Tanrı’nın Sıfatları – Bailie Peterson

/
33 Okunma
Okunma süresi: 9 Dakika

Çevirmen Notu: Tüm yazı boyunca, yazının da ana konusu olan "Attributes", yerine ve bağlama göre sıfat, nitelik ve özellik olarak çevrilmiştir. Bunun, giriş mahiyetindeki bir yazı için anlaşılırlık düzeyini arttırdığını düşünüyorum.

Teistler Tanrı’nın var olduğuna ve ateistler Tanrı’nın var olmadığına inanır, agnostikler ise konuya dair yargılarını askıya alır. Peki bu yaklaşımlar “Tanrı” derken ne kast etmektedir? Tüm bu tartışmaların temelinde yer alan “Tanrı” kavramı ne anlama gelir?[1]

Bu yazı, yaygın bir şekilde kabul edilen bir Tanrı konseptinin üç önemli özelliğini inceleyerek bu kullanımlara ilişkin bazı muammaları ve paradoksları tartışmaktadır.

1.”Mükemmelik” (Omni-God) Konsepti

Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam gibi İbrahimî dini geleneklerdeki karakteristik Tanrı fikri, en azından üç niteliğe veya özelliğe sahip olan mükemmel [2] bir varlık konseptidir:

  • kadir-i mutlak olmak (omnipotence): her şeye gücü yetmek
  • mutlak iyi olmak (omni-benevolence): ahlaki açıdan kusursuz/mükemmel olmak ve
  • alim-i mutlak olmak (omniscience): her şeyi bilmek

Bu üç nitelik ile yaygın bir şekilde ilişkilendirilen diğer nitelikler şunlardır:

  • zorunluk varlık olmak (necessary existence): Tanrı vardır; var olmaması mümkün değildir.
  • “kendiliğindenlik” (aseity): Tanrı’nın varlığı başka hiçbir şeye bağlı değildir; Tanrı nedensizdir, başka bir nedenden dolayı var olmaz, kendi kendinin nedenidir.
  • değişmezlik (immutability): Tanrı değişmez.
  • ebedi ve sonsuz varoluş, rahman ve rahim olmak (eternal or everlasting existence): Tanrı tüm zamanlarda mevcuttur veya zaman aşkındır.

Bu yazı bilhassa ilk üç niteliğe odaklanmaktadır; çünkü bu üç nitelik genellikle Tanrı’nın (veya Tanrı tanımımızın) zorunlu olarak sahip olduğu özellikler olarak görülmektedir. Yani bu, bir varlığın bu üç özelliğe de aynı anda sahip olmadığı bir durumda, ona Tanrı diyeceğimiz anlamına gelir. Diğer grupta bahsettiğimiz nitelikler ise biraz tartışmalıdır: Örneğin, eğer Tanrı zorunlu olarak var ise, o halde Tanrı vardır fakat bu, Tanrı’nın var olup olmadığı sorusuyla ilgilenen herkes tarafından kabul edilmez. [3]

2. Kadir-i Mutlak Olmak (Omnipotence): Her Şeye Gücü Yetmek

Çoğu insan, Tanrı fikrinin “her şeye kadir” veya “her şeye gücü yeten” bir “Varlık”a denk düştüğünü kabul eder. Ama bu tam olarak ne anlama gelir?

Aziz Augustine, her şeye kadir olmanın, Tanrı’nın, bir Tanrı olarak yapmak istediği her şeyi yapabileceği anlamına geldiğini ileri sürmüştür. [4] Fakat Tanrı neleri yapabilir? Tanrı, mantıksal açıdan var olması imkansız olan şeyleri, mesela, “2 + 3 = 4” olmasını sağlayabilir mi veya aynı anda hem yuvarlak hem de kare olan bir nesne yaratabilir mi? Çoğu filozof, kadir-i mutlak olmanın, yalnızca mantıksal olarak tutarlı, çelişkili olmayan durumlar veya olguları yaratma, meydana getirme yeteneğini içerdiğini savunur. [5]

Kadir-i mutlak olma (veya her şeye gücü yetme), yalnızca mantıksal olarak mümkün olan şeyler ile sınırlı olsa bile, bu biraz muammadır.

Averroes olarak da bilinen İslam filozofu İbn Rüşd tarafından ele alınan klasik bir paradoksta, Tanrı’nın her şeye kadir olması niteliğinin, Tanrı’nın, bir Tanrı olarak, kaldıramayacağı kadar ağır bir taşı yaratmasına izin verip vermeyeceğini sorusunu sorar. Paradoks şöyledir:

  • Tanrı eğer böyle bir taşı yaratabiliyorsa, o halde O, söz konusu bu taşı kaldırma gücünden yoksundur ve bu yüzden de her şeye kadir değildir.
  • Yok eğer Tanrı bu taşı yaratamıyorsa, o halde O, her şeye kadir değildir, çünkü bu durumda Tanrı’nın yapamayacağı/yaratamayacağı bir şey olmuş olur.

Bu paradoksa yönelik cevaplar genellikle, söz konusu vakanın dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ortada gerçek bir paradoks olmadığını gösterdiğini ileri sürer: Örneğin, söz konusu bu taşı yaratmanın aslında mantıksal olarak tutarlı olmadığını, çünkü bu taşın “hem kaldırılabilen hem de kaldırılamayan bir şey” olarak tanımlandığını, yani bir tür çelişki olduğunu ve bu yüzden de böyle bir şeyin (böyle bir taşın var olmasının) imkansız olduğunu söyler. (Yani soru anlamlı bir soru değildir, paradoks aslında bir paradoks değildir; çünkü paradokstaki söz konusu taş hem X hem de X olmayan veya X’in karşıtı olarak tanımlanır. Örneğin üçgeni hem dörtgen hem de yuvarlak olarak tanımlamanın anlamsız olması, tanımın kendinde bir çelişki, imkansızlık veya mantıksızlık olduğunu ima eder.)

3. Mutlak İyi Olmak (Omni-benevolence): Ahlaki Açıdan Kusursuz/Mükemmel Olmak

Mutlak iyi olmak veya ahlaken kusursuz olmak tam olarak ne demektir? Muhtemelen bu, bu türden bir varlığın tamamen/kusursuz olarak erdemli olduğu anlamına gelir: Örneğin, şefkatli, yücegönüllü/cömert ve sevgi dolu olan; asla ve asla kötü niyetli, gaddar veya zalim olmayan; asla gereksiz kötülüğe neden olmayan veya izin vermeyendir; O, her zaman için doğru olanı yapar ve asla (ahlaken) yanlış olan bir şey yapmaz.

Ahlaken kusursuz ve iyi olmak, bu niteliğe sahip olan zatın/varlığın hiçbir zaman için ahlaki açıdan yanlış bir şey yapamayacağı anlamına mı gelir? Veya ahlaken kusursuz ve iyi olan bir Tanrı, bir Tanrı olarak istemese dahi, yanlış olan bir şeyi yapmayı seçebilir mi/seçmiş olabilir mi? İlk soru biraz problemli olabilir: Eğer Tanrı’nın doğası veya özü O’nu ahlaken yanlış olan bir şeyi yapmaktan alıkoyacaksa, buna bir anlamda hala iyilik denebilir mi?

Bu konuyu insanlardaki iyilik mefhumu ile karşılaştıralım; Alex ve Blair adında iki kişi olduğunu düşünelim. Alex şefkatli ve yücegönüllü/cömerttir, çünkü böyle olmanın doğru olduğunu düşünmektedir ve içinden başka türlü davranmak geldiğinde bile yine de bu şekilde (şefkatli ve yücegönüllü) olmaya çalışır. Diğer yandan Blair de şefkatli ve yücegönüllü/cömerttir çünkü kelimenin tam anlamıyla böyle olmak dışında bir seçeneği yoktur: Blair bizzat istese bile (ahlaken) yanlış olan bir şeyi yapamaz. Bu iki kişiden hangisi “daha iyi” kişidir?

  • Alex’i “daha iyi kişi” olarak görenler, Tanrı’nın iyiliğini “kusursuzluk/mükemmellik” veya “yanlış yapmanın gerçek anlamda imkansızlığı” olarak kabul etmeye itiraz edebilir.
  • Blair’i “daha iyi kişi” olarak görenler, hakiki/gerçek iyilik için (hakiki/gerçek iyiliğin var olması için) aksini yapma özgürlüğünün zorunlu olduğunu reddedebilir ve Tanrı’nın, “iyiliğinde” herhangi bir noksan/eksiklik olmaksızın Blair gibi olabileceğini düşünebilir. [7]

Bu problem, Euthyphro ikilemi olarak bilinen şey ile yakından alakalıdır: Tanrı iyi olan bir şeyi iyi olduğu için mi seçer/yapar yoksa Tanrı seçtiği/yaptığı için mi bir şey iyi olur? İlk seçenek, Tanrı’yı, Tanrı’nın bile uymak zorunda olduğu, ondan bağımsız bir iyilik kavramına tabi kılıyor gibi görünmektedir (Ç.N.: Tanrı, kendisi dışındaki bir şeye tabi olmak zorunda olur). Diğer yandan ikinci seçenek, Tanrı’nın dilediği şeyin zaten otomatik olarak/doğrudan iyi olduğunu ileri sürer. Buna göre, Tanrı korkunç bir şey yapabilseydi, bu, o şeyi iyi yapardı. [8]

4. Alim-i Mutlak Olmak (Omniscience): Her Şeyi Bilmek

Alim-i mutlak olmak genellikle bilinmesi gereken her şeyi bilmek olarak tanımlanır. Diğer yandan, Tanrı’nın gelecekle ilgili şeyleri/gerçekleri bilip bilmediğini ve eğer biliyorsa bunun bizim özgür irademizle nasıl bağdaştığını düşündüğümüzde işler biraz karışır. [9] Örneğin, eğer Tanrı, dönem ödevinizi son teslim tarihinden 4 dakika önce zaten teslim edeceğinizi önceden biliyorsa, bu, ödevinizi daha erken teslim etme özgürlüğünüzün olasılığını ortadan kaldırıyor gibi görünüyor. Filozoflar, bu probleme dair cevapları, genellikle, “özgür iradeye sahip olmanın ne anlama geldiği”ne ve “Tanrı’nın veya herhangi birinin gerçekten de geleceği bilip bilmediği”ne (ve “şimdi” de gelecekle ilgili gerçekler olup olmadığına) göre farklılık gösterir.

5. Sonuç: Tanrı’nın Niteliklerini Bir Araya Getirmek

Bu nitelikler, kendi başlarına ele alınan sorular ve muammalara dairdir, fakat konuyla ilgili şeyler, bu özelliklerin birbirleriyle nasıl ilişki içinde olduklarıyla alakalıdır.

Mesela, “mutlak iyilik” ile bir araya gelen/birleşen “her şeye gücü yetme” ve “her şeyi bilme”, zorunlu olmayan, maksatsız ve hak edilmeyen acıların var olmamasını gerektirir: Tanrı bu türden kötü şeylerin ne zaman meydana geleceğini bilir ve muhtemelen de bunların var olmasını engelleme gücüne sahiptir. Mutlak iyi bir Varlık olarak Tanrı, bu türden kötü olayların meydana gelmemesini ister ve bu yüzden de bu olaylar var olmamalıdır. Fakat diğer yandan, bu türden acıların tartışmasız bir şekilde yaşamlarımızın bir parçası olduğu ve bahsettiğimiz niteliklerin birbirleriyle uyumluluğuna dair şüpheler doğurduğu da da bir gerçektir. [10]

Söz konusu nitelikler, epey zor problemleri gün yüzüne çıkarır, fakat bunların bilince olmak Tanrı’nın doğası ve varlığına dair tartışmaları daha verimli hale getirmeye yardımcı olmanın yanı sıra;

  • bazı insanların (teistler) ne tür bir Tanrı’nın var olduğuna dair inancını,
  • bazı insanların (ateistler) Tanrı’nın var olmadığına dair inancını veya
  • bazılarının da (agnostikler) Tanrı’ya dair askıya aldığı yargılarını

    daha belirgin/açık hale getirir.

Notlar

  • [1] Kimilerinin burada ele alınan kavram dışındaki başka kavramlara atıfta bulunmak için “Tanrı” kelimesini kullandığının altını çizelim. Mesela, birisi “Tanrı”yı “Sevgi veya “Doğa”nın bir diğer bir adı olarak düşünebilir. İnsanlar “Tanrı” kelimesini diledikleri gibi kullanmakta özgür olsalar bile, kişinin kendi kullandığı kavram veya konsept hakkında açık bir dil kullanması önemlidir, bu sayede ne demek istediği ve ne düşündüğü daha açık hale gelir. Tanrı’nın var olup olmadığı konusundaki tartışmaya girmeden evvel, kişinin kullandığı Tanrı kavramını açıklığa kavuşturması mühimdir. İki kişinin Tanrı’nın varlığını tartıştığını düşünelim: bu insanlardan ilki çok iyi, çok güçlü ve çok bilgili bir Varlık konseptine sahiptir ve bu türden bir Varlığın var olduğunu ileri sürmektedir. İkinci kişi ise Tanrı’nın, “Doğa”nın bir diğer adı ( Ç.N.: Bir tür panteist belki de) olduğuna inanmaktadır. Eğer ortak bir Tanrı konseptinde ortaklaşmazsak tartışma epey dağılacak ve verimsiz olacak gibi görünüyor (örneğin her iki kişinin de Tanrı’nın var oluğuna inanan bir teist olduğunu gözden kaçırabiliriz); (öyleyse bu tartışmaya göre) “Doğa” gerçekten de var olduğu için, kelimenin tam anlamıyla “Tanrı”nın da açıkça var olduğu ortadadır. Bu yazımızda, Tanrı’nın varlığına dair spesifik bir tartışmaya iyice odaklanmak için, daha yaygın bir Tanrı kavramına, konseptine veya fikrine odaklanacağız.
  • [2] Tanrı’nın mükemmel/kusursuz bir Varlık olduğunu düşünmek ve kabul etmek, doğrudan doğruya O’nun şu üç niteliğe sahip olmasına bağlıdır: (çünkü) Mükemmel bir Varlık, sahip olabileceği kadar çok kudrete, bilgiye ve iyiliğe sahiptir gibi görünmektedir.
  • [4] Örneğin, Bkz., City of God Bölüm 10.
  • [5] Çoğu kişi Descartes’ı, mantıksal açıdan imkansız olsa dahi Tanrı’nın her şeyi yapabileceğine inandığı şeklinde bir yorumda bulunur. Örnek olarak, “[Tanrı] bir çemberin tüm yarıçaplarını eşit yapmamakta özgür olduğunu” söylediği “Mersenne’e Mektup, 27 Mayıs 1630″a bakılabilir (1984: 25). Bu yorumu desteklemek için bkz., Örneğin, Frankfurt (1977) ve Geach (1973). Bu yorumun reddi için ise bkz. Örneğin La Croix (1984).
  • [6] Bazı çağdaş filozoflar, örneğin Mavrodes (1963) ve Savage (1967) bu probleme karşı ilginç bir cevap öne sürmüştür. Savage Tanrı kaldıramayacağı bir taş yaratamasa bile bunun onun mutlak kudretine zeval vermeyeceğini iddia etmiştir. Zira bu Tanrı’nın yarattığı herhangi bir taşı kaldırabilmesiyle ve herhangi bir ağırlıktaki bir taşı yaratabilmesiyle tutarlıdır. (Başka bir deyişle, eğer Tanrı bir taşı yarattıysa onu kaldırabilir ve herhangi bir ağırlıktaki bir taş yaratabilir. Mutlak kudret herhangi bir ağırlıktaki taşları yaratabilmeyi ve kaldırabilmeyi gerektirse de Tanrı’dan kaldırılamayacak bir taş yaratmasını istemek fazla ileriye gitmek olur.)
  • [9] Geleceğe yönelik önermelerin “mevcut/şu anlık” doğruluk değerlerine sahip olup olmadığı apayrı bir tartışma konusudur. Kimi filozoflar, gelecekteki önermelerin, meydana gelene dek herhangi bir doğruluk değerine sahip olmadığını düşünürken, kimileri ise (zamana yayılmış) kipli (tensed) gerçeklerin sonsuza kadar doğru olduğunu düşünür. Belki de böyledir, örneğin, şuandan itibaren iki dakika içinde bu makaleyi okumayı bitireceğiniz doğrudur. Tanrı, genellikle, ebedi veya zamana aşkın bir Varlık olarak kabul edildiğinden dolayı, öyle görülüyor ki; bizim gibi zamanın ayrıntılarına bakması gerekmez. O’nun zamanın ayrıntılarına takılmaksızın her zaman için tüm gerçekleri bilmesi gerekir.

Referanslar


Bağlantılı İçerikler


Bailie Peterson– “Attributes of God“, (Erişim Tarihi: 14.02.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, din, epistemoloji ve siyasetle ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Teizmin Aksiyolojisi - Kirk Lougheed (Internet Encyclopedia of Philosophy)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe