Graham Harman’ın Nesne Yönelimli Ontolojisi Üzerine Düşünceler – Erim Bakkal

/
60 Okunma
Okunma süresi: 33 Dakika

Özet

Bu metindeki amacım Graham Harman’ın Nesne Yönelimli Ontoloji’sini[2] eleştirel olarak incelemektir. Bunun için önce Harman’ın görüşününün özetini sunacak, anlaşılması güç kimi yerleri belirginleştirecek ve kimi argümanlarını yeniden kuracağım. Daha sonra eleştirilerimi ileri sürecek ve çıkan sorunlar ile olası cevapları inceleyeceğim. Bu inceleme sonucunda Harman’ın NYO’nun sonsuz nesneli ve sonsuz varsayımlı bir ontoloji olduğu için iyi bir ontoloji olmadığını göstermeye çalışacağım.

Anahtar Sözcükler: Graham Harman, Nesne Yönelimli Ontoloji, Yeni Gerçekçilik, Immanuel Kant.


Harman’ın Nesne Yönelimli Ontoloji ile Gerçekleştirmek İstedikleri

Harman’ın ontolojisini anlamamız için öncelikli olarak belirlememiz gereken Harman’ın bu tür bir ontolojiyle niyetinin ve amacının ne olduğudur. Harman Nesne Yönelimli Ontoloji: Her Şeyin Yeni Bir Teorisi’nin birinci kısmının başında amaçlarından birini belirtir. Harman’ın amacı her şeyin, gerçekten de her şeyin bir teorisini vermektir. Harman’a göre bir teori her şeyin teorisi olmak için en azından şu dört özelliği sağlamalıdır:

  • (1) Fizikalizme (physicalism),
  • (2) küçükçülüğe (smallism),
  • (3) kurmaca karşıtlığına (anti-fictionalism) düşmemeli ve
  • (4) düzanlamcılığa (literalism) karşı olmalıdır (Harman, 2020, s. 51).

Bunları kısaca açıklarsak (1) fizikalizme düşmek var olan her şeyi fiziksel varsaymak, (2) küçükçülüğe düşmek var olan her şeyin basit ve yalın olması gerektiğini varsaymak, (3) kurmaca karşıtlığına düşmek var olan her şeyi gerçek varsaymak ve (4) düzanlamcılık karşıtı olmak da var olan her şeyin düz anlamlı önerme diliyle doğru biçimde ifade edilebilir nitelikte olduğuna karşı çıkmaktır. Temel olarak Harman (1) ile şirket gibi fiziksel olmayan varlıkları, (2) ile yalın olmayan orta büyüklükteki varlıkları, (3) ile kurgu varlıkları ve algımızın kendisini, (4) ile düz anlamlı önermeler ile ifade edilemeyecek varlıkları da nesne olarak kabul eder.

Vurgulanması gereken bir şey Harman’ın NYO’yu bir evren modeli[3] olarak sunduğudur (Harman, 2020, s. 52). Yani evrendeki var olan her şeyin teorinin içerisinde tüketilebileceği, eksiksiz[4] bir model (her şeyin teorisi olma iddiasında olduğu için eksiksiz). Bunun vurgulanması gerektiğini düşünme sebebim Harman’ın bize aslında bir öneride bulunduğu, belli türden bir öneride bulunduğunu düşünmem. Bunun ne anlama geldiğini Harman’ın nesne tanımınının yapısını incelediğimde daha da açacağım.

Öte yandan Harman NYO ile amaçladığının bütün nesnelerin eşit olarak gerçek olduğu değil, onların eşit olarak nesne olduğunu belirtir (Harman, 2011,  s. 5). Bu önerme benim için önemli çünkü Harman’ı eleştirdiğim kısıma geçtiğimde eşitlikten ne anlamamız gerektiği önemli bir sorun olacak. Ayrıca Harman sadece nesnelerin var olduğunu iddia etmez. Yani Harman’a göre sadece nesneler yoktur; nesnelerin nitelikleri, ilinekleri, ilişkileri ve hareketleri de vardır (Harman, 2011, s. 19.)

Harman’ın her şeyin teorisi için getirdiği 4 koşulu sağlamak için 3 stratejisi vardır: alttan, üstten ve ikili kazı yapmamak. Harman için alttan kazı nesnelerin bileşenlerine indirgenmesidir, üstten kazı ise nesneyi etkilerine indirgemektir, ikili kazı da hem alttan hem de üstten indirgemektir. Zaten Harman nesne tanımını da bu stratejiyi gözeterek oluşturur ve nesneyi üç farklı yerde tanımlar. Harman’a göre nesne (1) “büsbütün bileşenlerine veya başka şeyler üzerindeki etkilerine indirgenemeyecek bir şeydir” (Harman, 2020, s. 54), (2) “aşağı ya da yukarı yönde indirgenmesi mümkün olmayan, yani bileşenlerinin üstünde ve dünya üzerindeki etkilerinin altında bir fazlalığa sahip olan her şey basbayağı nesnedir” (Harman, 2020, s. 60), (3) “bir şeyin nesne olması için tek zorunlu kriter; onun iki yönde de indirgenemez olmasıdır: Bir nesne parçalarından fazlası, etkilerinden azıdır” (Harman, 2020, s. 62). Harman için bu üç tanım da birbiriyle aynı şeyi ifade eder, o yüzden ben de bu tanımları yeri geldiği ölçüde farklı farklı kullanacağım. Harman’ın nesne tanımının anlamı nedir? Ben bu tanımdan şunun da anlaşılabileceğini düşünüyorum: Kendi başına ele alınabilen her şey nesnedir. Çünkü bir şeyi bileşenlerine ya da etkilerine indirgemezsek ya elimizde hiçbir şey kalmaz ya da bir şey kalır ki ona da nesne; başka bir deyişle kendi başına ele alınabilen şey deriz. Böylelikle Harman’a göre hiçbir şey kalmadığı doğru olmadığından kendi başına ele alınabilen her şeyin NYO’da nesne olduğunu ileri sürebiliriz. Yani kendi başına ele alınabilen şey ile kast edilen bir nesnenin indirgenemezliğine gönderim yapmaktır.

Harman nesneyi neden bu şekilde tanımlamıştır? Bence bu tür bir tanımlamanın gerekçesi başlı başına korelasyonizme düşmekten itina etmesindedir. Korelasyonizm kısaca insanlar olmadan dünyayı, dünya olmadan da insanlar hakkında konuşamayacağımızı ve yalnızca bu ikisi arasında korelasyon ya da uyum olduğundan bahsedebileceğimizi savunan görüştür[5]. Fakat Harman nesne tanımını öyle tanımlar ki nesne bizimle olan etkilerine indirgenemeyeceği gibi kendi içindeki bileşenlere de indirgenemez, yani nesne her şeye karşı ve her şeye rağmen kendi başına durur. Böylelikle bu tanım nesneyi bizimle olan ilişkilerinden öteye taşıyarak bir korelasyona düşme tehlikesini savuşturur. Nesnenin nesneliğini insanlar ile olan bağından ayırır. Tabii ki bu bir Kant eleştirisidir ve “Kant’ın Kopernik Devrimi”ne doğrudan gönderimde bulunur. Kant Saf Aklın Eleştirisi eserinin B edisyonunun önsözünde ünlü Kopernik Devrimi analojisini yapar (SAE, B xxii). Kısaca söylersek “Kant’ın Kopernik Devrimi”nin anlamı nesne tarafından kurulan bir ontolojiden nesne kurucu bir ontolojiye geçiştir (SAE, B xvii). Yani artık biz düşünmemizi nesneye uydurmak yerine nesne kendisini düşünmemize uydurur. Kant için nesne ise şöyle ortaya çıkar: “Empirik sentezleme faaliyeti (yani hayalgücünün yeniden üretici faaliyeti) yoluyla canlandırılan temsillere, bir düşünme fiiliyle (yargı fiili) birlik verilmesiyle nesne ortaya çıkar” (Gözkân, 2020, s. 57). Başka bir deyişle Kant için nesne tesis edilen bir şeydir. Biz hayal gücümüzde empirik öğeyi canlandırırız ve bu empirik öğeye düşünme fiiliyle yargı vererek nesneyi tesis ederiz. Harman’a göre ise nesne Kant’ın düşüncesine tam karşıt bir şeydir. Çünkü Harman’ın nesnesi tesis edilen değil, her şeye rağmen kendi kendisinde duran ve indirgenemeyen bir şeydir. Böylelikle de Harman aslında Kant’ın geleneksel metafizik olarak ele alıp paketlediği kendinden önceki metafizik tarihine bir dönüşü de temsil eder. Zaten Harman da NYO’nun Aristoteles’in, Leibniz’in ve diğerlerinin töz teorilerinin bir devamı olduğunu, aynı kökendeki en son teori olduğunu belirtir (Harman, 2010, s. 18). Kısaca söylersek töz teorileri demet teorilerine karşıt olarak var olanların bir nitelik toplamı olmadığını, bu niteliklere dayanak olan bir şeyin, yani tözün olduğunu ileri sürerler; demet teorileri ise var olanların bir nitelik toplamı olduğunu savunur.[6]

Nesne Tanımının Niteliği ve Harman’ın Önerisi

Şimdi Harman’ın nesne tanımının ne tür bir nitelikte olduğunu inceleyelim. Felsefe ve bilim tarihinden biliyoruz ki birbirinden farklı tarzda tanımlar yapmak mümkündür. Yani özcü, pragmatik, epistemik ve bunlardan ayrı olarak betimsel ya da normatif tanımlar yapabiliriz. Mantıkta iyi bir tanımın tanımı yaklaşık olarak şudur: İyi bir tanım birlikte yeterli, tek tek ise gerekli olan tüm koşulları ifade eder. Fakat örneğin birlikte yeterli, tek tek gerekli olan bir tanımın özcü olması da gerekmez.[7] Bunlardan ne anladığımı kısaca açıklayayım. Bir varlık için ona özsel özelliklerin olduğunu ve bu özelliği bilip dile getirebildiğimizi düşünüyorsak, bu özellik üzerinden yapılan tanım özsel bir tanımdır; eğer bir öze başvurmadan sadece işlevsel olması için teorik bir araç olarak bir varlık tanımı yapıyorsak bu pragmatik bir tanımdır; özsel değil fakat sadece varlık hakkında bilgimizi genişletmek için bir tanım yapıyorsak bu tanımın epistemik bir tanım olduğunu söyleyebiliriz. Bunlara ek olarak betimsel tanım biliyor olduğumuz varlık örneklerinden soyutlama ile indüktif bir akıl yürütme sonucu ulaşılan tanımdır; normatif tanım ise tanımladığı varlığa kural koyucu bir tanım yapar.

Öyleyse Harman ne tür yapıda bir tanım yapmıştır? Bunu nesne tanımlamalarını yaparken belirtmemiştir.

Fakat belki biz bunu belirleyebiliriz. Bu belirlemeyi yaparken şunu da belirtmeliyim ki burada amaçlarım doğrultusunda Harman’ın tanımını sadece betimsellik ve normatiflik açısından inceleyeceğim. Bu belirlemeyi yapmak için de Harman’ın nesne kavramını seçmesi ve NYO ile aslında bir evren modeli sunduğu fikri yol göstericidir. Harman nesne kavramını olağan anlamından çok daha farklı şekilde tanımlaması, yani nesneyi olayların ve diğer şeylerin kendisinde içerilecek şekilde tanımlaması bu tanımın betimsel olmadığını gösterir. Çünkü eğer betimsel bir tanım yapmış olsaydı ne günlük ne de felsefi dilde nesne olarak görülmeyen şeyleri nesne kapsamının içine alamazdı. Yani tek tek bilinen nesneler topluluğundan yola çıkarak bir nesne soyutlamasına ulaşırdı ki burada da ne iki uçağın birbirine çarpması bir nesne ne de olaylar nesne olarak sayılırdı. Öyleyse Harman’ın nesne tanımı normatif olduğunu ileri sürebiliriz. Yani Harman nesne şöyledir çünkü tek tek nesne olarak kabul ettiğimiz şeylerin soyutlaması bunu gerektirir demez, bunun yerine nesnenin böyle olması gerektiğini ileri sürer. Bunun gerekçesi bence Harman’ın vaadidir. Harman’ın vaadi ise NYO’nun diğer modellerden daha iyi bir model olduğudur. Yani Harman nesne böyle olmalıdır çünkü böyle bir nesne tanımında diğer evren modellerinden daha açıklayıcı bir evren modeli inşa edebiliriz, der. Öyleyse Harman bize bir öneride bulunur, bu öneri her şeyin teorisi için bu nesne tanımını kabul etmemizdir. Öyleyse Harman’ın bu nesne tanımını ancak dediği vaadi gerçekleştirdiği ölçüde meşrudur. Bunun için de NYO iyi bir her şeyin teorisi/iyi bir model olmalıdır.

Öyleyse iyi bir her şeyin teorisinin ölçütleri nelerdir? En azından üç iyi bir model olma kriteri belirleyebiliriz: Tam olmak, tutarlı olmak ve en az varsayım ile çok şeyi açıklamak. Bu üçüne şunu da ekleyebiliriz: Bir sistem/model diğer sistemlerden/modellerden daha başarılıysa, yani daha az eksikse, daha tutarlıysa ve daha az kabulle daha çok şey açıklıyorsa, bu diğer sistemlerden/modellerden daha iyi bir modeldir. Tam olmak ile teorinin var olanları tüketebildiğini anlıyorum; başka bir deyişle model içerisinde meşru olarak kurulan var olanlara dair tüm tümcelerin doğru ya da yanlış olabilmesi. Tutarlı olmak ile var olanları tüketirken sistemin kabullerinin ve amaçlarının sistemin kabullerinden ve amaçlarından çıkan sonuçlarla çelişmemesini anlıyorum. Daha az varsayım ile daha çok şeyi açıklamaktan da sistemin kabullerinin olabildiğince az ve açıklama gücünün ise oldukça fazla olduğunu anlıyorum. Diğer modellere göre başarılı olmak ise bunu diğer modellerden daha iyi yaptığı anlamına geliyor.

Nesnenin Dörtlü Yapısı

Öyleyse artık Harman’ın nesnenin dörtlü yapısına ilişkin teorisine geçebiliriz. Harman’a göre nesne ve nitelikleri arasında derin bir ayrılık, gerilim vardır ve bu ayrılık/gerilim NYO’nun temel dayanaklarından biridir (Harman, 2020, s. 78). Harman demet teorisini Edmund Husserl’e atıf ile reddeder. Daha önce değindiğimiz üzere demet teorisi için nesne niteliklerinin toplamıdır. Harman’a göre Husserl bu teoriyi eleştirmek için şu akıl yürütmeyi yapar:

İlk olarak, bilinçli deneyim deneyimin içeriklerine değil, daima deneyimin nesnelerine yöneliktir. Yani biz bir nesneyi nitelikler toplamı olarak değil, bir nesnenin nitelikleri toplamı olarak algılarız, ayrıca nesnenin nitelikleri sürekli değişir fakat biz hiçbir zaman iki nesnenin benzerliği temelinden bunları aynı saymayız; oysa nesne nitelikleri toplamıysa, bir nesne sürekli farklı bir nesne hâline gelir (Harman, 2020, s. 79). Yani t1 anındaki A nesnesi t2 anında artık A olmaktan çıkar. Çünkü en azından bir özelliği, yani t1 anında olma özelliği t2 anında yoktur. Fakat ben hiçbir zaman bunları iki nesne olarak ele almam, aynı nesnenin iki farklı anı olarak ele alırım. Öyleyse Harman buradan nesne niteliklerinin toplamı değildir sonucunu çıkarır.

Harman Husserl’in bu akıl yürütmesini kabul etmek ile birlikte ayrıca Husserl’e uymayacak fakat kendisini oldukça etkileyen José Ortega y Gasset ile anlaşacak şekilde Kant’ın fenomen-numen ayrılığını da kabul eder. Harman’a göre Kant’ın fenomenal alanı insanların karşılaşmaya, algılamaya, kullanmaya ya da hakkında düşünmeye muktedir olduğu her şeydir, başka bir deyişle uzay ve zamanda anlama yetisinin on iki farklı kategorisi üzerinde gerçekleşen alandır; numenal alan ise insan deneyiminin koşullarında kısıtlı kaldığımız için asla doğrudan deneyimleyemediğimiz, deneyimi aşan, şeylerin kendinde oldukları hâlidir (Harman, 2020, s. 72-3).

Şunu vurgulamamız gerekir ki Kant için numenal alan deneyimi aşar, bu yüzden anlama yetisi bu alana erişemez ve aklın kavramları kurucu değil düzenleyici olarak iş gördüğü ölçüde meşrudurlar. Yani insan özgür olduğu düşüncesi üzerine bir ahlâk kurmaya muktedirdir. Ayrıca Kant için benlik ikiye ayrılır: fenomenal ve numenal ben. Fenomenal benlik insanın diğer şeyler gibi bir şey olduğu yanıdır, başka bir deyişle insanın hayvansal ve nedenselliğe tabii olan yanı. Numenal benlik ise özgür olduğu, insanın nedenselliğe tabii olmayan yanıdır. Fakat Kant için pratik akıl ve böylelikle ahlâk alanı dışında insanın numenal alan ile ilişkisi yoktur. Eğer insan numenal alan ile bir ilişkiye girmeye teşebbüs ederse yanılgılar (schein) ortaya çıkmaya başlar.

Immanuel Kant (1724-1804)

Harman’a göre Gasset Kant’ın numen alanına bu erişimini ahlâk alanından estetik alanına genişletir. Gasset Kant’ın ahlâk alanına koyduğu temel ilkeden, yani başkalarına araç olarak değil, birer amaç olarak davran düşüncesinden hareketle araçsal ve amaçsal davranışın ne olduğunu inceler. Kısaca söylersek bir şeyi araç olarak görmek onu uzay-zamansal şeylere indirgemek, ona dışarıdan bakmaktır. Amaçsal görmek ise onun içselliğine yerleşmektir. Gasset benliğin de ne olduğunu sorgular. Gasset’e göre benlik başka kişilerden farklı olarak bir kişi değildir, içselliği olan her şeydir. Yani benlik ile kastedilen şeylerin içselliğidir. Böylelikle Gasset fenomenlerin numen yanlarına, onların içselliği ve böylelikle de benlik der. Başka bir deyişle her şey içselliği açısından bir benlik sahibi olur. Fakat Harman’a göre Gasset için bu benlik bilinçlilik değildir. Sadece safi içselliktir. Gasset’e göre numenal alan bilinmediği için, benlikler de bilinemezler. Başka deyişle her bir ilişki dolaylı ilişkidir, nesneye doğrudan bir ilişkim yoktur. Fakat Gasset bu benlikleri teşhir edecek bir sanat dilinden bahseder. Gasset’e göre estetik deneyim şeylerin içselliğini bize deneyimletmez fakat onları bize açarmış gibi görünür. Gasset için bu sanat dilinin metafor olduğunu söyleyebiliriz. Gasset’e göre metaforlar aracılığıyla şeylerin içselliği bize açarmış gibi görünür (Harman, 2020, s. 71-86).

Harman bu düşünceleri iki eleştirisiyle birlikte kabul eder. Harman’ın ilk eleştirisi Gasset’in metaforları simetrik bir ilişki varmış gibi ele almasıdır. Fakat Harman’a göre metaforun formu olan “A B gibidir.” demek ile “B A gibidir.” demek metafor bağlamında apaçık ki farklı şeydir. Örneğin “İçimdeki karanlık gecenin gülüşüdür.” demek ile “Gecenin gülüşü içimdeki karanlıktır” demek birbirinden farklı şeylerdir. Çünkü Harman’a göre metafordaki kavramların yerini değiştirdiğimizde yeni bir nesne üretiriz.[8] Bu yüzden de Harman’a göre metaforlar Gasset’in aksine asimetriktir (Harman, 2020, s. 86).

Böylelikle Harman; Husserl ve Gasset temelinde, onların bazı düşüncelerini onaylayıp bazılarını onaylamadan nesnenin dörtlü yapısını açıklar. Harman için Husserl duyusal nesne ve duyusal nitelik arasında bir ayrım çizer; Gasset ise gerçek nesne ile duyusal nitelikler arasında bir ayrım gösterir (Harman, 2020, s. 81). Harman ise hem duyusal nesne ve duyusal nitelik ayrımını kabul eder hem gerçek nesne ve gerçek nitelik ayrımını kabul eder. Böylelikle iki tür nesne ve iki tür nitelik vardır ve her ikisinin de duyusal ve gerçek hâlleri bulunur (Harman, 2020, s. 82). Gerçek nesne ve nitelikler bağımsız olarak var olurlar, duyusal nesne ve nitelikler ise ancak gerçek nesnenin birer eşleniği olarak var olurlar (Harman, 2020, s. 82). Nesneler nitelikleri var olmadan var olmazlar ama Harman’a göre nesne niteliklerinden de daha fazla bir şeydir.

Bunları Harman’a bağlı kalarak tanımlamaya çalışalım. (1) Harman duyusal nesne tabirinin meşru kullanımını şöyle açıklar:

“Nesnelerin hiçbir içselliği olmadığı, sadece deneyimlerimizle ilişkilenerek var oldukları bir dünyadan bahsederken duyusal nesneler tabirini kullanalım” (Harman, 2020, s. 80). (2)

“Bağımsız nesneler dediğimizde, gerçek nesnelerden bahsediyor olalım” (Harman, 2020, s. 80). (3)

Duyusal nitelik için Harman bir tanım vermez; öte yandan duyusal nesne olarak bir nesnenin değişmez olduğunu söylerken duyusal nitelik olarak niteliğin sürekli değişen bir şey olduğunu bildirir (Harman, 2020, s. 81). (4) Nitelik ise gerçek nesnenin gerçek nitelikleridir.

Öyleyse şunu sorabiliriz. Harman’ın bu ayrımları açıklayıcı bir model olmak bakımından ne kadar meşrudur? Ben meşru olmadığını düşünüyorum. Aşağıda bunu inceleyelim.

Harman’ın Modeli Neden İyi Bir Model Değildir

Bir Eleştiri ve Çıkan İki Sorun: NYO’ya göre Nesnenin Parçası da Nesnedir

İlk eleştirim NYO’daki parça bütün ilişkisi üzerine. Buna parça-bütün eleştirisi diyelim. Tekrar hatırlarsak Harman için nesne parçalarından fazlası, etkilerinden azıdır. Yahut onunla eşdeğer olduğunu düşündüğüm kendi başına ele alınabilen şey nesnedir. Öyleyse herhangi bir A nesnesinin a parçası, A nesnesine olan etkisine indirgenmezse -üst kazı yapılmazsa- ayrıca tıpkı A nesnesi gibi A’nın bileşenlerine de indirgenmezse -alt kazı yapılmazsa- bu şey nesne tanımı dolayısıyla bir nesnedir. Bunu daha iyi anlamak için bir örnek üzerinde düşünelim.

Harman’ın Nesne Yönelimli Ontoloji: Her Şeyin Yeni Bir Teorisi kitabını ele alalım. Harman için bu bir nesnedir. Öte yandan bu nesneyi Harman’a göre 4 şekilde ele alabiliriz fakat ben burada bu kitabın sadece duyusal nesne tarafını ele alacağım. Öyleyse bu kitabı duyusal nesne olarak ele aldığımızda bu kitap toplam 238 sayfadır. Bu kitabın herhangi bir parçasını, örneğin 30. sayfasını tek başına düşünelim. Duyusal nesne olan bu kitabın 30. sayfası kitaba olan etkisine indirgenmezse [burada etkisiyle kastettiğim 258 sayfayı oluşturan sayfalardan biri olmak] ve tıpkı Nesne Yönelimli Ontoloji: Her Şeyin Yeni Bir Teorisi kitabının bütününün indirgenmeyeceği gibi bileşenlerine indirgenmezse [bileşenleri atomlar ya da yazıları olabilir] (ki Harman iki türlü de indirgememeyi NYO’nun başat özelliklerinden birisi sayar) bu da bir duyusal nesnedir. Öyleyse NYO’ya göre 30. sayfa Nesne Yönelimli Ontoloji: Her Şeyin Yeni Bir Teorisi kitabının bir parçasıdır ve ayrıca bir nesnedir.

Graham Harman (1968-….)

Başka bir deyişle duyusal nesnenin bir parçası ne zaman indirgenmezse, yani Harman’ın dediği gibi parça üstten kazılmaz ve yine Harman’ın dediği gibi alttan da kazılmaz ise o zaman bu duyusal parça da duyusal bir nesne olur. Bu şu sonucu doğurur. Duyusal nesne ne kadar parçalıysa o kadar nesne içerir. Bu bizi nesneyi parçalarına bölebildiğimiz kadar nesne sahibi yapar. Yani 30. sayfa da parçalıdır ve bu akıl yürütme 30. sayfanın kendisine de uygulanır. Böylece geriye doğru gittikçe duyusal nesnelerimiz duyusal nesne üretirler.

Bunları daha basit anlamak için adlandıralım. Duyusal nesnenin bir parçasını bütününe indirgemek bütünsele üstten kazı, bütünü parçaya indirgemek parçasala alttan kazı, bütünü parçaya parçayı bütüne indirgemek de parçasala alttan ya da bütünsele üstten kazmak olsun. Harman’ın kendisiyle çelişmemesi için parçasala alttan ya da bütünsele üstten kazıcı olmaması gerekiyor çünkü iki türlü kazım yapmamayı NYO’nun başat öğelerinden birisi sayıyor. Öyleyse duyusal parça nesnenin parçası olduğu kadar duyusal nesne hâline de gelmiş oluyor.

Sonuç olarak parça-bütün eleştirisine göre NYO’da A nesnesinin a parçası hem A’nın parçası hem de bir a nesnesidir ve a nesnesinin a1 parçası da a nesnesinin hem bir parçası ve bir a1 nesnesidir. Bu böyle devam eder.

Birinci Sorun[9]: Sonsuzluk

Böylelikle NYO için nesne bölünebildiği kadar nesne üretir. NYO için nesnenin fiziksel olması zorunlu olmadığı için bölünmenin de fiziksel olması gerekmez ve fiziksel olarak bir yerde durmasının gerekmesinin de önemi yoktur. Yani hem fiziksel hem de fiziksel olmayan nesneleri mantıken bölebildiğimiz sürece nesne elde ederiz. Bu mantıken bölmenin durması ancak ve ancak  mantıksal olarak bölünmeyen/bölünemeyen parça kabul etmekle mümkündür. Fakat NYO için alttan ve üstten indirgememe sistemin başat unsuru olduğu için herhangi bir bir bölünmeyen/bölünemeyen parçayı da kabul etmesi de beklenmez.

Burada vurgulanması ve karıştırılmaması gereken önemli şey Harman için indirgenemezlik fikri nesnenin bileşenine indirgenememesidir. Harman için bu indirgenemezlik ve alttan kazı yapmamak NYO’nun başat özelliğidir.  Ben ise bu fikirden hareketle NYO’nun başka bir ontolojik tercihinden bahsediyorum. Yani NYO sistemi indirgememe/kazı yapmama üzerine kurulmuştur ve sonsuza kadar bölünebilirlik yerine bölünemeyen parça kabul etmek sistemin kendi kabulüyle uyumsuzdur. Çünkü bu kabul edildiğinde şu hep sorun olacaktır. Eğer NYO mantıken bölünmeyi kabul etmeseydi, nesne dediğimiz şeyler olacaktı. Oysa mantınken bölünemeyen nesne/varlık kabulüyle olası nesnelerimiz başka bir açıdan bu mantıken bölünemeyen varlık kabulune indirgenir.

Böylelikle sistem sonsuz nesneli bir hâle gelir. Eğer gelmeseydi bile, yani NYO mantıken bölünemeyen bir parçanın olduğunu kabul etseydi bile, oldukça fazla nesneli olmaktan kurtulamaz.

İkinci Sorun ve Çözümü: Nesnelerin Eşitliğinin Nasıl Anlaşılması Gerektiği Üzerine

Duyusal Nesneler Arası Eşitlik

Harman nesnenin parçası dediğimiz şeyleri nesne olarak kabul ederse bunda ne gibi sakınca olabilir? NYO açısından bunu kabul etmek şu açıdan sakıncalıdır. Harman için nesne parçalarından fazlası, etkilerinden azıdır. Eğer parçalar nesnenin nesnesiyse/nesneyse şunu söylememiz gerekir: Nesne, parçası olan nesnelerden fazlası ve etkilerinden azıdır. Önermeler mantığından biliyoruz ki “(p&q)” önermesi birbirinden ayrılabilir. Bu önermeyi “ve”nin ön bileşeninden ayırırsak şu hâle gelir: Nesne, parçası olan nesnelerden fazlasıdır. Nesnenin parçası olan nesnelerden fazla olması, nesnenin diğer nesnelerden fazla olduğu, başka deyişle bazı nesnelerin bazı nesnelerden fazla olduğu anlamına gelir.

Fakat Harman eğer bunu iddia ederse The Quadruple Object’te belirttiği NYO ile amaçladığının bütün nesnelerin eşit olarak gerçek olduğu değil, onların eşit olarak nesne olduğu fikrini nasıl anlamamız gerekir? Çünkü bir şeyin bir şeyden fazla olması onun o şeyle eşit olmaması, en azından bazı açılardan eşit olmaması anlamına gelir.

Yani NYO’nun argümanını yeniden kurarsak:

  • Her nesne parçalarından fazlası, etkilerinden azıdır.
  • Nesne bileşenlerine ve etkilerine indirgenemezdir.
  • Her nesne nesne olarak eşittir.

            NYO şunu gerektirir: (4) Nesnenin parçası nesnedir.

            Öyleyse (1) şöyle okunabilir: (1)’in yeni hâli Her nesne, parçası olan nesnelerden fazlasıdır.

  • Bir şeyin bir şeyden fazla olması onun o şeyle eşit olmamasıdır.

            Öyleyse (1)’in yeni hâli (3) ile çelişir.

Bu durumda ya bir çelişki vardır ya da NYO’nun eşitlik anlayışı her açıdan eşitlikten ziyade daha farklı olarak anlaşılmalıdır. Bu farklı anlayışa geçmeden önce nesnenin duyusal hâli ve gerçek hâli arasındaki olası eşitlik düşüncesini de inceleyelim.

Duyusal ve Gerçek Nesne Arasındaki Eşitlik

Bahsettiğimiz gibi NYO’ya göre nesnenin hem duyusal hem de gerçek hâli vardır ve duyusal nesneler yalnız bilinç faaliyetlerimizle var olurlar fakat gerçek nesneler onları algılamamıza ya da düşünmemize bakmaksızın var olur (Harman, 2020, s. 138). Yine Harman’a göre iki duyusal nesne arasındaki etkileşim de bir gerçek nesne gerektirir çünkü “[…] iki duyusal nesne ancak tek bir gerçek nesnenin deneyiminde buluşabilirmiş görünüyor”dur (Harman, 2020, s. 143). Yani Harman için duyusal nesneler yalnızca onları deneyimleyenlerin bağlantısı sonucu var olduğu için bir gözlemci tarafından eş zamanlı deneyimlenmedikleri sürece karşılaşmalarının bir yolu yoktur (Harman, 2020, s. 143). Öyleyse duyusal nesnenin var olma koşullarından birisi onun bir gerçek nesne tarafından algılanmasıdır. Bu oldukça şüpheli bir düşüncedir. İlerde bunu inceleyeceğim fakat şimdilik sadece şunu anlamamız yeterlidir. Harman için duyusal nesnenin var olma koşulu gerçek bir nesne olan gözlemci tarafından duyumsanmasıdır çünkü duyusal nesne gerçek nesnenin deneyiminin bağlantısı sonucu oluşur. Öyleyse Harman’ın nesneler arası eşitliği duyusal ve gerçek nesneler arası bir eşitlik ise bu her açıdan bir eşitlik değildir. Çünkü gerçek nesne duyumlanmadan var olabilirken duyusal nesne için bu geçerli değildir. Fakat yine Birinci Eleştiri’ye göre Harman’ın düşüncesinde kimi duyusal nesneler de başka duyusal nesnelere gereksinim duyarlar, yani bütünü oluşturan parçalarıdır. Yani duyusal nesneler de kendi aralarında bu açıdan eşit değildir çünkü duyusal nesnenin bütünü var olmak için parçalarına gereksinim duyar ve parçaları da birer duyusal nesnedir. Harman da bu var olma gereksinmesini kabul eder. Yani Harman’a göre bir teknenin atomları olmadan tekne olamaz (Harman, 2020, s. 143). Fakat Birinci Eleştiri’ye göre Harman’ın düşüncesinde atomlar da birer nesne kabul edilebilir çünkü atom ne zaman ki bileşenlerine ve bütüne etkisine indirgenmezse o da bir nesnedir.

Öyleyse Harman için nesneler arası eşitlik ne duyusal nesnelerin var olması için birbirine muhtaç olmadığı ne de nesnenin gerçek ve duyusal hâlinin her açıdan eşit olduğu anlamına gelebilir. Yani NYO açısından bu sorunları çözmek ve çelişkiye düşmemek için eşitliği daha güçsüz olarak anlamamız gerekir. Böylelikle NYO açısından bariz ya da bariz-olmayan bir çelişkiye düşmemek için nesnelerin kendi aralarında ya da birbirleriyle her açıdan eşit olmadığını; yalnızca  varolma tarzları açısından eşit olduğunu ileri sürmemiz gerekir. Bir çelişki çıkmaması için nesnenin nesnelerinden fazla olması, onun nesnelerine indirgenemez olması anlamına; başka bir deyişle indirgenemez tarzda/şekilde varolma anlamına gelir. Nesnenin nesneleri (başka deyişle nesnenin parçaları) de nesne (başka deyişle nesnenin bütünü) de indirgenemez şekilde varolurlar. Duyusal nesne de gerçek nesne de indirgenemez tarzda/şekilde varolurlar. Aksi hâlde sistemin başlangıcında bir çelişkinin olması gerekirdi. Böylelikle Harman eşitlik düşüncesinin bu yorumuyla sıkı bir düz ontolojist de değildir.

Bunu Harman’ın fail-ağ[10] teorisi eleştirisinden de anlayabiliriz. Harman açısından FAT bir sosyal teoridir ve ona göre FAT’ın faillik anlayışı insana özgü değildir, insan olmayanları da içine alır. Bu yüzden araştırma ilkesi de sosyal olguların analizinde sadece insanların değil, insan olmayanların da araştırılmasını içerir. Fakat Harman için FAT failleri etkilerinin toplamına indirger (Harman, 2020, s. 102-3). Yani Harman’a göre FAT için en önemsizinden en önemlisine, meydana gelen her şey eşit derecede olaydır (Harman, 2020, s. 103). Olaylar arasında sadece bir derece farkı vardır. Bu yüzden Harman’a göre FAT olaylar arasında bir önem ayrımı gözetmek istese de sadece bir derece açısından bunu yapabilir. Bunun sonucu olarak Harman FAT’ın tarihi varlıkların biyolojik olmayan biyografik yaşam döngülerini açıklayamadığını düşünür. Harman’a göre biyografik yaşam döngülerini açıklayabilmek için önemsiz ve dönüştürücü ilişkiler arasında bir fark koyulabilmelidir. Bu yüzden Harman FAT’ı sıkı bir düz ontoloji sahibi olduğunu ileri sürer ve NYO’nun derecesel ve niteliksel farklar arasında bir fark yapabildiği için sıkı düz ontoloji olmadığını düşünür.

Özetle Harman’ın FAT’ı sıkı bir düz ontoloji olarak görmesinin nedeni her olayı yaklaşık olarak her açıdan eşit sayması ve olaylar arasındaki ilişkinin sadece bir derece farkı olarak yorumlamasıdır.

Öyleyse Harman için olaylar nesne olduğundan dönüştürücü nesneler ve önemsiz nesneler olarak adlandırabileceğimiz nesneler de vardır. Hem nesnelerin eşitliğini hem de önemli-önemsizliğini kabul etmek de nesnelerin eşitliği fikrinin varolma tarzı olarak anlaşılmasıyla mümkündür. Öyleyse bu düşünceler bizi başka bir tartışmaya yöneltir; NYO bu bahsettiğimiz dönüştürücülüğü ve önemli-önemsizlik ikililiğini nasıl açıklayabilir?

Dönüştürücülük ve Önemliliğin Temeli Olarak Ortakyaşam (Symbiosis) Kavramı

Harman NYO açısından bu dönüştürücülüğü açıklayabilmek için Lynn Margulis’in ortakyaşam (symbiosis) kavramını ortaya atar. Temelde Harman’a göre ortak yaşam kavramı biyolojide organizmanın öncellerinden farklı bir organizma ortaya çıkaran değişim anlarıyla kademeli değişim anları arasında ayrım yapan ilişkiler için kullanılan bir kavramdır (Harman, 2020, s. 104).  Yani Harman’a göre bu ortakyaşam ilişkisiyle tam bir dönüşüme uğranan türde bir ilişkiye sahibizdir (Harman, 2020, s. 104). Bu kavramı Harman üç açıdan değiştirir. Birincisi Harman bu biyolojik kavramı biyografik bir kavram hâline getirir. Yani Harman için sadece biyolojik bireyler değil, sosyal varlıklar da ortakyaşam ilişkisine girebilir. İkincisi ortakyaşam ilişkisi karşılıklı olmak zorunda değildir. Yani iki nesne arasındaki ilişki birisi açısından ortakyaşam ilişkisine girerken diğeri için geçerli olmak zorunda değildir. Örneğin Harman’a göre Yunan Kurtuluş Savaşı, Lord Byron’ın şiirini dönüştürmüş olsa da, ulus onun şiirleriyle değişmez. Üçünçüsü ise NYO ortakyaşamın simetrik olmayan özelliğini vurgular. Yani ortakyaşam iki nesnenin ortak nitelik ve faydalarının değiştokuş edildiği bir vaka değil, bir nesnenin diğerinin niteliklerini soyup çıkardığı bir vakadır (Harman, 2020, s. 105).

Harman ortakyaşam kavramını biyolojiden aldığını çünkü nesnenin dereceli olamayan, nesneyi tamamen değiştiren ilişkilere girdiğini ileri sürer fakat sahiden bu tür bir değişim olup olmadığını ya da nesnelerin ortakyaşam ilişkisine nasıl girip girmediğini yeterince açıklamaz. Öte yandan şu da bir eksikliktir ki Harman bu kavramı biyolojiden aldığını ileri sürmesi makul değildir. Çünkü en nihayetinde biyoloji kendi ilgilendiği şeyleri açıklamak için bize bir model sunar. Bu modeller işlevsel ilkeler ve önermeler barındırabileceği gibi kimi doğru önermeler ve normatiflik de barındırabilir. Fakat bu biyolojiden alınan bir kavramın analiz edilmeden kendinden menkul bir hakikat olarak alınmasını gerektirmez. Böylelikle eğer ki Harman bu kavramı alacaksa kavramın kendi felsefesinde ve felsefede ne kadar meşru olacağını tartışmalıdır. Fakat Harman bu meseleyi yeterince tartışmadan ortakyaşam kavramının kendi felsefesindeki kimi kavramlar açısından eleştirisini yapar. Fakat dediğim gibi felsefesi açısından sahiden bir ortakyaşam kavramının gerekip gerekmediğini ve gerekirse de bunun incelediği alana uygun olup olmadığını ve yine bu kavram gerekse dahi NYO açısından bunun nasıl açıklanacağını tartışmaz. Çok muğlak olarak bunu kabul etmemizi bekler.

O hâlde dereceli olmayan farkları adlandırmak için kullanılan, nesneyi tamamen değiştiren ilişkileri nasıl anlayabiliriz? Aslında bu felsefenin ilk çıktığı zamanlardan beri tartışılan bir meseledir. Burada Harman kendisi dile getirmese de bir özlülük ve derecelilik tartışması yapar. Dediği üzere bu ortakyaşam ilişkisinde ilişki niceliksel değil, niteliksel bir değişimdir. Öyleyse bu değişim neyin değişimidir? Harman’a göre fenomeni/duyusal nesneyi o şey yapan onun gerçek nitelikleridir fakat Harman’a göre gerçek nitelikler de ancak gerçek dolaylı imâ ya da kinaye yoluyla bilinirler (Harman, 2020, s. 139). Öte yandan Harman özü gerçek nesne ve gerçek nitelik arasındaki bir gerilim olarak tanımlar (Harman, 2020, s. 139). Harman Leibniz’in ayırt edilemezlerin özdeşliği fikrinden hareketleher gerçek nesnenin tek bir birim olmamasının onların gerçek niteliklerinden kaynaklandığını ileri sürer (Harman, 2020, s. 139).

Bu durumda nasıl olur da bir nesne ortakyaşam ilişkisine girer ve biz bu ilişkileri bir şekilde bilebiliriz? Harman ortakyaşam ilişkisine örnek olarak Vietnam Savaşı’nda askerlerin bireysel rollerinin savaş üzerinde ciddi bir fark yaratmadığını fakat savaşın bütün askerleri değiştirdiğini ileri sürer (Harman, 2020, s. 105). Öyleyse savaşın insanları ortakyaşam ilişkisiyle dönüştürebilmesi için insanların gerçek nesne ve gerçek nitelikleri arasındaki ilişkiyi değiştirmesi gerekir.

Öyleyse NYO’da savaşın duyusal nesnesi mi yoksa gerçek nesnesi mi; duyusal niteliği mi gerçek niteliği mi insanın gerçek nesne ve gerçek nitelik arasındaki gerilimini, yani özünü değiştirir? Ortakyaşam ilişkisi karşılıklı etkileşimi gerektirdiği için, yani en az iki farklı şey arasındaki etkiyi gösterdiği için Harman’ın uzam, eidos ya da zaman dediği şeylerle bu ilişki olamaz çünkü bunlar nesnenin kendisiyle arasındaki ilişkiden çıkar (Harman, 2020, s. 139-41). İki farklı şeyden arasında olmasından kastettiğim bir nesnenin duyusal ve gerçek nesne olarak ayrılıp ilişkilenmesinden ziyade bir nesnenin başka bir nesne ile arasındaki ilişkidir. Harman uzam, eidos, zaman ilişkilerini öz ilişkisi gibi nesnenin kendisiyle olan ilişkilerinden türetir.

Öyleyse Harman’a göre bu ortakyaşam ilişkisi iki farklı nesne arasında bir ilişkiyse ve öz değişimi gerçek nesnenin niteliğini değiştiren bir ilişkiyse en azından bir gerçek nesne olmalı ki bu ilişki gerçekleşebilsin. Öyleyse burada da iki ilişkiden bahsedebiliriz. Gerçek nesne ve duyusal nesne arasındaki ilişki ya da gerçek nesne ve gerçek nesne arasındaki bir ilişki. Harman için duyusal nesne ve gerçek nesne arasında bir ilişki türü vardır ve bu aracısız bir ilişkidir (Harman, 2020, s. 140 ve 142-3). Savaş örneğinde ortakyaşam yoluyla dönüşen insan olduğu için özü, yani insan gerçek nesnesinin gerçek özelliği arasındaki gerilim değişmelidir. Bu ilişki Harman’a göre şöyle gerçekleşir: “Ben, gerçek bir nesne olarak, duyusal nesnelerle bizzat yüz yüze gelirim, bakışlarım onları meyve, ağaç, insan, hayvan ve taş kılan niteliklerin içinden geçer ve onlarla karşılaşırım.” (Harman, 2020, s. 142-43). Harman için olanaklı tek gerçek nesne ve duyusal nesne arasındaki ilişki budur. Fakat burada birçok sorun vardır.

Üçüncü Sorun

Öncelikle dile getirdiğimiz üzere Harman için nesneleri oldukları şey kılan nitelikler duyusal nitelikler değil gerçek niteliklerdir ve ‘ben’ dediğimiz bir nesne ise hem duyusal hem de gerçek nesne olması gerekir. “Ben” endeksli bir sözcük olduğu için bunu insan olarak anlayabiliriz ve böylelikle Harman’a göre insanın gerçek nesne hâli gerçek niteliklerin içinden geçebilir. Fakat insanın gerçek nesne hâli ve duyusal nesne arasındaki ilişkisi aracısız ise neden gerçek niteliklerin arasından geçmesi gerekir? Ayrıca içinden geçmek ne anlama gelir? Harman’ın bunu açıklaması gerekir.

Bununla birlikte Harman’a göre gerçek nesneler bilinemezdir, onlara doğrudan erişimim yoktur. Ancak dolaylı ya da imâ yoluyla erişebilirim (bu da oldukça şüpheli bir düşüncedir fakat).  Öyleyse Harman’a göre bir insanın gerçek nesne hâlinin duyusal nesnelerle yüz yüze geldiğini, gerçek niteliklerin içinden geçtiğini nasıl bilebilir? Bunu gördüğümüz üzere ne imâ ne de kinaye yoluyla yapmaya teşebbüs eder. Eğer ki bu dile getirdikleri düz anlamlı değilse ve biz bunları hiçbir şekilde anlayamazsak, Harman’ın yazma amacı nedir? Benzer şekilde Harman gerçek nesne olarak insanın duyumsadığını nereden bilebilir? Bu gerçek bir nesneye bir nitelik yüklemektir ve dediğimiz gibi Harman’a göre bu bilinemez; başka deyişle Harman için bilgi doğru olamaz ancak gerekçelendirilebilir  (Harman, 2020, s. 160). Yani NYO’ya göre kimse bilgi yoluyla gerçek nesneyi bilemez. Fakat biz nasıl olur da “İnsan gerçek nesne olarak duyumsar” derken “Gerçek nesneler bilinemez” diyebiliriz?

Harman’ın buna cevabı şu olabilir: “Düzanlamlı olarak ifade edilmeyen bilinemez ve doğrudan nesneden değil bizim tarafımızdan gelen gerçek niteliklerden oluşan nesne için paradigma” ismini kullanalım  (Harman, 2020, s. 163). Böylelikle Harman Thomas Kuhn’un paradigma kavramına atıf ile paradigmanın “Normal bilimin bulmacaları daima düz anlamlı olarak ifade edilebiliyorken, bir paradigma kolayca ifade edilmese de gerçektir” diye ileri sürer (Harman, 2020, s. 164). Fakat Harman’a göre paradigma ile gerçek değil bir duyusal bir nesneden bahsedebiliriz fakat paradigma gerçek niteliklerden oluşur (Harman, 2020, s. 165). Yani Harman için paradigmalar aracılığıyla duyusal nesnelerin ne olduğuna yönelik gerekçelendirmeler elde ederiz ve paradigmalar belirsiz, düz anlamlı olmayan arka plan varsayımlarıdır fakat paradigma ayrıca doğru olmayan bir inançtır (Harman, 2020, s. 165). Ancak paradigma verimli olduğu ölçüde gerekçelendirilmiş bir inanç olmaya devam eder (Harman, 2020, s. 165).

Öyleyse başlangıçta bahsettiğimiz Harman’ın NYO ile paradigma belirleyici bir  evren modeli sunduğu daha da güçlenir. Yani Harman NYO ile paradigma belirleyici bir ontoloji arar.

Bunun sonucu olarak Harman’ın anlayışına göre “İnsanın gerçek nesne olarak hâli duyumsar” ileri sürümü de doğru olmayan fakat verimli olduğu ölçüde kabul edeceğimiz bir önermedir. Fakat sorun şudur ki Harman bu önermesiyle gerçek nesnenin ne olduğuna dair bir belirlenim yapar. Öte yandan NYO’ya göre paradigmalar yoluyla ancak duyusal nesneler hakkında konuşulabilir. Bunun gerekçesi de verimliliktir. Yani NYO için bir paradigmayla duyusal nesneler hakkında öngörülebilirliğim ne kadar fazlaysa bu paradigmada kalmam o kadar meşrudur. Öyleyse Harman’ın gerçek nesne hakkındaki duyumsar düşüncesi verimlilik üzerinden temellendirilemez çünkü duyusal bir nesne ve böylelikle öngörülebilirlik hakkında değildir. Öyleyse bu önermeyi ancak NYO’nun çalışması için temel varsayım olarak bunu kabul edebiliriz.

Dördüncü Sorun

Fakat şimdi sorun şudur: Nasıl olur da Harman nesnelerin ortakyaşam ilişkilerine girebildiğini ileri sürebilir? Çünkü bu gerçek nesne ve gerçek nitelik arasında bir gerilim değişimini gerektirir ve bu NYO’nun epistemolojisi açısından bilinemezdir. Böyleyse Harman’ın ortakyaşam ilişkisiyle nesnelerin özlerinin değiştiği iddiası da varsayım olarak kabul edilmelidir. Fakat bu sistemin sonsuz tane varsayımı olduğunu ileri sürmektir.

Çünkü:

  • (I) NYO için duyusal nesne olduğu kadar gerçek nesne vardır.
  • (II) NYO için duyusal nesnelerin parçaları bölünerek sonsuza kadar geriye götürülebilir ve parçalar da nesne olduğu için sonsuz duyusal nesne vardır. 
  • (III) Öyleyse sonsuz gerçek nesne vardır. (1 ve 2’nin sonucu olarak)
  • (IV) NYO için sonsuz gerçek nesne varsa sonsuz gerçek nitelik vardır çünkü gerçek nesnelerin bir tane olmamasını sağlayan şey gerçek nitelikleri açısından farklı olmalarıdır.
  • (V) Öyleyse sonsuz gerçek nesne ve gerçek nitelik olduğu için sonsuz gerçek nesne ve gerçek nitelik gerilimi vardır.
  • (VI) Öyleyse NYO açısından gerçek nesne ve gerçek nitelik gerilimini kabul etmek sonsuz gerçek nesne ve gerçek nitelik gerilimini kabul etmektir.
  • (VII) NYO için bu kabul edişin nihai gerekçesi ancak NYO’nun işlemesi için bir varsayımdır çünkü gerçek nesne ve gerçek nitelik bilinemezdir.
  • (VIII) Öyleyse NYO’nun işlemesi için sonsuz varsayım vardır.

Öyleyse bu durumda NYO çok yüklü bir ontoloji hâline gelir. Bu hâle gelerek iyi bir ontoloji olmak için sağlaması gereken en az varsayım ile en çok şeyi açıklamayı ihlâl eder çünkü sonsuz varsayım yapmak zorundadır.

Beşinci Sorun

Fakat NYO sonsuz varsayımına rağmen sisteminde öz değişiminin nasıl gerçekleştiğini açıklayamaz. Çünkü bahsettiğimiz gibi öz değişimi nesnenin gerçek nitelik ve gerçek nesne arasındaki geriliminin değişimidir ve NYO’da bu değişimin var olduğunu varsayım olarak kabul etsek bile onun değişim koşullarını bilemeyiz. Çünkü NYO’nun epistemolojisi bu tür bir bilişi yasaklar. Yani biz NYO için gerçek nesne ve gerçek nitelik arasındaki gerilimin değişimini varsaysak bile bu Harman’ın iddiası olan bir savaşta insanların özsel değişim geçirmesini gerektirmez. Çünkü değişimin olması ve değişimin olma koşullarının ne olduğu bilmek birbirini gerektirmeyen iki önermedir. Oysa NYO özsel değişimi kabul eder fakat bu değişimi kabul etse bile değişimin nasıl gerçekleştiğini açıklayamaz. Çünkü gerçek nesne ve gerçek nitelik arasındaki gerilimin değişimini bilme açısından bir bilişsel yetimiz yoktur. Böylelikle Harman’ın Yunan Kurtuluş Savaşı’nın Lord Byron’ın şiirini dönüştürmüş olma iddiası NYO açısından temelsizdir çünkü NYO açısından özsel değişimler vardır fakat bir nesnenin ne zaman ve ne yaşadığında böyle bir dönüşüm geçireceği bilinemezdir.

Öte yandan şu da gariptir ki NYO açısından nesnenin duyusal nesne ve niteliği arasındaki ilişkilerin değişimi nesnenin gerçek niteliği ve gerçek nesnesi arasındaki değişimi gerektirir mi sorusu da NYO’nun epistemolojisi açısından bilinemezdir. Bununla birlikte Harman’a göre gerçek nesne ve gerçek nesne arasında bir etkileşim olması için bir duyusal nesnenin olması gerekir (Harman, 2020, s. 143). Fakat dediğimiz gibi NYO açısından bu tür bir etkileşimin var olduğu varsayılsa bile nasıl olduğu bilinemezdir. Yani Harman’ın aksine NYO’da iki gerçek nesne arasında sahiden bir duyusal nesne gerekip gerekmediğini bilmek de mümkün değildir.

Sonuç Yerine

Şimdiye kadarki akıl yürütmemizi özetlersek NYO kendi içerisinde açıklaştırılması gereken “eşitlik” kavramının da dahil olduğu kimi kavramlar barındırır. NYO’nun eşitlik fikrini incelerken önemli ve önemsiz nesneler arasındaki ayrımı açıklamak için ortakyaşam gibi bir kavrama başvurduğunu gördük. Bu kavramı incelerken dönüşüm, özün değişmesi ve öz gibi kavramları kısaca inceledik. Harman için gerçek nesne ve gerçek nitelik arasında bir gerilim vardır ve bu NYO’nun öz dediği şeydir. Bununla beraber gerçek nitelik ve gerçek nesne bilinemez olduğundan özsel değişimin var olduğu iddiası hem bilinemeyen hem de var olduğu ileri sürülen bir iddia hâline gelir. Harman bilgiyi doğru olmayan gerekçelendirilmiş inanç olarak belirler ve daima duyusal nesneye yönelik olduğunu bildirir. Öyleyse Harman’ın gerçek nesne ve gerçek niteliğe dair önesürümlerinin çelişkili olmamasının tek koşulu bunları ya doğru olarak düşünmemek, ki o zaman NYO’nun hiçbir önerme dile getirmediğini ve bu yüzden de bir iddia öne sürmediğini kabul etmemiz gerekirdi, ya da kabul etmemizin sistemin işlemesi için varsaymak olduğunu görürürüz.

Fakat bu durumda NYO sonsuz varsayımlı bir ontoloji hâline gelir ve böylelikle ontolojik yüklülüğü herhangi bir başka ontolojiden daha az olamayacak bir hâl alır. Oysa NYO’un bunun karşısında bize vaat ettiği şey de, yani açıklayıcılığı azdır çünkü örneğin nesnenin parçasının nesne olduğunu, bilemeyeceğimiz ama var olan sonsuz nesne, nitelik ve ilişki olduğunu, bilginin doğru olmayan gerekçelendirilmiş inanç olduğunu ve bilemesek de olduğunu ileri sürdüğümüz özsel değişimleri ileri sürer. Bu son ileri sürümünü kendisi açısından sakıncalı bir şekilde açıklamaya teşebbüs eder.

Oysa bunlar hem kabul etmek açısından zor sonuçlardır hem de gördüğümüz üzere bunlarla birlikte NYO iyi bir ontoloji olmak için yetersiz hâle gelir.

Yani bir ontoloji iyi bir ontolojiyse en azından iki koşulu gerektirir:

  •  varolan en az varsayım ve kabulle en çok şeyi açıklar
  • varolanları olduğundan fazla şekilde çoğaltmaz.

            Fakat NYO şunları gerektirir:

  • NYO’nun sonsuz varsayımı vardır ve çok açıklayıcı değildir.
  • NYO’ya göre sonsuz nesne, nitelik ve ilişki vardır.
  • Öyleyse NYO hem (1)’i hem (2)’yi uymadığı için iyi bir ontoloji, Harman’ın deyişiyle iyi bir evren modeli olmaktan çıkar.

Bu ayrıca Harman’ın önerisini artık kabul etmemize gerek olmadığı anlamına da gelir. Yani artık olayları ve diğer nesne olarak düşünülmeyecek bozuluş gibi birçok şeyi de nesne olarak saymamıza gerek yoktur.

Sonun sonu olarak Harman birçok farklı felsefeciden farklı fikirler alır fakat bunların nasıl uyuştuğunu da göstermez. Örneğin Kant’ın temel bazı düşüncelerini NYO’ya uyarlar fakat bu fikirlerin nasıl uyarlanabileceğini yeterince açıklanmaz. Bir örnek ile şunu düşünebiliriz. Kant’ın metafizik eleştirisi numen alanın yanlış düşünüldüğü üzerinedir. Başka bir deyişle Kant Saf Aklın Eleştirisi’nde asıl olarak kendinden önceki metafizik yapılış biçimini eleştirir. Kant’ın kendinden önceki metafizik eleştirisini basitçe şöyle açıklayabiliriz. Antik Yunan’dan beri zamansallık ve nedensellik fenomenal alanda beraber düşünülmüştür fakat kendisinden önceki metafizikçiler için numen alanda zamansallık geçerli değilken nedensellik geçerlidir. Örneğin numenler arasındaki ilişkilerde nedensellik göz edilmiştir ve numenlere nitelikler yüklenmeye teşebbüs edilmiştir. Ancak Kant için nedensellik ancak anlama yetisinin bir kategorisi olabilir. Bu yüzden numen ve fenomen alanı ayırmış ve nedenselliği de sadece fenomenal alana, hatta insanın anlama yetisinin kategorisine indirgemiştir. Böylelikle aslında fenomenal ya da numenal alan tam da Harmancı bir felsefe yapılışa karşı itiraz olarak ortaya atılmıştır. Çünkü Harman numen ile gerçek nesneleri özdeşleştirir fakat onlara nitelikler yükler. Fakat Harman Kant’ın numen fenomen ayrımını kabul ederek ve eleştirisine düşmeyerek nasıl NYO’yu temellendirir bunu anlamak da zordur. Çünkü numenler için bu tür nitelikler yüklemek Kant için yanılgılar (schein) oluşturur. Yani Harman Kant’ın çıkan sorunları çözmek için başvurduğu fenomenal ve numenal alan sonucunu kabul eder fakat bunları kabul etmesini gerektiren sorunlarla/öncüllerle yeteri kadar hesaplaşmaz. Bu yüzden bu tür zorlukları Harman sahici bir şekilde açıklamadığı taktirde NYO bu açıdan daha da kabul edilemez bir ontoloji hâline gelir.


Dipnotlar

  • [1] Bu yazı MSGSÜ Felsefe Bölümü’nün 2020-2021 güz dönemi FEL343 Nesne Yönelimli Ontoloji ve Yeni Gerçekçilik dersinin ekseninde oluşmuştur. Ders Dr. Hakan Yücefer ve Dr. Hakan Atay tarafından verilmiştir. Bu ders olmasaydı bu yazı da olmazdı. Bu yüzden hem Yücefer’e hem Atay’a hem de diğer katılımcılara teşekkür ederim.
  • [2] Yazının devamında nesne yönelimli ontoloji yerine kısaca NYO kullanılacak.
  • [3] Harman’ın “evren modeli” kavramıyla kast ettiğini paradigma belirleyici bir ontoloji olarak da düşünebiliriz. NYO nesne olma koşulları, nesnenin kipleri, nesne olmayan fakat varlık sahibi diğer birimlerin -niteliklerin, ilişkilerin, hareketin- araştırılması ve bunların genel anlamda ilişkilerinin ortaya koyulmasıyla temel ontoloji teorisi olmaya teşebbüs ederek paradigmayı belirlemeye çalışır. Böylelikle bu tür bir araştırma ile NYO varlığa yönelik tüm araştırmaların meşru bir araştırma programının da verilebileceğini ileri sürer.
  • [4] Eksiksizlik ve tamlık aynı anlamda kullanılıyor.
  • [5] Daha fazla ayrıntı için Quentin Meillassoux’un Sonluluğun Sonrası eserindeki eleştirilere bakılabilir.
  • [6] Daha fazla ayrıntı için Stephen Mumford’un Metafizik kitabının ilk üç bölümüne bakılabilir.
  • [7] Bunun için örnek olarak Kurumsal Sanat Tanımı’na bakılabilir. İleri okuma için ise George Dickey ve bu tür bir anlayışın eleştirmeni olarak Arthur Danto gösterilebilir.
  • [8] NYO açısından estetik dili kullanarak yeni bir nesne üretiriz. Bu açıdan yeni nesneden üretmekten kast edilen “A B’dir” önermesinin “B A’dır” önermesinden farklı olduğu için üretilenin de farklı yeni bir nesne olmasıdır.
  • [9] Burada sorundan kast ettiğim tek başına değil, birikimsel bir sorun olarak düşünülmelidir. Beşinci sorundan itibaren sonuç bölümünde beş sorunda bahsettiğim kimi yerleri birleştirerek bir argüman kuracağım. Bu yüzden bahsettiğim sorunlar belki tek tek sorun olmasa bile, birbirlerine bağlıdır ve birlikte bir eleştiri argümanı oluşturur.
  • [10] Yazının devamında fail ağ teorisi yerine FAT kullanılacak.

Kaynakça

  • Gözkân, H. B. (2020). Kant’ın Şemsiyesi – Kant’ın Teorik Felsefesi Üzerine Yazılar. Yapı Kredi Yayınları.
  • Harman, G. (2011). The Quadruple Object. Zero Books.
  • Harman, G. (2020). Nesne Yönelimli Ontoloji: Her Şeyin Yeni Bir Teorisi (Karayemiş, O. Çev.). Can Sanat Yayınları.
  • Kant, I. (1993). Arı Usun Eleştirisi (Yardımlı, A. Çev.). İdea Yayınevi.
  • Kant, I. (1998). The Critique of Pure Reason (1. edn. 1781 ve 1787) (Guyer, P. ve Woods, A Çev.). Cambridge University Press.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde lisans eğitimine devam ediyor. Eğitimine felsefe alanında devam etmek istiyor. Genel olarak felsefeyle, özel olaraksa argümantasyon, informel mantık, metafelsefe ve genel bilim felsefesiyle ilgileniyor. Felsefe dışındaysa LoL oynamak ilgisini çekiyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Ehlileşmiş Kapitalizm Yeterince İyi mi? Refah Devleti, Servet Eşitsizliği ve Sosyalizm 1 (Faik Kurtulmuş & Uğur Aytaç)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe