bir teori tarafından sağlanan standartlarla birlikte, bir dizi standart koşul uygulandığı sürece geçerli olacak şekilde olduğunu söylemektir. Bu tür yasalara genellikle ceteris paribus yasaları denilir. [4] (Schiffer, 1991)

3. Çağdaş Bir Tartışma

Muhtemelen bu alandaki en önemli çağdaş tartışma, doğanın gerçekten herhangi bir yasa içerip içermediğiyle ilgilidir. Doğa yasalarını (ve genel olarak geleneksel görüşü) eleştirenler, doğada istisnasız düzenliliklerin olmadığının kanıtı olarak, önceki bölümde açıklanan tahmin ve gerçeklik arasındaki devamlı tutarsızlığa başvururlar. Buna ek olarak eleştirmenler, çağdaş bilim açıklamalarının, bilimin kesin gerçekleri sağlamayı amaçladığını ve böylece ilk etapta doğa yasalarına duyulan ihtiyacı zayıflattığını iddia ediyorlar (örneğin, Mitchell, 1997; Woodward and Hitchcock, 2003; Machamer, Darden and Craver, 2000). Artık geleneksel görüşü takip etmeyenler de dâhil olmak üzere doğa yasalarının savunucuları, bilimsel açıklamaların ve tahminlerin doğa yasalarına dayanmasalar bile, doğanın kendisinin hâlâ bu tür yasaları içerebileceğini ve doğa yasalarının, devam eden bilimsel araştırmalarla ortaya çıkarılıp açıklığa kavuşturulabileceğini savunuyorlar (örneğin, Lange, 1999; Rupert, 2006).

Dipnotlar

  • [1] Doğa yasalarını karakterize etmenin çeşitli alternatif yolları vardır. Genel bir bakış için Hooker (1998) ‘e bakınız.
  • [2] Aşina olmayanlar için, ivme için standart birim (hızın zaman göre değişimi) metre bölü saniye bölü saniyedir ve (m/s)s veya sadece (ve genel olarak) m/s^2 olarak gösterilir. Kuvvet birimi , (kg ▪ m)/s^2’nin kısaltması olan ‘’Newton’’ olarak adlandırılır.
  • [3] Tarihin içerisinde bilimin nasıl çalıştığına dair anlayışımızla ilgili birçok farklı yaklaşım var. Burada bahsedilen ‘’Geleneksel Görüş’’ ise sadece en baskın olanı. 
  • [4] ‘Ceteris paribus’’ diğer tüm durumların sabit veya eşit tutulması anlamına gelir.

Michael Zerella- “Laws of Nature”, (Erişim Adresi: 26.08.2020), Erişim Kaynağı: https://1000wordphilosophy.com/2014/02/17/laws-of-nature/

Çevirmen: Alparslan Bayrak
Çeviri Editörü: Berk Celayir

Bilkent Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde lisans eğitimine devam etmektedir. Zihin felsefesi, genel bilim felsefesi ve etik ağırlıklı olmakla birlikte felsefenin çoğu alanıyla ilgilenir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Rasyonelleştirme, İnanç ve Çıkarım - Susanna Siegel

Sonraki Gönderi

Özgür İrade Ve Özgür Seçim - Jonah Nagashima

En Güncel Haberler Analitik Felsefe