Gençler İçin Duygular Son Derece Bulaşıcı Sosyal Virüslerdir – Jack Andrews

750 Okunma
Okunma süresi: 6 Dakika

“Bulaşma” kelimesini duyduğumuzda, aklımıza hemen öksürme ve hapşırma yoluyla yayılan virüsler ve bakteriler gelir. Bu dar görüş biyolojik olana öncelik verir ancak bulaşma yalnızca mikroorganizmaların yayılmasına özgü değildir. Duygularımız da dahil olmak üzere zihinsel durumlarımızın da sosyal olarak aktarılabilir olabileceğini gösteren, giderek artan miktarda bilimsel kanıt vardır. Bu duygusal bulaşmanın doğasını ve dinamiklerini anlamak, sosyal etkileşimlerin refahımızı nasıl etkileyebileceğini vurgulaması açısından çok önemlidir. Araştırma alanımda -ergen gelişimi- bu özel bir endişe kaynağıdır: Tüm akıl sağlığı sorunlarının yaklaşık yüzde 75’i 24 yaşından önce başlar ve ergenler özellikle akran etkisine duyarlıdır. Ruh halinin kişiden kişiye nasıl yayıldığını keşfetmek, akıl hastalıklarının nasıl geliştiğini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

1948’de, Amerika Birleşik Devletleri’nin Massachusetts eyaletindeki bir kasaba olan Framingham’ın sakinleri, büyük bir araştırmaya katılmak üzere seçildiler. Çalışmanın asıl amacı, kalp hastalığının nedenlerini daha iyi anlamaktı. Fakat, on yıllar sonra, iki araştırmacı bu veri setinin benzersiz ve kullanılmamış potansiyelini fark etti. Orijinal çalışmada, kalp hastalığını izlemeye ek olarak, düşük mod ve umutsuzluk gibi depresif belirtiler hakkında da bilgi toplanmış ve bireylerden yakın arkadaşlarının ve aile bireylerinin isimlerini vermeleri istenmişti. Bu, 2012’de araştırmacıların tüm şehrin sosyal ağını haritalayabilecekleri -hangi insanların birlikte zaman geçirdiğini takip edebilecekleri- ve ardından arkadaşlar arasında depresif semptom seviyelerinin bağlantılı olup olmadığını inceleyebilecekleri anlamına geliyordu.

Bu iki araştırmacı karmaşık matematiksel modeller kullanarak, Framingham sakinlerinin yakın bir arkadaşın da depresif olması durumunda depresif belirtilere sahip olma olasılığının daha yüksek olduğunu gösterdi. Oldukça çarpıcı bir şekilde, bu etki üç derece uzaklığa kadar sürdü, yani bir arkadaşın bir arkadaşının depresif bir arkadaşı da aynı şekilde kişinin depresif olma ihtimalini artırıyordu. İlginç bir şekilde, arkadaşlar arasında kümelenen sadece düşük mod değildi: aynı örüntü insanların mutluluk seviyeleri için de bulundu.

Yalnızca bu bulgulardan yola çıkarak bilemeyeceğimiz şeyse, bunun gerçek bir bulaşmadan mı yoksa sadece homofiliden mi kaynaklandığıdır. Homofili durumunda, benzer insanların birbirlerine çekilmesi söz konusudur, yani bir “tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş” (birds of a feather flock together) durumu. Araştırmacılar bunu, zaman içindeki ruh hali değişikliklerini izleyerek araştırdılar ve nihayetinde hem depresyonun hem de mutluluğun, başlangıçta insanların ruh halinin ne kadar benzer olduğunu da hesaba katarak, aslında bir bulaşma gibi yayıldığını buldular. Bu, ruh halinizin gerçekten de etrafınızdakilerden etkilendiğini gösterir.

Bazı araştırmalar, bu etkinin mutluluk için düşük moddan daha güçlü olduğunu göstermektedir: 2010 yılında yapılan bir çalışmada, Framingham içinde ruh halinin birkaç yıl boyunca yayılımı modellenmiş ve olumlu bir ruh halinin bulaşmasının olumsuz ruh bir halinin bulaşmasına kıyasla çok daha uzun süreli bir etkiye sahip olduğu keşfedilmiştir. Bu, bulaşıcı kahkaha fikrine uygundur: Bir başkasının güldüğünü gördüğümüzde veya duyduğumuzda gülmemiz çok daha olasıdır. 2006’da yapılan başka bir çalışmada, araştırmacılar insanlardan bir beyin tarayıcısında yatarken farklı sesleri dinlemelerini istedi: bazıları kahkaha dahil olmak üzere olumlu, bazıları ise çığlık gibi olumsuz. Her iki ses türü de yüzümüzdeki kasları hareket ettirmekten sorumlu beyin bölgesinin aktif hale gelmesine neden oldu. Bununla birlikte, bu etkinlik gülme gibi olumlu sesler için çok daha güçlüydü ve bu, bunların olumsuz seslerden daha bulaşıcı olduğunu düşündürüyordu.

Ruh hali, okuldaki gençler arasında da yayılabilir. 2015 yılında yapılan bir çalışmada, araştırmacılar hem mutluluğun hem de depresyon belirtilerinin okul arkadaşları arasındaki sosyal bağlantılarla da yayılabileceğini buldular. Buna ek olarak, düzenli olarak olumlu bir ruh hali yaşayan birkaç arkadaşa sahip olmanın, gençlerin depresyona yakalanma riskini azalttığını buldular. Zaten depresyonda olanlar için ise mutlu arkadaşlara sahip olmak, 6 ila 12 aylık bir süre içinde iyileşme şansını artırıyordu.

Bu yaşlarda duygusal bulaşma şaşırtıcı değil: Yetişkinlerle karşılaştırıldığında, gençler duyguları kontrol etmeyi daha zor bulur ve aynı zamanda akranlarından etkilenme olasılıkları da daha yüksektir. Duygusal bulaşmaya yatkınlıkları, arkadaşlıkların akıl sağlıkları üzerinde sahip olabileceği etkiyi güçlendirir. Destekleyici arkadaşlıkları teşvik etmek, gençlerde depresyon veya düşük modu azaltmayı amaçlayan her müdahalede kilit odak noktası olmalıdır.

Bugünlerde, sosyal etkileşimlerimizin çoğu internet üzerinden gerçekleşiyor ve çevrimiçi sosyal ağlarımız da duygusal bulaşma yerleri. 2014 yılında yaklaşık 700.000 Facebook kullanıcısı üzerinde yapılan tartışma yaratmış büyük ölçekli deneyi düşünün. Facebook ve New York’taki Cornell Üniversitesi’nden araştırmacılar, Facebook kullanıcılarının haber akışlarında gördükleri içerikleri kullanıcıların haberi olmadan değiştirdiler (tartışma yaratan yer burası). Bireyler, akışlarında daha az olumlu gönderi veya daha az olumsuz gönderi görecek şekilde seçildi. İnsanlar her zamankinden daha az olumlu gönderi gördüklerinde, daha az olumlu gönderi ve daha fazla olumsuz gönderi yayınladılar; normalden daha az olumsuz gönderiye maruz kalan insanlar için ise tersi yönde bir örüntü bulundu.

Çevrimiçi bulaşıcılık yoluyla, fiziksel olayların etkileri uzak yerlerdeki insanlara bile aktarılabilir. 2014 yılından, üç yıl boyunca milyonlarca Facebook kullanıcısı üzerinde yapılan bir araştırmada, California Üniversitesi, San Diego, Yale Üniversitesi ve Facebook’tan bilim adamları, hava durumunun yayınlanan içerik türünü nasıl etkilediğini araştırdı. Yağmurlu günlerde olumlu gönderi sayısı azaldı, olumsuz gönderi sayısı arttı. Kendi başına, bu veriler bize sadece insanların kötü havalarda daha fazla olumsuz durum gönderdiklerini söylüyor -ki bu şaşırtıcı olmayan bir bulgu. Ancak araştırmacılar, yağışın yağmur yağmayan şehirlerde arkadaşların yaptığı paylaşımların doğasını da etkilediğini keşfetti. Yağışın vurduğu bir şehirde yaşayan ve daha olumsuz bir şekilde paylaşım yapan her insan için, başka yerde yaşayan bir-iki arkadaşın duygusal ifadesi etkilendi. O zaman belki de takibi bırak butonuna tıklarken daha az suçluluk duymalıyız.

Birbirimizin ruh hallerinden etkilenmemizin birkaç nedeni olabilir. Bir olasılık aktivasyondur: Başkalarının duygu ifadelerini görmek veya okumak bizi bu duyguları hissetmeye hazırlar. Bu, sosyal bağlantıya yardımcı olabilir ancak söz konusu düşük mod olduğunda sorunlu bir hale gelebilir. Sosyal değerlendirme adı verilen bir süreç aracılığıyla, belirli durumlarda başkalarının duygusal tepkilerini kendi tepkilerimize rehberlik etmesi için kullanmamız da mümkündür -neyin uygun bir duygu veya davranış şekli olabileceğini anlamak için başkalarına bakarız.

Duygusal bulaşmanın bir başka olası nedeni, birlikte düşünmedir. Bu, sorunlarımızı veya zor duygularımızı bir çözüm bulmadan başka biriyle paylaştığımızda ortaya çıkar. Sevdiklerimizle sorunlarımız hakkında konuşmak yardımcı olabilir, ancak başka biriyle bir sorunun üzerinden geçmek, olumsuzluklara çok fazla odaklanırsak ikimizde de endişeye veya moral bozukluğuna yol açabilir.

2012’de Hollanda’da yapılan şaşırtıcı bir araştırma, duyguların diğer insanların ter kokularıyla bile bulaşabileceğini buldu. Utrecht Üniversitesinde yapılan bu çalışmada, kadınlar, korkutucu ya da iğrenç bir film klibini yeni izlemiş olan erkeklerin terlerine maruz bırakıldı. Kadınlardan erkeklerin terini farkında olmadan koklarken bir bilgisayar görevini tamamlamaları istendi ve araştırmacılar yüz ifadelerini kaydetti. Korkmuş gruptaki erkeklerin terine maruz kalan kadınların korkulu bir ifadeyle gözlerini açmalarının, tiksinti grubunun terini koklayanların ise tiksintiyle yüzlerini buruşturmalarının daha olası olduğu gösterildi. Bu, bazı duygular (korku ve tiksinti) hakkındaki bilgilerin kısmen koku yoluyla aktarılabileceğini göstermektedir.

Bulaşma şüphesiz ki biyolojik bir fenomenden daha fazlasıdır. Virüslerin yayılmasının aksine, duygusal bulaşma zorunlu olarak kötü bir şey değildir. Sonuçta, düşük mod bulaşıcı olabilse de mutluluk da bulaşıcıdır, hatta muhtemelen düşük moddan daha da fazla bulaşıcıdır. Ruh halinin yakın gruplar arasında bu şekilde bir dalga gibi yayılabileceğini bilmenin nasıl davranacağımıza dair önemli sonuçları vardır. Kişisel düzeyde bu, kiminle vakit geçirmek istediğimizi etkileyebilir. Daha büyük ölçekte ise, liderleri ve yöneticileri olumlu tutumlar açısından örnek olmaya ve ekipleri arasında oluşturulan normları dikkate almaya teşvik edebilir. Son olarak, duygusal bulaşma, insanların refahını olumlu anlamda etkileyebilir. Olumlu sosyal ilişkilerimize yatırım yapmak, kendi depresyona girme şansımızı düşürüyor gibi görünmekle beraber sosyal ağlarımızda olumlu bir dalga etkisi yaratabilir. Yani, olumlu arkadaşlıklar aramak ve geliştirmek sadece kendi akıl sağlığımızı iyileştirmekle kalmaz, aynı zamanda başkalarının akıl sağlıklarını da olumlu yönde etkileyebilir.

Jack Andrews“For young people, emotions are highly contagious social viruses”, (Erişim Tarihi: 04.12.2020)

Çevirmen: İrem Sena Karakoç

Çeviri Editörü: Berat Mutluhan Seferoğlu

Bilkent Üniversitesi'de felsefe okuyor. Zihin felsefesi, dil felsefesi ve etik başta olmak üzere felsefenin çoğu alanıyla ilgileniyor. Felsefe dışındaki ilgi alanları ise psikoloji ve dilbilim.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Kötülük Problemi - Thomas Metcalf

Sonraki Gönderi

Schellenberg'in Korkunç Acılara Dayalı Tümdengelim Argümanı - Jonathan David Garner

En Güncel Haberler Sosyal Bilimler