Abu Hanife (M.S. 699-767)
Abu Hanife (M.S. 699-767)

İslam ve Rasyonalite Üzerine Kısa Bir Değerlendirme – Musa Yanık

10 Okunma
Okunma süresi: 6 Dakika

İslam inancını felsefi olarak araştırmak, öncelikle İslam inancının gerçekliğini desteklemek için verilebilecek rasyonel argümanların bir değerlendirmesini de içerir. İslam inancının özü, Tanrı’dan (Allah) başka bir yaratıcı varlığın olmadığını ve Hz. Muhammed’in onun Resulü/Elçisi olduğunu belirten şehadet ilkesi üzerine kurulu bir inançtır. Bu iki önermenin gerçekliğini kabul eden kişiye de Müslüman denir. Açıkçası bu şehadet ilkesi, İslam inancının da merkezini oluşturur. Bu açıdan bakıldığında, Tanrı’nın varlığı ve Hz. Muhammed’in peygamberliği için rasyonel argümanlar sunmak, İslam inancının rasyonalitesini de ortaya koyacaktır. Yani;

  • (1) ‘Tanrı (Allah) vardır’ ve
  • (2) ‘Hz. Muhammed Tanrı’nın (Allah’ın) Elçisidir’.

Tanrı’nın varlığı için kurulan rasyonel bir argümanın amacı, Stephen T. Davis’in dediği gibi ‘teistik delil’, teistin Tanrı’ya olan inancını kanıtlamak, bunun için iyi bir neden göstermek, güvenilir olduğunu göstermek, doğru olduğunu göstermektir.[1] Kur’ân genellikle evrenin kökeni ve onun görünür tasarım/düzenini Tanrı’nın varlığının kanıtı olarak ifade eder (Örneğin, Tur, 35-36; Nebe 6-16). Bu referanslar İslam felsefesi içerisinde tartışılan kozmolojik ve tasarım olmak üzere iki ana argüman türünün de temelini oluşturmaktadır. Öte yandan Hz. Muhammed’in peygamberliği için öne sürülen rasyonel argümanların, yukarıda örneklerini verdiğimiz Tanrı’nın varlığı için tartışılan kozmolojik ve tasarım argümanlarından daha sağlam bir yapıda olduğu söylenebilir mi? Bilindiği gibi Hz. Muhammed’in peygamberliği için klasik argüman, Kuran’ın mucizevi doğası üzerine odaklanmaktadır. Andrew Rippin, “Kur’an’ın eşsizliği/taklit edilemezliği” dediği bu argümanın doğuşunu ve durumunu şöyle açıklamaktadır:

“Görünüşe göre Müslümanlar, erken dönemde dinlerini Hıristiyan teolojik saldırılarına karşı savunmak zorunda kaldılar. Bu sebeple de bir argüman ortaya koydular: Kur’an Hz. Muhammed’in mucizesidir; bu nedenle Hz. Muhammed gerçekten bir peygamberdir ve İslam gerçekten apaçık yeni bir dindir. Tartışmadaki tüm katılımcılar ilk kararda anlaşmış görünüyorlar. Müslümanların kanıtlaması gereken ve Hıristiyanların çürüttüğü şey, ikincisinin geçerliliğidir. Bu bakımdan zamanla bu argüman, Kuran’ın “eşsizliğini” kanıtlamakla ilgilenmeye başlamıştır (Yunus 38;Tebagün 13). Görüldüğü gibi örnek olarak verdiğimiz bu pasajlar, Allah’ın Kur’an’ı Hz. Muhammed’e verdiğinin ve ilahi kökeninden dolayı, onun üretilmiş bir metin olmadığının da geçerliliğini ortaya koyan pasajlardır. Metnin bu eşsizliği, mucize niteliğini de kanıtlayarak Hz. Muhammed’in rolünü ve İslam’ın doğruluğunu da ortaya koymaktadır.”[2]

Issa J. Boullata’ya göre Müslüman konsensüs, Kur’an metninin benzersizliği ve özellikle dikkate değer tutulan üslup üstünlüğüne atıfta bulunarak, okuma yazma bilmeyen biri olarak Hz. Muhammed’e vaaz edildiği göz önüne alındığında, Kur’an gibi bir metni üretmek için karşılaşılan bu zorluğun, ilk ortaya çıkışından bu yana hiçbir zaman başarılı bir şekilde karşılanmadığının üstünde durmaktadır.[3] Dolayısıyla ifade edilen bu tutum, Kur’an’ın ilahi kökeni ve Hz. Muhammed’in peygamberliği için güçlü bir kanıt olarak sunulmaktadır.

Kur’an’ın gerçekten de “eşsiz” olduğunu ve bu gerçeğin bir mucize oluşturduğunu varsayalım. Eğer bir kişi, mucizelerin peygamberlik statüsünü kanıtladığına dair makul bir varsayımı kabul ederse, o zaman Hz. Muhammed’in gerçekten Tanrı’nın peygamberi olduğunu düşünmesi için iyi bir kanıta sahip olmuş olurdu. Ve eğer öyleyse, o zaman bu kişi, ilahi olanın doğası hakkındaki görüşleri de dahil olmak üzere Hz. Muhammed’in Tanrı hakkında söylediklerini ciddiye almak için mümkün ve olası bütün sebepleri de elinde bulundurmuş olurdu. Peki Kur’ân’ın eşsizliği/taklit edilemezliği argümanı başarılı mıdır? Argümanın problemli tarafı, ‘mucize’ kavramının Hume’da bulduğumuz klasik kavramla örtüşmemesidir. Hume, ‘Mucizeler’ adlı makalesinde bu kavramı; “İlahi olanın belirli bir iradesiyle ya da onun görünmez bir müdahalesi yoluyla bir doğa yasasının ihlali” olarak tanımlamaktadır.[4] Dolayısıyla Hume’cu açıdan bakıldığında mucize gibi bir hadise ile karşılaşmamaktayız. Ancak evrende hala keşfedilmeyi bekleyen doğa yasalarının olabileceği ihtimali göz önüne alındığında, bu yorum bazı problemleri de beraberinde getirmektedir. Öncelikle mucize tanımlamasını, doğa yasalarının ihlali olarak değerlendirmemiz için elimizde makul bir sebep bulunmamaktadır. Nitekim ilahi olanın tanımı gereği de olsa, böyle bir ihlalde bulunması zorunlu değildir. Ayrıca henüz bizim bilmediğimiz bir doğa yasasının olabileceği ihtimalini değerlendirdiğimizde, yine İlahi olanın, doğa yasasını ihlal etmesi gibi bir durumun olmadığı açıktır. Bu bakımdan Hume’un mucize tanımlaması, tarih içerisinde değişik düşünürlerce farklı şekillerde ele alınmaya devam etmektedir.

Hume’cu anlamda bir mucizenin ortaya çıkması, doğaüstü aktivitenin ortaya çıkması için bazı kanıtlarda sağlar. Çünkü sadece Tanrı gibi bir şey, evrensel olarak kabul edilen bir doğa yasasının ihlalini açıklayabilir.[5] Fakat iddia edilen bir mucize doğa yasalarını ihlal etmezse, o zaman onun kanıtlanmış değerini belirlemek zorlaşır. Bu nokta, Richard Swinburne’un Kuran’ın mucizevi olduğu iddiasına temel itirazına da ayrıca dayanak sağlamaktadır:

“Okuma yazma bilmeyen yaratıcı dehaların normalde sadece okuryazarların erişebileceği gerçekleri tahmin edemeyeceğinden şüphelenmek için hiçbir nedenimiz yoktur”.[6]

Söz konusu farklı bir din olunca Swinburne’ün Hume ile benzer şeyleri savunması ilginçtir. Öyle ki, Hume’cu mucize anlayışına yaptığı sayfalarca itirazı göz önünde bulundurduğumuzda yaptığı bu itiraz, oldukça şaşırtıcıdır. Kaldı ki, kendi tanımlamaları içerisinde Kur’an’ın eşsiz üslubu ve taklit edilemezliği göz önüne alındığında, metnin kendisinin “hafif mucize” sınıflandırmasına girmesi bile söz konusudur. Eğer Swinburne’ün iddialarını ciddiye alacak olursak, Celile’li bir marangozun hastaları iyileştirmesinden de şüphe etmemiz gerekir. Çünkü ortada basit bir şekilde okuma yazma bilmeyen bir kişinin gelecek hakkında temennilerde bulunması gibi bir durum söz konusu değildir.

Richard Swinburne (1934-….)

Tanrı’nın varlığı ve Hz. Muhammed’in Peygamberliği için rasyonel argümanları kısaca değerlendirmeye çalıştığımız bu yazımızda, İslam inancının rasyonel olarak araştırılabilmesi için üstesinden gelinmesi gereken bazı ciddi engellere dikkat çekelim. En önemli eksiklik elbette İslam inancının doğru veya rasyonel olduğunu göstermek için bugün Müslüman cemaatten herhangi bir önemli felsefi öneri bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Bunun nedenlerinden biride ayrıca fideizmin üstünlüğüdür. Müslüman düşünce yapısı hakkında değerlendirmelerde bulunan oryantalist W. Montgomery Watt’, “Gelenekçi Müslümanlar bugün ‘İslam’ın akla dayalı bir din olduğunu’; ancak bu noktayı ayrıntılı olarak ele almamız istendiğinde, sadece onikinci yüzyılda moda olan felsefi akıl yürütme türlerini ortaya koyduklarını” ifade etmektedir.[7] Kanaatimizce bu değerlendirmeler bugün hala geçerliliğini korumaktadır. İlahiyat çevrelerinin kahir ekseriyetinin geçmişe hala özlemle bakıp bu duruma iç geçirmeleri de bunun en bariz göstergesidir. Felsefenin neredeyse mümkün olduğunca minimum müfredata indirgenmesi, aykırı fikirlerin münazara bile edilmeden kapı dışarı edilmesi de bu durumun en önemli sebeplerinden birini oluşturmaktadır. Bu açıdan bakıldığında günümüzde İlahiyatların ‘iyi Müslüman/dindar Müslüman’ yetiştirme kurumu olarak görülmesi iddiası, temelsiz bir düşüncedir. Nitekim öyle olsaydı, bugün herkesin ağzına sakız olan ‘Deizm/Ateizm artıyor.’ iddiası yanlışlanmış olurdu. Ancak eldeki verilerin bunun tam aksini göstermesi, felsefi yöntemin İlahiyat ya da teoloji için önemli olduğunu ortaya koymaktadır.


Yararlanılan Kaynaklar:

  • Stephen T. Davis, God, Reason and Theistic Proofs, (Edinburgh: Edinburgh University Press, 1997), s. 6-7.
  • Andrew Rippin, Muslims: Their Religious Beliefs and Practices, Third Edition, (London: Routledge, 2005), s. 38.
  • Issa J. Boullata, ‘The Rhetorical Interpretation of the Qur’an: I’jaz and Related Topics’, in Andrew Rippin (ed.), Approaches to the History of the Interpretations of the Qur’an, (Oxford: Clarendon Press, 1988), s. 142.
  •  David Hume, Dialogues Concerning Natural Religion, ed. Martin Bell, (Harmondsworth: Penguin, 1990), s. 79.
  •  David Hume, ‘Of Miracles’, An Enquiry Concerning Human Understanding,   https://www.bartleby.com/essay/In-An-Enquiry-Concerning-Human-Understanding-by-F3APRHXF247W (Erişim: 10.06.2020)
  •  Richard Swinburne, Revelation: From Metaphor to Analogy, Second Edition, (Oxford: Oxford University Press, 2007), s. 128.
  • W. Montgomery Watt, Islamic Fundamentalism and Modernity, (London:  Routledge,  1988), s. 5.

Kaynakça:

  • [1] Stephen T. Davis, God, Reason and Theistic Proofs, (Edinburgh: Edinburgh
  •  University Press, 1997), s. 6-7.
  • [2] Andrew Rippin, Muslims: Their Religious Beliefs and Practices, Third Edition, (London: Routledge, 2005), s. 38.
  • [3] Issa J. Boullata, ‘The Rhetorical Interpretation of the Qur’an: I’jaz and Related Topics’, in Andrew Rippin (ed.), Approaches to the History of the Interpretations of the Qur’an, (Oxford: Clarendon Press, 1988), s. 142.
  • [4] David Hume, Dialogues Concerning Natural Religion, ed. Martin Bell, (Harmondsworth: Penguin, 1990), s. 79.
  • [5] David Hume, ‘Of Miracles’, An Enquiry Concerning Human Understanding, https://www.bartleby.com/essay/In-An-Enquiry-Concerning-Human-Understanding-by-F3APRHXF247W (Erişim: 10.06.2020)
  • [6] Richard Swinburne, Revelation: From Metaphor to Analogy, Second Edition, (Oxford: Oxford University Press, 2007), s. 128.
  • [7] W. Montgomery Watt, Islamic Fundamentalism and Modernity, (London:  Routledge,  1988), s. 5.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Tufan Kıymaz - Salgın Günlerinde Felsefenin Rehberliği - 4

En Güncel Haberler Analitik Felsefe