Teizmin Aksiyolojisi – Kirk Lougheed (Internet Encyclopedia of Philosophy)

//
372 Okunma
Okunma süresi: 33 Dakika

Tanrı’nın varlığına dair sorular Tanrı’nın var olup olmadığını sorarlar; fakat teizmin aksiyolojisi Tanrı’nın varlığının, dünyamız ve yaşayanların değeri açısından nasıl bir fark yarattığı (ya da yaratacağı) sorusuyla ilgilenmektedir. Tanrı hakkındaki aksiyolojik soruya karşılık olarak öne çıkan iki cevap vardır. Pro-teizm Tanrı’nın varlığının dünyamıza değer kattığı (veya katacağı) görüşüdür. Buna karşın anti-teizm ise Tanrı’nın varlığının dünyamızın değerini düşürdüğü (veya düşüreceği) görüşüdür. Felsefeciler bu aksiyolojik soruya verilecek cevabın, hedefine ve kapsamına göre çeşitlilik gösterebileceğini ifade etmiştir. Örneğin, Tanrı’nın değer açısından yarattığı/yaratacağı fark hakkındaki değerlendirmeler bireylere değinilmeden, kişisel olmayan bir perspektiften değer açısından sahip olduğu/olacağı etki hakkında veya Tanrı’nın sadece belirli kişi ya da kişilerin değeri açısından yaratacağı farka değinilerek, kişisel bir perspektiften de yapılabilir. Aksiyolojik değerlendirmeler ayrıca Tanrı’nın varlığının iddia edilen avantajlarının veya olumsuz yanlarının da birini, birkaçını veya hepsini hesaba katabilir.

Tanrı hakkındaki aksiyolojik soruya karşılık doğru cevap(lar) hakkında literatürde genel bir fikir birliği bulunmamaktadır. Bazı felsefeciler sorunun cevabının aşikar olduğunu, veya sorunun kendisinin anlamsız olduğunu iddia etmektedir. Örneğin, Tanrı var olmasaydı başka hiçbir şeyin var olmayacağına inanan çoğu teiste bu soru anlamsız gelebilir. Bu yüzden, Tanrılı bir dünya ile Tanrısız bir dünyayı kıyaslamak mümkün değildir. Literatürde anti-teizm lehinde en parlak argüman Anlamlı Hayat Argümanı’dır. Buna göre Tanrı’nın varlığı belirli kişilerin hayatlarını daha kötü hale getirirdi zira bu kişilerin hayat planları Tanrı’nın yokluğu ile o kadar yakından bağlantılıdır ki, Tanrı’nın var olduğunun anlaşılması hayatlarını anlamsız kılacaktır. Pro-teizm lehinde en parlak argümansa ilahi müdahalenin (diğer bir ifadeyle, Tanrı’nın insanlara yardım eden mucizeler gerçekleştirmesi) ve teizmde gereksiz kötülüğün imkansızlığının dahil olduğu, Tanrı’nın varlığının iddia edilen avantajlarının birçoğuna işaret eden bir argümanlar kümesi olarak anlaşılabilir. Ayrıca, bazı pro-teistler Tanrı sonsuz-iyi olduğu için Tanrı’nın olduğu her durumun da sonsuz-iyi olacağını iddia etmektedir. Bu konu hakkındaki literatürde şimdiye kadar teizm (özellikle Hristiyanlık) ile ateizmin (özellikle naturalizm) aksiyolojik değerlerini karşılaştırmaya odaklanılmıştır. Gelecek çalışmalarsa muhtemelen diğer dini ve din-dışı dünya görüşlerinin aksiyolojik değerlendirmelerini içerecektir.

İçerik Tablosu

  1. Tanrı Hakkındaki Aksiyolojik Soru
  2. Aksiyolojik soru anlamsız mıdır?
  3. Aksiyolojik Soruya Farklı Cevaplar
  4. Pro-teizm Lehinde Argümanlar
    • a) Sonsuz Değer Argümanı
    • b) Ahlaken İyi Özneler Argümanı
    • c) Teizmin İyilikleri Argümanı
  5. Anti-teizm Lehinde Argümanlar
    • a) Anlamlı Hayat Argümanı
    • b) Ateizmin İyilikleri Argümanı
  6. Tanrı’nın Varlığı’nın Bağlantıları
    • a) İlahi Gizlilik
    • b) Kötülük Argümanı
    • c) Anti-teizm Ateizmi Gerektirir
  7. Gelecek Yaklaşımlar
    • a) Farklı Cevapların Keşfi
    • b) Diğer Dünya Görüşleri
  8. Referanslar ve İleri Okuma

1. Tanrı Hakkındaki Aksiyolojik Soru

Din felsefesinde daimi bir konu Tanrı’nın var olup olmadığı hakkındaki varoluşsal sorudur. Teizm lehinde argümanlar ontolojik, kozmolojik, teleolojik ve ahlaki argümanları barındırırken, ateizm lehinde argümanlar ise kötülük, en iyi dünyanın yokluğu ve ilahi gizlilik argümanlarını içerir. Bu argüman ve konuların birçoğu zengin bir felsefi tarihe sahiptir ve sofistike versiyonları literatürde tartışılmaya devam etmektedir. Varoluşsal sorunun önemi açıktır: Tanrı’nın varlığı teistik dinlerin doğruluk değeriyle alakalıdır. Doğal olarak din felsefecileri de bu başlıklar üstüne çok yazıp çizmiştir.

Bu makalede Tanrı’nın varlığı hakkındaki varoluşsal soru tartışılmamaktadır. Bunun yerine Tanrı’nın varlığının değer-etkisi hakkındaki aksiyolojik soru incelenecektir. Çoğunlukla Thomas Nagel’in bazı ifadeleri bu konuda literatürdeki başlangıç noktası olarak görülür (Kahane 2011, 679; Kraay ve Dragos 2013, 159; Penner 2015, 327). The Last Word isimli kitabında, Thomas Nagel esprili bir dille şöyle yazar: “Tanrı’nın var olmamasını umuyorum! Tanrı’nın var olmasını istemiyorum; Evrenin bu şekilde olmasını istemiyorum” (1997, 130). Nagel bir ateisttir ve ateizminin rasyonel olduğunu düşünmektedir. Kanıtlar karşısında, Tanrı hakkındaki varoluşsal sorunun doğru cevabının ateizm olduğunu düşünmektedir. Fakat burada Tanrı’nın yokluğu yönünde bir istek veya tercih ifade etmektedir. Nagel’in bu kısa alıntısı üstüne ortaya atılan fikirler din felsefesinde bu aksiyolojik soru hakkındaki tartışmayı ortaya çıkarmıştır. Nagel’in bir tercihi dile getirdiği bariz olsa da, felsefeciler ilk olarak bunun aksiyolojik bir pozisyon olarak geliştirilip geliştirilemeyeceğini bilmek istemiştir.

Bu sorunun ilginç bir yönü onun Tanrı hakkındaki varoluşsal sorudan kavramsal olarak farklı görünmesidir. Örneğin, Tanrı’nın varlığını inkar eden bir ateistin aynı zamanda Tanrı’nın var olmasının iyi olacağına inanması son derece tutarlı görünmektedir, ne var ki bazıları bu iddiayı reddetmiştir (örneğin, Schellenberg 2018).  Tanrı’nın var olduğuna ikna olmuş bir teistin, Tanrı’nın varlığının olumsuz sonuçlarının olduğunu düşünmesi de tutarlı görünmektedir. Son olarak vurgulamak gerekir ki aksiyolojik soru, farklı mümkün dünyalar veya durumlar arasındaki (diğer bir ifadeyle, Tanrılı ve Tanrısız dünyalar arasındaki) değer farklılıklarına dair bir karşılaştırma sorusu olarak anlaşıla gelmiştir.

2. Aksiyolojik Soru Anlamsız Mıdır?

Aksiyolojik sorunun ne sorduğunu açıklarken, Guy Kahane geniş etki bırakan yazısında şöyle der:

Teistlerden Tanrı’nın ölümünü anlamalarını –Tanrı’nın var olmayı kestiğini hayal etmelerini- istemiyoruz. Ve teistler Tanrı’nın evreni yarattığına inandığına göre, onlardan Tanrı’nın var olmadığını düşünmelerini istediğimizde, bir boşluk hayal etmelerini istemiyoruz […] Nitekim bu karşılaştırmanın gerçek dünya [Tanrı’nın var olduğu] ile en yakın mümkün dünya [Tanrı’nın var olmadığı] arasında yapıldığının farkındayım (Kahane 2011, 676).

Bu ifade Kahane ve diğerlerinin kastettiği ilgili karşılaştırmayı açıklarken, bazıları aksiyolojik sorunun kendisinin anlamsız olduğunu ileri sürmüştür (Kahane 2012, 35-37; Mugg 2016). Bu, standart bir (Lewis/Stalnaker) semantiğinde karşıt olasılıkların [counterpossible]*  önemsiz doğrular olduğu gerçeğine dayanmaktadır. Tanrı genellikle zorunlu bir varlık olarak anlaşılır. Buna göre eğer Tanrı varsa, o halde Tanrı her mümkün dünyada vardır (diğer bir ifadeyle, her mümkün durumda). Bundan dolayı ‘Tanrı yoktur’ ifadesi bir karşıt olasılıktır. Şimdi şu koşulu düşünün: Tanrı yoksa, o halde dünya daha iyi (veya kötü) olurdu. Teizm açısından, bu koşuldaki öncüle sahip her karşıt olasılık önemsiz doğrudur çünkü sonucun yanlış olup öncülün doğru olmasının imkanı yoktur. Bunun sebebi bu öncülün teizmde doğru olmasının imkansız olmasıdır. Bu endişe doğruysa, o halde dünyalar-arası aksiyolojik yargılar en iyi ihtimalle bilgi verici olmaktan uzak, muhtemelen anlamsız ve en kötü ihtimalle de imkansızdır. Bu koşulun, Tanrı’nın var olduğu hiçbir mümkün dünyanın olmadığı düşünülüyorsa ateizm (diğer bir deyişle de Tanrı’nın var olmamasının zorunlu olduğunu düşünen zorunlulukçu ateizm) için de geçerli olduğunun ayırdına varılmalıdır.

Bu itiraza karşı bir yaklaşım, bu tür bir aksiyolojik karşılaştırmanın cognitive decoupling [bilişsel ayrıklaştırma] denilen bir sürecin sonucunda mümkün olduğunu ileri sürmektedir. Bu, bir öznenin bilgiyi bir temsilden çıkarıp daha sonra ayrı olarak onun üstünde hesaplama yapmasıdır. Bazı bilgiler ‘perdeyle kapatılır ve görünmez’ ve bu yüzden akıl yürütme sürecinde kullanılmaz. Benzer şekilde, “akıl yürütme sürecine dahil edilmesine izin verilen bu inançlar, varsayımlarla birlikte, kişinin inançlarından ‘bilişsel olarak karantina edilir’ ” (Mugg 2016, 448). Şunu düşünün:

Bugs Bunny bir çukuru yerden alıp duvara atabilir. Bir çukuru almak metafiziksel olarak mümkün değildir, fakat Bugs Bunny’nin bütün çukuru aldığını varsayabiliyoruz ve artık duvarın içine atlayabileceğini anlayabiliyoruz. Bu yüzden, imkansız durumlar hayal edip bu imkansız durumlar dahilinde neler olacağı hakkında yargılarda bulunabiliriz. İmkansız durumları düşünürken, bariz çelişkiye düşen bu inançları filtreleriz (Mugg 2016, 449).

Bu bağlamda, bilişsel ayrıklaştırma şöyle durumlarda gerçekleşir: “karşıt olgusal düşünürken, kişiler (karşıt olgusalın öncülüyle) çelişki ima eden inançları filtreleyebilir” (Mugg 2016, 449). Nitekim Tanrı’nın zorunlu olarak var olduğunu iddia eden bir teist de aksiyolojik soruya bilişsel ayrıklaştırma yaparak cevap verebilir. Bunun anlamı, aksiyolojik soruya cevap verirken, teistin Tanrı’nın zorunlu olarak varolduğu inancına “perde çekmesidir” (diğer yandan zorunlulukçu bir ateist de Tanrı’nın var olmamasının zorunlu olduğu görüşüne perde çekebilir). Bu öneri bazı soruları ortaya çıkarır. Uygun inançlara perde çekmekte kendimize ne kadar güvenebiliriz ve bilişsel ayrıklaştırmada bulunurken yapılan karşılaştırma aksiyolojik soruya cevap vermek için gereken gerçek dünya karşılaştırması ile benzer midir soruları buna dahildir.

*Ç.N: Karşıt olgusal [conterfactual] koşul ifadeleri, farklı koşullar altında neyin doğru olabileceğini tartışan koşullu cümlelerdir, örn. "Peter hayaletlere inansaydı, burada olmaktan korkardı." Karşıt olasılık [counterpossible], koşulunun doğru olması imkansız olan karşıt olgusal ifadelerdir.

Bu itiraza karşı başka bir öneri ise karşıt olasılıklar hakkındaki bu endişenin, yalnızca söz konusu karşılaştırma metafiziksel olarak mümkün dünyalar arasında olarak anlaşıldığı zaman ortaya çıktığını ileri sürmektedir. Fakat, öneriye göre, ilgili karşılaştırma epistemik olarak mümkün dünyalar arasında olduğunda, karşıt olasılık problemi geçerli değildir. (Mawson 2012; ayrıca bkz. Chalmers 2011). Sonuçta, Tanrı’nın metafiziksel bir zorunluluk olarak var olduğuna inanan bir teist, Tanrı’nın var olmadığı metafiziksel olarak mümkün hiçbir dünyanın olmadığını düşünmektedir. Ne var ki, böyle bir teiste göre bir durumun epistemik olarak mümkün olması için yalnızca, bu durumun var olabileceği bilgisine sahip olmayabileceğini kabul etmelidir. Bu yüzden teist de yalnızca şunu kabullenmelidir ki, o, Tanrı’nın var olmayabileceği bilgisine sahip olmayabilir. Burada yardımcı olacak bir analoji, suyun H2O olduğunu düşünmekle getirilebilir. Suyun H2O olmadığı metafiziksel olarak mümkün hiçbir dünya olmasa da, suyun H2O olmadığı bilgisine sahip olmayabiliriz. Bundan dolayı, suyun H2O olmadığı epistemik olarak mümkün dünyalar vardır (Chalmers 60-62). Dolayısıyla zorunlulukçu teistler ateizmin doğru olduğu; zorunlulukçu ateistler de teizmin doğru olduğu bilgisine sahip olmayabilir. Bundan dolayı, metafiziksel olarak mümkün dünyalar arasındaki  karşılaştırmanın anlamlı olup olmamasından bağımsız olarak, epistemik olarak mümkün dünyalar arasındaki karşılaştırma son derece anlamlıdır.

Fakat karşıt olasılık problemine başka bir cevap da metafiziksel imkansızlıklara anlamlı şekilde değer atfedilebileceğini söylemektedir (Kahane 2012, 36-37). Zira metafiziksel bir imkansızlığa bir değer atfetmek mümkünse, o halde belki de ateizmin metafiziksel olarak imkansız olduğunu düşünen bir teist hâlâ ilgili karşıt olasılıklara bir değer atfedebilir. Örnek olarak, düşünün ki bir matematiksel kanıt, yanlış olduğu ortaya çıksa bile, haklı olarak güzel veya zarif şeklinde nitelendirilebilir. Tabii ki, geçersiz bir kanıtın güzelliği hakkında konuşmanın uygun olup olmadığı tartışmalıdır. Bu yargıların uygun olmadığı anlaşılırsa, o halde değer atfetmelerimizin çoğunun gerçek değil görünüşte olduğu anlaşılacaktır (Kahane 2012, 37). Aslında durum bu değilken, gerçek bir değer yargısında bulunduğumuzu düşünürüz.

Bu bölümü sonuçlandırırken, teizmin aksiyolojisi hakkındaki literatürün, sıklıkla rasyonel tercihin (objektif olduğu düşünülen) aksiyolojik yargıların ardından geldiğini belirttiğini not etmek önemlidir. Fakat bir öznenin rasyonel tercihinin her zaman aksiyolojik yargılara paralel gitmesi gerekip gerekmediği açık bir sorudur. Belki bir öznenin daha kötü bir durumu daha iyiye tercih etmesi rasyonel olabilir, veya daha iyi bir durumu daha kötüye tercih etmemesi. Kahane (2011) bunun gerçek bir ihtimal olduğunu düşünüyor görünmektedir. Bu meseleye burada girilmeyecek, fakat bu konuyu araştırırken bunu da akılda tutmak önemlidir. Şimdi, aksiyolojik soruya karşı önerilebilecek farklı cevapları inceleyecek konumdayız.

3. Aksiyolojik Soruya Farklı Cevaplar

Bazı kişiler aksiyolojik sorunun anlamlılığına dair endişelerden bahsetmişlerdir, bunun yanında çoğu felsefeci (muhtemelen ya problemden haberdar olmamalarından ya da örtük olarak makul bir çözümünün olduğunu düşünmelerinden dolayı) direkt olarak soruyu cevaplamaya çalışmıştır.  Literatürde aksiyolojik soruya karşı doğru cevabın ne olduğuna dair bir fikir birliği oluşmamıştır (ve yakın zamanda oluşacak gibi görünmemektedir). Fakat, bariz olan şudur ki aksiyolojik soruya verilebilecek çok sayıda farklı mümkün cevap bulunmaktadır.

Literatürde benimsenen iki temel genel pozisyon pro-teizm ve anti-teizmdir. Pro-teizm, kabaca, Tanrı’nın var olmasının iyi olacağı görüşüdür. Anti-teizm, diğer yandan, Tanrı’nın var olmasının kötü olacağını ileri sürmektedir. Ne var ki, pek dikkate alınmamış diğer olası cevaplar da vardır. Örneğin, aksiyolojik soruya dair nötralist yaklaşım, Tanrı’nın varlığının dünyanın değeri üzerinde nötr bir etkisi olduğunu (veya olacağını); sükutçu yaklaşım, aksiyolojik sorunun (prensipte) cevaplanamayacağını; agnostik yaklaşım daksiyolojik sorunun belki cevaplanabileceğini, fakat şu anda cevaplayabilecek konumda olmadığımızı savunur. Bu üç pozisyonun makullüğü hakkında söylenecek daha çok şey vardır. (Bu cevaplar hakkında daha fazlası için bkz. Kraay 2018, 10-18.)

Soruya verilen cevapların birçok spesifik varyasyonları vardır. Aksiyolojik soru hakkında kişisel ve kişisel olmayan yargılar arasında fark vardır. İlki Tanrı’nın varlığının bizzat bireyler hakkındaki aksiyolojik çıkarımlarına odaklanırken, ikincisi Tanrı’nın kişiler üstündeki değer-etkisine başvurmadan bu çıkarımlara odaklanır. Ayrıca, aksiyolojik soruya dair dar ve kapsamlı yargılar vardır. İlki Tanrı’nın varlığının (veya yokluğunun) yalnızca bir avantajından (veya olumsuz yanından) bahsederken, ikincisi Tanrı’nın varlığının veya yokluğunun aksiyolojik sonuçlarının bütününden bahseder. Bu yargılar –kişisel/kişisel olmayan ve dar/kapsamlı- yukarıda verilen beş genel cevaba uygulandığında, aksiyolojik soruya karşı en az altı mümkün cevap oluşturacak şekilde bir araya gelirler. Klaas J. Kraay’ın (2018, 9) tablosu tüm bu farklı ihtimalleri görmemize yardımcı olacaktır.

İlk sütun pro-teizmle ilgili tüm alt bölmeleri içerir. Diğer genel cevaplar da aynı şekilde alt bölümlere ayrılabilir. Benzer şekilde, burada verilen beş tanesine ek olarak aksiyolojik soruya verilebilecek daha farklı genel cevaplar olduğundan, bu tablo büyüyecektir. Bu ayrımlar birkaç farklı sebepten dolayı önemlidir. Örneğin, daha sonra göreceğiz ki, bazıları kapsamlı kişisel/kişisel olmayan anti-teizmi savunmanın, imkansız değilse de, çok zor olduğunu iddia etmiştir. Literatürde şimdiye kadar ortaya çıkan diğer ilginç bir fikir de bir kişinin dar kişisel bir anti-teist ve kapsamlı kişisel/kişisel olmayan bir pro-teist olabileceğidir (Lougheed 2018c).

Diğer bir ifadeyle, bir kişi Tanrı’nın var olmasının, onun için bazı yönlerden kötü olacağını, fakat Tanrı’nın var olmasının bütün olarak iyi bir şey olacağını söyleyebilir.

4. Pro-teizm Lehinde Argümanlar

Bu bölümde pro-teizm lehinde üç farklı düşünce özetlenecektir.

a. Sonsuz Değer Argümanı

Pro-teizm lehinde bir argüman Tanrı’nın sonsuz değerli olduğu fikrine dayanmaktadır (tartışma için bkz.Van Der Veen ve Horsten 2013). Buna göre Tanrı sonsuz değerliyse, o halde Tanrı’nın olduğu her dünya sonsuz değerlidir çünkü Tanrı her dünyada vardır ve her birine sonsuz değer katmaktadır. Buradan çıkan sonuç her teistik dünyanın ateistik bir dünyadan daha değerli olduğudur (veya en azından, ateistik dünyalar sonsuz değerli olabilirse bunlardan daha kötü olmadığıdır). Bu dolayda bir argüman için en az iki dayanak daha iyi geliştirilmeye muhtaçtır. İlk olarak, Tanrı’nın sonsuz değerinin bir dünyayı nasıl makul şekilde sonsuz değerli kılabileceğini göstermek için daha fazla çalışma gereklidir.  İlahi özellikler üstünde geniş bir literatür vardır, fakat Tanrı’nın sonsuz değeri fikri görmezden gelinmiştir (en azından çağdaş literatürde). Tanrı’nın sonsuz olduğunu söylemek ne demektir? Soyut bir konsept, sonsuzluk, nasıl Tanrı’nın değerini doğru şekilde tanımlayabilir? İkinci olarak, tüm teistik dünyaların aynı sonsuz değere sahip olduğu iddiası çok temel modal ve ahlaki sezgileri ihlal ediyor görünmektedir. Tanrı’nın var olduğu iki dünya düşünün, birinde bir soykırım varken diğerinde yoktur. Bu iki dünya bunun dışında aynıdır. Elbette böyle bir dünya –diğer her şey eşit olduğunda- bizim dünyamızdan aksiyolojik olarak üstündür.

b. Ahlaken İyi Özneler Argümanı

Ahlaken İyi Özneler Argümanı pro-teizm lehinde başka bir argümandır. Bu argümanı destekleyen bir düşünce deneyi şöyledir. Carl’ın arabasının otoyolda bozulduğunu varsayın. Carl’ın yardım çağıracak telefonu yoktur ve araba mekaniği hakkında hiçbir şey bilmemektedir.  İlk olarak, ahlaken iyi bir özne olan Susan’ın Carl’ı otoyolun kenarında görüp ona yardım ettiği bir senaryo düşünün. Carl için bir çekici çağırır ve Carl’ın cüzdanının yanında olmadığını görünce, çekicinin parasını kendi öder. İkinci olarak, kimsenin Carl’a yardım etmek için durmadığı bir senaryo düşünün. Carl araçları durdurmaya çalışır fakat hiçbiri durmaz. Sağlık durumu iyi değildir fakat yardım için en yakın benzin istasyonuna yürümekten başka çaresi de yoktur. Bu iki senaryo ahlaken iyi öznelerin durumlara değer kattığını göstermek için tasarlanmıştır. Buradaki ana nokta genelleştirilirse, diğer her şey eşit olduğunda, ahlaken iyi öznelerin olduğu bir dünya böyle öznelerin olmadığı bir dünyadan daha iyidir (Penner ve Lougheed 2015, 56).

Şimdi de iki ek senaryo düşünün. George’un Carl’ı araçları durdurmaya çalışırken gördüğünü hayal edin. George ona yardım etmek için kenara çekmeyi dener fakat frenler çalışmaz Carl’a çarparak onu öldürür. Veya Tom isimli birinin bir kamyonu Carl’ın arabasına çarpıp kaçarken gördüğünü hayal edin. Carl’ın arabası yanıyordur ve Carl içeride sıkışmıştır. Tom acil numarayı arar fakat sağlık ekiplerinin vaktinde gelip Carl’ı kurtaramayacağını biliyordur. Tom Carl’ı kurtarmak için kapıyı açmaya yeltenir fakat sıkışmış kapıyı açacak kadar güçlü değildir. Bu iki ek senaryonun ardındaki fikre göre ahlaken iyi özneler, iyi niyetli olsalar da, her zaman iyilik yapmaya muktedir değillerdir. Tabiki bu Tanrı için geçerli değildir. Tanrı mutlak kudretli olduğuna göre, durumlara değer katmak konusunda, diğer ahlaken iyi öznelerin kısıtlı olabileceği gibi bir kısıtlılık veya acziyet göstermeyecektir. Ahlaken iyi öznelerin durumlara değer kattığını düşünmek mantıklı olduğundan, Tanrı durumlara değer katmaktadır. O halde, diğer her şey eşit olduğunda, Tanrılı bir dünya Tanrı’sız bir dünyadan daha iyidir (Penner ve Lougheed 205, 57-58).

Bu tür bir argümana, diğer her şeyin eşit olmadığını göstermeye çalışan, birkaç itiraz vardır. Tanrı’nın varlığının değerli olmadığını düşünmek için bir sebep (en azından belirli kişiler için) Tanrı’nın herkesin mahremiyetini ihlal ettiği fikrine dayalıdır. Tanrı varsa, Tanrı’nın otomatik olarak mahremiyetimizi ihlal ettiği bir anlamda doğrudur (diğer bir ifadeyle, Tanrı mutlak bilgiliyse, tüm mental durumlarımızı/düşüncelerimizi biliyordur). Bir kişinin mahremiyetini ihlal etmek için meşru bir sebep yokken, bu, Tanrı’nın varlığının kötü bir şey olduğu bir durumdur, zira insanların birbiriyle güvene dayalı ilişkiler kurmasındaki bir unsur insanların kendileriyle ilgili hangi bilgileri açıklayacaklarını seçmeleridir. Fakat bu tür bir seçim Tanrı karşısında imkansızdır. (Mahremiyet konusu aşağıda 5a bölümünde daha geniş tartışılacak.) Ne var ki, bu endişenin gerçekten olumsuz bir yön olduğu varsayılırsa da, onun teizmle ilişkilendirilen bütün iyiliklere ağır basacak kadar yeterli olup olmadığı sorusu cevapsız kalmaktadır. Diğer bir itiraz, ters bir ahlaki spektruma dair bir endişe ileri sürmektedir. Bizim iyi olduğunu düşündüğümüz bir şeyin aslında Tanrı’ya göre kötü olduğunu, ve tam tersini, düşünün. Bu doğruysa, o halde, Tanrı’nın ahlaken iyi bir özne olduğu (veya değer kattığı) teknik olarak hâlâ doğru olsa da, Tanrı’nın var olmasını tercih etmemiz gerektiğini düşünmek pek mantıklı değildir (Penner ve Lougheed 2015, 68).

c. Teizmin İyilikleri Argümanı

Teizmin İyilikleri Argümanı teizmin spesifik iyiliklerini öne çıkaran bir argüman ailesi sunmaktadır. Bu tür bir argüman ateizmle ilişkilendirilen gerçek iyiliklerin olduğunu reddetmek zorunda değildir. Daha ziyade, teizmle ilişkili olarak tanımlanan iyiliklerin ateizmle ilişkilendirilen her iyiliğe ağır bastığı söylenir. Ayrıca, bazıları bu iyiliklerin belirli kişilerin, belirli yönlerden, teizmi tercih etmesini rasyonel kılması gerekmediğini kabul edebilir. Fakat, argümana göre, bu iyilikler teizmin ateizmden bütün olarak daha iyi olduğunu göstermektedir.

Literatürde tanımlanan çeşitli teistik iyilikler objektif anlam veya amaç, ölümden sonra yaşam, ve ilahi adalet kavramlarını içermektedir. Objektif anlamın tek kaynağı Tanrı olabilirse, Tanrı olmadan her insanın hayatı nihai olarak anlamsız olacaktır (Cottingham 2005, 37-57; Metz 2019, 9-21). Ek olarak, teizm çoğunlukla bir ölümden sonra yaşamın varlığı ile ilişkilendirilir, ki bu da Tanrı’nın varlığının bir nihai adaleti garanti edeceği fikri ile bağlantılıdır. Dünyada haksızlığa uğrayan birçok kişi için bu haksızlıklar tazmin edilmez. Kötülük yapanlar cezasız kalıyor gibi görünür. Ne var ki, Tanrı’nın varlığı iyidir çünkü Tanrı herkesin hak ettiğini bulacağını garanti eder. Bu, mükemmel bir varlığın mantıksal sonucu olabilir. Pro-teist bu iyiliğin nasıl kanıt olarak sunulacağına dair spesifik detaylara bağlı kalmak zorunda değildir (Lougheed 2018a).

Teizmin varsayılan en önemli avantajlarından biri belki de, Tanrı’nın var olması durumunda hiçbir gereksiz kötülüğün olmayacağıdır.  Zira birçok teist, Tanrı varsa gereksiz kötülüğün varlığının mantıksal olarak imkansız olduğunu düşünmektedir (Kraay ve Dragos 2013, 166; McBrayer 2010). Çünkü Tanrı, kötülüğün sadece başka türlü ulaşılamayacak bir iyiliği elde etmek için meydana geldiğini veya her kötülük mağdurunun karşılığını alacağını garanti etmektedir. Pro-teist için, bariz görünen belirli kötülük örneklerinin aslında gereksiz olmadığını açıklamak gibi bir zorunluluğu olmadığına dikkat ediniz (her ne kadar bu Tanrı’nın varlığını savunurken bir problem olsa da). Zira pro-teist sadece, Tanrı varsa gereksiz kötülüğün olmadığını iddia etmektedir. Gereksiz kötülüğün gerçekten olmadığını iddia etmemektedir. Tanrı’nın var olması durumunda gereksiz kötülüğün olmayacağı pro-teizm lehinde çok güçlü bir düşünce gibi görünmektedir.

Bu dolaylarda bir argümana dair bir endişe, burada bahsedilen iyiliklerin yalnızca teizmde meydana gelen iyilikler olup olmadığıdır. Bu iyiliklerin ateizmde (veya diğer dini ve dindışı dünya görüşlerinde) de meydana geldiği gösterilebilirse, o halde onlar Tanrılı bir dünyanın Tanrısız bir dünyaya kıyasla daha değerli olduğunu göstermek konusunda pek yardımcı olmayacaktır (Kahane 2018). Fakat daha baskın bir endişe bu iyiliklerin natüralizmde de meydana gelip gelmeyeceği değil, teizmin bunun için yegane seçenek olup olmadığıdır. Belki de çok iyi, çok kudretli, çok bilgili ve Tanrı’dan daha sınırlı olan bir varlık bu iyiliklerin meydana geleceğini garanti edebilir. Bu doğruysa, teizm bunların meydana gelmesi için gerekli değildir. Zira böyle bir varlık varsa bile, ateizm teknik olarak doğru olurdu çünkü bu senaryoda Tanrı yoktur. Bu, teizmin aksiyolojisi hakkındaki literatürün ‘natüralizm’ ile ‘ateizm’i birbirinin yerine kullanmasının problem yarattığı bir alandır.

5. Anti-teizm Lehinde Argümanlar

Bu bölümde anti-teizm lehinde iki önemli argüman incelenecektir.

a. Anlamlı Hayat Argümanı

Anti-teizm lehinde belki de en kapsamlı olarak tartışılan argüman Anlamlı Hayat Argümanı olarak tanınan bir argümandır. Guy Kahane bu argümandan ilk bahseden kişidir, ve onun düşünceleri Tanrı hakkındaki aksiyolojik soruya karşı duyulan mevcut ilginin fitilini ateşlemiştir. Kahane başlangıç noktasını, faydacılığa karşı Bernard Williams tarafından getirilen meşhur itirazlardan alır. Williams’a göre faydacılık öyle çok şey talep eder ki kişilerin onlara anlam katan şeyleri feda etmesi gerekir (1981, 14.). Problem, o halde şudur, faydacılık öyle çok şey talep eder ki, onu takip etmek kişinin hayatının anlamını kaybetmesi demektir (veya en azından kişi hayatına anlam katan bu şeylerin peşinden koşmayı bırakmalıdır). Kahane’ye göre, faydacılık hakkındaki William’ın endişesi mevcut bağlamda da bir paralelliğe sahiptir: Kahane, teizmin faydacılık ile aynı şekilde çok şey talep ediyor olabileceğini iddia etmektedir. Teizm, belirli kişilerin hayatlarına anlam katan şeylerden vazgeçmesini gerektirebilir

Kahane şöyle yazar:

Eğer bağımsızlık, anlayış, mahremiyet ve yalnız kalmak için çabalamak benim kimliğimin ayrılmaz bir parçası olmuşsa ve Tanrı’nın varlığının bunu kısıtlaması hayatımı daha kötü yapmakla kalmayıp onun anlamını da kaybettirecek ise, o halde belki de ben makul bir şekilde Tanrı’nın var olmamasını tercih edebilirim –Tanrı’nın varlığını, kişisel olmayan yönüyle kötü veya yalnızca birçok çıkarıma engel koyan bir şey olarak düşünmek zorunda kalmadan, makul bir şekilde, istenmeyen bir tercih olarak görebilirim. Buradaki fikir şudur ki, tam mahremiyetin imkansız olduğu, kişinin üstün bir varlığa tabi olduğu bir dünyada belirli türden hayat planları, ilhamlar ve tasarılar mantıklı olamaz… Teistler bazen Tanrı yoksa hayatın anlamsız olduğunu iddia eder. Ben şimdi Tanrı varsa, en azından bazılarının hayatı anlamını kaybedecektir diyorum (Kahane 2011, 691-692).

Bu Anlamlı Hayat Argümanı‘nın ilk ifadesidir. Bu düşüncelerin yalnızca dar kişisel anti-teizmi savunduğuna dikkat ediniz: bu argümana göre, Tanrı’nın var olduğu anlaşılırsa, bu belirli kişiler için belirli yönlerden daha kötü olacaktır.

Bu argümanın doğruluğu tartışılmıştır. Örneğin, bizim çoğunlukla hayatı neyin anlamlı kıldığı konusunda hata yaptığımız şeklinde bir itiraz ortaya atılmıştır (Penner 2015, 335). Bizim çoğunlukla bizi mutlu edeceğini düşündüğümüz bazı hedefler peşinde koştuğumuzu düşünün. Fakat hedefe ulaştığımızda, öncesinden daha mutlu olmadığımızı görürüz. Diğer bir ifadeyle, en sonunda yanlış hedefin peşinde koştuğumuzu düşünürüz. Hangi iyiliklerin anlamlı bir hayata katkı sağladığı konusunda son derece yanılabilir olduğumuzdan dolayı, kişisel anti-teizmi desteklemek için böyle yargıları kullanmak konusunda çok emin olmamalıyız. Diğerleri buna karşılık, bu itirazın başarılı olması için kişinin Kahane’nin bahsettiği bağımsızlık, anlayış, mahremiyet ve yalnız kalma gibi iyiliklerin bir bireyin anlamlı hayatına katkı sağladığını reddetmesi gerektiğini söyler. (Lougheed 2017). Fakat çoğumuz bunların iyilik olduğunu reddetmek istemeyiz. Yine de yüksek ihtimalle, bu iyiliklerin ateizme kıyasla teizm için nasıl kanıt olarak sunulacağı konusunda niceliksel ve niteliksel farklar var gibi görünmektedir. Böyle farkların, itiraza başarıyla karşı çıkılıp sonuçta kişisel anti-teizme cevap olacak bir şekilde başarıyla dile getirilip getirilmeyeceği görülmelidir.

Ayrıca, Anlamlı Hayat Argümanı’na dair tartışmaların en başından beri görülmüştür ki mahremiyet gibi bir iyiliğin anti-teizm lehinde başarılı bir şekilde kullanılması için, mahremiyetin içsel olarak değerli olduğu gösterilmelidir, fakat buna yönelik pek bir şey söylenmemiştir (Kahane 2011, 684). Bir şey kendi başına değerliyse içsel olarak değerlidir. Düşünün ki mahremiyet yalnızca dışsal olarak değerliyse, Tanrı’nın mahremiyetimizi ihlal etmesinin önemi olmadığı anlaşılabilir. Bir şey yalnızca ondan ne alabildiğimize bağlı olarak değerliyse dışsal olarak değerlidir. Bu, Tanrı’nın nerede olduğumuzu, ne yaptığımızı ve ne düşündüğümüzü her zaman bildiği anlamına gelir. Dahası, bu mesele anti-teizmin kişisel formlarının savunulup savunulamayacağı konusunun tam merkezindedir. Zira, anti-teist ile pro-teist mahremiyetin içsel olarak değerli olduğunda hemfikirse, o halde kişisel anti-teizmi savunmak için, yalnızca Tanrı’nın mahremiyetimizi ihlal ettiği gösterilmelidir (onun ihlal edilmesinin neden önemli olduğunu ayrıca açıklamaya karşın). Bu yüzden, mahremiyet gibi ateizmle ilişkilendirilen iyiliklerin neden içsel olarak değerli olduğunu gösteren bir kanıt sunmak durumu dar kişisel anti-teizm lehinde oldukça güçlendirecektir.

Son olarak, anti-teizmle yakından ilgili fakat daha az geliştirilmiş bir argüman, kişisel anti-teizmi savunmak için haysiyet hakkındaki düşüncelere başvurmaktadır (Kahane 2011, 688-689).  Hayal edin ki, ebeveynlerin çocuk sahibi olmaya karar vermelerinin sebebi yalnızca çocuğun başarılı bir müzisyen veya profesyonel atlet olması, veya basitçe çiftlik işlerine yardım etmesidir. Buradaki fikir bir çocuğun kendi hayat yolunu seçme özgürlüğüne sahip olması gerektiğidir. Bir ebeveyn çocuğu bu konuda mümkün olduğu ölçüde desteklemelidir (ve sözkonusu hayat tercihi ahlaken meşru olduğu ölçüde). Onun kendi hedefi dışında bir hedefi gerçekleştirmek için çocuk sahibi olmak çocuğun haysiyetini temelden ihlal etmektedir. Bu, çocuğu bir amaçtan ziyade bir araç olarak görmektir (Lougheed 2017, 350-351). Paralel durum, tabiki, Tanrı’nın insanlarla olan ilişkisinde görülür. Birçok teistik gelenek insanların yalnızca Tanrı’nın onlar için olan amaçlarını yerine getirmek üzere yaratıldığını söylemektedir. Bu doğruysa, insanların kendi hedeflerini takip etmesine izin verilmemiştir; insanlar Tanrı’nın onlar için koyduğu hedefleri takip etmeye mecburlardır. Bundan dolayı, Tanrı’nın varlığı insanların haysiyetini ihlal eder. Bu argümanı geliştirirken sonraki adım, başarılı olması için, argümanın gerektirdiği haysiyet kavramı hakında daha çok detay sunmaktır  (Lougheed 2017, 351).

b. Ateizmin İyilikleri Argümanı

Ateizmin İyilikleri Argümanı, Anlamlı Hayat Argümanı’nın ardından ortaya çıkmıştır ve en iyi şekilde bir argümanlar ailesi olarak anlaşılır. Ateizmle ilişkilendirilen iyiliklerin, dar kişisel anti-teizmi meşrulaştırmak için anlamla bağlantılı olmasının kesin olarak gerekmediği gözlenmiştir. Mahremiyet, otonomi ve anlayış gibi iyilikler konusunda, bazıları Tanrısız bir dünyanın belirli kişiler için, en azından bu spesifik iyilikler düşünülünce, daha iyi olabileceğini düşünmüştür. Zira mahremiyet ve otonomi gibi iyilikler içsel olarak değerliyse, anti-teizmin kişisel formlarını desteklemek için anlamla bağlantılı olması gerekmez (Lougheed 2018c). Elbette, teizmle ilişkilendirilen birçok avantaja bakılırsa (örneğin, gereksiz kötülüğün olmaması), bu dolayda bir argümanın anti-teizmin geniş versiyonlarını nasıl meşrulaştırabileciğini görmek zordur. Bir kişinin, bu iyilikler onun hayat hedeflerine ve sonuçta anlama bağlı değilken de, onlara kişisel anti-teizmi meşrulaştırmaya yetecek kadar değer verebilip veremeyeceği cevapsız bir soru olarak kalmaktadır.

6. Tanrı’nın Varlığı’nın Bağlantıları

Bu bölümde Tanrı hakkındaki aksiyolojik soru ile Tanrı’nın varlığına dair varoluşsal soru arasında yapılan bağlantılar incelenecektir.

a. İlahi Gizlilik

Tanrı hakkıdaki aksiyolojik ve varoluşsal soruların, en çok ateizm lehinde ilahi gizlilik argümanında birbiriyle ilişkilendirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu argüman kabaca şöyledir. Tanrı varsa, Tanrı ile ilişki kurmak mümkün olan en büyük iyiliklerden biridir. Bundan dolayı, Tanrı varsa, onunla ilişki kurabilecek olan insanlar arasında ısrarcı olmayan, sorumlu tutulmayacak inançsızlık olmayacaktır. Zira Tanrı’nın varlığına iman Tanrı ile ilişki için zorunludur. Fakat ısrarcı olmayan, sorumlu tutulmayacak inançsızlık örnekleri var görünmektedir. Veya en azından, bu kişilerin var olması Tanrı’nın var olmasından daha muhtemeldir. Bu yüzden, büyük olasılıkla Tanrı yoktur (Schellenberg 2006; 2015).

Literatüreki bir argüman türü, teizm ve ateizmin aksiyolojik sonuçları üzerine düşünmenin ilahi gizlilik argümanlarına itiraz etmek için kullanılabileceğini gösterme çabasındadır. Farz edin ki gerçek bir iyiliğin meydana gelmesi aksiyolojik olarak aynı iyiliğin tecrübesine eşittir (bu iyilik gerçekten meydana gelmediğinde bile). Bu sezgiseldir; birinci şahıs perspektifine göre, bir iyiliğin gerçekten meydana gelmesi ile aynı iyiliğin yalnızca tecrübe edilmesi arasında bir fark olmadığı düşünülebilir (Lougheed 2018). Birinci şahıs perspektifinden ikisi de tamamen aynı şekilde tecrübe edilmektedir. Şimdi çoğunlukla anti-teizmin kişisel formlarını savunmak için kullanılan bazı iyilileri düşünün: mahremiyet, bağımsızlık, ve otonomi. Argümandaki temel nokta, bu ateistik iyiliklerin Tanrı’nın gizlendiği bir teistik dünyada da tecrübe edilebileceğini söylemektedir. Örneğin, ateistik bir iyilik olan tam bir mahremiyeti düşünün. Kişi bu iyiliği Tanrı’nın gizlendiği bir dünyada tecrübe edebilir. Aslında, dinine samimiyetle bağlı birçok kişi, bazı zamanlar yalnız hissettiğini ve Tanrı’nın varlığını hiisedemediğini belirtmektedir. Benzer şekilde, Tanrı’nın gizlendiği bir dünyada kişi birçok teistik iyiliğe de ulaşmaktadır. Belki de Tanrı müdahalede bulunup birine yardım için bir mucize gerçekleştirmektedir, fakat bu yardımın sebebi yeterince muğlaktır. Bu yüzden, Tanrı’nın mucize gerçekleştirdiğinden şüphe etmek mümkündür, ve böylece Tanrı’nın var olduğundan şüphe etmek de mümkündür. Dolayısıyla, Tanrı’nın gizlendiği bir dünyada, hem ateistik hem teistik iyilikler tecrübe edilebilir çünkü gerçekten meydana gelirler. Fakat ateistik iyilikler Tanrı’nın gizlenmediği bir dünyada tecrübe edilemezler. Eğer Tanrı’nın varlığı aşikar olsaydı (bazı ilahi niteliklerle birlikte), örneğin, tam bir mahremiyet hiçbir zaman tecrübe edilemezdi (onun, bir anlamda, yanılgı olduğu anlaşılsa bile). Son olarak, ateistik bir dünyada hiçbir teistik iyilik meydana gelmez. Bu yüzden, Tanrı’nın gizlendiği bir dünya ateistik bir dünyadan aksiyolojik olarak üstündür, ama daha önemlisi, Tanrı’nın gizlenmediği bir dünyadan da üstündür. Bu düşünceler, Tanrı’nın dünyanın aksiyolojik değerini maksimize etmek için gizlenebileceği fikrini desteklemektedir (Lougheed 2018a).

Tanrı’nın gizlendiği bir dünyada teistik iyiliklerin gerçekten meydana geldiği gösterilerek ilahi gizliliğe karşı aksiyolojik çözüm tamamlanmaya çalışılmaktadır. Bir taraftan, teistik iyiliklerin Tanrı’nın gizlendiği bir dünyada meydana geldiği barizdir çünkü bu basit şekilde Tanrı’nın varlığının mantıksal sonucudur. Ne var ki diğer taraftan, Tanrı ile iletişim kurmak, ilahi adalet, ve ölümden sonra yaşam gibi teistik iyiliklerin tecrübesinin iki dünyada da aynı olduğu açık değildir. Aslında, bu iyiliklerin tecrübesi o kadar farklı olabilir ki onların aksiyolojik değerlendirmesinin de farklılık göstermesi gerekebilir. O halde, en iyi ihtimalle, Tanrı’nın gizlendiği bir dünyanın gizlenmediği bir dünyadan aksiyolojik olarak daha üstün olup olmadığını söyleyecek iyi bir konumda değilizdir. Bu, ilahi gizliliğe karşı aksiyolojik çözümün  en iyi ihtimalle eksik olduğunu ima etmektedir (Lougheed 2018b).

İlahi gizliliğe karşı aksiyolojik çözüme getirilen bir itiraza göre, genelde teizmle ilişkilendirilen birçok iyiliğin Tanrı’nın var olmadığı bir dünyada tecrübe edilecebileceğini (gerçekten meydana gelmeseler bile) söylemek anlamlıdır. Örneğin, ölümden sonra yaşam ve ilahi müdahalenin ikisi de Tanrı’nın var olmadığı bir dünyada tecrübe edilebilecek iyiliklerdir

(Hendricks ve Lougheed 2019). Ayrıca, Tanrı’nın var olmadığı bir dünyanın, Tanrı’dan biraz daha güçsüz ama çok kudretli bir varlığın var olması ile tutarlı olduğunu düşünün. Bu daha güçsüz varlık insanlara yardım etmek için müdahalede bulunabilir ve ölümden sonra yaşamı sağlayabilir vesaire. Böyle bir varlık natüralizmde mümkün olmayabilir, ama ateizmle son derece tutarlıdır. İlahi gizlilik ve teizmin aksiyolojisi tartışmasının faydalarından biri şudur ki, o ateizm ve teizm ile ilişkilendirilen iyiliklere, ayrıca bu iyilikleri tecrübe etmenin değerini nasıl anlamamız gerektiğine dikkat çekmiştir. Bunun tartışmaların yalnızca başlangıcı olduğu ve konu hakkında yapılacak daha çok çalışma olduğu görünmektedir.

b. Kötülük Problemi

Kötülük probleminin bir versiyonuna göre, delilci (veya olasılıksal) kötülük problemi diye bilinir, gereksiz kötülüğün var olması muhtemelse Tanrı’nın var olmaması muhtemeldir. Bunun sebebi Tanrı’nın varlığının gereksiz kötülüğün varlığıyla mantıksal olarak çelişkili olduğunun düşünülmesidir. Bazıları, bir kişinin bunu veya ilgili kötülük argümanlarını kabul etmesi durumunda pro-teizmi de kabul etmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Çünkü kötülük problemini kabul ediyorsa dünyayı kötü yapan belirli niteliklerin (gereksiz kötülük gibi) Tanrı’nın varlığı ile çelişkili olduğuna inanıyordur. Fakat Tanrı varsa, bu kötü yapan nitelikler var olmazdı, ve bu yüzden dünya daha iyi olurdu. Dolayısıyla, kötülük problemini ateizm lehinde bir sebep olarak kabul eden bir ateist, tutarlı olmak için, pro-teist olmalıdır (Penner ve Arbour 2018).

c. Anti-Teizm Ateizmi Gerektirir

Son olarak, bazı kişiler anti-teizmin doğru olması durumunda ateizmin doğru olacağını savunmuştur. Tanrı mutlak iyi olduğuna göre, Tanrı her zaman daha kötüden ziyade daha iyiyi meydana getirmelidir. Ne var ki, anti-teizm doğruysa, Tanrı’nın her zaman daha iyiyi meydana getirmediği durumlar vardır. Fakat Tanrı her zaman daha kötüden ziyade daha iyiyi meydana getirmiyorsa o halde Tanrı yoktur. Bu yüzden, anti-teizmin doğruluğu ateizmin doğruluğuna işaret etmektedir. Dahası, teizmle ilişkilendirilen herhangi bir olumsuz özelliğin (örneğin, belirli tür mahremiyetlerin eksikliği) ateizm için kanıt olduğu söylenmiştir. Çünkü mutlak iyi bir Tanrı ile ilişkilendirilen herhangi bir olumsuz özelliğin olması mantıksal olarak imkansızdır (Schellenberg 2018).

7. Gelecek Yaklaşımlar

Belirtildiği gibi, pro-teizm ve anti-teizm aksiyolojik soruya karşı şimdiye kadar literatürde en çok dikkat çeken iki kapsamlı cevaptır. Çağdaş din felsefesinin çoğunun Hristiyan teizmine odaklandığı düşünüldüğünde, teizmle ilişkilendirilen birçok avantaj ve olumsuz yönün aynı zamanda genelde Hristiyanlığın Tanrı tasavvuru ile ilişkilendirilmesi şaşırtıcı değildir. Bu göz önüne alınırsa, azınlık görüşler daha çok dikkati hakediyor görünmektedir. Ek olarak, dini ve din-dışı diğer dünya görüşlerinin karşılaştırmalı aksiyolojik analizleri  tartışmayı daha ileri taşıyacaktır.

a. Farklı Cevapların İncelenmesi

Daha önce söylendiği gibi, aksiyolojik soruya verilen, üstünde daha fazla durulması gereken en az üç cevap daha vardır. İlki sükutçuluktur. Sükutçuluğu savunmanın bir sebebinden daha önce 2.bölümde bahsedilmişti. Zorunlulukçu teist Tanrı’nın var olmadığı hiçbir dünyanın olmadığını düşünür, ve zorunlulukçu ateist Tanrı’nın var olduğu hiçbir dünyanın olmadığını düşünür. Bu görüşlere bakılırsa ve aksiyolojik sorunun karşılaştırmalı yargılar hakkında bir soru olduğu göz önüne alınırsa, ilgili karşılaştırmayı yapmanın imkansız olduğu düşünülebilir. Yukarıda bahsedildiği gibi, bu karşıt olasılık endişesinden kaçınmanın bir yolu, karşılaştırmayı metafiziksel olarak mümkün dünyaların değil de epistemik olarak mümkün dünyaların arasındaki bir karşılaştırma olarak düşünmek olabilir. Sükutçuluk için başka bir sebep de dünyaların bir şekilde birbiriyle temel olarak ölçülemez olmaları ve bu yüzden karşılaştırılamaz olmaları olabilir (Kraay 2018, 13). Bir elmanın tadını iyi yapan şeyin bir peynirin tadını iyi yapan şeyden tamamen farklı olduğunu düşünün. İkisi de yiyecek olmasına rağmen bunları aksiyolojik olarak karşılaştırmak mantıklı değildir. Bu, ölçülemezliği anlatmak için basit bir örnektir (Kraay 2011; Penner 2014).

Aksiyolojik soruya ikinci ek cevap agnostisizmdir. Bu görüşe göre aksiyolojik soru prensipte belki cevaplanabilir olsa da, şuanda cevabı bulacak iyi bir konumda değilizdir. Dolayısıyla, aksiyolojik soruya cevap hakkındaki yargımızı askıya almalıyız. Bu görüşü destekleyecek bir düşünce, bu farklı dünyaların değerlerini yargılamak için gereken tüm ilgili bilgilere sahip olup olmadığımız hakkındaki şüpheciliktir. Yalnızca bu değil, belirli bir dünyayı iyi yapan ve kötü yapan özellikleri belirleyebilsek bile, o dünyanın toplam değerini anlamak için bütün bu özellikleri nasıl bir araya getirebileceğimizi bilmiyor olmaktan da endişe duyabiliriz. Bu yüzden, agnostik, dünyalar hakkında değer yargılaması yapmak için iyi bir konumda olmadığımızı savunmaktadır, böyle yargılamalar prensipte mümkün olsa bile (Kraay 2018, 10-11).

Aksiyolojik soruya üçüncü ek cevap nötralizmdir. Bu, Tanrı’nın varlığının dünyalara aksiyolojik bir fark katmadığı iddiasını içermektedir. Belki Tanrı değerlidir ama dünyanın değerini hesaplarken değerlendirmeye alınmamalıdır. Veya belki de kişi, teizm ile ateizmin aksiyolojik değerlerinin tam olarak aynı olduğuna inanıyordur (Kraay 2018, 14). Sükutçuluk, agnostisizm, ve nötralizm tabi ki aksiyolojik soruya verilen yegane ek cevaplar değildir, fakat onlar teizmin aksiyolojisine yönelik farklı perspektifler hakkında yapılacak daha fazla soruşturma için bir başlangıç noktasını temsil etmektedir.

b. Diğer Dünya Görüşleri

Aksiyolojik soru yalnızca teizm (ve ateizm) hakkında sorulmasına rağmen, diğer dini ve din dışı dünya görüşleri hakkında da sorulmaması için prensipte bir sebep yoktur. Aslında, ‘teizmin aksiyolojisi’ ismi literatürün şimdiye kadarki çok sınırlı odağını açığa vurmaktadır. Ve yalnızca genel olarak ‘teizm’e değil spesifik olarak ‘monoteizm’e odaklandığında daha da kısıtlıdır. Güncel tartışmanın genişletilebileceği birkaç yol vardır. Örneğin, panteizm Tanrı ile Evreni bir bütün olarak düşünür. Panteizm hakkında aksiyolojik soru mantıklı olmayabilir (veya yeniden tanımlanması gerekebilir) çünkü Tanrı’dan bağımsız dünya değeri panteizm doğruysa pek mantıklı değildir. Panenteizm evreni Tanrı’nın bir parçası olarak düşünür ve böylece benzer bir endişeden payını alır. Veya Hinduizm gibi politeistik bir dinde aksiyolojik soru birçok farklı Tanrı için sorulabilir. Hinduizm’in birçok farklı tanrısının her biri kendine özel yegane aksiyolojik değere sahiptir. Dahası, her bir tanrının değerinin ayrı ayrı mı yoksa hepsinin birlikte mi değerlendirilmesi gerektiği sorulabilir. Son olarak, Budizm’de kötülük kavramının varlığının hiç açık olmadığını düşünün. En azından, Budizm’deki kötülük anlayışı Yahudi-Hristiyan geleneğinin kötülük anlayışından oldukça farklıdır. Bu, değerlendirilecek şeyin daha ilk başta kendi değerlerini dayanak almadan, onun hakkında objektif aksiyolojik yargılarda bulunmanın mümkün olup olmadığı sorusunu gündeme getirmektedir. Bu kaygıların ortaya konmasının sebebi şunları göstermektir ki, aksiyolojik soru oldukça kapsamlıdır ve yalnızca teizm ile ateizmin değil, ayrıca diğer dini ve din dışı dünya görüşlerinin de değerlerini hesaplamak için  daha çok çalışma yapılması gerekmektedir.


8. Referanslar ve İleri Okumalar

  • Azadegan, E. (2019) “Antitheism and Gratuitous Evil.” The Heythrop Journal 60 (5): 671-677.
    • Argues that personal anti-theism is a form of gratuitous evil.
  • Cottingham, John. (2005) The Spiritual Dimension: Religion, Philosophy and Human Value. Cambridge: Cambridge University Press.
  • Chalmers, David (2011) “The Nature of Epistemic Space,” in Epistemic Modality Andy Egan and Brian Weatherson (eds) Oxford: Oxford University Press, pp. 60-106.
    • Provides a model of epistemic possibility.
  • Davis, S.T. (2014) “On Preferring that God Not Exist (or that God Exist): A Dialogue.” Faith and Philosophy 31: 143-159.
    • A simply written dialogue discussing different ways of defending both anti-theism and pro-theism.
  • Dumsday, T. (2016) “Anti-Theism and the Problem of Divine Hiddenness.” Sophia 55: 179-195.
  • Hedberg, T., and Huzarevich, J. (2017) “Appraising Objections to Practical Apatheism.” Philosophia 45: 257-276.
  • Hendricks, P. and Lougheed, K. (2019) “Undermining the Axiological Solution to Divine Hiddenness.” International Journal for Philosophy of Religion 86: 3-15.
    • Argues that theistic goods could be experienced in a world where God doesn’t exist.
  • Kahane, G. (2011) “Should We Want God to Exist?” Philosophy and Phenomenological Research 82: 674-696.
    • This is responsible for starting the axiology of theism literature is the first statement of the Meaningful Life Argument for anti-theism.
  • Kahane, G. (2012) “The Value Question in Metaphysics.” Philosophy and Phenomenological Research 85: 27-55.
  • Kahane, G. (2018) “If There Is a Hole, It Is Not God-Shaped.” In Kraay, K. [Ed.] Does God Matter? Essays on the Axiological Consequences of Theism. Routledge, 95-131.
    • Argues that God isn’t required to get many of the theistic goods mentioned by pro-theists.
  • Kraay, K.J. Ed. (2018) Does God Matter? Essays on the Axiological Consequences of Theism. Routledge.
    • This is the only edited collection on the axiological question and contains essays addressing a wide variety of issues from well-known philosophers of religion.
  • Kraay, K.J. (2018). “Invitation to the Axiology of Theism.” In Kraay, K.J.[Ed.] Does God Matter? Essays on the Axiological Consequences of Theism. Routledge, 1-36.
    • An extremely detailed survey chapter of the current debate including helpful prompts for further discussion.
  • Kraay, K.J. (2011) “Incommensurability, Incomparability, and God’s Choice of a World. International Journal for Philosophy of religion 69 (2): 91-102.
  • Kraay, K.J. and Dragos, C. (2013) “On Preferring God’s Non-Existence.” Canadian Journal of Philosophy 43: 153-178.
    • Responsible for identifying many of the more fine-grained answers to the axiological question.
  • Linford, D. and Megill, J. (2018) “Cognitive Bias, the Axiological Question, and the Epistemic Probability of Theistic Belief.” In Ontology of Theistic Beliefs: Meta-Ontological Perspectives. Ed. Mirslaw Szatkowski. Berlin: de Gruyter.
  • Lougheed, K. (2017) “Anti-Theism and the Objective Meaningful Life Argument.” Dialogue 56: 337-355.
    • Defends the Meaningful Life Argument against Penner (2018).
  • Lougheed, K. (2018a) “The Axiological Solution to Divine Hiddenness.” Ratio 31: 331-341.
    • Argues that a world where God hides is more valuable than a world where God’s existence is obvious and a world where God doesn’t exist.
  • Lougheed, K. (2018b) “On the Axiology of a Hidden God.” European Journal for Philosophy of Religion 10: 79-95
    • Argues that we cannot tell whether a world where God hides is more valuable than world where God’s existence is obvious.
  • Lougheed, K. (2018c). “On How to (Not) to Argue for the Non-Existence of God.” Dialogue: Canadian Philosophical Review 1-23.
    • Argues that pro-theism is not easier to defend than anti-theism.
  • Luck, M. and Ellerby, N. (2012) “Should we Want God Not to Exist?” Philo 15: 193-199.
  • Mawson, T. (2012) “On Determining How Important it is Whether or Not there is a God.” European Journal for Philosophy of Religion 4: 95-105.
  • McBrayer, J. (2010). “Skeptical Theism.” Philosophy Compass 5: 611-623.
  • McLean, G.R. (2015) “Antipathy to God.” Sophia 54: 13-24.
  • Metz, T. (2019). God, Soul and the Meaning of Life. Cambridge University Press.
    • An introduction to different theories of what constitutes a meaningful life.
  • Mugg, Joshua (2016) “The Quietist Challenge to the Axiology of God: A Cognitive Approach to Counterpossibles.” Faith and Philosophy 33: 441-460.
    • Applies a theory from the philosophy of mind to solve the worries about whether the axiological question is intelligible.
  • Penner, M.A. (2018) “On the Objective Meaningful Life Argument: A Reply to Kirk Lougheed.” Dialogue 57: 173-182.
    • Replies to Lougheed (2017).
  • Penner, M.A. (2015) “Personal Anti-Theism and the Meaningful Life Argument.” Faith and Philosophy 32: 325-337.
    • Develops Kahane (2011) into a more detailed version of the Meaningful Life Argument for anti-theism, but ultimately rejects it.
  • Penner, M.A. (2014) “Incommensurability, incomparability, and rational world-choice.” International Journal for Philosophy of Religion 75 (1): 13-25.
  • Penner, M.A. and Arbour, B.H. (2018) “Arguments from Evil and Evidence for Pro-Theism.” In Kraay, K.J. [Ed.] Does God Matter? Essays on the Axiological Consequences of Theism. Routledge, 192-202.
  • Penner, M.A. and Lougheed, K. (2015) “Pro-Theism and the Added Value of Morally Good Agents.” Philosophia Christi 17: 53-69.
    • Argues that God’s existence adds value to the world since God is a morally good agent.
  • Rescher, N. (1990) “On Faith and Belief.” In Human Interests. Stanford: Stanford University Press, 166-178.
    • The first time the axiology of God’s existence is explicitly mentioned in the contemporary literature.
  • Schellenberg, J.L. (2006). Divine Hiddenness and Human Reason. Cornell University Press.
    • This book represents the first statement of the argument from divine hiddenness as discussed in the contemporary literature.
  • Schellenberg, J.L. (2015) The Hiddenness Argument: Philosophy’s New Challenge to Belief in God. Oxford University Press.
    • A statement on divine hiddenness intended to be accessible to a wide audience.
  • Schellenberg, J.L. (2018) “Triple Transcendence, the Value of God’s Existence, and a New Route to Atheism.” In Kraay, K.J.[Ed.] Does God Matter? Essays on the Axiological Consequences of Theism. Routledge, 181-191.
  • Van Der Veen, J. and Horsten, L. (2013) “Cantorian Infinity and Philosophical Concepts of God.” European Journal for Philosophy of Religion 5: 117-138.
  • Williams, B. (1981) “Persons, Character and Morality,” in Moral Luck. Cambridge: Cambridge University Press.

Kirk Lougheed-The Axiology of Theism“, (Erişim Tarihi: 11.02.2021)

Çevirmen: Evren Yüksel

Çeviri Editörü: Semih Esmer Gözen

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Ötanazi veya İyi Ölüm - Nathan Nobis

Sonraki Gönderi

Tanrı'nın Sıfatları - Bailie Peterson

En Güncel Haberler Analitik Felsefe