Kötülük Problemi: Tanrı Varsa Neden Hepimiz Cennette Değiliz? – Carlo Alvaro

/
523 Okunma
Okunma süresi: 14 Dakika

HAIAFE (Heaven Ab Initio Argument From Evil: Cennetten Gelen Kötülük Argümanı) Tanrı’nın varlığına karşı güçlü bir argümandır; Tanrı’nın var olmadığına dair bir kanıt sunar. (Ç. N.: Yazının geri kalanında argümandan HAIAFE şeklinde bahsedilecek).

Tanrı varsa dünyada neden bu kadar çok kötülük ve acı var? Çok sayıda filozof kötülüğün varlığının Tanrı’nın varlığına aykırı olduğunu savunur. Teologlar ise Tanrı’nın kötülüğe ve acıya izin vermek için ahlaki açıdan yeterli sebepleri olduğu cevabını verirler. Bu makalede Tanrı’nın kötülüğe izin vermek için ahlaki açıdan yeterli sebepleri olmadığını gösteren ve dolayısıyla Tanrı’nın var olmadığını kanıtlayan yeni bir argüman anlatılmaktadır.

Geleneksel Kötülük Problemi ve (Sözde) Çözümleri

Avustralyalı filozof J. L. Mackie kötülük argümanının bir versiyonunu şu şekilde formüle etmiştir:

Tanrı her şeye kadirdir; Tanrı tamamen iyidir ama yine de kötülük vardır. Bu üç önerme arasında bir çelişki var gibi görünüyor; öyle ki bunlardan herhangi ikisi doğru olsaydı üçüncüsü yanlış olurdu. (Mackie, 1955, s. 200).

Bu nedenle Mackie, “dini inançların rasyonel destekten yoksun olduğuna değil, kesinlikle irrasyonel olduğu” sonucuna varmaktadır. . . “(s. 200).

Amerikalı filozof Alvin Plantinga, Mackie’nin argümanının muhtemelen en ünlü itirazlarından birini formüle etmiştir. Plantinga şöyle yazmaktadır:

Bazen önemli ölçüde özgür olan (ve özgürce kötülükten çok iyilik yapan) varlıklar içeren bir dünya, diğer her şey eşit olduğunda, hiç özgür varlık içermeyen bir dünyadan daha değerlidir. (Plantinga, 1974, s. 166).

Plantinga’ya göre kötülüğün ve acının var olması Tanrı’nın suçu değildir. Ne de olsa cinayet işleyen, yağmalayan, tecavüz eden ve her türlü kötülüğe neden olan insanlardır. Plantinga, Tanrı’nın kötülüğü ancak insanların özgürce kötülük yapmasını engelleyerek önleyebileceğini belirtmektedir. Ancak insanların özgürce günah işlemesini engellemek, Tanrı’nın insanları iyi olmaya zorlamasını gerektirir ki bu da insanları Tanrı’nın kuklaları haline getirir.

Bir diğer önemli argüman da John Hick’e aittir:

O halde, bunun etik açıdan makul bir yargı olduğunu öne sürüyorum. Kişinin ahlaki çabasıyla yavaş yavaş inşa edilen insan iyiliğinin, Yaratıcı’nın gözünde ruh yaratma sürecinin uzun zahmetini bile haklı çıkaracak bir değeri olmalıdır. (Hick, 1977, s. 255-56) (Ç.N.: Burada kast edilen şey, kişilerin karşılaştıkları kötülükler aracılığıyla ruhsal olgunlaşma ve karakter gelişimi yaşadıklarıdır. Bu açıdan kötülükler bir tür olgunlaşmanın parçasıdır ve bir iyiliğe hizmet ederler).

İşin özü, insanlara ahlaki gelişim fırsatı sunduğu için Tanrı’nın kötülüğe izin vermesidir. Buradaki fikir, bir insanın acı çekerek erdemli bir ruha sahip olmasının, Tanrı’nın buyruğuyla erdemli bir ruha sahip olmasından daha iyi olduğudur.

Kötülük Problemi Gerçekten Çözüldü mü?

HAIAFE yukarıda belirtilen her iki argümanı da çürütmektedir. Bu argüman, Tanrı’nın kötülüğün var olmadığı, özgür iradeli varlıkların yaşadığı olası bir dünya yaratabileceğini göstererek Plantinga’nın argümanını çürütür. Buna ek olarak, erdemli ruhlara ulaşmanın kötülük ve acı çekme yoluyla gerçekleşmesinin gerekmediği makul bir dünya sunarak Hick’in argümanını da çürütmektedir.

HAIAFE’nin özü, Tanrı’nın cenneti başlangıçtan itibaren yaratabileceği ve yaratmak isteyeceği, böylece kötülük ve acıdan kaçınacağıdır.

Argüman şu şekilde ilerlemektedir. Klasik teizme göre, Tanrı dünyayı belirli bir amacı gerçekleştirmek için, yani Tanrı’yı sevmeyi ve cennette sonsuza dek O’nun yanında yaşamayı özgürce seçen varlıklar olması için yaratmıştır. Tanrı eğer yapabilseydi, kötülük ve acı gereksiz olsaydı cenneti en başından yaratmak isterdi. Tanrı her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen olduğu için bu dünyayı yaratması gerekmezdi. İlk etapta yalnızca cenneti ve doğrudan cennetteki çocuklarını yaratabilirdi, bu durumda kötülük ve acı gereksiz olurdu. Durum böyle olmadığına göre, Tanrı’nın var olmadığı sonucu ortaya çıkar.

Kötülük ve Acı Gerçekten Gereksiz ve Önlenebilir mi? 

Klasik teizm; Tanrı’nın amacının özgür iradeye sahip varlıklar yaratmak olduğunu ve bu yaratıkların özgür iradeleri ile yaratıcılarıyla birlikte ebedi bir mutluluk durumunda olmayı istediğini, yani cennette sonsuza dek yaşamayı kabul eden özgür iradeli varlıklar yaratmak olduğunu ileri sürer. Buna göre fiziksel dünya, insanları bir ömür boyu sürecek sancılarla Tanrı’yı tanımaya ve sevmeye hazırlayan geçici bir durumdur.

Peki kötülük ve acı gerçekten gereksiz midir? Klasik tektanrıcılığa göre Tanrı’nın erdem paradigması olduğunu, ancak (sözde) kötülüğü ve acıyı hiç deneyimlemediğini düşünün. Yani iyi olmak için kötülüğü deneyimlemek gerekmez.

Kötülük ve acı bize bilgelik, dayanıklılık, merhamet ve diğer ahlaki erdemleri öğretebilir. Ne var ki bunlar sonlu varlıklar için faydalı erdemlerdir, ancak doğrudan cennette yaratılan bedensiz varlıklar için önemsizdir. Bir kez daha, Tanrı’nın kötülüğü ve acıyı asla deneyimlememiş, tamamen sevgi dolu bir varlık olarak kabul edildiğini hatırlayın.

Erdemler acıları anlamamızı ve önlememizi, zor durumlarda başkalarına yardım etmemizi sağlar. Ancak Tanrı çocuklarını doğrudan cennette yaratmış olsaydı, Tanrı’nın yarattıkları asla acı çekmez ya da zor durumlarla karşılaşmazdı ve erdemlerin de bir önemi olmazdı. Savaş, kıtlık ve hastalık bize olumlu ahlaki değerler öğretebilir. Örneğin, savaş bize çatışmanın anlamsızlığını ve dostluğun önemini öğretebilir. Bununla birlikte, savaşın hiç var olmadığı bir âlemde var olsaydık bu tür dersler de önemsiz olurdu.

Tanrı doğrudan cennette fiziksel bedenlerden, işlerden, arabalardan, uyuşturuculardan, okullardan, silahlardan ya da diğer sonlu nesnelerden yoksun varlıklar yaratabilir. Başka bir deyişle, Tanrı cenneti ve cennette yaşayan cennetsel varlıklar yaratabilir çünkü O her şeye kadirdir.

Cennetteki Ruhlar Kötülük Yapabilir mi?

Bariz itiraz, doğrudan cennette özgür varlıklar yaratmanın kötülüğün yokluğunu garanti etmeyebileceğini söylemektir. Ancak bunun imkânsız olduğu ileri sürülebilir. Kötülüğün doğasını düşünün. Aziz Augustine’e göre, “Tüm kötülükler tam da şehvetten, yani ayıplanacak bir arzudan kaynaklandığı için kötüdür.” (1. 4. 10. 34-35). Augustinus kötülüğün, zenginlik, açgözlülük, yemek, seks ve diğer dünyevi şeyler gibi bedensel zevkleri deneyimleyen sonlu varlıkların şehvet dolu davranışlarından kaynaklandığını açıklamaktadır (I.4. 10. 32-36).

Augustinus’un kötülük analizi doğru görünmektedir. Ahlaki kötülüğe şehvetten başka ne neden olabilir? Fiziksel bedenler ve fiziksel nesneler olmasaydı, kötülük ve acı da var olmazdı çünkü şehvete neden olan nesneler var olmazdı.

Peki cennetsel varlıkların maddi şehvetten kaynaklanmayan ahlaki kötülüğe neden olması mümkün müdür? Fiziksel olmayan bir dünyada fiziksel bir beden olmadan bu mümkün görünmemektedir. Bu varlıklar özgür irade ile donatılmış olsalar bile cennette kötülüğün varlığının makul açıklaması ne olabilir? HAIAFE’ye göre, Tanrı’nın yarattıklarının doğrudan cennette yaratılabileceğini hatırlayın. Bu nedenle insanlar, şu an sahip oldukları ve arzuladıkları maddi nesneleri deneyimlemeyecek ya da bu konuda bilgi sahibi olmayacaklardır. Birbirlerini kıskanmaları bile mümkün olmayacaktır çünkü Tanrı hepsine eşit sevgi ve ilgi gösterecektir.

Dolayısıyla, cennette kötülüğün ve acının var olabileceğini savunanların önündeki zorluk, cennette günahkâr ya da şehvet dolu davranışlara dair makul örnekler vermektir.

Cennette ruhani nesneler olabileceği öne sürülebilir ancak şehvet uyandıran ne tür ruhani nesneler olabilir? Muhtemelen cennette zina, cinayet, hırsızlık, mezara saygısızlık, para, uyuşturucu, yiyecek ve benzeri nesneler bulunmayacaktır. Eğer biri cennette şehvet uyandıracak nesneler olduğuna inanıyorsa, buna makul örnekler vermelidir. Böyle örneklerin yokluğunda, fiziksel bedenler, fiziksel bir dünya ve arzulanacak fiziksel nesneler olmadan cennetin kötülük ve acı içermeyen sonsuz bir mutluluk hali olduğu ve yine de cennet varlıklarının özgür iradeye sahip olduğu sonucuna varılır.

Şimdi başka bir itirazı düşünün. Belki de Tanrı’nın yarattıkları Tanrı’ya özgürce itaatsizlik edebilirdi ve O’nu inkar edebilirdi, bu da Tanrı’nın, çocuklarını kendisine getirme amacına zarar verirdi. Bu nedenle Tanrı insanları, günah işlemeden özgür olmayı öğrenebilecekleri fiziksel bir dünyada yaratabilirdi ve sonunda sadece temiz kalpli olduklarını gösterenler cennette bir yer hak ederdi.

Yukarıdaki itiraza verilebilecek en az üç yanıt vardır. Birincisi yukarıda ele alınan aynı mantık silsilesini içerir, yani doğrudan cennette yaratılan fiziksel olmayan varlıkların Tanrı’ya itaatsizlik edeceğine ya da Tanrı’yı inkar edeceğine inanmak için makul bir neden yoktur. Bir kez daha, cennetin ebedi bir mutluluk hali olduğu fikri ortaya atılmaktadır. Sonsuz mutluluk durumunda var olan bir varlığın Tanrı’ya itaatsizlik etmesi için yeterli sebep ne olabilir?  Sonuçta, insanların günah işlemesinin nedeni zevk, güç ya da başarı (ya da bunların hepsinin) peşinde koşmalarıdır. Ancak HAIAFE tarafından tarif edilen varlıklar Tanrı’nın huzurunda mümkün olan en yüksek iyilik durumunda bulunmaktadırlar: mümkün olan en yüksek iyilikten daha fazla neyi arzulayabilirler ki?

Cenneti Boykot Etme Olasılığı

HAIAFE tarafından tarif edilen varlıkların Tanrı’ya itaatsizlik etme olasılığını düşünelim. Bu varlıklar greve gitmiş ya da fiziksel olmayan kollarını kavuşturup cenneti boykot etmiş olabilirler mi? Eğer durum buysa, grev yapmalarının amacı ne olabilir? Ya da bu fiziksel olmayan varlıklar hırsızlık yapmış ya da diğer fiziksel olmayan varlıkları öldürmüş ya da istismar etmiş olabilirler mi?

Bir kez daha, az önce tarif edilen davranışlar, bazı fiziksel ve/veya psikolojik faydalar arzulayan insanoğlunun tipik davranışlarıdır. Ancak, daha önce de gözlemlendiği gibi, HAIAFE tarafından tarif edilen varlıklar en başından beri ebedi bir mutluluk hali içinde bulunmaktadır. Dolayısıyla, şehvet dolu ya da suç teşkil eden davranışlarda bulunacaklarına inanmak için makul bir neden yoktur.

Cennette boykotun/Tanrı’ya başkaldırının mümkün olduğunu söyleyebilecek kişilere ikinci bir yanıt da şudur. Tartışma adına, HAIAFE tarafından tarif edilen varlıkların Tanrı’ya itaatsizlik ettiğini varsayalım. Bu durumda fiziksel dünyada insan yaratmanın ne gibi bir avantajı olabilir? Muhtemelen, Tanrı’nın HAIAFE tarafından öngörülen türde bir dünya yaratması, içinde yaşadığımız mevcut dünyadan çok daha basit olacaktır. Sonuçta, Tanrı’nın yarattıklarının itaatsizlik etmesi durumunda (bu ne anlama geliyorsa), Tanrı onları terbiye edebilir ya da daha iyisi, sözde itaatsizleri eğitip ıslah edebilir.

Üçüncü yanıt ise, her şeyi bilen bir Tanrı’nın, tanımı gereği, maddi dünyayı yaratmadan önce hangi bireylerin özgür iradelerini kullanarak itaatsizlik edeceklerini ya da kötülüğe neden olacaklarını bildiğidir. Dolayısıyla Tanrı, yalnızca günah işlemeyecek, O’na itaatsizlik etmeyecek ya da kötülüğe neden olmayacak özgür iradeli varlıklar kümesini yaratabilir. Bu da kötülükten arınmış maddi bir dünyaya sahip olmamızı sağlardı.

Maddi Dünyadaki İyiliği Savunmak

Tanrı’nın yarattığını maddi dünyayı savunmak için şöyle bir argüman ileri sürülebilir. (Fiziksel) varoluşumuz kötülük ve acıyı kapsasa da aynı zamanda çok sayıda iyilik, neşe ve olumlu deneyimler de içerir. Eğer insanlar bu deneyimlerden mahrum bırakılsaydı, Tanrı tarafından haksızlığa uğratılmış olmaz mıydı?

Bu deneyimler insanlar için birçok yönden faydalı olabilir ancak Tanrı’nın nihai amacına ulaşması için bunların gerekli ve zorunlu olduğu anlamına gelmez. Fiziksel dünya deneyimi olmaksızın Tanrı’nın yarattıklarının haksızlığa uğrayacağını ya da dezavantajlı duruma düşeceğini iddia etmek makul değildir.

İlk gözlem üzerinde düşünelim. İnsanların fiziksel dünyada sahip olduğu pek çok deneyim gerçekten de paha biçilmez olabilir. Ancak dünyevi deneyimlerin cennette bir önemi yok gibi görünmektedir. Eğer cennet Tanrı’nın huzurunda sonsuz bir mutluluk hali ise fiziksel dünyada öğrenilen herhangi bir ahlaki dersin orada nasıl geçerli olacağını ve maddi dünyada yaşadığımız sevinç türlerinin orada geçerli olup olmayacağını hayal etmek zordur.

Peki ya Tanrı’nın, yarattıklarından hangilerinin cennete gitmeyi gerçekten hak ettiğini belirlemek için önce insanları fiziksel bir dünyada yaratmak isteyebileceği fikrine ne demeli? Bu, tuhaf bir iddiayı, yani insanların bir şeyi elde etmek için onu hak etmeleri gerektiğini ima eder. Bu iddia dünyevi sosyal normları Tanrı’ya uygulamaktadır. Ancak Tanrı sonsuz sevgi dolu bir varlık olduğunda  tüm yarattıklarının ilk etapta cenneti hak ettiğine kolayca karar verebilirdi.

Cennet En Başından Beri Özgür İradeyi Yadsır mı?

HAIAFE tarafından tasvir edilen dünyada, Tanrı’nın yarattıklarının doğrudan cennette yaratılmaktan başka seçenekleri yoktu. Teistler, cennet ne kadar mutlu ve neşeli olursa olsun, Tanrı çocuklarını doğrudan cennette yaratmış olsaydı Tanrı’nın çocuklarının orada olmayı seçme özgürlüğüne sahip olmayacaklarını iddia edebilirler.

Bir anlamda, mevcut durumda da insanların başka seçeneği yoktur. İnsanları Tanrı yaratmıştır ve dünyadaki yaşamlarının ardından ya cennete ya da cehenneme gideceklerdir. HAIAFE durumu sadece bir adım daha az atıyor, o kadar.

Her halükarda, HAIAFE’nin tasvir ettiği dünyanın bariz avantajları vardır. Her şeyden önce, cennet en başından itibaren ırkçılık, savaş, hastalık, kötülük ve acıya neden olan gereksiz kötülükleri önleyecektir. İkinci olarak, şüpheyi ve dolayısıyla dini savaş ve ayrılıkları önleyecektir. Üçüncüsü, Tanrı’nın, yarattıklarını kendisiyle dostane bir ilişkiye getirme nihai hedefini gerçekleştirmesinin en etkili yoludur. Kötülük ve acıların bir sonucu olarak ne kadar çok insanın agnostik ya da ateist olduğunu ya da Tanrı’dan nefret ettiğini veya Tanrı’ya kızdığını düşünün.

Yeni Kötülük Argümanı Tanrı’nın Varlığını Çürütmede Başarılı mı?

Tanrı’nın varlığına karşı en güçlü argümanlardan biri olan kötülük argümanının bir varyasyonunu gördük. Bu argümanın değeri, Tanrı’nın nihai hedefi olan, çocuklarıyla birlikte kötülüğün olmadığı ebedi bir mutluluk içinde yaşama hedefi göz önüne alındığında, Tanrı’nın çocuklarını doğrudan cennette yaratması gerektiğini göstermesindedir.

Tanrı’nın böyle bir durumu yaratmaması için hiçbir neden yok gibi görünmektedir; insanlar doğrudan cennette yaratılırsa, haksızlığa uğramayacak ve önemli hiçbir şeyi kaçırmayacaklardır. Aslında cennetteki yaşam o kadar güzeldir ki kıyaslandığında insanın maddi dünyadaki varoluşu hiç de arzu edilir değildir.

HAIAFE, Tanrı’nın kötülüğe izin vermek için ahlaki açıdan iyi nedenleri olduğunu göstermeye çalışan çeşitli çürütmeler, savunmalar ve teodiseler için ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Eleonore Stump’a göre; kötülüğün varlığının her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve her şeye kadir bir Tanrı’nın varlığıyla mantıksal olarak tutarsız olduğunu göstermek için, “… en azından şu iddianın doğru olduğunu göstermek gerekir: Tanrı’nın kötülüklere izin vermesi için ahlaken yeterli bir neden yoktur.” (Stump 1985, s. 392).

Fiziksel dünyanın gereksiz ve kötü doğası ve cennete girdikten sonra insan ahlakının önemsiz oluşu göz önüne alındığında, HAIAFE, Tanrı’nın ilk etapta cenneti yaratabileceğini ve yaratmak isteyeceğini göstermektedir. Tanrı bunu yapmadığına göre- aksi takdirde hepimiz şu anda cennette olurduk – klasik teistik Tanrı yoktur.


Kaynakça

  • Alvaro, C. (2023). The “Heaven Ab Initio” Argument from Evil. Religions, 14(2), 200. MDPI
  • AG. Retrieved from http://dx.doi.org/10.3390/rel14020200.
  • Augustine, Saint and Williams T. (1993). On Free Choice of the Will”. New York: Hackett
  • Publishing Company.
  • Hick, J. (1977). Evil and the God of Love, revised ed. New York: Harper & Row.
  • Mackie, J. L. (1955). Evil and Omnipotence. Mind 64: 200–12.
  • Plantinga, A. (1974). The Nature of Necessary. Oxford: Oxford University Press.

Carlo Alvaro – “The Problem of Evil: If God Exists, Why Aren’t We All in Heaven?“, (Erişim Tarihi: 06.06.2024)

Çevirmen: Kemal Furkan Onat

Çeviri Editörü: Beyza Nur Doğan

2002 Avusturya doğumludur. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde öğrenimine devam etmektedir. Başlıca ilgi alanları din felsefesi, epistemoloji ve metafiziktir.

1 Yorum

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Tuhaflık Argümanı’nda Tuhaf Olan Ne? (2) – Taner Beyter

Sonraki Gönderi

Antinatalizm Ve Var Olmak – Cansu Özge Özmen & Taner Beyter

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü