Liberalizm ve Sınıf Kuramları Üzerine – Talha Gülmez

122 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

2018’de siyaset teorisi açısından en heyecan verici gelişmelerden biri David Hart, Gary Chartier ve Roderick T. Long’un editörlüğünü yaptığı Social Class and State Power: Exploring an Alternative Radical Tradition isimli antolojinin yayınlanmasıydı. İçerisinde liberal gelenekten gelen birçok ismin (Richard Overton’dan James Mill’e, Ludwig von Mises’ten Walter Grinder’a) sınıf analizlerini içeren 35 makale bulunuyor. Peki bu kitap neden önemli?

Birincisi, bugün kendisine liberal diyen birçok kimse sınıf analizinden ve hatta sınıf kelimesinin kendisinden hoşlanmıyor. Sınıf konusu solun tekelinde görülüyor, sanki sınıf konsepti şeytan icadıymış gibi yaklaşılıyor. Burada ufak bir ironi var: Sistematik olarak sınıf analizi yapan ilk kişiler klasik liberal tarihçi ve iktisatçılar. Marx bunu Joseph Weydemeyer’a yazdığı mektupta şöyle ifade etmekte:

Modern toplumda sınıfların varlığının veya aralarındaki mücadelenin keşfinin onuru bana mal edilemez. Benden çok daha önce burjuva tarihçileri sınıf çatışmasının tarihsel gelişimini halihazırda tasvir etmiş bulunuyordu. [1]

Dahası Marksist sınıf analizinin liberal kökeni liberteryen tarihçi Ralph Raico tarafından takdire şayan biçimde belgelenmiş halde. [2] Social Class and State Power kitabının liberallere sınıflarla ilgili tartışmalara uzak kalmak gibi bir yükümlülükleri olmadığını hatırlatacağını umuyorum.

İkincisi, akademik tartışmaları sol/Marksist sınıf geleneği üzerine şekillenen çalışmalar domine etmiş bulunuyor. Bu kitabın akademide sola bir alternatif olduğunu, sosyolojik ve siyasal olarak solun anti-kapitalist sınıf kuramlarına rakip bir çerçeve sunduğunu söylemek mümkün. Sosyal bilimlerde kapatılması elzem bir açığı, liberal fakat toplumsal dokuyla ilgilenen çalışma açığını, kapatma yolunda atılmış bir adım.

Spesifik bir liberal sınıf kuramını (diyelim, Hans-Hermann Hoppe’nin Avusturyacı Sınıf Analizi’ni [3] ya da Roderick Long’un Liberteryen Sınıf Teorisi’ni [4]) benimsemeden genel hatlarıyla bunun nasıl olabileceğine dair bir taslak çizebiliriz.

Genel Hatlarıyla bir Sınıf Tahlili

Çizmeye çalıştığımız resim kabaca şöyle: Toplumda iki tabaka vardır, “Muktedirler” ve “Yönetilenler“. Muktedirler siyasal iktidara sahip ve/veya siyasal iktidarın imtiyazlarından faydalanan erk sahipleri. Bunların devletin organlarını yöneten devletin resmi politikacıları ve devletin gücünü kendi çıkarı için kullanan sermayedarlar olduğunu söylemek mümkün. Siyasi iktidar artı yandaş şirketler olarak da daha basitçe ifade edilebilecek bir denklem. Bunun aksine reaya ise yönetilen ve imtiyazsız sınıf.

Muktedirlerin gayesi iktidarlarını olabildiğince sürdürmek ve genişletmek, devletin hukuki ve zorakilik tekelinin getirdiği devasa güçten mümkün olan en iyi biçimde yararlanmak. Fakat iktidar oyunu sıfır toplamlı bir oyun. Oyuna halkı dahil ettikçe; gücü adem-i merkezileştirdikçe, ülkeyi piyasa ve siyasete açık erişim toplumu haline getirdikçe hükmedenlerin gücü azalıyor. Kendi keyfî ve şahsi çıkarlara dayalı uygulamalarını hayata geçirmeye fırsat bulma şansları azalıyor. Bu nedenle yönetici/muktedir sınıf ile yönetilen/aciz sınıf arasında bir çekişme (i.e, çıkar çatışması) var. Bu çatışmanın en iyi görülebileceği yerler devlet kuvvetinin en yoğun olduğu coğrafyalar. Tarihteki faşist ve sosyalist devletlerde böyle bir güç yoğunlaşması yaşanmış, eşi benzeri görülmemiş yozlaşma ve tiranlıklara yol açmıştır. Halkın sefaleti ile yönetici sınıfın refahı arasındaki farkların en belirgin görüldüğü yerler buralar olmuştur.

Bu sınıf kuramının sol sınıf tahlilleriyle ayrışan yönü, sermayedar sınıfı yekpare bir yapı olarak görmemesi. Piyasanın yapısı gereği belirli bir ekonomik gruba tanınacak her imtiyaz, diğer gruplar pahasına olacaktır. Eğer devlet belirli bir alanda faaliyet gösteren belirli bir şirketi kayırıyorsa, aynı alanda rekabet eden diğer tüm şirketler bundan olumsuz etkilenecektir. Yani sınıflar sadece siyasetçiler ve vatandaşlar arasındaki bir çıkar çatışmasından ibaret değildir, aynı zamanda ekonomik aktörler arasındaki çıkar çatışmasından da meydana gelir. Ekonomik aktörler rant kapısı olan devlete yanlamaya, bir kez tutunduklarında ise bu iktidarı devam ettirmenin yollarını aramaya çabalar.[5] Brink Lindsey ve Steven Teles, The Captured Economy isimli kitaplarında siyasi-ekonomik aktörlerin devlet imtiyazlarını ve düzenlemelerini kendi konumlarını güçlendirmek için nasıl kullandıklarını finansal regülasyonlar, fikri mülkiyet yasaları, meslek lisansları  ve arazi kullanım yasaları üzerinden somut biçimde göstermiştir. [6] Liberal iktisatçı Randall Holcombe, The Political Capitalism kitabında ülkenin ekonomik ve sosyal yapısının ekonomik elit ile siyasiler arasındaki ilişki aracılığıyla düzenlendiği yönetimleri, sosyalizm ve kapitalizmden ayrı üçüncü bir sistem olarak değerlendirmemiz gerektiğini ileri sürecek kadar ileri gitmiştir ve belki de liberal sınıf kuramının şimdiye kadarki en kapsamlı tasvirini sunmuştur.[7]

Muktedirlerin kendi iktidarlarını devam ettirme ve yeniden üretme araçları da, “devletin ideolojik aygıtları”, mevcut. Bunların içinde belki de en önemlisi medya. Geleneksel/kitlesel medya muktedirlerin kendi meşruiyetlerini halk gözünde devam ettirmelerini sağlayan en önemli araçlardan biri olmuştu, ve halâ da öyledir denebilir. Hükümetler medyayı kendi çıkarlarına göre manipüle etmekten geri durmaz. [8] Muktedir-medya ve sınıf ilişkisinin en çarpıcı örneklerinden biri bu topraklarda Gezi Protestoları sırasında yaşandı. Herkesin hatırlayacağı gibi hem devletin resmi yayın organlarının, hem de devletle çıkar ve ideoloji ilişkisi içerisindeki medya gruplarının tutumları Gezi’yi öncelikle görmezden gelmek (meşhur “penguen belgeseli” hadisesi en akıllara kazınan örneği bunun), durum görmezden gelinemeyecek hale geldiğinde ise sanki gayrımeşru bir terör dalgasıymış gibi lanse etmek olmuştu. Bugün halâ Gezi’de iktidar tarafınca kullanılan hasmane dil arada sırada siyasilerin dudakları arasından arsızca çıkabilmekte.

Gezi Eylemleri’nden bir kare

Yazdığım farklı bir yazıda [9] Gezi’nin ders kitaplarında yer alış biçiminden yakınmıştım, aynı yazıda bu sınıf kuramına göz kırpmıştım. Okullar da devletin/iktidarın kendi meşruiyetini yeniden üretme ve ideolojik kabullerini endoktrine etme mekanlarından biri. Fransız İhtilali’nden hemen sonra 1791 senesinde Fransız Millet Meclisi, tüm vatandaşlara zorunlu ve ücretsiz eğitimin devlet tarafından verileceğini duyurdu. Bunun amaçlarının başında da “vatana ve devrime bağlı, milletini seven, devletini korumak ve kollamak isteyen” bireylerin yetiştirilmesi vardı. [10] Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı 2 Mayıs 1920’de kuruldu, ilk İlkokul Müfredatı 1926’da yayınlandı. Bu müfredatın amacı “çocukları cumhuriyetçiliğe, milliyetçiliğe, devletçiliğe, laikliğe, inkılapçılığa sıkı sıkıya bağlı, Türk milletine, Millet Meclisi’ne ve Türk Devleti’ne saygı duyacak vatandaşlar olarak yetiştirmek”ti. [11] Bugünki iktidarın ideolojisi daha mütedeyyin bir içeriğe sahip olduğu için eğitim sisteminin de dini önceleyecek biçimde değiştirilmesi şaşırtıcı değil. Her halükârda, ideolojileri ne olursa olsun iktidarlar, ideolojik aygıtları kendi iktidarlarını devam ettirecek şekilde işe koymayı asla unutmuyor.

Sanırım liberal bir sınıf kuramının nasıl olabileceğine dair çizdiğimiz bu eskiz şimdilik yeterli. Tabii ki verdiğim bu genel taslağa birçok itiraz getirilebilir. Fakat benim yapmaya çalıştığım şey tam teşekküllü bir sınıf kuramı ortaya koyup savunmak değil. Amaçladığım şey liberallerin bu konuşmalara nasıl dahil olabileceğini, toplumsal sınıflara dair analizlere liberal içgörülerin nasıl ışık tutabileceğini örneklemekti. Herhangi bir sınıf kuramını benimsediğimden dahi emin değilim, yine de ortada belli başlı örüntülerin olduğunu reddetmek de akıllıca gelmiyor. Bu konuda liberaller akademisyenlerce yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğu ise muhakkak.


Kaynakça:

  • 1: Marx’ın Joseph Weydemeyer’e mektubu
  • 2: Ralph Raico, Classical Liberal Roots of the Marxist Doctrine of Classes
  • 3: Hans Hermann-Hoppe, Marxist and Austrian Class Analysis
  • 4: Roderick Long, Toward a Libertarian Theory of Class
  • 5: Türkiye özelinde devlet ve rant ilişkisine ait iki değerli kaynak için bkz: Ali İhsan Saner, Devletin Rantı Deniz, İletişim Yayınları, 2000; Esra Çevik Gürakar, Kayırma Ekonomisi, İletişim Yayınları, 2018.
  • 6: Lindsey, Brink, and Steven Michael Teles. The Captured Economy: How the Powerful Enrich Themselves, Slow down Growth, and Increase Inequality. Oxford University Press, 2019.
  • 7: Holcombe, Randall G. Political Capitalism: How Economic and Political Power Is Made and Maintained. Cambridge University Press, 2018.
  • 8: Christopher Coyne & Peter Leeson; Media, Development and Institutional Change, Edward Elgar Publishing, 2009. Özellikle bkz: shf. 42–52
  • 9: Devlet Dostunuz Değildir
  • 10: Carlton Hayes; Milliyetçilik, Bir Din, İz Yayınları, Shf. 69 ve 103–108.
  • 11: Ayşe Gül Altınay, The Myth of Military Nation: Militarism, Gender and Education in Turkey, Palgrave Macmillan, 2004, shf: 120–121

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde İngilizce Öğretmenliği okuyor. Yoğunlaştığı alanlar ahlak ve siyaset felsefesi olmakla birlikte politik iktisat ve evrimsel ve bilişsel psikoloji de ilgisi kapsamına girmektedir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

İklim Değişikliği Döneminde Çözüm Nükleer Enerji Değil - Stony Brook

Sonraki Gönderi

"Allahsız Ahlak Olabilir mi?" Kitabının Eleştirisi - Talha Gülmez

En Güncel Haberler Analitik Felsefe