Felsefenin Bilim Eğitimindeki Önemi – Subrena E. Smith

Her dönem New Hampshire Üniversitesi’nde lisans öğrencilerine bilim felsefesi dersi veriyorum. Çoğu öğrenci derslerimi genel eğitim gereksinimlerini karşılamak için alıyorlar ve yine çoğu hayatlarında hiç felsefe dersi almamışlar.

2 Okunma

Dönemin ilk gününde bilim felsefesinin ne olduğunu kısaca anlatmaya çalışıyorum. Onlara felsefenin tek başına doğrularla düze çıkamayan, çözülemeyen problemlerle uğraştığını ve bilim felsefesinin bu yaklaşımın bilim alanında bir uygulaması olduğunu anlatarak başlıyorum. Sonrasında dersin ana hatlarını oluşturacak bazı kavramları anlatıyorum: tümevarım, bulgu, yöntem ve bilimsel sorgulama. Onlara bilimin tümevarım ile ilerlediğini söylüyorum, tümevarım kısaca henüz gözlemlenemeyenler hakkında genel iddialarda bulunmak için geçmiş gözlemlerin kullanılmasıdır, ancak filozofların tümevarımı yetersiz bulduğunu ve bu nedenle bilim için bir sorun teşkil ettiğini anlatıyorum. Daha sonrasında hangi kanıtın hangi hipoteze daha uygun olduğunu saptamanın zorluğuna ve bu konuda doğru kararı vermenin bilimsel bir araştırma için neden hayati önem taşıdığına değiniyorum. Bilimsel yöntemin tekil ve basit olmadığını ve neye benzemesi gerektiği konusunda temel tartışmaların olduğunu bilmelerini sağlıyorum. En sonunda bu problemler felsefi olsa da bilimin nasıl yapıldığı konusunda gerçek sonuçları olduğunu vurguluyorum.

Bu noktada sıklıkla şu sorulara maruz kalıyorum: “Nitelikleriniz neler?”, “Hangi okula gittiniz?” ve “Siz bir bilim insanı mısınız?

Belki de bu soruları sormalarının sebebi Jamaika kökenli kadın bir filozof olmam, alışılmadık bir kimlik kümesini somutlaştırıyorum ve beni merak ediyorlar. Bunun biraz doğru olduğuna eminim ancak bence bu konu burada bitmiyor çünkü benzer bir örüntüyü daha stereotipik bir profesörün bilim felsefesi dersinde de gözlemledim. New York’taki Cornell Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisi olarak insan doğası ve evrim üzerine bir dersin öğretim asistanlığını yaptım. Bu dersi veren profesör benden çok daha farklı bir fiziki izlenim yaratıyordu. Beyaz, erkek, sakallı ve 60’lı yaşlarındaydı – akademik otorite denilince ilk akla gelen imaj. Ancak öğrenciler bilim hakkındaki görüşlerine şüphe ile yaklaşıyorlardı çünkü bazılarının reddederek söylediği üzere “O bir bilim insanı değil.” idi.

Bu tepkilerin felsefenin bilim ile karşılaştırıldığındaki değeri ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Bazı öğrencilerimin filozofların bilim hakkında yararlı bir şeyler söyleyebilecek olduğundan şüphe etmeleri şaşırtıcı değil. Önemli bilim insanlarının alenen, tamamıyla değersiz ve anakronistik demeseler de, felsefenin bilim ile alakası olmadığını belirttiklerinin farkındalar. FeTeMM (fen bilimleri, teknoloji, mühendislik ve matematik) eğitiminin beşeri bilimlerin sunduğu herhangi şeyden çok daha büyük önem taşıdığını biliyorlar.

Derslerimi alan çoğu genç felsefenin sadece düşünce meseleleriyle ilgilenen belirsiz bir disiplin olduğunu, bunun tam tersi bilimin ise gerçekleri keşfetme, kanıt sunma ve nesnel doğruları yayma işlerini yerine getirdiğini düşünüyorlar. Ayrıca çoğu da bilim insanlarının felsefi soruları cevaplayabileceğini ancak filozofların bilimsel sorunlar karşısında bir ağırlıklarının olmadığını düşünüyor.

Üniversite öğrencileri neden felsefeyi bilimden tamamıyla ayrıymış ve bilimin bir alt dalıymış gibi görürler? Benim deneyimimce dört sebep göze çarpıyor.

İlki, tarihi farkındalığın olmayışı ile alakalı. Üniversite öğrencileri genellikle disiplin ayrımlarının kesin çizgiler olduğunu düşünüyorlar, aralarındaki sözde ayrım olmak üzere felsefe ve bilimin dinamik insan yaratımları olduğunu anlayamıyorlar. Şu an bilim olarak adlandırılan bazı hususlar zamanında başka başlıkların altında yer alıyordu. Fizik, en teminatlı bilim dalı, bir zamanlar doğa felsefesinin hüküm alanındaydı. Müzik ise matematiğin meselelerinden biriydi. Bilimin kapsamı; uygulandığı zamana, mekanlara ve kültürel bağlamlara bağlı olarak hem daralmış hem de genişlemiştir.

Bir diğeri ise kesin sonuçlar ile alakalı. Bilim gerçek dünyadaki problemler ile uğraşır. Bize teknolojiyi, yani dokunup, görüp, kullanabileceğimiz şeyleri bahşeder. Bize aşıları, GDO mahsullerini ve ağrı kesicileri sunar. Öğrencilere göre, felsefenin sunduğu somut bir şey yok gibi görünüyor. Ancak bunun tam tersi, felsefenin fazla fazla somut sunusu var. Einstein’ın felsefi düşünce deneyleri Cassini’yi mümkün kıldı, Aristoteles’in mantığı bize dizüstü bilgisayarları ve akıllı telefonları sunan bilgisayar biliminin temelini oluşturuyor. Filozofların beyin-beden problemi üzerine çalışmaları nöropsikolojinin ortaya çıkmasına dolayısıyla beyin görüntüleme teknolojisine vesile oldu. Felsefe hep bilimin arka planında sessizce çalışmaya devam ediyordu.

Üçüncüsü ise hakikat, tarafsızlık ve taraf olmak ile ilgili kaygılar ile alakalı. Bilim, öğrencilere göre, tamamıyla tarafsız ve bu görüşe karşı çıkanlar kesinlikle yanlış yönlendirilmiş olmalılar. Bir kişi araştırmasına bir dizi arka plan varsayımlarla yaklaşıyorsa tarafsız sayılamaz. Bunun yerine o kişi ideolojiktir. Ancak hepimiz taraflıyız ve bu taraflılığımız bilimin yaratıcı çalışmasına yardımcı oluyor. Bu meselenin ele alınması zor olabilir çünkü saf bir tarafsızlık anlayışı bilimin popüler imajında oldukça köklüdür. Bu meseleyi ele almak için öğrencileri ön varsayım olmadan yakındaki bir şeye bakmaya davet ediyorum. Sonrasında ne gördüklerini bana söylemelerini istiyorum. Kalakalıyorlar… ve bu şekilde önceki fikirlere dayanmadan deneyimlerini yorumlayamayacaklarının farkına varıyorlar. Bunu fark ettikleri an bilimde nesnellik hakkında soru sormanın uygun olabileceği fikri garip olmaktan çıkıyor.

Öğrencinin sıkıntıya sokan dördüncü sebep ise bilim eğitimini ne olarak gördükleri. Kişi, onların bilimin var olan şeylerin – “hakikatlerin” – dökümünün yapılması ve bilim eğitiminin bu hakikatlerin ne olduğunun onlara öğretilmesi olarak düşündükleri izlenimine kapılıyor. Ben bu beklentilere boyun eğmiyorum. Ancak bir filozof olarak daha çok bu hakikatlerin nasıl seçildiği ve değerlendirildiği, neden bazılarının diğerlerinden daha önemli olduğu, gerçeklerin ön varsayımlarla aşılanma yolları ve benzeri şeyler konusunda ilgiliyim.

Öğrenciler genellikle bu meselelere “hakikat hakikattir” diyerek cevap veriyorlar. Fakat bir şeyin kendisi ile aynı olduğunu söylemek onun hakkında enteresan bir şey söylemek olmuyor. Öğrencilerin “hakikat hakikattir” dediklerinde demek istedikleri şey hakikati elde ettiğimizde yorumlamaya ve anlaşamamazlığa yer olmadığıdır.

Neden bu şekilde düşünüyorlar? Bunun nedeni bilimin nasıl yapıldığı ile ilgili değil ancak bilimin normalde nasıl öğretildiği ile ilgili. Öğrenci eğer bilimsel okuryazar olacaksa ustalaşması gereken yıldırıcı derecede bilgi ve prosedür mevcut ve bunları öğrenmeleri için kısıtlı zamanları var. Bilim insanları derslerini hızlıca genişleyen ampirik bilgilere yetişebilecek şekilde düzenlemeleri gerekiyor ve muhtemelen ele alamayacakları, eğitimini almadıkları sorulara saatlerce ders vakti ayırabilecekleri boş zamanları yok. İstenmeyen sonuç ise öğrencilerin genellikle felsefi soruların bilimsel teori ve uygulama ile bağıntılı olduğunun farkında olmadan sınıflarından çıkmalarıdır.

Ancak bunun böyle olması gerekmiyor. Eğer doğru eğitimsel platform oluşturulursa benim gibi filozoflar bizim bilim hakkında önemli bir şeyler diyebileceğimizi ispatlamak için rüzgara karşı uğraşmak zorunda kalmazlar. Bunun için öğrencilerin bilimsel bilginin tek meşru sağlayıcısı olarak gördükleri bilim meslektaşlarımızdan yardım almamız gerekiyor. Açık bir iş bölümü öneriyorum. Bilim insanı meslektaşlarımız bilimin temellerini öğretmeye devam etmelidir, fakat öğrencilere bilimin filozofların özel bir şekilde ele alması gereken önemli kavramsal, yorumlayıcı, metodolojik ve etik konular ile dolup taştığını ve bilimle alakasız olmaktan çok felsefi meselelerin onun kalbinde yattığını açıkça söyleyerek yardımcı olabilirler.

Kaynak: Subrena E Smith- “Why philosophy is so important in science education”, 13.11.2017, https://aeon.co/ideas/why-philosophy-is-so-important-in-science-education, Erişim: (20.02.2020), Çeviren: Fettah Ozan Kaya

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Delikler Gerçek Varlıklar Mıdır, Yoksa Varlığın Olmadığı Bir Yer Midir? - Suki Finn

En Güncel Haberler Sosyal Bilimler