Dünyayı Değiştiren 3 İnanılmaz Kadın Filozof – Nicole Becker

Tarihsel olarak erkekler felsefe dünyasına hükmederken, felsefeye büyük katkı sağlayan istisnai kadın filozoflar da bulunmaktadır.

/
786 Okunma
Okunma süresi: 8 Dakika

Neden felsefede sadece ünlü erkeklerin isimlerini duyarız? Platon, Aristoteles, Descartes, Nietzsche; felsefenin bütün büyük ve iyi isimlerinin erkekler olduğu düşünülüyor. Kadınlardan ise nadiren filozof olarak bahsediliyor. Doğal olarak sezgisel, hassas varlıklar olan kadınlar; görünen o ki tarih boyunca zeki veya felsefi olarak kabul edilmiyordu. Gerçekten kadınlar bilimsel öneme sahip hiçbir şeye katkı sağlamamış mıdır? Bu makalede, felsefeye önemli katkıları bulunan 3 kadın filozofu inceleyeceğiz. 

1. İskenderiyeli Hypatia: Felsefenin Şehidi 

Hypatia Teaching at Alexandria by Robert Trewick Bone, date unknown. Via Encyclopedia Britannica.

Hypatia tahmini olarak 350 (MS) sularında İskenderiye’de doğdu. Hypatia’nın babası Theon, meşhur bir felsefeci ve matematikçiydi. Theon, Hypatia’nın genç yaşta birden fazla branş öğrenip çalışmasını teşvik etti. O zamanlarda kadınların alenen ileri zekaya sahip olduğunun kabul edilmesi olağanüstüsü bir durumdu fakat şehir halkı Hypatia’yı çok sevdi ve onu yüksek mevkilerde tuttu. 

İskenderiye’de bir üniversitenin başına geçti; matematik, astronomi ve benzeri bir sürü dersi öğretti. Hypatia bir Neoplatonist olarak kabul ediliyordu ve matematiğin çok spiritüel bir yanı olduğuna inanıyordu. O sayıların bizim evrenimizin konuştuğu bir dil olduğunu söylüyordu ve insan doğasını daha ileri bir boyutta anlamak için matematiğe daha farklı bir ışıkla bakmamızı istiyordu.

Hypatia ayrıca bir sürü bilimsel ve matematiksel aletleri yeniden yapılandırdı, matematik kitapları yazdı ve herkes yazı stili ile genel bilgisi yüzünden onu örnek alıyordu. Müzik aletleri çaldı, bilimdeki sihiri ve müziği anlattı ve kendini lanse etme şekli o zamanki kadınlar için doğal değildi, farklıydı. Hiçbir zaman evlenmedi ve bakire kaldı, kendini öğrenmeye ve öğretmeye adadı.

Ne yazık ki bu eğitim sevdası iyi bitmeyecekti; çünkü bütün bunlar, erken dönem Hristiyanlık ve dini bölünmelerin başlangıcıyla ortaya çıkmıştır. Hristiyanlık imparatorluğun ana dini haline geldiği anda, Başpiskopos siyasi güç kazandı ve halka korku salmaya başladı. Hypatia’nın şeytani oyunlarıyla birçok insanı kandırdığı ve Orestes’in (şehrin valisi) Hypatia’nın ‘büyüsü’ altında kaldığından dolayı kiliseye gitmeyi bıraktığı söylendi.

“Death of the philosopher Hypatia, in Alexandria” by Louis Figuier, 1866. Via Wikimedia Commons.

Umursamazlık daha da uzaklara yayılmaya başladı ve Hypatia üniversiteden dönerken, Hristiyan bir çete tarafından canice öldürüldü. Kiliseye sürünerek taşınıldı, çıplak bir şekilde haç öperek günahlarının silinmesi ve bağışlanmak için yalvarması istendi. Bundan sonra derisi midye kabukları yardımıyla vücudundan soyuldu ve Hristiyan çete bu yaptıkları yetmezmiş gibi Hypatia’nın vücudunu parçaladı. Geriye ne kaldıysa ateşe atıldı ve kızgın ateşlerde yandı. Hypatia’nın öldürülmesinden sonra Başpiskopos üniversitenin yakılmasını emretti, bunun karşısında şehrin yerli bilginleri büyük bir göç başlattı. 

Hypatia’nın ölümü klasik entelektüel çağın sonunu getirdi ve dinsel diktatörlük başladı. Çoğu çalışması ve buluşları kilise tarafından yakılmasına rağmen günümüzde Hypatia felsefenin şehidi olarak kabul edilir. Ne olursa olsun, kendi zamanının sadece birkaç kadın felsefecisinden biridir ve hala feministliğe, özgür düşünceye örnek bir figürdür. Kim bilir daha neler keşfederdi, eğer hayatı korku üzerine kurulmuş umursamazlık ve canilik yüzünden bitmeseydi.  

2. Tullia d’Aragona: Aşk Uzmanı

Portrait of Tullia d’Aragona as Salome by Moretto da Brescia, 1537, via Wikimedia Commons.

Tullia d’Aragona, 1500’lerin başında İtalya, Roma’da doğdu. Hayatının çoğunu İtalya’yı dolaşarak geçirdi, zamanını hayatı ve aşkı sonuna kadar deneyimlemeye adadı. 18 yaşına geldiğinde kariyerine fahişe olarak başladı, başka bir şekilde özellikle toplumda yüksek rütbeli üst sınıf müşterileri olan bir fahişe olarak bilinirdi. Tullia, entelektüel konuşmaları ve en soğuk erkeği bile bir spiralin içine gönderen çekici aurasıyla biliniyordu. Varlığıyla birçok erkeği şereflendirdi; bankacılar, evlatlar ve şairler dahil. Hatta Tullia’nın, Aragonlu Kardinal Luigi’nin, annesi onunla aynı mesleği paylaştığı için evlilik dışı doğan gayri meşru kızı olduğu bile söyleniyor.

Tullia’nın çocukken bu yaşam tarzıyla çevrili olduğu için kendisi için de bu yaşam tarzını seçmesi olasıdır ancak yine de kariyerinden en iyi şekilde yararlandı. Aşkın, seksin ve aradaki her şeyin iç işleyişini ilk elden inceledikten ve gözlemledikten sonra 1574’te Rime ve Aşkın Sonsuzluğu Üzerine Diyalog adlı iki kitap yayınladı. Rime, kendisi tarafından yazılan veya çok sayıda farklı adam tarafından kendisine yazılan bir şiir ve mektup koleksiyonuydu. Aşkın Sonsuzluğu Üzerine Diyalog onun ilişkilere olan felsefi bakış açısıydı. Bu kitapta Tullia, kadınların aşka bakış açısına daha önce hiç görülmemiş bir bakış açısı getirdi. Kadınların seks ve ilişkiler hakkında fikir sahibi olması tabu kabul edildiği için bu, o gün ve yaşta nadir görülen bir durumdu. 

Old man beguiled by courtesans by Lucas Cranach the elder, 1537, via Wikimedia Commons.

Aşkın Sonsuzluğu Üzerine Diyalog’da Tullia, bir erkek ve bir kadın arasındaki ilişkinin karşılıklı olarak faydalı kabul edilmesi için her iki tarafı da ruhsal ve duygusal olarak tatmin etmesi gerektiğini savunuyor. Sosyal statü ve parasal destek, bir erkeğin teklif etmesi için yeterli değildi. Bunun o zamanlar bir kadından geldiğini söylemek cesurcaydı çünkü o herhangi bir erkekten hem romantik hem de finansal olarak kopacak kadar şanslıydı.

Yıllarca süren baskı onları sadece maddi rahatlık sağlamak için sağlıksız ilişkilerde boş durmaya ittiğinden, kadınlar genellikle o kadar şanslı değildi. Bu sessizliği ilk bozan ve ilişkilerin tek taraflı olduğunu ilan edenlerden biri de Tullia oldu. İlişkinin “tek taraflı” olmamasının tek yolu, yine hem erkek hem de kadının birbirlerinin “duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarını” karşılayabilmeleriydi.

Old man beguiled by courtesans by Lucas Cranach the elder, 1537, via Wikimedia Commons.

Birkaç kadın filozoftan biri olan Tullia, o zamanlar İtalya’da kadın hakları konusunda kesinlikle işlenmemiş bir elmastı. Aşk, ilişkiler ve kadınların kendilerini cinsel olarak ifade etmelerine nasıl “izin verildiği” konusunda kadın düşmanı görüşleri dile getirdi. Cinsel arzuların “temelde önlenemez ve suçsuz” olduğunu iddia etti, bu nedenle hiç kimse kendilerini ifade etmeyi seçtikleri için kınanmamalıydı. Keşifleri zamansız, cesur ve dikkat çekici olsa da felsefe metinlerinde, videolarında veya derslerinde onun hakkında bir şeyler duymak nadirdir. Bunun nedeni ne olabilir?

3. Bell Hooks: Empatik Aktivist 

Old man beguiled by courtesans by Lucas Cranach the elder, 1537, via Wikimedia Commons.

Bell Hooks, yazar adını kasıtlı olarak küçük tuttu çünkü dikkati kendisinden uzaklaştırmak ve daha çok iletmeye kararlı olduğu mesajlara çekmek istediğini özellikle belirtti.

Ama Bell Hooks olmadan önce adı Gloria Jean Watkins’di ve 1952’de Kentucky, Hopkinsville’de doğdu. Ayrımcılık sırasında güneyde büyüyen Bell, kendi kontrolü dışındaki nedenlerle toplum tarafından acı verici bir şekilde ihmal edilmenin nasıl bir şey olduğunu ilk elden deneyimledi. Huzuru nadiren deneyimlediğiniz dünyevi bir ortama getirilmek, onu tüm bunların “nedenini” sorgulamak için bir çıkmaza soktu. Sanki varoluşu bütün bir insan toplumuna yükmüş gibi kendisine yüklenen tüm bu acıların ve suçlamaların amacının ne olduğunu merak etti.

Bu korkunun kendisini tüketmesine izin vermek yerine, kendini eğitmeye karar verdi ve sorunun kökenini anlamaya çalıştı. Keşiflerinin derinliklerine indikçe yazmaya başladı. İlk kitabı, 1978’de yayınlanan “Ve Orada Ağladık” adlı bir şiir koleksiyonuydu. Ve sonra 1981’de, mevcut feminizm iklimine alenen meydan okuduğu ve hareketin beyaz olmayan kadınları dışarıda bıraktığını iddia ettiği “Ben Kadın Değil miyim: Siyah Kadınlar ve Feminizm” adlı kitabı yayınlandı.Kesişimsellik konusundaki bu duruşu aynı zamanda Bell Hooks’un toplumda siyah olmanın ne anlama geldiği ve eldeki sayısız sorun hakkındaki entelektüel görüşleri ile tanınmasını sağladı ve onu 20. yüzyılın önde gelen kadın filozoflarından biri yaptı.

A collage of bell hooks’ books, via Hoptown Chronicle

Bell; aşk, ırk, ataerkillik ve çok daha fazlası hakkında yazdı. Ataerkilliğin erkekler için en tehlikeli tehditlerden biri olduğunu savundu, ataerkillik erkekleri duygu veya savunmasızlık göstermelerine izin verilmediğini hissettiren bir duruma sokuyordu. Güçlü ve sürekli kontrollü olmak için bir erkeğin omuzlarına bu kadar ağırlık yüklemek, onları hepimizi insan yapan şeylerden mahrum etti. Ataerkil görüşlerin ortadan kaldırılmasının hem kadınlara hem de erkeklere fayda sağlayacağını, erkeklerin duygularını bastırmamaya teşvik edileceğini ve böylece mental durumlarına büyük ölçüde yardımcı olacağını belirtti.

Bell ayrıca Amerika’daki çeşitli üniversitelerde İngilizce, etnik çalışmalar, Afro-Amerikan çalışmaları ve kadın çalışmaları dersleri vermeye devam etti. Sonunda 2004’te Kentucky, Berea’daki Berea Koleji’ne profesör olarak yerleşti. Burası aynı zamanda The Bell Hooks Institute’un 2014 yılında kurulduğu yerdir. Dünya ve genel olarak yaşam hakkındaki görüşleri, tüm nüfusa söz hakkı olduklarını hatırlatmaya yardımcı oldu. Irk, aşk ve felsefeye yaptığı katkı asla unutulmayacak. Dünya üzerinde yarattığı etki zamansızdır.

Kadın Filozofların Önemsenmeyen Etkisi

Reading woman by Ivan Kramskoy, 1866, via Wikimedia Commons.

Bu üç kadın filozof ideolojileri ve hayata, aşka,ve var olma üzerine olan yenilikçi bakış açılarıyla dünyayı değiştirdi. Belki de ,ne yazık ki, uzun zaman boyunca felsefe dünyasında “büyük” kabul edilen erkeklerin felsefeleriyle ilgilendik. 

Hypatia, cesurca bir şekilde ekstrem dinsel görüşlere karşı çıkarken aynı zamanda matematik ve spiritüalizm arasında bir bağ bulmaya çalıştı. Sonra Tullia D’Aragona, halkın o zamanki kadınlar üzerindeki baskısını kırdı, önceden kadınların aşkı ve seksi nasıl deneyimlemesi gerektiğine dair konulmuş kurallara karşı çıktı. Ve son olarak, ama kesinlikle en önemlisi, Bell Hooks; dikkate alınması gereken bir güçtü, elinde olmayan nedenler yüzünden tüm ülkenin ona karşı olduğu hissine rağmen. Tüm zamanların en önemli kadın filozoflarından biri olan Bell Hooks, sosyal ve ırksal bakış açılarını tamamen değiştirirken sesini duyurmaya kararlıydı. 

Benim için, affetmek ve şefkat her zaman bağlantılıdır: İnsanları yaptıkları yanlışlardan sorumlu tutarken, aynı zamanda onların kendilerini değiştirebilmeleri ihtimaline karşı nasıl insanlıkları ile hala iletişimde kalabiliyoruz?

Bell Hooks 


Nicole Becker – “3 Incredible Female Philosophers Who Changed the World“, (Erişim Tarihi: 13.01.2023)

Çeviri: Handan İdil Karabal, Zeynep Naz Yazıcıoğlu

Editör: Musa Yanık

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Muhafazakar-Liberal İdeolojilerin Nörolojisi – Mario F. Mendez

Sonraki Gönderi

Locke’un Kölelikle Olan Bağlantısı Felsefesinin Altını Oyar Mı? – Holly Brewer

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü