//

‘They’ Zamirinin Tekiline İhtiyacımız Var: Ve Bunun Yanlış Bir Şeymiş Gibi Görünmesi Uzun Sürmeyecek – Stephanie Golden

Editör notu:

Türkçede zamirlerin cinsiyeti yoktur. “O” zamiri hem kadın hem erkek için kullanılır.  İngilizcede ise “o” kelimesi kadın ve erkeğe göre sırasıyla “he” ve “she” olarak ifade edilir. İngilizcede cinsiyet açısından nötr olan “they” zamiri “onlar” anlamına gelmektedir ancak nötr olan tek zamir olması dolayısıyla normalde tekil olan “she” ve “he” zamirlerinin yerini alması gerektiği önerilmektedir. Yazıyı düzenlerken bu kelimeleri olduğu gibi bırakmanın yazıyı daha anlaşılır kılacağını düşündük. Keyifli okumalar.


Metin editörlüğü yapmayalı onlarca yıl oldu ama Chicago Manual of Style ile olan uzun ve güvene dayalı ilişkimden vazgeçmedim. Bu nedenle, Chicago’nun Associated Press (AP) ile birlikte geçen yıl tekil zamir olarak ‘they’ kullanımını kabul ettiğini öğrendiğimde, buna uymaya hazırdım. Yine de herkes benim gibi değildi. Cinsiyet ayrımı gözetmeyen zamirler yaygınlaştıkça, ‘zamirlere savaş’ anlatıları tuhaf bir şekilde tanıdık geldi ve şunu fark ettim: bunu daha önce iki kez yaşamıştım.

1968’de Encyclopaedia Britannica‘da genç bir editör olarak Webster’s Third New International Dictionary, Unabridged (1961) üzerinde çalışıyordum; bu sözlük, insanların gerçekten konuştuğu konuşma dili adına rafine ‘edebi’ dili bir kenara bırakarak saygın ve kusursuz ikinci basımdan ayrılmıştı. Bu sözlüğün yayınlanması, kelimenin tam anlamıyla felaket ve dünyanın sonu hakkındaki kehanetleri çağrıştıran bir etki yaratmıştı. William Shakespeare’in Troilus ve Cressida‘sından alıntı yapan eleştirmen Dwight Macdonald, 1962 yılında The New Yorker’da Webster‘s’ın evrendeki uyum ve düzenin ‘ipini çözdüğünü’ ve bunu kaosun izleyeceğini yazdı. Ancak ben sözlüğün abartılı, gösterişli dili reddetmesini sevmiştim ve tire işaretlerini kaldırma ve görünürdeki her şeyi küçük harfle yazma uygulamasını seve seve takip ettim.

Birkaç yıl sonra, Oxford University Press’in New York şubesinde bir makale editörü olarak, bir sonraki tartışmalı kullanım değişiminin yapılmasına yardımcı oldum. Feminizm güç kazanmaya başlamıştı (tıpkı bugün ikili olmayan cinsiyet kimlikleri gibi) ve feministler cinsiyetçi olmayan bir dil için mücadele ediyordu, buna ‘men’ ve ‘he’ kelimelerinin alternatifleri de dahildi. 1974 yılında, McGraw-Hill Kitap Şirketi bildiğim kadarıyla bu değişimi gerçekleştirme konusunu ele alan ilk yayıncı, 11 sayfalık ‘Guidelines for Equal Treatment of the Sexes’ (Cinsiyetlere Eşit Muamele Rehberi) adlı bir kılavuz hazırladı.

Bir gün patronum bana bu kılavuzu verdi. Ben ‘feminist’ olarak biliniyordum ve sanırım beni bunun nasıl olacağını test etmek için bir denek olarak gördü. Her neyse, hemen üzerine atladım. McGraw’ın “man” kelimesinden ve erkek için kullanılan tekil “he” zamirinden kaçınmak için önerdiği geçici çözümler ‘fiili çoğul yapmak, ‘gereksiz cinsiyet zamirlerini ortadan kaldırmak için cümleyi yeniden ifade etmek’, ‘he or she, her or his’ kullanmak (kadın zamirini ilk sıraya koymaya nadiren cesaretim olsa da) ‘garip veya yapay bir yapı’ üretmekten kaçınmak için dikkatli bir şekilde ele alındı. Bu yüzden, yazarlarımın yazılarına zarar vermeden bu değişiklikleri yapmak için elimden geleni yaptım ancak bu biraz zor oldu. Bana bile ‘he or she’ demek garip ve tamamen tuhaf geliyordu. İnatçı (neredeyse tamamı erkek olan) yazarlarımdan gelen yanıtlar, öfke patlamalarından, İngilizce kullanımı ve geleneğin önemi üzerine verilen derin derslere ve orijinal ifadelerinin ne kadar daha doğru olduğunu gösteren nazik uyarılara kadar çeşitlilik gösteriyordu. Feminizm garip ve yabancıydı ve bu akademisyenlerin çoğu için yazılarını hırpalayabilecek kadar önemli görünmüyordu. Bu yenilikleri kendi başıma yapmaya çalışıyordum; Oxford’da McGraw’da olduğu gibi bir politika yoktu. Bundan kurtulmuştum. Çünkü genç, kadın ve doktorasız olmama rağmen onların gözünde 500 yıllık edebi otoriteyi temsil ediyordum.

Bugün, cinsiyetçi olmayan dilin o dönemde ne derece tepki gördüğünü hatırlamak oldukça zor. New York Times Magazine’de yayınlanan McGraw kılavuzundan yapılan uzun bir alıntıyla öfkeli tepkiler ortaya çıktı: Bir mektupta, ‘Dilin arındırılması yoluyla toplumu reforme etmek için bir komplo hazırlanıyor… masum çocuklar ‘Orwellci editörlerin’ oyunlarıyla geleneksel rollerin güvenliğinden uzaklaştırılacak’ diye uyarılıyordu. Yüzyılın başından beri var olan ama özellikle 1971 yılında Ms dergisinin yayın hayatına başlamasından sonra yaygınlaşan Ms sıfatı yıllarca bir karşı koymayla karşılaştı. 1975-1986 yılları arasında TheVillage Voice’ta önce editör, sonra da editör müdürü olarak çalışan Sonia Jaffe Robbins, bu solcu yayında bile, örneğin kadın oyunculardan ‘Miss diye bahsetmekte ısrar eden bir tiyatro eleştirmeninin direnişi ile karşılaştığını anlatıyor.

Şimdi sırada ‘they’ var ve bunun zor bir kavram olduğunu kabul ediyorum. AP Yayın Baş Editörü Paula Froke, “they” kelimesini tercih etmelerinin iki nedeni olduğunu belirtiyor: “Konuşma dilinde onlar kelimesinin tekil olarak kullanıldığının kabul edilmesi” ve “kendilerini erkek ya da kadın olarak tanımlamayan insanlar için bir zamire ihtiyaç duyulması”. İlk olarak ‘onlar’ zamirini kullanmak, ‘herkes kendi kimliğine en uygun kişi zamirine karar verebilir’ anlamına gelir ki bu insanların yüzyıllardır yaptığı şeydir; çoğumuz bunu zaten düşünmeden kullanıyoruz.

Ancak kimlik, toplum ve gerçekliğin kendi doğası hakkında temel soruları gündeme getiren ikinci kullanımı büyük bir tepkiyle karşılaştı.

“Carey makes themself coffee every morning – they hate tea’’ (Carey her sabah kendilerine (themself) kahve yapar, onlar (they) çaydan nefret ederler) gibi bir cümle, dilbilgisinin yerleşmiş kurallarını ihlal eder. Lisa told me they love gardening (Lisa bana bahçeciliği sevdiklerini(onlar/they) söyledi) demek, varlığın temel sınıflandırmalarını sorgulatır. Birçok insan için ‘they’, uyumsuzluk ve karmaşa anlamına gelen bir sözcüktür.

Yine de Webster‘ın üçüncü baskısı ve cinsiyetçi olmayan dili kıyamete neden olmadı. Aslında, yenilikleri beklenmedik bir şekilde normalleşti. 1989’da Simon & Schuster’da telif ve üretim editörü olarak çalışmaya başlayan Diane Aronson, orada ve diğer yayınevlerinde üzerinde çalıştığı kişisel gelişim kitaplarının yazar ve editörlerinin çoğunun cinsiyetçi olmayan bir dil kullanmak istediğini belirtti. Yazarlar, editörler ve yayıncılar bu tür bir dilin ‘okuyucular için sıcak bir ortam yaratmak açısından önemli’ olduğunu düşünüyor.

Dil evrim geçirir ve hiçbir homurdanma ya da kural dayatma bunu durduramaz. Ancak daha da önemlisi, adil olunması için ‘they’, ‘themself’ veya yaygın kullanıma ulaşan yeni cinsiyet ayrımı gözetmeyen zamirleri kabul etmek için çaba göstermemiz gerekmektedir. Erkeği ve kadını ‘erkek’ içine sıkıştıran bir dil, kadınları ayrı bir varlık olmaktan çıkaran bir toplumu yansıtmaktadır. Cinsiyet kimlikleri çeşitliliğini kadın ve erkek olarak daraltan bir dil, nüfusunun önemli bir kesiminin kimliğini ve varlığını kabul etmeyi reddeden bir toplumu yansıtmaktadır. Trans Allyship Workbook’ta (2017) Davey Shlasko şöyle yazmıştır:

Tekil “they” kullanımı karşıtlığı, ne tutarlı, tarafsız bir dilbilgisi standardını koruduğu için ne de iletişim ihtiyaçlarımıza hizmet ettiği için uygulanmaktadır. Uygulanmaktadır çünkü dil normlarının uygulanması güç yapılarının uygulanmasının bir yoludur.

Bu güç meselesi, bu kullanım değişikliklerinin üçünün de merkezinde yer almaktadır. Her durumda, değişim dışlanmış bir gruba ses verdi; bunlar eğitimli olmayan seçkin olmayanlar, kadınlar ve ikili olmayan cinsiyet kimliklerine sahip olanlar. ‘They’ özellikle doğru olmayabilir, ancak daha iyi bir şey bulana kadar buna ihtiyacımız var. Yıllarca “he or she” üzerine çalıştıktan sonra, iyi kullanıldığında kullanışsız olduğunu düşünmüyorum ancak diğer cinsiyet kimliklerini dışarıda bıraktığı için artık bırakmamız gerektiğine inanıyorum.

Macdonald, Webster‘ın üçüncü baskısını dili zayıflatmak, kalitesizleştirmek ve güzelliğini yok etmekle suçlamıştır. Ama insanlar hala güzel metinler yazıyor ve biz de tekil ‘they’ kelimesine alışacağız, tıpkı yüzyıllar önce ‘thee’ kelimesinin kullanımdan düşmesiyle insanların tekil ‘you’ kelimesine uyum sağlaması gibi. Bir zamanlar metin editörüydüm, her zaman bir dilbilgisi ineğiydim ve itiraf etmeliyim ki ” Carey makes themself coffee every morning” cümlesi beni biraz korkutuyor. Ama ne kadar sürerse sürsün korkmaya hazırım ki büyük olasılıkla bu korku çok uzun sürmeyecek.


Stephanie Golden – “We need the singular ‘they’ – and it won’t seem wrong for long“, (Erişim Tarihi: 27.01.2024)

Çevirmen: Özlem Kırtay

Editör: Beyza Nur Doğan

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Doğası Gereği Özgür: Özgür İradenin Biyolojik Kökleri – Anne Sophie Meincke

Sonraki Gönderi

Williamson, Karşıolgusal Epistemoloji ve Düşünce Deneyleri – Fatih S. M. Öztürk

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü