Rasyonelleştirme, İnanç ve Çıkarım – Susanna Siegel

6 Okunma
Okunma süresi: 8 Dakika

Çocukken hiç odanızın dağıldığı oldu mu? Tabii ki olmuştur. Peki, dağınıklık sizi rahatsız eder miydi? Muhtemelen hayır. Birçok çocuk, odasının dağınıklığından rahatsız olmaz; fakat evebeynler genelde çocuklarının dağınıklığından rahatsızlık duyar. ‘Hemen odanı topla!’ gibi katı direktifler verirler. Çocuklar hiç ‘‘Haklısın, gerçekten çok dağınık! Hemen topluyorum.” der mi? Hayır. Onlardan beklenecek karşılık bir tür direnme durumudur.

Çocuğun durumu rasyonelleştirmeye uygun bir örnektir. Ebeveynlerine, odasını toplamanın kendisi için neden mantıksız olduğuna dair bir gerekçe sunabilir: ”Odamı toplayamam çünkü… (dizim, ayağım, kolum, burnum vs…) acıyor; keman çalışmam gerek; ödevimi bitirmeliyim…)”. Ancak bu gerekçeler çocuğun odasını toplamamasının gerçek nedenini ortaya çıkarmıyor, ve çocuk bunu biliyor.

Dağınık oda örneği bir eylem için oluşturulan rasyonelleştirmeleri örneklendirir. Bu yazının devamında inancın rasyonelleştirilmesi ve bunun çıkarımla olan bağıyla ilgili sorular soracağım.

O zaman bir kişinin aslında neden inancı olduğuna dair faktörlerle bu inanç için verdikleri gerekçeler arasında kopukluk olan bir inanç örneğine geçelim; ardından da soruları oluşturalım.

Olayları daha ilgi çekici kılmak için, işe alımda ayrımcılıkla ilgili bir deneyi örnek aldım. İnsanlara inançlarını sorduğunuzda onlara dair asıl gerekçelerini vermediklerini görmek için deneylere ihtiyacımız yok; ancak deneyler belirli inançlara insanları hangi faktörlerin ittiğini anlamada önemli olabilir.

Örnek

Örneğim, 2005’te psikolog Uhlmann ve Cohen’in yürüttüğü işe alım sırasında toplumsal cinsiyet stereotiplerinin rolünü araştıran bir deneyden yola çıkıyor. (Deneyin adı “Constructing Criteria: Redefining Merit to Justify Discrimination”. Psychological Science 16/6, 2005.)

Çalışmalarından birisi polis şefi işe alımıyla ilgili. (Bir diğeri ise Cinsiyet Çalışmaları profesörü işe alımıyla ilgili fakat ben polislikle ilgili olana odaklanacağım.)

İleri ki anlatacaklarımda olayları biraz fazla basitleştireceğim, ayrıca bütün deney ortamının kurulumundan da bahsetmeyeceğim. Ana fikir şu; bir polis şefi işe almalısınız. Adaylar iki tip niteliğe sahip: tecrübeye dayalı nitelik (mahalle kontrolünü sağlamak, suç mahallinde deneyimli olmak gibi) ve resmi eğitim niteliği. Deney katılımcılarının her bir adayı nitelik setlerine göre (deneyim veya eğitim) değerlendirmeli, niteliklerin önemlerini sıralamalı ve hangi adayın iyi bir polis olacağıyla ilgili değerlendirmeler yapmaları gerek.

Uhlmann ve Cohen, Michael’ın (erkek bir aday) Michelle’e (kadın bir aday) göre her konuda neden daha nitelikli görüldüğünün arkasındaki psikolojik mekanizmaları arıyordu. Deneyde tecrübesel niteliği güçlü fakat resmi eğitimi az olan adaylar ve resmi eğtimi güçlü fakat tecrübe niteliği az olan adaylar vardı. Bu adayları değerlendirirken katılımcıların, her bir niteliğin gücünün ne kadar önemli olduğuna karar vermesi gerekiyordu.

Deneycilerin test ettiği hipotez, hangi niteliklerin daha önemli görüldüğünün adayın erkek veya kadın olmasına göre değişkenlik gösterdiği ve stabil olmadığı yönündeydi: Buldukları şey de buydu. Michelle (kadın aday)’in eğitimi, tecrübesinden fazla olduğu zaman polis olmak için tecrübeli olmak daha önemliydi. Michael (erkek aday)’ın eğitimi tecrübesinden fazla olduğunda ise eğitim daha önemli görüldü. Devamını zaten tahmin edebilirsiniz. Michelle’in tecrübesi eğitiminden fazla olduğunda ise polis şefi olmak için eğitimin daha önemli olduğu düşünüldü, ancak erkek adaylar için eğitim daha az önemliydi.

Bu sonuçlarda, rasyonelleştirme nerededir? Belli ki insanlar Michael’ın iyi bir polis şefi olacağı ve işe alınması gerektiği sonucuna varıyor. Michelle hakkında ise bir sonuca varılmıyor. (Aşırı basitleştirdiğimin farkındayım, ama özünde olay bu.) Michael’ı güçlü bir aday yapan şeyin ne olduğunu düşünüyorlar? Deneydeki puanlamalara bakarsak katılımcıların gerekçeleri şu şekilde: Michael’ın eğitimi tecrübesinden fazla ve eğitim, polis şefi olmak için tecrübeden daha önemlidir.

Ancak bunlar asıl gerekçeleri değil gibi görünüyor.
Q: Neden asıl gerekçeleri ‘Michael daha eğitimli ve polis olmak için eğitim tecrübeden daha önemli’ değil?

A: Analojik ‘Michelle’ durumunda (Michelle’in de aynı Michael gibi tecrübeliden ziyade eğitimli olduğu durum) katılımcılar dediklerinin tam tersini söyleyerek tecrübenin eğitimden daha önemli olduğu görüşündeler gibi görünüyor. Kimin daha iyi bir polis olacağı konusunda verdikleri kararı etkileyen etkenler, niteliklere verdikleri değer gibi görünmüyor, çünkü puanlamaları stabil değil; Asıl sebep stereotip gibi. Eğitim ve deneyimin göreceli önemleri hakkındaki puanlamaları, stereotipler tarafından kontrol ediliyor ve kimin işe alınması gerektiği üzerine nihai kararları bu puanlamalarla ilerlediği için kararların kendisi de stereotipler tarafından yönlendiriliyor gibi görünüyor.

(Not: Aynı CV’nin işverenlere bazen erkek bazen kadın ismiyle gönderildiği ve sonucunda erkeklerin daha fazla geri bildirim aldığı CV çalışmalarını duymuş olabilirsiniz. Bu sonucun doğal açıklaması (ve söyleyebileceğim kadarıyla genel açıklaması) aynı niteliklerin erkek adaylarda kadın adaylarda olduğundan daha önemli görülmesi. Niteliklerin bu adaletsiz ölçümünün, polis işe alımı deneyinde de yaşanıp yaşanmadığını merak ediyor olabilirsiniz. Ancak yaşanmıyor. Katılımcılar, CV’leri aynıyken Michael’ı Michelle ile aynı eğitim niteliğinde değerlendiriyor. Uhlmann ve Cohen’ın deneyinin temeli, eğitim ve tecrübe karşıtlığının göreceliğinden geliyor.)

Sorular

İşte bu kısa örnekten yola çıkarak oluşturulmuş, inanç ve çıkarımla ilgili üç soru.

  • Q1: Katılımcılar, iyi bir polis şefi olabilmek için eğitimin deneyimden daha önemli olmasıyla ilgili neye inanmaktadırlar?
  • Q2: Dosyasından aldıkları bilgilerle Michael’ın daha iyi bir polis şefi olacağını düşündüklerini varsayarsak, çıkarımlarını oluşturan bileşenler nelerdir?
  • Q3: Eğer Michael’ın daha iyi bir polis şefi olacağı sonucunu dosyasındaki bilgilerle çıkarmadılarsa bu sonuca nasıl ulaştılar?

Q1 Üzerine: Katılımcılar, iyi bir polis şefi olabilmek için eğitimin deneyimden daha önemli olmasıyla ilgili neye inanmaktadırlar?

Bu, insanların inançlara sahip olduğu şeylerden biri. Ve bu inançlar insanlara sorup öğrenebileceğimiz inançlar gibi belirgin. Fakat U&C deneydeki insanlara inançlarının sebebini sorduğunda direkt bir cevap alamadılar. Bazı seçenekler:

A1: Deneyden yola çıkarak bir fikir elde edemeyiz çünkü öncelikli bir düşünce alanı inancı belirler. Burada, öncelikli düşünce alanı vardır. Eğer bu alan içerisinde katılımcılara ne düşündüklerini sorsaydık, iyi bir polis olmak için eğitimin mi tecrübenin mi daha önemli olduğuna dair dürüstçe neye inandıklarını söyleyebilirlerdi. Deneyin kurulumu bu öncelikli alan gibi olmadığı için katılımcılar önceki inançlarına ulaşıp bunları konuyla ilgili yeni düşüncelere dönüştüremediler. Ve yine aynı sebepten dolayı deneyi yapanlar, kazara ulaşılan sonuçlar hariç katılımcıların neye inandıklarına dair tam raporlar temin edemediler (eğer puanlama, inançlarını belirleyen öncelikli düşünce alanında oluşturulan düşüncelerle şans eseri eşleşmediyse.) Yani, deney üzerinden katılımcıların iyi bir polisin eğitime mi yoksa deneyime mi ihtiyacı olduğuyla ilgili göreceli inançları hakkında fikir yürütemeyiz.

A2: Dedikleri şeylere kendileri de inanıyor, çünkü değişken ve stereotiplerden etkilenen düşünceler inancı belirler. Katılımcıların deneydeki eğitim ve tecrübe karşıtlığının göreceliğine dair inandıklarını söyledikleri şeyler, aynı zamanda inandıkları şeylerdir. Bu konudaki fikirleri diğer düşüncelerine ve başka konulardaki sahip oldukları bilgilere karşı duyarlıdır- aday olarak Michael’ı mı yoksa Michelle’i mi değerlendirdikleri ve adayın eğitimli mi yoksa deneyimli mi olduğu gibi. Stereotipler inançlarını ‘şekillendirdiğinde’, Bunu muhakemeyle yaparlar: Katılımcılar farkında olmadan erkek adayların daha nitelikli olduğuna varır ve Michael hangi niteliğe sahipse o niteliğin daha önemli olduğu sonucunu çıkarır.

A3: Aynı konu hakkında, bazen karşıt bazen tekrar eden birden fazla inanca sahiptirler. Katılımcıların iki inancı var: birisi muhakemelerinin yerel durumlarına bağlı, öbürü ise diğer durumlara (‘öncelikli düşünce alanı’ veya başka bir şey) bağlıdır. Örneğin, S’nin tecrübeyi eğitimden daha önemli gördüğü öncelikli düşünce alanına (ya da kendi düşüncesine) inandığını varsayın. Bazı yerel durumlarda (Örneğin Michael’ın eğitimden çok tecrübeli olduğu ya da Michelle’in daha eğitimli olduğu) tekrar bu inanca sahip olur. Yani iki defa aynı şeye inanır! Başka durumlardaysa, diğer yerel durumlarındaki inançları, öncelikli alandaki inancıyla zıtlaşır. Böylece karşıt inançları olur. Örneğin, S öncelikli alanda tecrübenin eğitimden daha önemli olduğunu düşünür ama Michael tecrübeliden ziyade eğitimlidir, öyleyse karşıt inançlara sahiptir. (Karşıt inançlar durumu Eric Schwitzgebel’ın ‘arada kalan inanç’ dediği şeyle uyumludur).

Her bir yanıtın problemli olduğunu düşünüyorum fakat ayrıca her biri kendi içlerinde makul. Tartışmayı yorumlara ya da başka bir paylaşıma saklayacağım.

Q2 üzerine: Dosyasından aldıkları bilgilerle Michael’ın daha iyi bir polis şefi olacağını düşündüklerini varsayarsak, çıkarımlarını oluşturan bileşenler nelerdir?

Eğer bu deneydeki bir katılımcıysanız, düşünmenin dizinsel hali gibi görünen bir şeyden geçersiniz. Başvuranların ne kadar nitelikli olduğunu, iki türlü niteliğin ne kadar önemli olduğunu tartarsınız ve kimin işe alınması gerektiğiyle ilgili bir yargı oluşturursunuz. Bu sürecin kimin işe alınacağına dair nihai bir sonuca varan bazı açık mantık yürütmeler içermesini beklemek doğal olacaktır.

Bu, dağınık oda örneğinde biraz daha farklıdır. Odasını toplamayı reddettiğini beyan eden çocuk, neden bunu yapmayacağının nedenleriyle ilgili bir ilüzyon altında olmayabilir. Analojiyi yanlış kılan diğer bir şey de; çocuğun (pek başarılı olmasa da) odasını toplamamak için asıl nedenini ebeveynlerinden saklamasıdır. Eğer katılımcılar gerçek sebeplerini birilerinden saklıyorsa onları kendilerinden de saklamaktadırlar.

Katılımcıların Michael’ın işe alınması gerektiği sonucuna çıkarımla gittiklerini varsayarsak, bu çıkarımın girdileri nelerdir?

Bu soruya düz bir cevap, çıkarımlarının şu yönde olması olurdu:

  • P1. Michael’ın eğitimde iyi bir geçmişi var.
  • P2. Eğitim, iyi bir polis şefi olmada tecrübeden daha önemlidir. (yan öncüller- Michael, pozisyon için kalifiyeliğini bozacak bir özelliğe de sahip değil.)
  • Sonuç: Michael’dan iyi bir polis şefi olur.

Çıkarım, genelde ‘diğer kabullerin sebeplerinden yeni bir kabul oluşturma’ olarak karakterize edilir. (Bu formülleştirme Paul Boghossian’ın da buna benzer bir çıkarım tanımı yaptığı bir yazıya karşılık olarak Crispin Wright’ın Philosophical Studies’de çıkarımla ilgili yazdığı yakın zamanlı yazıda yapılmıştır) Genel anlamda ‘kabul’ kavramı yerine öncelikli olarak ‘inanç’ üzerine odaklanalım (‘kabul’ biraz karmaşık bir kategoridir). Bu standart durumda eğer bir sonuca varırsanız en azından bazı girdilerden oluşan çıkarımlar (öncüllerdeki inançlar gibi) sonuca neden ulaştığınızı açıklar.

P2’deki inanç katılımcıların Michael’ın neden daha iyi bir şef olacağı sonucuna vardıklarını açıklar mı? Eğer katılımcılar P2’ye inanmıyorsa yanıt hayır olur.

Belki P2’ye karşı bir inanç yerine çıkarımın girdilerinden biri olan farklı bir davranış vardır. Örneğin, belki P2’yi deneyi geçebilmek için kabul ediyorlardır fakat düşünce olarak uygun bulmuyorlardır. Sonuca ulaştıklarında karşılık verdikleri P2’ye yönelen bütün davranışlara ‘P2-davranışı’ diyelim.

Ancak katılımcı P2-davranışına sahip olsa bile, bu davranış sonuca varmalarında tesadüfi görünüyor. Dağınık odadaki çocuk gibi, deneydeki katılımcılar da sonuçlarının asıl sebeplerini söylemiyorlar gibi. Michael’ın daha çok tecrübesi olsaydı sonuçları P2’ye uygun olmayacaktı; tecrübeyi eğitimden daha yüksek puanlayacaklardı. Sonuca ulaşmada tesadüfi kaldığı için sonuca neden ulaştıklarının cevabını bize veremiyor.

Eğer katılımcılar sonuca P1 ve P2’deki çıkarımlarla ulaşmadılarsa, başka nasıl çıkarımlar oluşturmuş olabilirler? İşte bazı fikirler.

A1: Stereotipten çıkarım, katılımcılar direkt olarak ‘Michael bir erkek’ ve ‘erkekler iyi polis şefi olur’ dan ‘Michael iyi bir polis şefi olur’ sonucuna çıkıyor. Eğer bu çıkarımlarıysa, P1 ve P2’dekilerin hiçbiri olmuyor.

A2: İki çıkarım (yeniden temellendirme), Katılımcılar ilk olarak A1’deki çıkarımı yapar. Ardından inançlarını Michael’ın P1 ve P2’ye göre iyi bir polis şefi olacağı yönünde ‘yeniden temellendirirler’

A3: Çıkarım yok, sonuca hiçbir çıkarım yapmadan ulaşırlar.

Yazı yeterince uzadığı için burada bırakıyorum, tartışmayı ve bu seçeneklerin yanlış olabilecek taraflarını sonraya saklayacağım. A3 seçeneği üçüncü sorumuzu ortaya çıkarıyor: Eğer katılımcılar sonuca çıkarımsız ulaşıyorsa, sonuca nasıl ulaşıyorlar?


Susanna Siegel- “Rationalization, Belief, and Inference”, Erişim Tarihi: 25.08.2020) , Erişim Kaynağı: https://philosophyofbrains.com/2014/11/07/rationalization-belief-and-inference.aspx

Çevirmen: Efe Aytekin

Çeviri Editörü: Berk Celayir

Sanat felsefesi, feminist felsefe ve dil felsefesiyle ilgileniyor. İlgi alanları arasında sanat tarihi, edebiyat ve resim var. Sözlüklerden ve Matisse tablolarından hoşlanır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Cinsiyetçi ve Irkçı Filozofları Hala Takdir Edebilir Miyiz? - Julian Baggini

En Güncel Haberler Analitik Felsefe