Niçin Hristiyan, Müslüman, Yahudi Veya Bunlara Benzer Başka Bir Şey Değilim – Michael Huemer

/
670 Okunma
Okunma süresi: 16 Dakika

Yazımın başlığı Bertrand Russell’ın “Niçin Hristiyan Değilim” kitabına atıfta bulunuyor, fakat benim gerekçelerim daha farklı. Hatırladığım kadarıyla Russell’ın ana gerekçeleri (a) bir Tanrı’nın var olduğunu düşünmemesi ve (b) İsa’nın ahlaki açıdan kusursuz/mükemmel olmadığını düşünmesiydi (yine de iyi gerekçeler). Bana sorarsanız ilahi/tanrısal bir varlık var olabilir (Bence her şeye kadir olmak ve her şeyi bilmek nitelikleri var olamaz ama yine de çok büyük ölçüde bilgili ve çok büyük ölçüde güçlü bir yaratıcı var olabilir ve ve İsa’nın karakterine yönelik söyleyecek pek bir şeyim yok. Bu konular benim temel kaygılarım/ilgi alanlarım arasında yer almıyor.

1. İlk İnsanların Kaygıları

İlahi varlıklara inanma noktasında agnostik olmama rağmen, bildiğim dünya dinlerinin hiçbirine inanmıyorum. Benim için bunun ana nedeni; belirli türden dinlerin içeriğinin, özellikle de İncil veya Kuran gibi metinlerde okuduğumuz şeylerin, yüce bir varlığın dile getireceği türden şeyler olmaktan ziyade geçmişte yaşamış ilkel toplulukların uydurduğu şeyler gibi olmasıdır.

İlk olarak, Yaratıcı’ya dair bir şeyler söyleyeyim. Bu varlık var olsa dahi, O’nun (he/she/it ?) hakkında pek bir şey bilmiyorum. (Açıkçası Tanrı’nın biyolojik bir cinsiyeti yok ama sanırım geleneğe uyarak Tanrı’ya “O” (“he”: 1. tekil eril şahıs kipi) diyeceğim. Şayet Tanrı var ise bildiğim diyebileceğim şey şudur: Bu evreni, herhangi bir insan var olmadan 14 milyar yıl evvel O yaratmıştır. O, bu olaydan evvel sonsuz bir süre boyunca var olmuş olabilir. Büyük Patlama’ya sebep olduktan sonra milyonlarca ila milyarlarca yıl boyunca Büyük Patlama’nın ürettiği gazlardan bir araya gelen on binlerce, milyonlarca, milyarlarca yıldızın doğuşunu izledi. Dünyanın oluşması için yüz milyon insan yaşamı kadar bekledikten sonra, ilk insan Dünya’ya ayak basmadan evvel de yalnızca bu gezegende bulunan milyonlarca türün yaşamını ve ölümünü izledi.

Şimdi benim iman etmem gereken ve favori insan kabilelerini seçip onlara diğer insan kabileleriyle savaşmalarını söyleyen varlık bu mu yani? Kurgusal olan diğer tanrıları kıskanan ve insanlar ona tapmadıklarında, itaat etmediklerinde öfkelenen bir varlığa mı inanmalıyım? Bu varlık, sanki saplantılıymış gibi hangi insanların hangi yollarla ve hangi insanlarla seks yaptığı ile mi meşguldür? Ve insanların gelenekleri ile güç ilişkilerini devam ettirmekle mi meşguldür? Hadi ama yapmayın! Tüm bunların böyle olmasının sebebinin küçük, dar görüşlü kaygılarını Tanrı ile ifade eden ilkel kabileler olduğunu anlamak için başka ne lazım?

2. Benzerlikler

Nijeryalı bir hükümdarın yazım ile dilbilgisi hatalarıyla dolu bir e-posta gönderdiğini ve size 40 milyon dolar gönderebilmesi için banka hesap bilgilerinizi istediğini düşünelim. Nijerya siyasetiyle ilgili veya uluslararası banka havalelerinin nasıl çalıştığına dair hiçbir şey bilmiyorsunuz; ….. hadi ama yapmayın! Bu mesaj tam da bir dolandırıcının söyleyeceği şeye benziyor. Gerçek bir Nijeryalı hükümdarın neler söyleyeceğini veya kendini nasıl ifade edeceğini bilmiyorum ama böyle yapmayacağı kesin.

2016 yılında birisi, “Donald Trump, yoksul bir adamın zengin adam fikridir.” dedi. Yoksul bir adam şöyle düşünebilir: “Eğer zengin olsaydım, evimin her yeri altın dolu olurdu. İnsanları kabaca kovabilir ve her zaman onlarla küfürlü konuşurdum, ha! Ve adımı da dev bir binanın üzerine dev harflerle yazardım!” Fakat gelin görün ki gerçek zenginler (Trump dışındakileri ima ediyorum) böyle değiller.

Benzer şekilde, İncil’in ve Kuran’ın Tanrısı da ilkel bir insanın Yüce bir Varlık fikridir. Eğer yüce bir güce sahip olsaydı, ilkel insan böyle olacağını hayal ediyordu “Herkesin bana tapmasını sağlardım! Şayet biri bana tapmazsa, ona işkence ederdim. Hem de sonsuza dek. Kabilemin düşmanlarımızı mağlup etmesini sağlardım. Geyleri öldürürdüm çünkü iğrençler!”

Fakat hakiki bir Yüce Varlık böyle olmazdı. O, güç sarhoşu olan bir insan gibi olmayacaktı.

Toprağın üstünde savaşan iki karınca kolonisine baktığınızı hayal edin. Eğer çocuk değilseniz, bir koloniyi tercih edip diğer koloniyi ezmeye başlamazsınız. Karıncaların kolonilerindeki işlerini nasıl yaptıkları, doğru bir şekilde üreyip üremedikleri, sizin varlığınıza inanıp inanmadıkları veya size saygılarını gösterip göstermedikleri gibi konularda aşırıcı bir kaygı içinde olmazsınız.

Eğer bir Tanrı varsa, karıncalar bizim için her ne ise, biz de Tanrı için oyuzdur.

3. Tanrı’nın Kitabı Nasıl Bir Şey Olurdu?

Eğer bir kitap yazacak olsaydı, Tanrı’nın kitabında neler olurdu bilmiyorum. Fakat 2000 yıl önceki ilkel kabile üyelerinin hikayeleri ve öğütleri gibi şeyler olmasını beklemezdim. Bu kitapta, o dönemin insanlarının sahip olduğu önyargıların yer almasını beklemezdim. Şimdiye dek yazılmış tüm kitapların en dikkat çekicisi olarak öne çıkacağını düşünürdüm. Bu kitapta, şimdiye kadar okuduğum en aydınlatıcı, en derinlikli ve bilgilendirici şeyleri bulmayı umardım.

Kitap içinde ne olacağına dair daha spesifik şeyler söyleyemem, çünkü Tanrı olmadığım için düşünemediğim bilgiler ve derinlikler içerirdi.

Kimi zamanlar kitaplardan dünyaya anlamanın ve yorumlamanın yeni yollarını keşfeder, derinlik kazandıran deneyimler edinirim. Kabul gören mevcut matematik, fizik ve ekonomi teorileri ile diğer büyük düşünürlerin kaleme aldığı, benim kendi başıma keşfedemeyeceğim şeyleri öğrenerek bu deneyimi yaşadığımı söyleyebilirim. Ancak Tanrı tüm bunları ve bizim keşfettiğimiz diğer her şeyi Kutsal Kitap yazılmadan çok daha önce de biliyor olmalıydı. O, önümüzdeki on bin yıl boyunca keşfedeceğimiz tüm şeyleri de biliyordur. Bundan dolayı, Tanrı tarafından yazılmış veya gönderilmiş bir kitabı okusaydım aynı deneyimleri fakat çok daha büyük deneyimler olarak yaşamak isterdim: Derin içgörüler edinmeyi, zihnimin genişlediğini hissetmeyi ve muhteşem bir aklı hissetmeyi beklerdim. (Aynı Isaac Newton’u okuduğunuzda olduğu gibi fakat bundan çok daha fazlası olmalı).

Aslına bakarsanız dini metinler okuduğumda hiç de böyle şeyler hissetmiyorum. İçlerinde benim düşünemeyeceğim veya 2000 yıl önce yaşamış ilkel insanların aklına gelmeyecek olan hiçbir şey yok.

Belki de bir sebepten dolayı Tanrı, önümüzdeki 2000 yıl boyunca keşfedeceğimiz şaşırtıcı bilimsel ve matematiksel gerçeklerin hiçbirini bize söylememiştir (Bunu kolayca yapabilirdi ve yazarlığını “Bu Tanrı’nın sözüdür”de ısrar etmekten çok daha ikna edici bir şekilde göstermiş olabilirdi). Bilemiyorum, belki de tüm bunları bizim kendi başımıza keşfetmemizi istemiştir. Fakat böyle olsaydı bile (kitabı aracılığıyla) en azından bize ileri düzeyde etik ve politik bilgiler/öğretiler vereceğini düşünürdüm; eğer durum böyle değilse o halde bize bir kitap göndermenin ne gibi bir anlamı olacağını pek anlamıyorum. Mesela; belki de kutsal kitap ortaya çıktığında etraftaki ilkel insanlara söyledikleri şeyler konusunda aynı fikirde olmadıkları için birbirlerini parçalara ayırmanın iyi bir fikir olmadığını söyleyebilirdi. Belki de onlara aslında favori bir kabilesi olmadığını söyleyebilirdi ve rıza gösterdikleri sürece yetişkinlerin birbirleriyle nasıl seks yaptıklarıyla ilgilenmediğini ifade edebilirdi.

Dürüst olmak gerekirse, Yeni Ahit’te bahsettiğimiz bu şeylerin bazıları mevcut; bu kitap, o dönemde yaşayan insanların görüşlerinden daha gelişkin ve olgunlaşmış görünen bazı ahlaki öğretileri içeriyor. (Huemer’ın orjinal atfı, bizim Türkçe bir kaynaktan yaptığımız benzer atfımız)

Ancak aynı zamanda, tıpkı o dönemin insanları için de olduğu gibi karanlıkta kalmış gibi görünen daha birçok öğreti var. Burada kusursuz ahlaki sistemi bildiğimi varsaymıyorum, sadece bazı şeylerin kesinlikle doğru olmadığını (2000 yıl önce kabul edilen, ancak uzun zaman önce yanlış olduğu ortaya çıkmış olan veya barbarca olduğu için vazgeçilen şeylerden söz ediyorum) varsayıyorum. Örneğin, zina, eşcinsellik, ebeveynlere saygısızlık ve Şabat günü çalışmak gibi şeyler yüzünden insanları öldürmekle ilgili pasajlar var; aynı şekilde görünüşe göre köleliği onaylayan ve soykırımı destekleyen pasajlar da mevcut (Huemer’ın orjinal atfı, bizim Türkçe bir kaynaktan yaptığımız benzer atıf).

Hristiyanlığa diğer dinlere nazaran daha çok ön plana çıkardım çünkü Hristiyanlığa daha aşinayım. Ama şüphe yok ki Kuran’da da benzer problemler var; özellikle İslam dinine katılmayanlara yönelik nefret dikkat çekici. Bu, kulağa hiç de Yüce bir Varlık konuşuyormuş gibi gelmiyor.

Küçük Bir Uyarı: Doğu dinleri, kiminle seks yapabileceğinizle ya da Tanrı’ya tapmadığınız için kıçınızı nasıl tekmeleyeceğiyle ya da mevcut toplumsal ilişkilerindeki egemen insanlara nasıl itaat etmeniz gerektiği gibi şeylerle pek ilgilenmedikleri için bu türden eleştirilerle daha az yüz yüze geliyor. Yukarıda ifade ettiklerim esas olarak, insanların sınırlı endişelerini Tanrı’ya yüklediği teistik dinler hakkındadır.


Michael Huemer – “Why I Am Not a Christian, Muslim, Jew, or Anything like That“, (Erişim Tarihi: 13.03.2022)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Öncül Analitik Felsefe’nin 6. Sayısı Çıktı!

Sonraki Gönderi

Felsefi Sezgi: ‘A Priori’ Gerekçelendirme Denen Şey De Nedir? – Bruce Russell

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü